Denemeler

SEYİRCİ GİBİ SEYİRCİ OLABİLMEK
Okunma: 1863
.. .. - Mesaj Gönder


      Şehirlerimizdeki tiyatro salonlarının ve sahnelerin yetersiz olduğunu düşünsem de, tiyatro seyircisi kitlesinin hızla artan ivmesine hayran olduğumu belirtmeliyim. Amatör oyunlar da dahil, oyuncuların yıllardır boş bir salona oynadıklarını görmedim. Her hafta gördüğüm o sanatsever kalabalığı bana inanılmaz keyif veriyor. Ama aldığım keyfi sekteye uğratan bazı olumsuzluklar da yok değil maalesef.
      Yazacaklarımla kesinlikle bir genelleme yapmıyorum. Onlar kendilerini biliyorlar; merak etmeyin. Birincisi, bazıları tiyatro ile sinemayı birbirine karıştırıyor sanırım. Kendinizi oyuna kaptırdığınız, oyuncunun ağzından dökülen her kelimeye dikkat kesildiğiniz bir anda, açılan bir kola kutusunun tıslamasını ya da bir cips paketinin hışırtısını duyabilirsiniz. Bunlardan başka, arka sıralarda telefonla konuşanlardan tutun da, bacak bacak üstüne atıp, “Şak şak!” diye, taneleri misket büyüklüğünde olan kehribar tespihini çeken bir amcaya; insana bir turşu bidonunun önünde oturuyormuş hissi veren, ensenizde hissettiğiniz soluğu efil efil sarımsak kokan birine de rastlamanız mümkün salonda.
      Bundan 3 hafta önce, oyun sırasında yediği patlamış mısırın sesi yüzünden arkama dönerek uyarmak zorunda kaldığım delikanlı bu yazıyı okuyor mudur acaba? Sahne arasında kuliste konuştuğum oyuncu arkadaşlarımdan birisi de o sesten yakındı biliyor musunuz? O ses taa sahneden duyulmuş yani... Bunlar, bir kültür ve sanat yuvasına gelmiş insanlara hiç de yakışmayan davranışlar. Henüz üzerinden 2 gün geçmiş olan şu örneği de vermeden edemeyeceğim: Turşu kokusu neyse de, o gün yerlerine geçmeleri için yol verdiğim genç grubundan gelen buram buram içki kokusu çok üzdü beni. Muhafazakâr bir insan olduğumdan değil, bir tiyatro oyununa, bir sanat etkinliğine alkol alarak gelen bir nesil sahibi olma endişesi yüzünden.
      Bunların hepsini geçtim, gördüğüm şu büyük saygısızlığın telafisi asla yok. Ben de oyun yazarı kimliğimle tiyatro camiasının bir üyesiyim. Tiyatro, kâğıda dökülen metinlerin ezberlenerek karşılıklı okunduğu bir gösteri değildir. Yazım aşamasından, ezberine; provasından, dekoruna; ses düzeninden, ışığına kadar onlarca insanın ter döktüğü bir “canlı emek”tir. Karşınızdakiler, makinistin yansıttığı ışıktan perdeye vuran figürler değil, etiyle kemiğiyle canlı insanlardır. Bu yüzden oyunu salon adabıyla izlemek gerekir. Temsil başlayalı 4-5 dakika olmuş, oyuncu ve seyirci kendini tirada kaptırmış gidiyor. Tam o esnada ellerindeki çakmaklar ve telefonların ışıklarıyla, oturanların ayağına basarak yerlerine geçmeye çalışanlar peyda oluyor. Tabii ne sahnedeki sanatçı dostumuzda, ne de izleyici de motivasyon kalıyor. (O koltuk sıralarının arasındaki darlık nedir öyle kardeşim? Önünüzden on kişinin geçebilmesi için on sefer ayağa kalkmanız lazım. Veya ayakkabılarınızla vedalaşmanız...) Bir sigara eksik içip erken gelse olmuyor mu bu beyefendi ve hanımefendiler acaba? İnanın ben olsam, oyun saatinden sonra kapatırım tüm kapıları. Saygısızlık neymiş öğrenirler o zaman.
      Bunlar geç kalan saygısız grup. Bir de erkenciler var. Onlar daha da feci! Geçtiğimiz aylarda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği “Ne Dersin Azizim?” oyununu izliyorduk. Oyun 3 perde; yani uzun bir oyun. Son perdede uyuklayanlar neyse de, oyun devam ederken onlarca kişinin koltuklarından kalkıp, insanları yara yara salonu terk etmeleri yok mu... Yer yarılsa da içine girseydim dedim! Ben utandım sahnedeki ustalardan, o hareketin sahipleri yerine. Sinema salonunda mısın kardeşim? Bu hareket ne demektir? Sanatçıya, “Kalkın gidin!” demektir... “Oyununuz bir halta benzemiyor,” demektir... Hakarettir... Oyunun uzun olduğunu biliyorsun, sahne arasında gitsene madem...
      Eksikliğimiz burada işte. Sağlam bir izleyiciyiz ama “iyi” izleyici olabilmek için sahneyle bir alışveriş halinde olmalıyız. Susacağımız anı da, alkışlayacağımız anı da iyi tespit edebilmeliyiz. Oyun bitti mi? Sahnedeki oyuncuyu ayakta alkışlayın arkadaşlar. Oyunu beğenseniz de beğenmeseniz de onlar bu alkışı ayakta hak ediyorlar. Alkışlarken, karşınızda gazino şarkıcıları varmış gibi ıslıklar çalmayın. Onlar sahneyi terk etmeden, siz salon kapılarına hücum etmeyin.
       Yurdumuzdaki tiyatro sever kitlesinin büyüklüğü ve coşkusu gerçekten övünülesi bir durum. Ama biraz da “iyi” seyirci olmayı öğrenmemiz gerekiyor sanırım.
      Sevgilerle...
 
GAZETEMDEKİ "DAĞINIK ÇEKMECE" SAYFASINDAN BİR MAKALEM... 



.. ..



Yorumlar (3)
Mehmet Turgut 12.3.2012 16:11
Kültür ve eğitim meselesi üstadım.Kimisi dünyasından geçer izlerken çıtı çıkmaz.Kimisi tiyatroya gitmek için gider.Ama yinde tiyatromuz iyi durumda,tiyatroyu bilen seyircimizde az değil hani.

.. .. 12.3.2012 16:20
Haklısın Mehmet abi. Bunlar zaten zamanla oturacak alışkanlıklar. Bizim insanımız bir araya gelip boş inşaat temeli de seyreder, iki kişinin kavgasını da. Yeter ki bir kalabalık olsun. Ama tiyatro izlemek de bir maharet izler. Bunun yavaş yavaş olacağına inanıyorum.

Mücahit Korkmaz 12.1.2014 03:49
Çok güzel noktalara temas edilmiş bir yazı...
Hoşuma gitti açıkças ...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6120
2 Firari Fırtına 4190
3 Mustafa Ermişcan 3350
4 Hasan Tabak 3253
5 Nermin Gömleksizoğlu 2969
6 Uğur Kesim 2883
7 Sibel Kaya 2700
8 Enes Evci 2401
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2267
10 E.J.D.E.R *tY 2205

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1104 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com