Hikayeler

SIRADAN BİR ADAM
Okunma: 1389
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


                                                         SIRADAN BİR ADAM
                                                                                    Yaşamak istiyorum.Kendimce…

Yağmur şiddetini biraz daha arttırmış Beşiktaş iskelesi boğazda yüzen gemilerin kıyıya hediye ettiği dalgalarla dans ediyordu.Sahil boyunca uzanan vapurlar ve bir yığın insan.Simitçiler, boyacılar,uzaktan geçen balıkçı tekneleri…Her zaman ki yoğunluk.Ne güzel şehirdi şu İstanbul! Hele yağmur da yağınca adeta büyülü bir diyara dönüşüyordu.Deniziyle, boğazıyla, insanlarıyla bambaşka bir diyar.Gözleri Kızkulesi’ne takıldı.Nazlı bir prensese benziyordu.Etrafında gördüğü herşeye dikkatlice baktı.Kim bilir belki de kaç göz onun gördüklerini görmüştü?Kim bilir kaç insan gelip geçmişti bu büyülü şehirden?Kim bilir…?Elinde yarım sigarası, üzerinde siyah paltosuyla öylece kalabaklıkların arasından ilerliyordu.Yana taradığı gür saçları yağmurda sırıl sıklam olmuştu.Ama o bunu hiç dert etmiyordu.Yağmuru bir başka severdi.O yağsın da saçı mühim değildi.Paltosunun yakalarını kaldırıp eliyle yakasını sıktı.Islanmış sigarasından bir nefes daha çekti.Her zaman uğradığı simitçiden iki simit istedi.Simitçinin yanındaki boyacı hemen fırsatı ganimet bilip
-Vay abim gene erkencisin.Parlatayım mı takunyaları? dedi.
Gökyüzüne baktı.Bu havada ayakkabı boyanmazdı.Ama onu da eli boş göndermek istemiyordu.İzin verdi boyacıya ama sadece cila sürmesine. Simitçi simitleri poşete koymuştu.Boyacı epey zorlanmıştı anlaşılan ayakkabıları boyarken.Yağmur yememek içi sığındığı köşeden zorlukla görebiliyordu işini.Oturmak istemiyordu tabureye.Ama birinin ayaklarına eğilmesini de kendine yakıştıramayıp oturdu.Boyacının kirli elleriyle sürdüğü cilayı dikkatle izledi.Ayakkabısı cilalanınca cebinden elli kuruş çıkardı ve boyacıya uzattı. Kafasıyla selam verip oradan ayrıldı.
Boyacı:Hıh teres, bizi adam yerine koyupta konuşmuyor bile.Allah da malı böylelerine veriyor işte.Ne yaparsın yalan dünya.
Simitçi:Öyle deme iki cilaya adam elli kuruş verdi.Onun adeti değildir öyle çok konuşmak.İyi adamdır iyi.Hem arkasından konuşma
Simitçinin dediği gibiydi.Pek konuşmazdı.Hatta bazen o kadar olurdu ki etrafındakiler onu dilsiz zannederdi.Ama ne yapsaydı ki konuşmak istemiyordu.Konuşurdu aslında ama gerektiği yerde gerektiği kadar. Çünkü ona göre konuşmak bir ihtiyaçtı bir lüks değil.Havyar değil ekmekti konuşmak.Bazen kendine hamuş derdi bu yüzden.İşin açıkçası şikayetçi de değildi kendine taktığı bu lakaptan.Yüksek binalara baktı.Nasıl becermişti insanoğlu bunları yapmayı?Aşağıdan bakarken bile başı dönerken insanın, o kadar yükseklikte çalışan insanların olmasına şaştı.Kanatları olmadığı halde uçan insanları,aya çıkan astronotları, havada asılı duran tonlarca ağırlıktaki metal araçları düşündü.İnsan neler yapmayı başarmış diyiverdi içinden.İnsanı hayvanlarla kıyaslayanlara karşı bir teorisi vardı.İnsana hayvan diye hitap edilmesi -hakaret- yanlıştı.İnsan asla hayvanla eşit olamazdı.Ya hayvandan üstündür ya da daha aşağı.Asla nötr olma durumu yoktur.Akıl bu eşitliğin sağlanması izin vermez.Kaymakamlığa gelmişti. İçeri girdi.Yerleri süpüren yaşlı teyzeye günaydın dedi.Çaycı, temizlikçi kadın ve ondan başka kimsecikler yoktu binada.Boyacının dediği gibi yine erkenciydi her zamanki gibi.Çaycıdan iki çay aldı.Temizlikçi kadını yanına çağırdı.Bir bardak çayı ve simidi kadına uzattı.
