Hikayeler

HEP SENİ ARADIM
Okunma: 1304
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


HEP SENİ ARADIM
                                                                                          Seni seviyorum…

Çiçekli, uzun elbisesi ve pembe yeleğiyle çıktı evden.Koşuyor gibiydi.Vücudunda bir hafiflik vardı.Kısa saçları omuzlarına değiyordu. Saçı bir başkaydı bugün.Kıvırcık kıvırcıktı sarı saçları.Anlamını çözemediği bir tebessüm vardı yüzünde.Çantasını almamıştı yanına.Hiçbir ağırlık istemiyordu üstünde.Elinden gelse bedenini üstünden atacak sadece ruhuyla pervaz açacaktı bulutlara.Bugün mutluydu, hem de çok mutlu. Biraz korku vardı üzerinde.Kendisine yönelen birkaç erkek bakışını görmezden geldi.Başını yukarı kaldırdı.Leylekler.Ne işleri vardı onların bu şehirde?Göç için ne korkunç bir yol seçmişler diye düşündü.Ya da hep burdan geçiyorlardı da şehir hayatının telaşı insanları yukarı bakmaktan alıkoyuyordu.Unutturuyordu bir şekilde işte.Ya diğer unuttuklarımız? Eteğine baktı.Çok az etek giyerdi.Uzun zaman zaman sonra bu ilkti.Bugün ki birçok ilkten biri işte.Asfalt kenarındaki ağaçlık kaldırımdan yürümeye başladı.Başı yukardaydı.Söz vermişti, gülümseyecekti.Yeni öğrenmişti somurtmanın yüz tane yüz kasını gererken gülümsemenin sadece üç beş yüz kasını gerdiğini.Gülmenin vücuda endorfin salgıladığını, seretonen akışını hızlandırdığını yeni öğrenmişti.Ve son zamanlarda bunun gibi tıbbi birçok bilgi.Bir dondurmacıya rast geldi.Küçük bir dükkan.Adeti değildi ayaküstü birşeyler yemek.Ama bugün ilklerin günüydü.Selam verip ahududulu ve çikolata karışımlı bir dondurma istedi.Dondurmacıyla bir an göz göze geldiler.Afallamıştı adam.Ama bozuntuya vermedi.Hemen külaha dondurmayı koymaya başladı.Derin bir nefes aldı.Bugünü atlatırsa herşey yoluna girecekti.Dayanmalıydı.Sadece kısacık bir gün.O kadar kısa ki zamanında keşke gün yirmi sekiz saat olsa dediği kadar kısa.Aldı dondurmayı.Paranın üstünü almayacaktı ama vazgeçti.Dondurmacının parayı bozdurmasını bekledi.Tabi amaç para değildi onun için.Ne kadar da uzun sürmüştü.Alt tarafı para bozduracaksın be adam.Geldi dondurmacı. Yine gözlerinin içine bakarak aldı parayı.Hızlı adımlarla uzaklaşırken az önce kaybolan tebessümünü tekrar yakalamaya çalışıyordu.Nereye gitsem diye düşünürken biraz daha yürümeye karar verdi.İnsanları seyretti. İlerideki kırmızı ışıkta bekleyen arabalara takıldı gözü.Küçük bir çocuk şoförlerin ısrarına rağmen inadına arabaların camlarını siliyordu.On, on iki yaşlarında kara bi çocuk.Bu sıcak havaya rağmen üzerine giydiği kahve rengi kirli kazağına sildi burnunu.Burnundan çıkan pislik küçük bir hacim kaplasa da kazağında bir kurdele gibi duruyordu.Ona bakıyorlardı.Her bakıştan sonra elindeki dondurmadan koca bir ısırık alıyor, ısırık aldıkça da dişleri üşüyordu.Son kalan dondurma parçasını külahıyla beraber yedi.Ağzı donmuştu.Az kalsın tekrar çıkarıyordu ağzından.Dudak kenarları kirlenmişti.Peçete almamıştı dondurmacıdan.Dondurmacı ona öylece bakarken nasıl alabilirdi ki?Eliyle sildi ağzını.Bunları nasıl yaptığına kendi de inanmıyordu ama yapıyordu işte.Yürüdü…Daha fazla yürüdü.O yürürken arkasından hızla yaklaşan bir ayak sesi ona doğru yaklaşıyordu. Arkasına dönmekte tereddüt etti.Kapkaççı olabilir miydi?Belki bir hırsız.Belki de bir psikopat.Ya da, ya da, ya da sadece spor yapan biri. Kısacık saniyeler içinde aklından bin türlü düşünce geçti.Nihayet arkasını döndü.Kendisine doğru koşarak gelen elinde küçük bir defter ve kalem olan nefes nefese kalmış bir adam gördü.Tam dönmüştü ki adam yanında durdu ve konuşmaya başladı.Fakat o kadar yorulmuş ve nefesi kesilmişti ki ne dediği anlaşılmıyordu.Anlamsız anlamsız adamın yüzüne baktı.Adam anlamış olacak ki eliyle bir dakika anlamında bir işaret yaptıktan sonra soluklanmaya başladı.Saçını ortadan ikiye ayırmış,beyaz tenli boyuna göre uygun kiloda,kendisinden beş on santim daha uzun biriydi.Soluğu yerine gelince konuşmaya başladı.
-Çok özür diliyorum.Sizi yolunuzdan alıkoydum.Ama bu çok önemli bir durum.Yani benim için çok önemli bir durum.Bakın size saçma ,komik veya daha saçma gelebilir.İnanın ne diyeceğimi bilmiyorum.Ve kesinlikle sapık değilim.
İyice kafası karışmıştı.
-Kimsiniz?
-Ben yazarım.Aynı zamanda Vefa yım.Yani yazarım ve adım Vefa.Ben hep sizi aradım.Hem de çok.Bir kitap yazıyorum da.Kitabımın baş karakteri sizsiniz.Yani sizi gördüğümde kitabımdan kaçtınız sandım. Hayalimdeki kahramana o kadar benziyorsunuz ki.Lütfen müsaade edin size bir çay ısmarlayım.
Sapık olmadığını söylemişti.Ama fırsatı da kaçırmıyordu.Şu erkekler bir bayanı yola getirmek için kılıktan kılığa girerler sonrada umurlarında olmayız diye düşündü.Ama istemeden de olsa tam tersi mi diye de düşünmekten kendini alamadı.Muhtemelen kendisiyle dalga geçiyordu. Kendinden başka eğlenecek iyi oyuncak yoktu etrafında ne de olsa.Onca tedavi,onca ilaç,onca krizler sonrasında dışarı çıktığı ilk gün başına gelene bak.Ne kadar da kızmış ve üzülmüştü.Hastanedeki gibi bıraksaydı kendini soğuk zemine, debelenseydi yerlerde yine çılgınlar gibi, rahatlar mıyım diye düşündü.Enjektör yemekten delik deşik olmuş kollarına baktı.Söz vermişti hastanedeki Emine Hemşireye ve daha birçok çalışana.Tıp fakültesinde geçirilen yedi ayın ardından herşey bu kadar kolay olmamalıydı.Son sınıf tıp öğrencilerini ben mezun ettim diye düşünürdü hep.Tüm tahsillerini benim üzerimden öğrendiler.Abla derlerdi öğrenciler ona.Çok severlerdi onu.Bu yüzden söz istemişlerdi kendine iyi bakacağına dair.Şimdi o sözü tutma zamanıydı.Karşısındaki adam ona bakıyordu.Bir cevap bekliyordu belliki.Ama cevap gelmekte gecikince,
