Hikayeler

Bir Başka İzmit
Okunma: 2544
Filiz Erdoğan - Mesaj Gönder


                                         BİR BAŞKA İZMİT
 
          Zannederim ki İzmit denince aklına ilk önce pişmaniye gelen büyük bir çoğunluk vardır. Yakın zamana kadar ben de onlardandım. Bu nasıl değişti?
          Yeni bir şehir tanımanın, görmenin, gezmenin ayrıcalığını 40 kişi ile birlikte İzmit'in tanıtımı için yapılan bir gezide yaşadım.
          Karadeniz kıyısı ile yazlık bir şehir, fabrikaları ile sanayi şehri, geçmişi ile tarihi bir şehir. Tarihi sözüne takılabilirsiniz, yeni kurulmuş bir sanayi şehri imajı var evet ama kesinlikle yanılıyorsunuz.
          Arka bahçesinden Roma dönemi tapınak veya Roma tanrısı Herakles'in heykeli çıkan çok tatlı bir insan İzmit'te yaşıyor.
          İzmit, antik çağ adı ile Nikomedia, bir dönem Roma İmparatorluğu'na başkentlik yapmış, görkemli bir şehirmiş, fakat birçok deprem sonucu şehir yıkılınca eski ihtişamı kalmamış.
          M.Ö. 262 de Bythinia krallığının savaşlarla tahrip olmuş şehri Astakos'un yakınında yeni bir şehir kurulmuş. Kral Nikomedes buraya Nikomedia adını vermiş. Nikomedes bu yeni şehri nereye kuracağına karar vermek için bir kahinin sözünden yararlanmış; kurban edilen hayvanı bir kuş kapacak ve bıraktığı yerde şehir kurulacakmış. Böylece eski şehir Astakos'un karşı yamacına heybetli yeni şehir kurulmaya başlanmış, yani Nikomedia.
          Bugün Nikomedia'nın agorasından, yamaca kurulu tiyatrosundan, nekropolünden ve tapınaklarından hala izler bulabilirsiniz.
          Daha sonraki dönemde Nikomedia, Konstantinopolis'in kurulması ve depremlerin etkisiyle ihtişamını kaybetmiş.
          İzmit tarihinde çok deprem gördü. M.Ö 358 yılında olan deprem Marcellinus tarafından yazılmış bir metinde şu ifadelerle yer alır ; "....sonra sanki ilahi varlık en feci atışlarını yapıyormuş gibi şiddetli bir fırtına başladı ve sahili döven dalgaların seslerini duyduk, bunları kenti ve varoşlarını ters yüz eden çok sert bir deprem ile hava akıntılarının oluşturduğu çevrintiler ve suların fışkırması izledi. Evlerin çoğu kentin yokuşlarından  aşağı ve birbirlerinin üzerine yıkılmaya başlayınca  her yer tahribatın gürültüsüyle çınladı....."
          Felaketi duyan Libanius ağıtında depremi şöyle anlatır;"...üç dişli mızraklı ilah yeryüzünü vurdu ve okyanusu salladı, kentin temelleri dağıldı, duvarlar duvarların, sütunlar sütunların üstüne devrildi, tek parça heykeller şiddetli sarsıntı ile karışık bir yığın haline geldi..."
          Ne enteresan ki bir depremle yerle bir olmuş bu tapınaklar, sütunlar, heykeller, kabartmalar bir başka depremde (17 Ağustos 1999) tesadüfen ortaya çıkıyor Çukurbağ mahallesinde...
          İzmit'in bu M.Ö. ve depremli tarihinden sonra Selçuklu ve Osmanlı geçmişi de var. Gebze de klasik Osmanlı mimarisini gösteren 1529 tarihli Çoban Mustafa Paşa külliyesi görülmeye değer.
          Maşukiye, Kerpe, Kefken gibi muhteşem doğa harikalarına ne demeli?  
Maşukiye deyince havası, yeşilliği, alabalık çiftlikleri, lokantaları bir kere ile yetinilmeyecek kadar güzel. Doğanın içinde balığınızı yiyip, temiz havayı soluyup bir yürüyüş yaptınız mı herşeye değer.
          Sahile uzanınca Pembe Kayalar çok ilginç bir jeolojik yapıya sahip, suyun içinde yumuşak olan kayalar çıkarılıp hava ile temas edince sertleşiyor, bu özelliğinden dolayı tarihte birçok caminin yapımında kullanılmış.
          Kerpe'nin o temiz havasını, Karadeniz'in mavi sularını, girintili çıkıntılı kayalıklarını, sahilini bırakmayın ve bir gece mutlaka kalın. Moteller, pansiyonlarla birlikte yeni yeni oteller de yapılmaya başlanmış Kerpe'de.
          İstanbul'a 1,5 saat uzaklıktaki bu muhteşem doğaya bir haftasonu kaçamağı yapıp kendinize zaman ayırın. Buradaki haftasonu kaçamağı İstanbul'dan kaçmak anlamına geliyor ki inanın bu son zamanlarda İstanbul'da yaşayanlar için çok büyük bir ihtiyaç.
          Büyük şehir bütün hafta insanı boğup, üstüne geldikçe haftasonu kaçamakları daha da değerleniyor. İstanbul'a mesafesi ile de cennete çok yakınız diyebilirim.
          Belki dönerken Kandıra'dan taze balık alırsınız,akşamı da öyle şenlendirirsiniz. Kandıra'nın yoğurdu çok ünlüymüş ama ikisinden birini tercih etmek gerekecek sanırım. Kandıra'da eskiden keten yapımı yaygınmış ama şu an keten tohumları yetiştirilmiyor, bu güzel ve değerli kumaş hala ninelerin sandıklarında bulunuyormuş.
          O yeşillikleri bırakıp tekrar İstanbul'a dönmek zor olacak ama önce İzmit'e yeniden uğrayıp, Osmanlı sivil mimarisinden kalan ahşap evlerin bulunduğu Kapanca sokağına uğrayalım.
          19. yüzyıl halk yaşantısını bu sokakta o eski ahşap evlerin arasında hissedebilirsiniz. Bazı evler, duyarlı dernekler ve kuruluşlar tarafından onarılmış eski haline kavuşmuş. Bunların arasında halka açık olan Pembe Köşk'e uğrayıp bir sıcak çay içip soluklanabilirsiniz, üst kata çıkan merdivenlerin en üst basamağının altından çıkan kılıcın hikayesini dinleyebilirsiniz, geniş balkondaki rahat koltuklara kurulup İzmit'e yukarıdan bakabilirsiniz.
          İzmit'te ayrıca İstanbul dışında günümüze kalan tek Osmanlı Sarayı olma özelliği olan Abdülaziz'in av köşkünü de görebilirsiniz. Maalesef biz gezimizde Barok tarzı bu yapıyı teller arasından görebildik. Depremde zarar gördüğü için restorasyon çalışması yapılıyordu. Söylentiye göre bahçesinde antik çağdan  kalma Herakles heykeli de dinleniyormuş. Bu köşkte Atatürk de bir süre kalmış ve Fransız yazar Claude Ferrare ile burada görüşmüş. Bu kadar tarih size yetmezse açık hava müzesini de gezip kendinizi doyurun tarihe.
          İstanbul'a dönmek sorun değil acele etmeyin ve bir pişmaniyeciye uğrayın derim.
          Yazıyı pişmaniye ile açtım onunla kapatayım. Pişmaniyeyi yerim, severim de ama nasıl yapılır hiç bilmezdim. Can pişmaniye bize imalathanesini gezdirdi. İki saniyede ağzımızda erittiğimiz tatlının nasıl yapıldığını görmemizi sağladı, o tel tel haline gelene kadar kaç kişinin uğraştığını görünce daha da yavaş yemeye başladım, hakkını vere vere...
          Yalnız sormayı unuttum. Neden pişmaniye? Zor olduğu için yaparken mi pişman oluyorlar; çabuk bittiği için yerken mi?
          İzmit denince aklınıza sadece pişmaniye gelmesin mutlaka gidin ve gezin...