-Ne zahmet ettiniz gene beyim?
Sadece gülümsedi.Karşılıklı oturdular.Yaşlı kadın biraz utangaç bir şekilde simitten bir ısırık aldı.Elindeki çayından küçük bir yudum aldı.Şimdi ağzındaki simit daha kolay çiğneniyordu.Nasıl bir şeydi acaba kadın olmak?Sadece cinsiyet miydi bir kadını bir erkekten ayıran?Peki ya duygular?Aynı hayata farklı bir pencereden bakmak.Bilirdi, genç bir delikanlı ile yaşlı bir amca bir olamazdı.Peki ya gencecik bir kızla saçları ağarmış, yüzü kırışmış bir teyzenin arasındaki fark neydi?Çözülmesi için hiçbir formülü olmayan ve çözülemeyecek çok zor bir havuz problemi. Ardına kadar kapanan koca bir kapı.Ne muamma!Bir oğlu vardı okuyan.Ondan başka da kimi kimsesi yoktu.Yaşlı kadını süzüyordu.Başı önde simidini yiyordu.Çayı höpürdetmemek için dikkat ediyordu kadın. Çekinse de başını ani bir cesaretle kaldırıp,
-Allah razı olsun senden beyim.Sayende yavrum üşümeden gidip geliyor okuluna.Kitaplarına da gözü gibi bakıyor.Yüzünü kara çıkarmayacak inşaallah.Çok üzülüyordu garibim kitabım yok diye.Arkadaşları da epey zengin.Onun için biraz boynu bükük kalıyordu.Ama sayende iyi şimdi. Derslerine de çok çalışıyor.E ne yaparsın, fakirlik beyim.Babası zamansız bırakıp gitti.Ne yapacaksın işte kader, dedi.
Kadının gözleri uzaklara daldı gitti.Simit boğazında düğümlenmişti. Ağlamaklı bir hal aldı yüzünü.”Ah be Mustafa şu yaşlı halimle oğlunu da beni de bırakıp gittin” diye geçirdi içinden derin bir nefes alarak.
Yaşlı kadını süzüyordu.”Zamansız gitti” demesi biraz tuhafına gitmişti.Şu dünyada hangi insanın gideceği zaman belliydi ki?Zamanının ne kadar olduğunu biliyor muydu ki zamansız gittiğini düşünüyordu.Birini söyle ki bana bu dünyadan erken yada geç gittiğini iddia etsin?Kendi de şaşırdı.Ben yaşayacağım kadar yaşadım artık bu kadar bana yeter diyen bir insan var mıydı şu dünyada? Oğlu da efendi bir çocuktu.Yüzü bembeyaz, yanakları da kızların ki gibi kırmızıydı.Bir an unuttu çocuğun adını.Zaten fazla da konuşmamıştı çocukla.Bir palto hediye etmişti.Ders kitaplarını da aldıktan sonra dikişi sökülmüş kadife pantolunun sağ cebine üçyüz lira sıkıştırıvermişti.Her hafta yanına uğramasını da tembihlemişti.Daha sonra ise vazgeçmiş harçlığını ona zarfın içinde annesiyle yollamaya karar vermişti.Sahi adı neydi ya?Hah bulmuştu.Ali.Edebiyat okuyordu.Ne güzel? Bir sürü kitap okuma fırsatı bulmuştu.Ve de birçok yazarı tanıma imkan.O da çok kitap okurdu.Belki de en büyük eğlencesiydi.Halit ziya,Ömer Seyfettin,Gothe,Sheakespare…Peki ya şiir?Şiir onun kalbinin bam teline basan mızraptı.Tüm farklılıklarını unutup sıradanlığın zevkini çıkardığı tek şeydi.Şiirin o efsunlu dünyasında dolaştıkça dolaşırdı.Koltuğuna biraz daha yaslandı.