-Tek istediğim sizinle beraber olmak ve sizin hikayenizi yazmak, dedi.
Bir anlık bir tereddütle;
-Al bunun hikayesini yaz, dedi.
Elinde tuttuğu ,içinde bir tomar anahtar olan cüzdanı adamın kafasına öyle bir indirdi ki adam olduğu yere kapaklandı.Ardına bile bakmadan hızla uzaklaştı oradan.İlerideki taksicilerin adama doğru koştuğu görmüştü.Hiç durmadı,vazgeçti gezmekten.Eve doğru yürüdü.Ne kötü bir gündü! Kazandım derken kaybetmişti.Buraya kadar, ben bu yeni hayata alışamayacağım galiba diye geçirdi içinden.Mezuniyet törenini hatırladı birden.O tıp fakültesi öğrencileri diplomalarını alır almaz onun yanına gelip fotoğraflar çektiriyorlar, ablalarına doya doya sarılıyorlardı.Ailesi mezuniyete gelenler hep onu tanıştırıyordu ailesine.Aklına Fatma geldi. Bitlis ten gelmiş bin bir zorlukla okumuş tertemiz bir kız.Mezuniyette ona sarılıp
-Abla hayatta üzülecek o kadar şey var ki emin ol böylesi şeyler için üzülmeye değmez.Herkesin derdi kendine büyük biliyorum ama bir de etrafına baksan.Kolu,bacağı olmayan,evladını kaybeden,savaşlarla boğuşan, açlıktan ölen…Şükür be abla.Hayat dediğin kaç gün ki, demişti.
Tutamadı kendini.İyice kızaran gözlerinden küçük küçük yaşlar damladı. Ne kadar sürecekti bu durum.Artık kendinden küçüklerden bile nasihat alır duruma gelmişti.Gücünü ve dirayetini kaybetmişti.Küçük damlalar sele dönüştü.Sessiz hıçkırıkları yerini vaveylalara bıraktı.Kaldırımın ortasında elleriyle yüzünü kapatıp koşuyordu.Öyle ağlıyordu ki insanlar merakla ona bakıyordu.Sabah evden çıkmadan gözlerine çektiği annesinden kalma sürmeler akmıştı.Yüzünü silerken allık,sürme ve ruj birbirine karışmıştı. ”Yeter” diyordu sadece “yeter”.Deliler gibi koşup kendini apartmanın bahçesine zor attı.Merdivenleri yıkayan kapıcı Mahmut Efendi onu görünce hemen hortumu başka yöne çekti.İçi parçalanmıştı.Onun da bir kızı vardı aynı yaşta.Ne kadar zor bir durum diye geçirdi içinden.Balkonda çay içen emekli Mustafa Bey ve eşi Fahriye Hanım da bu duruma şahit olmuşlardı.Mustafa Bey,
-Mahmut Efendi ne oldu bu kızcağıza? Diye sordu.
-Ne olsun beyim o günden sonra ilk defa dışarıya çıkıyor.Alışamadı tabi yavrucak.
-Yazık kıza ayol.Allah düşman başına vermesin, dedi Fahriye Hanım.
Apar tomar açtı kapıyı.Aynanın karşına geçti.Bir süre öylece ağlayarak bakakaldı.Aynadaki yüze bakıyordu.Gözleri kızarmış, yaş dolu çirkin bir kız gördü aynada.Sağ eliyle cama bir yumruk salladı.Biraz önceki görüntü tuzla buz olmuştu.Görüntüdeki hayalet de.Olduğu yere çöktü.Elinden kanlar damlıyordu.Daha kan sıcak olduğundan acısını hissetmedi koca kesiğin.Çığlıklar çığlığı hıçkırıklar hıçkırıkları kovaladı.Eli çok acımış olacak ki bir an sol eliyle sağ bileğini tuttu.Kapıyı bile kapatmamıştı. Çığlıkları duyan Mahmut Efendi koşarak içeri geldi.Her yer kan olmuştu.O da kendinden geçmişti.Mahmut Efendi kendisine dokunur dokunmaz başı yere düştü.Bayılmıştı.
Gözlerini açınca karşısında kasketi önünde Mahmut Efendi ile beyaz önlüğüyle bir hemşire gördü.Ne zamandır baygın olduğunu sordu.Sadece yarım saat olmuştu.Oysa ona ne kadar da uzun gelmişti.Kolu sarılmıştı.Vücudunda bir sızı vardı.Onca çabadan sonra işte tekrar buradaydı.Buz gibi havasıyla hastene ortamı.İçine kara bir dev oturdu.Bitmeyecek dedi kendi kendine.Bununla yaşayacağım tüm hayatım boyunca.Daha doğrusu yaşayamayacağım.Utanıyordu.Mahmut Efendi nin yüzüne bakamadı.Başını öteki tarafa çevirdi.Bu da ne?Lanet olsun nerden çıktı bu?Bu oydu.Kafasını yardığı adam.Allah kahretsin.Onun ne işi var burda Hepsi onun suçuydu.Tekrar kafasını yarmak için birşeyler aramayı düşünse de serumuna bakan hemşire ve onu bekleyen Mahmut Efendi yi görünce vazgeçti.Ne istiyorsunuz benden, ne olur düşün artık yakamdan diye geçirdi içinden.Gözleri kapalıydı adamın.Uyuyor olmalıydı.Başını sarmışlardı.Elbisesinde ve yüzünde kan lekeleri vardı.Derin bir uykudaydı.Burun deliklerindeki pamukları sonradan fark etti.Üst dudağında da kan lekeleri vardı.Yüzüne baktı.Aniden baş gösteren öfkesi aynı hızla sönmüştü.Tekrar, tekrar baktı ona.Ne hale getirmişti onu.Koca adamın her yeri kan içindeydi.Bu kadar sert mi vurmuştu gerçekten?Yüzü kıpkırmızı olmuştu.Onu bu hale ben mi getirdim diye düşündü.Oraya en yakın hastane burasıydı.Tabi ya, o yüzden buradaydı.Bir kez de onun için üzüldü.Az önce içinde taşıdığı nefret yerini pişmanlığa bırakmıştı.Birini bu hale getirmek onun yapacağı iş değildi.Ama tek istediği eski haline dönmekti.Alaya alınmak istemiyordu.Bunu hak etmişti ama yine de kendine yakıştıramadı bu durumu.Mahmut Efendi ye gitmesini söyledi. Diretse de onun ısrarlarına dayanamadı adamcağız.Hem kendine de gelmişti ve durumu da iyiydi.Ona acıyan gözlerle bakarak gitti.Adama bakıyordu.Ne de masum görünmüştü o an.Sanki o değil de ben suçluyum diye düşündü.Ama böyle olacağını düşünmemişti.Kendini savunmak istiyordu.Güçlü olmaktı niyeti.Hemşireye durumunu sordu.Aldığı şiddetli darbenin etkisiyle kafası yarılmış.Yere yüz üstü düşünce de burnunu yere çarpmış.Epey kan kaybetmiş.Yüzü gözü toprak içinde getirmişler buraya. Çılgının teki dedi hemşire onun için.Biz onun tedavisiyle uğraşırken o kendine gelir gelmez elindeki kalemle not defterine birşeyler yazıp duruyordu, dedi.İşlem bittikten sonra serum verilince de uyumuş.Taksiciler bir kadının başını yarıp kaçtığını söylemişler.Ama o, o haliyle başını çarptığını öyle bir olayın olmadığını haykırıp duruyormuş.Çok kızdı kendine.Bir katil gibi hissetti kendini.Ona yaklaştı.O defter kucağında, kalkıp inen karnının üstünde öylece duruyordu.Çok merak etmişti.Neydi bu kadar önemli olan bu defterdeki?Yaralanmasına rağmen hala kucağındaydı.Onca hastaya aldırmadan göğsünün üstünden aldı defteri. Baştan sona bir sürü şey vardı.Son sayfayı açtı.-Arasında kalem olan sayfayı-Birden beyninden vurulmuşa döndü.Bu nasıl olur diye geçirdi içinden.Afallamıştı.Defterdeki son cümleler farklı bir kalemle yazılmıştı. Tekrar okudu.