 




Filiz Erdoğan



Yorumlar (5)
Verda Pars
Çok güzel bir yazı çok teşekkür ederim Filiz... Sen bence daha birçok şey yazabilirsin. Prag'ı anlatsana...

Filiz Erdoğan
ben teşekkür ederim burada yer verdiğin için.Prag için çok şey yazılmıştır mutlaka ama ben de deneyeyim kendi gözümden anlatmayı.İlk fırsatta göndereceğim.
Sevgiler

Verda Pars
tabiki yaz. her göz ayrı görüyo canım...  ben çok merak ediyorum pragı

Alara Soylu 13.08.2009 18:49

yavuz fidan 13.08.2009 23:04
İstanbul'un gölgesinde büyüyen bi çiçektir İzmit...Gezdim,gördüm ve İstanbulun taşeronluğunu yaptığını anladım...Eee üniverstesini kazanamadım diye hala içimde bi ukte yok değil...Aslında her şehir ayrı bi güzeldirde,kimi kendinden bişey bulur kimi bulmaz..Pişmaniye konusuna gelince Pişmaniyesiz İzmit öksüz kalır :)Güzel yazı eline sağlık...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6491
2 Firari Fırtına 4529
3 Mustafa Ermişcan 4011
4 Hasan Tabak 3661
5 Nermin Gömleksizoğlu 3283
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3166
7 Uğur Kesim 3124
8 Sibel Kaya 2995
9 Enes Evci 2693
10 Turgut Çakır 2363

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1836 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com