İri cüssesinin etkisiyle sandalyeden paslı bir ses çıktı.Bu ses yanındaki yaşlı temizlikçi kadını az önce daldığı rüyadan uyandırmıştı. Simit için teşekkür edip müsaade istedikten sonra yanından ayrıldı.O da mesai başlamadan son bir sigara yakmak için sigara odasına yöneldi.Bu arada diğer personel de yavaş yavaş gelmeye başlamıştı.O sigarasından derin bir nefes çekti.Sigarası bitmek üzereydi.Onun için sigarasının bitmesinin tek güzel yanı yeni bir tanesini yakacak olmasıydı.Ama bu sefer yapmadı.Çünkü mesai saatinin başlamasına iki dakika kalmıştı.Çok disiplinliydi.İşinde en ufak bir esneme olmazdı.Ellerini yıkayıp masasına oturdu.Her gelen personel ona günaydın deyip geçiyordu. O da kafası ile ve hafif tebessüm ederek onları selamlıyordu.Biraz sonra personel müdürü yanında genç ve güzel bir bayanla içeri girdi.Kadına etrafı gezdiriyor ve iş talimatı hakkında bilgi veriyordu.İşe yeni başlayacaktı belli ki.Personel müdürü anlatacaklarını bitirdikten sonra masa altı da görev yapan Sevim Hanım ı yanına çağırarak genç bayanı arkadaşlarıyla tanıştırmasını istedi. Sevim Hanım kadının yanına giderek önce kendisi tanıştı.Daha sonra teker teker masaları dolaştırıp genç kadını mesai arkadaşlarıyla tanıştırdı.Ah şu Sevim Hanım!Ne vardı sanki bu kadar kısa etek giyecek.Herkes ona bakıyordu.O da uzaktan onları seyrediyordu.Sırasıyla Engin Bey, Sinan Bey, Hakan Bey,Osman Bey, Rıza Bey ve Gül Hanım.Sıra ona gelmişti. Genç kadın ona doğru yaklaştı.Sevim Hanım ın konuşmasına fırsat vermeden
-Merhaba ben Esra, deyiverdi.
Ne güzel de gülümsüyordu.Gerçekten de çok güzel ve kibardı.Yanağındaki kırmızılık ne kadar sade ve güzeldi.Gözleri sanki yeni ağlamış gibi tertemiz ve pasparlaktı. Saçlarını topuz yapmış fakat uçlarını aşağıya doğru salmıştı.Karşısında fonu kötü ama objesi mükemmel bir resim duruyordu. Bugüne kadar kadınlar hakkında hiçbirşey düşünmemişti.Aslında şimdi de öncekilerden pek farklı değildi.Ama bu sanat harikasını diğerlerinden ayıran bir fark vardı.Saflık!İçinden geldiği gibi merhaba diyordu.Onca senedir bu dairedeydi.En güvenilir ve en çalışkanı oydu.Bugüne kadar böylesine içten merhaba diyeni görmemişti.Kendi adına küçük bir dileği vardı.Sonsuza kadar farkedilmemek ve sıradan bir hayat yaşamak. Kalabalıklar arasında yok olmak ve kimseye bir şey farkettirmemek.Ölümü bile sıradan olmalıydı.Yağmurlu bir günde kimsenin olmadığı bir yerde yapayalnız ölmek istiyordu.Hani mezarlıklarda sahipsiz mezarlar olur ya işte bu onun istediği şeydi.Nefret mi ediyordu insanlardan?Asla!Ama bir dost bulmuştu içinde .Ona sarılmış, onunla yaşamayı tercih etmişti.Sıradan biri olmak için sıradan bir dünya kurmuştu kendine.Bir bakanın dönüpte tekrar kendisine bakmadığı sıradan bir dünya.Bunları düşünmek bile ona mutluluk veriyordu.Sadece, sadece sıradan bir hayat!