Yazar parkta oturmuş hayalindeki kahramanı tasvir ederken gözlerine inanamadı.Kitabında ki kahraman sanki kitaptan kaçıp gerçek dünyaya gelmişti.Hızlı bir şekilde kahramanı takip etmeye başladı.Öyle güzeldi ki!Kahramanına yetişip onunla konuşmak istediğini ve onun yazdığı romanın kahramanı olduğunu söyledi.Tam onun romanını yazmak istediğini söylemişti ki kahramanın”Al bunun hikayesini yaz” diyerek başına vurduğu cüzdanın etkisiyle yazar yere yuvarlandı.
Olacak iş değildi.Gerçekten yazıyordu.Bir an kendinden geçti.İyi ama neden?Kim inanırdı ki buna?Kitapta ki kan izleri tazeydi.Yeni yazmıştı belli ki.Amacı neydi?Bu ne saçma durumdu?Kim yolda gördüğü bir insanın kitabını yazardı?Aman Allah ım dedi kendi kendine.Şimdi kendine iyice kızmıştı.Yüzüne baktı.Hiç farketmemişti ama çok masum duruyordu. Öylece bekledi birkaç saniye.Artık gitmesi gerekiyordu.Aklındaki bin bir soruyla, içindeki hayretle ve kalbindeki pişmanlıkla beraber terk etmesi gerekiyordu oraya.Bir daha onunla nasıl karşılaşacaktı?Bir daha nasıl yüzüne bakabilirdi ki?Gerçi bir daha onu görme ihtimali de yoktu ama…Oysa bir kerecik dinlese adamı bunlar olmayacaktı.Ne kadar aptalım diye geçirdi içinden.Herşey gibi bunu da berbat ettim diye kahroldu.Bir yandan kendine kızıyor bir yandan da böyle olacağını nasıl bilebilirdim diye kendini teselli ediyordu.Aynaya attığı yumruk,elinde ki kesik, ağlamalar ve krizler boşunaymış diye düşündü.Adam onunla dalga geçmiyormuş.Ama yine de bu çok sıradışı bir durum.Başkası olsa normal bir tepki verir miydi ki?Defteri tekrar göğsünün üstüne yavaşça koydu. Canı çok sıkılmıştı.Bütün hastalar ona bakıyordu.Arkasını döndü. Tam gidiyordu ki bir ses duydu
-Neşe!
Geriye dönmedi.Onun sesiydi bu.Neşe diye birini sayıklıyordu.Eşi yada sevgilisidir diye düşündü.Belki de kızı.Şimdi daha çok pişman ve üzgündü.
-Neşe
Sesi bu sefer dinçti.Ağlamamak için zor tutuyordu kendini.Biran önce gitmeliyim diye düşündü.Tam adamını atıyordu ki hemen solundaki yatakta yatan yaşlı bir amca,
-Kızım duymuyor musun kocan seni çağırıyor, dedi.
Hiçbirşey anlamamıştı.Arkasına döndü.Adam ona doğru dönmüş usulca bakıyordu.Küçük bir gülümseme aldı yüzünü.Fakat derisi gerilince kafasındaki yara da gerilmiş olacak ki canı yandı biraz.Küçük bir ah etti. Yaşlı amca tekrar
-A kızım gitsene kocanın yanına, seni çağırıyor işte, dedi.
Hiçbirşey düşünemiyordu.Ona doğru üç küçük adım attı.Adam,
-Hoş geldin. dedi.
-Hoş bulduk.Ben….şey…nasılsın?
-Şimdi çok iyiyim
Utanıyordu.Başı yerdeydi.Özür dilemek istedi ancak konuşmamayı tercih etti.Adamın gözü onun koluna takıldı.Bandajı görünce kahroldu.Demek gerçekten kendisini yanlış anlamıştı.Biraz cesaretini toplayıp
-Buradan çıkınca artık bana bir yarım saatini ayırırsın değil mi?Hem kırılacak başka kafam da kalmadı, dedi.
Kafası yarılmış,burnu kanamış ve bunları yapan kadın şuan karşısında olmasına rağmen ona ilk söylediği şey randevu teklifiydi.Bu adam ya tam bir Casanova’ydı ya da tam bir deli.Biraz trajikomik buldu bu durumu. Kabul etti.Fakat doktorların onunla işi tamamen bittikten sonra.Birgün sonraya sözleştiler.O gece saatlerce uyuyamadı.Sürekli küçük aynada yüzüne baktı.Eliyle çökmüş gözlerine, kıpkırmızı burnuna, çatlamış dudaklarına ve çenesine dokundu.Artık kırılmak istemiyordu.Bir şoku daha kaldıramazdı.Bu yüzden çok dikkatli olmalıydı.Kimse onu üzmemeliydi. Sözleştikleri yere gitti.Oradaydı.Elinde küçük bir buket karanfil vardı. Masaya yaklaştı.Adam onu görünce hafif gülümsedi.Gözlerinin içine derince bir baktıktan sonra hoş geldin dedi.Oturdular.Karanfilleri uzattı. Çok mutlu olmuştu.O kendi özürünü diliyordu belki de.Peki ben nasıl özür dilemeliyim diye düşündü.Ama aceleye gerek yoktu.Herşeyi iyice ölçüp biçmeliydi.Çiçekler için teşekkür etti.Adam kendine çay ona ise onun isteğiyle kahve söyledi.Artık söylenmesi gereken şeylerin söylenme vaktiydi.Adam kırık dökük cümlelerle de olsa konuşmaya başladı.
-O gün, kafamı yarmadan önce de söylediğim gibi adım Vefa.Yazarım ben.Yaklaşık sekiz aydır bir kitabın üzerinde çalışıyorum.Hayalimde bir kahraman uydurmuştum.Bir hayaldi benim için o kahramana ulaşmak.Ta ki seni görene kadar.Her yere defterimle gidiyordum.İlhamın nerede ne zaman geleceği belli olmaz ne de olsa.Sonra seni gördüm.Ve iznin olursa kitabımı yazarken senden yardım isteyecektim.Ama seni görünce öyle heyecenlanmıştım ki söyleyeceklerimi bir türlü toparlayamadım.
-Kafasını göstererek- Sonrası da malum işte.
-Peki benim canlandırdığım karakter kim, Bayan Frankenstein mı?
-Hayır bunu da nerden çıkardın?
-Başka bir karakter düşünemiyorum.
-Bir aşk hikayesi yazıyorum.Sen de baş kahramansın.
-Aşk mı?Benim hayatımda ona yer yok ki.Hiçbir zamanda olamayacak.Bu durumda nasıl bir aşk kitabı yazabilirsin?Olmayan bir aşkın nasıl baş kahramanı olabilirim?
-Bunu ikimizde bilemeyiz.Sen sadece benim ilham kaynağımsın.
-Benden ne istiyorsun?
-Sadece gününün çok kısa bir zamanında seninle olmak.Kitabım için bu çok gerekli.Aklıma geleni defterime not edip akşamda daktiloyla temize çekeceğim.Kitabım bittiğinde çeker giderim.Sıkıldığın veya seni rahatsız ettiğimi düşündüğün an yine çeker giderim.Bunca zaman hep seni aradım durdum.Beyhude uğraşıyorum sanıyordum.Ama değilmiş kırma beni. -Kafasını gösterip hafif tebessüm ederek-Yani tekrar.