Çok mu şey istiyordu. Farklı olmak hoşuna gitmiyordu.Belki de o yüzden aradığı huzuru bulamıyordu.Ama şuan bunların hepsini unutmuştu.Sadece karşısında ona elini uzatarak duran orman perisine bakmak istiyordu.Aşık mı olmuştu acaba?Muhtemelen hayır.Hayatında hiç aşık olmamıştı.Bu bir eksiklik miydi?Belki.Vazgeçti bu düşüncelerden.Sadece önünde kibarca ona elini uzatan bu küçük ve sevimli bayanın gözlerine odaklandı.Çözemediği garip bir duyguydu.Ama bu şey her neyse onu çok sevmişti.Aklına anacığı gelmişti.Nasıl da annesine benziyordu.Onun ki gibi masum ve temiz bir yüzü vardı.Ah anacığım diye geçirdi içinden.Az mı kahrını çekmişti. Doğumunda yaşadığı talihsizlikler ve sonrasında yatakta geçirdiği tam yedi ay.Çok düşerdi annesinin üstüne bu yüzden.Kendini suçlu hissederdi.Ne vardı sanki o lanet olasıca kanal her zaman boş olduğu gibi o gün de boş olsaydı.Birgün olsun içinde suyun aktığını görmemişti.Ama kader işte.O gün sulama kanalı ağzına kadar su doluydu.Kasabanın dışında tandır için çalı çırpı toplamaya gitmişti.Dönüş yolunda Hacı Ramazangillerin itinden kaçayım derken kanala yuvarlanmış garibim.Bağırmaya bile fırsatı olmamıştı.Sırtına yüklediği çalıların altında kalmıştı.Hacı Ramazan ın küçük torunu Veysi görmüş bir ara.Basmış çığlığı ama nafile.Çıkarana kadar soluğu yetmemişti kadıncağızın.Cenazesinde son bir kez yüzüne bakayım derken annesinin biraz kırışmış ama o bembeyaz yüzünü görünce yığılıp kalmıştı olduğu yere.Zaten annesinin hatırına okumuştu.Yoksa memurlukta neymiş!Hayat akıp giderken günün dokuz saatini bir sandalye bir masada geçirmek hiç te ona göre değildi.Hem de haftanın beş günü!O na kalsa takar sırtına çantasını il il kasaba kasaba gezer,yeni yerler tanırdı.Seyyah olur giderdi Evliya Çelebi misali.Ama anacığının isteğiydi bu.Onu takım elbiselerin içinde görmek istiyordu.Görememişti ama o yinede üzerine düşeni yapmıştı.Ta onüçünde öksüz kalmıştı.O yaşında şehirdeki uzaktan akrabasının yanına gelip yatılı okula kaydettirmişti kendini.Babası desen zaten çocukken onları terketmişti.Anasıyla tartışırken birgün anası babasına seni gözüm görmesin defol git deyince gitmiş evden.Gidiş o gidiş.
Dalgın gözlerini kadına çevirdi. Elini uzatıp gülümsedi. Herkes masasına geçti.Yoğun bir tempo başlamıştı.İki saat sonra gözleri takıldı ona.Yeni başlamıştı işine.Ama iyiydi şu Esra denen kız.Yeni olmanın getirdiği bir çalışkanlık yoktu onda.İçten gelerek yapıyordu işini.Bir gözü pencereye ilişti.Yağmur sakin sakin yağıyordu.Uzun palmiye ağacının yapraklarından damla damla sular akıyordu.Yaşlı bir amca girdi kapıdan. Bir elinde bir tomar evrak diğer eli kalbi üzerinde derin nefes alarak etrafa bakınıyordu.Hiç boş sandalye yoktu.Çok yorulmuş olacak ki olduğu yere çömeldi.Biran göz göze geldiler amcayla.Onu yanına çağırdı.Sandalyesini ona vererek ne için geldiğini sordu.Gıda yardımı için gelmiş.Zorlukla nefes alıyordu.Ona bir bardak su getirdi.
-Ah şu gençler!Hiç terbiye kalmadı yahu.Ölsek hiçbirinin gıkı bilem çıkmaz.Bizim zamanımızda böyle miydi!Edep yahu edep!
Daldı gitti yine.Zamanı değiştiren neydi ki?Şimdi ki gençler kimin eseriydi?Topu sadece gençlere atmak ne kadar doğruydu?Karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak.Hıh ne kadar da anlamlı bir söz!Ama yine de geçmişe büyük bir özlem duyardı.Bıraksalar hayatının sonuna kadar büyüklerinden hikayeler dinleyebilirdi. Köydeki hayatı aklına geldi. Yağmur yağınca elektrikler kesilir, o da annesinin dizine yatar.Annesinden hikayeler dinlerdi.Diyardan diyara maceradan maceraya atılırdı.Ama bu durum farklı her yeni nesil bir öncekinin eseri değil midir?Gözleri yaşlı amcanın göz altındaki halkalarına takıldı.Kim bilir her bir çizik neyi anlatırdı?Yorgun gözleriyle bardaktaki suya bakıyordu adam.Anlatsa neler dökülürdü dudaklarından acaba?Ne hikayeler çıkardı bu yaşlı sineden? Peki ya sen, sen sıradan adam.Senin hikayen nedir?Yaşlı adamın kuru dudaklarında bir kıpırdanma oldu.Hala suya bakıyordu.Amca birden -gayri ihtiyari belki- konuşmaya başladı.
-Büyük kız benim tek dayanağımdı.Anası ölünce benim herşeyim olmuştu. Hergün yorgunluktan bitap düşünceye kadar çalışırdı.Her işimi görürdü. Küçüğü pek akıllı değildi ama can ne de olsa, birini ötekinden ayrı tutabilir misin beyim?Köyde bi delikanlı vardı.Allah var yakışıklı çocuktu.Amma pek tembeldi.İş görmez aylak aylak gezerdi.Benim büyük kızın da on da gönlü varmış.Sonra birgün bu delikanlı kızı istemeye gelmesin mi?Ama yanlış anlama beyim, büyüğünü değil küçüğünü.Yıkıldı gonca gülüm. Küçüğün de gönlü varmış.Vermem dedim.Ah dilim tutulaydı, Allah canımı alaydı da öyle demeseydim.Amma ne bileyim, iyi ediyorum sandımdı. Biliyordum çünkü büyük kızın durumunu.İki kardeşinde arası bozuldu.Ev bir mezarlığa dönüştü.Bir sessizlik çöktü ocağıma.Tıpkı hanımın öldüğü günlerdeki gibi. Kimse konuşmuyordu.Sonra birgün büyük kızım, o gençle benim küçük kızı birlikteyken yakalamış köy dışındaki harabelerin birinde.-Yüzü kıpkırmızı olmuştu-Şoka girmiş kızcağızım.O an aklını atmış. O olaydan hemen sonrada o gençle küçük kız kaçtılar. Sen sen ol, kız birini istedi mi davulcu da zurnacı da olsa ver beyim.Yoksa sonu kötü oluyor işte böyle.Konu komşu bizi sakız yapmış çiğniyordu ağzında.Büyük kız gözümün önünde eridi gitti.Gece gündüz gözleri boşluğa bakar dururdu. Sonra birgün o da gitti.Nerdedir ne yapar bilmem.Ah Iraz ım, ah benim gonca gülüm!Küçüğünden sonra haber aldık.Şimdi üçüncü çocuğuna gebeymiş.Damat kendini içkiye vermiş.Bi sürü de kumar borcu.Benim babam böyle adamların ölümü temiz olmaz derdi.Leşini ya bi derede bulurlar yada bir çöplükte.Olan evdekilere olmuş.Çoluk çocuk perişan. Kızın yanıma dönmeye yüzü yok, benim de ona bakacak gücüm. Görüyorsun ya şu merdivenleri bile çıkamıyorum.Kaldı ki yedi düvel öteden gidip kızı bulup getireceğim de ona bakacağım.Ya beyim hayat bu, ne zaman ne olacağı belli mi?Neyse beyim başını şişirdim.Sıram geldi sayılır ben gideyim.