Aslına bakılırsa çılgınca bir durumdu.Ne diyeceğini bilemiyordu.Normalde kabul etmezdi.Ancak öyle şeyler yaşamıştı ki bunu bile sıradan kabul edebilirdi.Hem bey efendi birine benziyordu.Konuşması düzgün,kibar biriydi.Heyecanlanınca biraz farklı oluyordu ama yine de kötü birine benzemiyordu.Özrünü bu teklifi kabul ederek yapabilirdi.Adam
-Özrünü bu teklifi kabul ederek yapabilirsin, dedi gülümseyerek.
Ne yani içinimi okumuştu.Çok şaşırdı.Ancak şaşırmasına bile fırsat vermeden,
-Cevabını bekliyorum dedi.
-Peki kabul ediyorum dedi.Sana bir şey sorabilir miyim?
-Tabi ki
-Neşe kim?
-Sensin
-Ben mi?
-Evet kitabımdaki adın Neşe.Aslında bu saate kadar bu ismi kullanmakta doğru mu yapıyorum diye düşünüyordum.Zira çok sinirlisin.Ancak masaya oturup karanfilleri kokladığında yüzüne bir tebessüm oturdu.O kadar yakıştı ki sana.O an doğru ismi kullandığımı anladım.İstemeden de olsa seni üzdüğümü biliyorum.Ama ne olursa olsun sen tebessümünü kaybettme.Çünkü bu güne kadar onun kimseye bu kadar yakıştığını görmedim.

Sözcükler ağzından sihir gibi dökülüyordu.Uzun zamandır böyle sözler işitmemişti.Aslında hiç işitmemişti.Lisede kendisine kur yapan alt dönemdeki esmer tenli çocuğu saymazsa tabi.Yüzü kızardı.Gerçekten bu sözleri bana mı söylüyordu?Gerçek olamazdı.Muhtemelen kitabını yazmasına yardımcı olmayı kabul ettiği için o da minnetini bu sözlerle gösteriyordu.Yarın saat beşte buluşmak üzere ayrıldılar.Binmedi otobüse. Kucağındaki karanfillerle yavaş yavaş yürüyordu.Artık insanların onu görünce dönüp bir daha bakmalarına aldırmıyordu.Evine gelmişti. Çiçekleri vazoya koydu.Aynanın karşısına geçti.Üst çekmeceyi karıştırırken otobüste seyahat ederken yazdığı küçük bir dörtlüğü buldu.

Göz görmeyince gönül unutur dediler.
Allah ım ne de büyük yalanmış.
Şu aşıK halimle bir de alay ettiler.
Sevenin halinden bir Tek seven anlarmış.

Yırtıp attı kağıdı.Akşam olmuştu ama makyaj yapmaya karar verdi.Bu sefer biraz abartılı bir makyaj yaptı.Ruju iki defa sürdü.Bol bol rimel ve allık.Bir gece elbisesi giydi.Aynada kendine şöyle bir baktı.Beğenmemişti. Öylece yatağa uzandı bir müddet.Gözlerinde dökülmeyi bekleyen yaşlar vardı.Sıkıca kapatıyordu gözlerini ağlamamak için.Biraz sonra da yüzünü yıkadı.Hoşuna gitmemişti bu abartılı makyaj.Pencereden dışarıya uzaklardaki ışıklara baktı.Işıkların ardında gizlenen dağlara daldı gözü.Bu şehrin en büyük varlıkları onlardı ama bazen onlar bile görünmez olabiliyordu.Kaç kişi fark ediyordu ki onları.Yatağına girdi.Aklına küçükken babasıyla gittikleri dağ evi gelmişti.Bir sürü hayvanları vardı.Eve yakın bir yerde babasıyla her zaman gittikleri …Uyudu.

Buluşmaya iki saat vardı ama o hazırlanmaya başlamıştı.Kırılan aynanın yerine yenisini almıştı.Saçlarını düzeltiyordu.Kuaföre uğrayıp saçındaki kırıkları aldırmalıydı.Kötü duruyordu saçı.Bir ara gözlerinin içine baktı.Sanki gaipten bir ses ona şöyle diyordu: “ Ne yapıyorsun.İki tatlı söz duyduğun için, hem de samimi olduğundan emin olmadığı birinden, nedir seni böyle coşturan?”Bu kadar kapılmamalıydı bu işin rüzgarına.Neticede daha onu tanımıyordu ve kitabı bitince çekip gidecek bir daha yüzünü bile görmeyecekti.Ama uzun zamandır yabancı biriyle konuşamıyordu.Yalandan da olsa belki birinin ondan çekinmeden, tiksinmeden konuşması onu biraz olsun rahatlatmıştı.Uzun zamandır böyle bir huzuru arıyordu.Geç gelen ama ihtiyacı olan bir huzur.Tek isteği bunun böyle devam etmesiydi.Kimseden bir şey istemiyordu.Sadece sıradan biri olmak istiyordu.Başkaları gibi.Diğer insanlar gibi gülmek, ağlamak, gezmek,koşmak ve konuşmak.Uzun zaman sonra karşısına çıkan bu yabancı az da olsa yüreklendirmişti onu bu konuda.Ama yine de temkinli olmalı ve kendini hemen kaptırmamalıydı bu huzura.Bağlanmamalıydı bu şeye.Öncekilerin ne kadar acı verdiğini unutmamıştı.Vefadan nasibini almayan dostlar,dost gibi görünen alçaklar ve sürekli onu ağlatan acılar…Bu nedenle herşeye karşı tedbirli olmalıydı.Randevusuna bilerek yarım saat geç gitti.Oraya vardığında onu gördü.Öylece oturuyordu masada.Ellerinde yine karanfiller vardı.Çay bahçesinin kapısından girerken onun kalktığını farketti.Sadece yarım saat geç gelmişti ve o sadece yarım saat beklemeyi göze alamamıştı. Bir iki saniye kapıda bekledi.O yan kapıyı kullanıyordu.İyi ama nereye gidiyordu böyle telaşlı?Kapıdan çıkarken elindeki karanfileri çöpe attı.Demek bu kadardı?Keşke kafasını bir daha yarabilsem diye geçirdi içinden.Ne kadar aptal olduğunu düşündü.Ama o da ne?Çay bahçesinin hemen yanındaki çiçekçiye gidiyordu.Bir demet karanfil aldı.”Elimdekiler soldu da yenisini verebilir misiniz?Ona solmuş karanfil vermek istemem. ”Evet ağzından çıkan sözler buydu.Duymuştu söylediklerini.Allah ım bu adam kim?Eğer bu soruma cevap alamayacaksam bari şuan bana ne olduğunu söyle.Birbirlerini görmüşlerdi. Yüzünde yine aynı tebessüm vardı.Acaba onu görünce mahsus mu gülüyordu.Birden içine bir sıcaklık oturdu.Onun sabırsız biri olduğunu, gittiğini düşünürken onun bu hareketi çok hoşuna gitmişti.Ama ya mahsustan böyle bir oyun yaptıysa.Güven kazanmak için uydurulmuş bir numara da olabilirdi.Neden yapıyordu ki böyle birşeyi.Onu tanımıyordu bile.Çok mu kuşkucuyum acaba diye sordu kendi kendine.Ellerinde çiçeklerle ona doğru yaklaştı. Çiçekleri uzatıp yine o sıcak gülümsemesiyle ,
-Hoş geldin, dedi.
-Hoş bulduk, diyerek karşılık verdi.
Onun gösterdiği masaya oturdular.Sipariş verdikten sonra biraz bekledi. Neden yarım saat geciktiğini sormasını bekliyordu.Ama o hiç sormadı.Bu iyi bir şey miydi?Belki evet.Ama ya o yarım saat içinde başına bir şey geldiyse.Hiç mi merak etmiyordu?Eğer öyleyse ne büyük kabalık.Belki de neden geciktiğini söylemeye utanıyordur diye düşündü.Of neler saçmalıyorum ben diye geçirdi içinden.
-Birşeyler yazabildin mi bari, diye sordu.
-Hem de çok.Aradığın ilhamı buldum sonunda.
-Okuyabilir miyim?
-Normalde bir yazar kitabını bitirmeden okutmaz ama burada patron sensin.
Ceketinin iç cebinden o küçük defteri çıkardı.Ona doğru uzattı.Defteri alınca en son sayfayı açtı.Gözlerini kısıp dudaklarını hafifçe kıpırdatarak okumaya başladı.

“Kahramanıyla bir çay bahçesinde oturup çay içtiler.Yazar ona niyetini ve kitabı yazma aşamasında kendisine nasıl yardımcı olabileceğini anlatmıştı.O da kabul etmişti.Sonunda olmuştu.Çatlamış topraklara yağmur yağar ya yazarın da çorak topraklarına yağmur yağmıştı.Hem de sağanak yağmur.Öyle bir yazma hissi uyanmıştı ki yazarda, yazdıkça yazası geliyordu. Parmaklarının uyuşması kalemin ucunun sürekli kırılması etkilemiyordu onu.Hangi yazara kahramanıyla sohbet etme imkanı doğardı ki.”

Hafifçe gülümsedi.Ondaki bu coşku nereden geliyordu böyle.Eğer başkasını bu kadar heyecanlandıran kendiyse kendisi neden bu heyecanı yaşayamıyordu.Ama mum dibine ışık vermez değil mi?
-Beğendin mi? diye sordu.
Cevap vermedi.Yüzü hafif buruştu.Canı sıkıldı.Ağzında birşeyler geveliyordu.Birşeyler söylemek belki de haykırmak istiyordu.Ama dudaklarında bir terennüm vardı.Biraz daha sustu.Ona hiç müdahale etmedi.Belli ki zor anlar yaşıyordu.Sadece bekledi.Birkaç saniyenin ardından dudakları kıpırdamaya başladı.
-Yüzüme ne olduğunu sormayacak mısın?
-Hayır.Eğer anlatmak isteseydin sen zaten anlatırdın.
-Ne yani merak etmiyor musun?
-Şuan ondan başka şeylerin merakı içindeyim.Emin ol onu merak etmek son tercihlerim arasında.
-Peki neyi merak ediyorsun?
-Müsadenle o bende kalsın.
-Ablamın ikizlerini dolaştırıyordum.Park dönüşünde ellerimizde dondurmalarla yürüyorduk.Aniden arkamdan korna sesi duydum. Dönmemle bir arabanın bana çarpması bir oldu.Sonradan öğrendim. Yoldaki cam kırıkları arabanın tekerini patlatmış.Yolun sağ tarafında bir kafe vardı.Oraya çarpmamak ve daha fazla insanın ölümüne sebep olmamak için direksiyonu sağa kırmış arabanın şoförü.Yani benim üzerime.Çok şükür ki iki yeğenime de bir şey olmadı.Ama ben yüz yüz elli metre yüz üstü süründüm.Araba da takla attı.Zaten kendime geldiğimde kazanın üzerinden iki hafta geçmişti.Şoför de komadaydı.O benim katilim halkın kahramanı olmuştu.Yüzümü bu halde görünce herşeyi unuttum. Şikayetçi olmadım.Zaten olunacak bir durumda yoktu.Yedi ay hastanede kaldım.Normal tedavim üç bile ay sürmedi.Ama psikolojik tedavim aylar aldı.Nişanlım yüzümü bu halde görünce bilmiyorum belki de ailesinin ona yaptığı baskıyla nişanı atıp başka biriyle evlendi.Antidepresanlar, serumlar, narkozlar derken sağlığımda elden gitti.Anlayacağın sen kaybetmiş birinin hikayesini yazıyorsun.
-Yaşadıklarına kolay şeylermiş gibi davranmak ahmaklık olur.Seni anladığımı söyleyemem.Ama kazanıp kaybettiğini sen bilemezsin. Herşeyde vardır bir hayır.Sana bir hikaye anlatabilir miyim?
-Son zamanlarda o kadar çok dinledim ki anlatamam.Ama anlat bakalım.
-Bir zamanlar yaşlı bir çiftçi bir at almış.Aldığı at çok güzel bir atmış. Herkesler “çok güzel bir at almışsın senin için çok hayırlı olmuş, çok kar etmişsin aferin sana” demişler.Çiftçi bir işin hayır mı şer mi olduğunu ben bilemem.Siz de bilemezsiniz o yüzden öyle demeyin demiş.Çiftçinin büyük oğlu birgün ata binmiş ve at oğlunu sırtından atmış.Oğlunun bacağı kırılmış.Bu sefer komşuları” Sende de hiç şans yokmuş.Dağ gibi oğlun elden gitti.Şimdi tarlana ekip biçme de kim sana yardım edecek?Yazık oldu sana.Hiç hayır yokmuş bu atta.” demişler.Çiftçi yine”Öyle demeyin hayır mı şer mi ben bilemem.Siz de bilemez siniz.En iyisi hayırlısı olsun demektir. “ demiş.Bir müddet sonra ülkede savaş çıkmış ve eli silah tutan herkesi askere almışlar.Yanlız çiftçinin oğlu sakat diye almamışlar.Bu sefer komşular “ Ya sen ne kadar şanslısın bak herkesi savaşa götürdüler. Senin oğlun kaldı.Çok şanslısın.Oğlunun ayağının kırılıması senin için çok hayırlı oldu. “demişler.Çiftçi yine aynı sözleri söylemiş.Sonra savaş bitmiş ve savaşa giden bütün askerlere tazminat vermişler.Bu seferde komşuları “ Bak gördün mü herkes para aldı senin oğlun gidemedi diye para alamadı.Yazık sana.Hiç hayır yokmuş bu işte. “ demişler.Çiftçi” Ben size ne kadar desem de siz anlamayacak sınız.Hayır mı şer mi biz bilemeyiz.“ demiş.O yüzden başına gelenlerin hayır mı şer mi olduğuna sen karar verme.Zira gaybı sen de ben de bilemeyiz.

Çok etkilenmişti.Belki de dinlediği onlarca etkili hikayeden biriydi.Ama bunu iki gün önce kafasını yardığı ve iki gündür de onu çiçeklerle karşılayan bir yabancı anlatıyordu.Hem de onun için.Hafif bir rüzgar esiyordu.Derince onu gözlerinin içine baktı.Savrulan saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıken eli yanağına çarptı.Kocaman yara izi olan ve her baktığında midesini bulandıran yanağına.İlk defa yüzüne gözlerini kaçırmadan belki de tiksinmeden bakan birini görüyordu.Adam ilham gelmiş olacak ki birşeyler yazmak istedi.Ancak kalemini arabada unutmuştu.Bir dakikalığına izin istedi.O gidince kendiyle baş başa kaldı.Çay bahçesinde onca insan olmasına rağmen o sadece iki kişiyi görüyordu.Kendisi ve kalbi.Bir ara gözü karşı masada oturan çifte takıldı.Kadın izin alarak tuvalete kadar gitti.Genç adam o boşlukta kimseye çaktırmadan sağ işaret parmağıyla burnunu karıştırmaya başladı.Belli ki niyeti işini çabucak bitirmekti.Kimse görmesin diye de acele ediyordu. Ancak aradığı şey galiba epey derindeydi ki baya uğraşıyordu.Bir ara parmağının üçte ikisini burun deliğine soktuğuna yemin edebilirdi.Ve zafer onundu artık.Elindeki pisliği baş ve işaret parmağında yuvarladıkça yuvarladı.Ancak bir türlü elinden fırlatamıyordu.Kadının tuvaletten geldiğini görünce aniden panikledi ve elini masanın altına sildi.Tırnak ucunu da masa örtüsüne dokundurup tüm hijyeni sağlamıştı.Olanları seyrettikten sonra kendi işaret parmağına baktı.Gerçekten koca parmağın o küçücük deliğe nasıl girdiğini merak etti.Kısa bir tereddütün ardından parmağını burnuna soktu.Yavaş yavaş itekliyordu parmağını.Biraz canı yansa da iteklemeye devam etti.Aslında farklı şeyler denemek derken bunu kastetmiyordu ama değişimin iyisi kötüsü olmazdı.
-Bölmüyorum ya!
Aniden soluna baktı.O gelmişti.Afallamıştı.Ama işin garibi parmağı hala burnundaydı.Hemen çıkardı.Kıpkırmızı olmuştu yüzü.
-Şey şurda bir çift vardı da kadın gidince adam da aniden başladı. Ben de…Bunu da kitabını yazmayacaksın değil mi?
-Tabiki hayır.Hangi aptal yazar romanında böyle birşeyden bahseder ki?(!)
Bir müddet duraksadıktan sonra,
-Farkettin mi?
-Neyi?
-Heycanlanınca bana benzediğini.
Doğru söylüyordu.Kafasını yardığı gün aklına geldi.O da aynı böyle konuşmuştu.Eğer şimdi eline bir taş alıp kafasını yarsaydı ona bir şey demezdi.Biraz daha oturduktan sonra kalktılar.Onu evine bıraktı. Komşuları onu kibar bir beyefendinin getirdiğini görünce çok sevindiler. Normalde tam tersi bir durum olurdu.Ama bu istisnaydı.

Artık her gün bir iki saatliğine buluşup kitabı bitirmek için konuşuyorlardı.Çok mutluydu.Konuşmaktan zevk aldığı bir arkadaşı olmuştu.Sadece bir arkadaş.Çünkü daha fazlası olamazdı.Onu sevebilirdi. Ama bu iş olmazdı.Bu yüzden de işin o tarafını hiç düşünmüyordu.Ama birgün kitabı bitecekti.Ve epey yol kat etmişlerdi.Ve kitabı bittiğinde çekip gidecekti.Öyle anlaşmışlardı.Bu duygularla gitti bu gün ki randevuya.O yüzden biraz buruktu içi.Gökyüzü de maviliğini yitirmişti.O ise her zaman ki tebessümle karşılıyordu onu.Onda ki durgunluğa inat o çok enerjik duruyordu.Canının sıkkın olduğunu fark etti.Ama umursamadı.Çünkü bugün çok güzel bir gündü onun için.Çaylar da gelince suskunluğunu bozdu.
-Bugün kitabı bitiriyorum.
Şaşırmıştı.Böyle bir şey bekliyordu ama bu kadar çabuk da değildi işin açıkçası.
-Ne çabuk ,diyebildi sadece.
-Hayır tam zamanı artık.
Neydi bu acele.Yayıncı baskısı mı?Yoksa artık sıkılmışmıydı bu işten? Neyse artık. Birgün herşeyin bittiği gibi bu şey de bitiyordu.
-Herşeyin bitmediğini biliyorsun değil mi?
Aman Allah ım!Bunu sürekli yapması artık onu korkutuyordu.Gerçekten içini okuyabiliyor muydu?Paranormal olaylara ilgisi vardı.Psişik güçlere de inanrıdı.Galiba onlardan biriydi.Artık ciddi ciddi inanıyordu.
-Bitmeyen bir şey söyle bana
-Aşk
-Neden o zaman sevgililer ayrılıyor?Aşk bittiği için değil mi?
-Hayır aşk hiç başlamadığı için.Başlamayan bir şey nasıl biter ki!Aşk görmeyip duymayıp bilmeyip her türlü acıya katlanmaktır.Aşk acıya talip olmaktır.Bu yüzdendir aşkı bulmanın zorluğu.Herkesi sevebilirsin.Ancak herkese aşık olamazsın.Ölmeden mezara girmektir aşk.17.yy İngiltere sinde bazı kadınları krallık dışından biriyle beraber oldukları için diri diri yaktıklarını okumuştum.İşte böyle birşeydir aşk.Aşkta anlaşmak yoktur aykırılık vardır.Leyla ile Mecnun un,Kerem ile Aslı nın, Paul ile Virgini nin,Romeo ve Juliette nin birbirlerine kavuştuklarını düşünsene.Bu günlere ulaşır mıydı onların adı?Aşk yakından değil uzaktan sevmekle olur.Aşk görmekle değil hissetmekle,aşk görüntüyle değil gönülle olur.Hadi aklından çıkar onu dediklerinde çıkaranlar gerçekten aklıyla sevmişlerdir, yürekleriyle değil.Aşk seninle ilgi bir şey değil sana aşık olan kişiyle ilgilidir.Çünkü sana aşık olanın gözünde sen sen değilsin.Senin gözünde de o o değildir.Ne aşkını ne de maşukunu sıradan birşeymiş gibi gösteremezsin.
-Peki bak yüzüme.Bu yüze sahip olan birine kim aşık olur?
Onun çay bardağını tutan elini kavradıktan sonra hafifçe kendine doğru çekti.Elini kalbi üzerine koydu.
-O yüze değil belki ama bu kalbe olunur.
Ne olduğunu anlamamıştı.Eli titriyordu.Vücudunda dayanılmaz bir ateş vardı.Adrenalin hormonu harekete geçmişti.Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sanki göğsünden dışarı fırlayacaktı.Ne yapıyordu bu böyle?Aklı başından gitmişti.Onca bakışlara aldırmadan onun oturduğu sandalyenin önüne diz çöktü.Diğer elini de tuttu.Şimdi iki eli de onun avuçları arasındaydı. Gözlerinin içine bakıyordu.O ise çok utancından başını önüne eğdi. Vücudunda yanma vardı.İki parmağıyla çenesini tutup yukarı kaldırdı. Kızın utancından kaçırdığı göz bebeklerine baktı.
-Sana bunları söylerken bana bakmanı isterim.Beni dinle sonra istersen kafamı tekrar kırarsın.Olur mu ?
Küçük bir gülüş attı.O da ellerini tutan adamın gözlerine baktı.
-Bana soru sorma.Çok uzun zamandan beri hep seni aradım.Birgün bulacağımı biliyordum.Ve sonunda buldum.Sen yanımdayken uydurulmuş bir roman kahramanının ne önemi var?Sahte bir karakterle kısa bir rüya görmektense gerçek kahramanla sonsuz bir uykuya dalmayı tercih ederim. Yüzüne ne olduğu olduğu umrumda değil.Tek bir gerçek var ki o da seni çok sevdiğim.Ben yüzünün güzelliğiyle değil kalbimin bana fısıldadığı sesle hareket ediyorum.Ve o ses bana sürekli seni sevdiğimi fısıldıyor.
Eline boş çay bardağını alıp kızın eline tutuşturdu.Kendi cebinden iki alyans çıkardı.
-Şimdi var mısın benimle hiç bitmeyecek bir roman yazmaya.Eğer varsın müsaade et yüzükleri takayım.Yoksa bardağı kafamda kırabilirsin.

Ani bir hareketle boynuna sarıldı hem de sımsıkı. Boğarcasına sıktı boynunu.Başını omzuna yasladı.Sanki bulutların üstündeydi.Şaşkınlık ve mutluluk bir arada bir helezon oluşturmuştu başının üzerinde.Birbirlerinin parmaklarına yüzükleri taktılar. Ele ele ayrıldılar çay bahçesinden.Gökyüzü şimdi daha parlaktı.

Bugün çok ama çok güzel bir gündü her ikisi içinde. Herkes düğünlerine gelmişti.Oynayanlar,dans edenler, gülenler, ağlayanlar…Bazı genç kızların kendisini damada yakıştırmamalarına kulak asmamıştı.Numara değildi yüzlerindeki mutluluk ve içten tebessüm.Artık biraz daha büyümüş ve bazı şeyleri oluruna bırakmayı öğrenmişti.Nikah memurunun sorusuna ikisi de büyük bir iştahla evet demişlerdi.Sürekli gülümsüyorlardı.Her ikisinin de ailesi oradaydı ve mutlulardı.Herkesler damadın ailesinin tavrını merak ederken onlar hallerinden ve gelinlerinden gayet memnunlardı.Ah şu gelinlik!Herkesi güzel göstermeyi başaran tek kıyafet.Makyaj yapmamıştı.Ne ruj ne rimel ne de allık.Sevdiği adam onu saf haliyle sevmişti ya demek ki makyaj değildi insanı güzel gösteren.Saf , duru haliyle çıkmışlardı insanların karşısına.Oynamaktan yorgun düşmüşlerdi.Düğün bitmiş evlerine doğru yol almak üzere arabalarına binmişlerdi.Arabanın arkasına asılan dört teneke kutu ve sınırsız korna sesleri tüm caddeyi inletiyordu.Kulaklar da yorgun düştükten sonra araba yolculuğu da bitmişti.Apartmana girdiler apartman sakinlerinin alkışları arasında.Asansörde sadece birbirlerinin gözlerinin içine baktılar.Hiç konuşmadılar.Dairelerinin önüne gelmişlerdi.Adam hızlı bir hamleyle kızı kucağına aldı.O da elindeki anahtarla kapıyı açtı.Birlikte yatak odasına doğru yöneldiler.İkisi de yatağa oturdu.Adam kızın duağını açıp kızın alnına küçük bir öpücük kondurdu.Yanağından öpmek istemişti.Kız yanağına ona doğru çevirince o yüzünün diğer tarafını çevirip parçalanmış olan yanağını öptü.Alnını onun alnına dayayıp bir süre birbirlerinin nefeslerine çektiler içlerine.Sırt üstü uzandılar.El ele tutuşuyorlar, ellerini sıktıkça sıkıyorlardı.Her ikisi de tavana bakıyordu.Gün boyunca o kadar dolaşmışlar, oynamışlar ve gelen misafirlere sarılmışlardı ki yorgunluk yatağa uzanınca fark ettirmişti kendini.Ama keşke bütün yorgunluklar buna benzeseydi.Onlar böyle düşünüyordu çünkü.Adam birden bir iki dakikalığına izin istedi.Kapıdan çıkarken bir kez daha onun yüzüne baktı.”Seni seviyorum” dedi kısık bir ses tonuyla.Aldığı cevap gülümseyen yüzünü ve dudaklarını iyice germişti.Duşun yanındaki küçük odaya geçti.Önce derin bir oh çektikten sonra sırtını duvara dayadı.Gözleri odada gezdi bir süre.Hikayesini yazdığı küçük defterini bulup çıkardı. Çekmeceden kalemini de aldı.Masaya oturup parmaklarını şıklattıktan sonra defterin son sayfasını açtıktan sonra yazmaya başladı.
Yazar delice aşık olduğu, bundan yaklaşık bir buçuk sene önce arabayla ezip yüzünü parçaladığı roman kahramanıyla evlenip sonsuza dek bu sırrı kendinde saklayarak güzeller güzeli karısıyla ömür boyu mutlu yaşadı.
 
                                            
 
 
 
 



Kerem TEĞİN



Yorumlar (1)
Haşim KARACABEY 16.01.2013 23:21
valla brezilya dizileri gibi ters köşeye yatırdın bizi keremhocam:):)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6465
2 Firari Fırtına 4508
3 Mustafa Ermişcan 3979
4 Hasan Tabak 3637
5 Nermin Gömleksizoğlu 3263
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3134
7 Uğur Kesim 3107
8 Sibel Kaya 2974
9 Enes Evci 2674
10 Turgut Çakır 2349

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:4049 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com