Zorlukla kaktı yerinden.Koluna girip onu masa üçe kadar götürdü.Masasına geçti.Gözleri tekrar Esra Hanım a takıldı.Onun hikayesi var mıydı acaba?İstemeden gülümsedi.Hikayesi olmayanla karşılaşmamıştı ki bügüne kadar.Hayat bir film insanlar ellerinde kamera kendi hikayelerini çekip oynuyorlar.Hikayesiz olur mu hiç. Kendisinin de bir hikayesi olmalıydı.Sıradan insanların hikayesi gibi.Yaşanılması gereken ve yaşanılan.Esra Hanım la göz göze geldiler bir an.Üçüncü kez olmuştu bu. Mola vakti gelmişti.Önce bir sigara yakmak için kalktı sonrada tuvalete gitti.Diğer görevliler hem sigara içiyor hem de lotodan bahsediyorlardı. Sinan Bey masa altıdaki Sevim Hanım ın takılarından bahsediyordu. Onun pahalı ve nasıl aldığını çözemediği takılarından.Konuşurken de elindeki kalemi sıktıkça sıkıyordu.Rıza Bey ise elinde iki fatura, ağzında sigara hesap yapıyordu.Sigarasından çıkan duman gözlerini yakıyordu.O da hafifçe gözlerini kısıyordu.Sevim,Gül ve Esra Hanımlar onların yanına geldi.Sinan Bey hemen sesini kesip onları selamladı.
Gül Hanım:Yahu gene mi toto loto burasını kumarhaneye çevirdiniz.
Rıza Bey:Valla ben masumum.
Sevim Hanım:E evli olunca insan cesaret edemiyor bu işlere.
Rıza Bey:Yahu ne alakası var.Bizde toto ya yatıracak para mı var.Bunlar genç işi şeyler.
Küçük bir sessizlik oldu.Gözler yeni gelen Esra Hanım a takıldı.İlk gün utangaçlığının aksine gayet cesaretliydi.Dik duruyor ve konuşanın gözlerinin içine bakıyordu.Birşeyler söylemek istiyordu.Sormakla sormamak arasında kararsızlık yaşarken ağzından bir anda çıktı sözler.
-Masa dörtteki arkadaş ne kadar da sessiz.
Engin Bey:Bırak canım onu.Antikanın tekidir.Herifi koskoca müdür yaptılar da beyefendi sırf o külüstür sandalyesini bırakmamak için terfiyi kabul etmedi
Esra Hanım:Gerçekten mi
Osman Bey:Sorma fena takıntılıdır.Allah var bak çok çalışkandır,işini çok iyi yapar ama dediği gibi çok antika.Herşeyi kafasına takar.Hayatı kendine zehir etmeyi çok sever.Bıraksan ömür boyu konuşmaz.Üç günlük dünya! Ne diyor Ömer Hayyam bir şiirinde:Sür sefanı!Bırak hayatı akışına değil mi?Kiminle pazarlık edeceksin? Allah la mı?
Bir kahkaha koptu dudaklarında boğazlarını yırtarcasına.Esra Hanım da gülüyordu.İyi ama neden?Gerçekten söylediği şey komik miydi yoksa ortama ayak uydurmak için mi onlara katılıyordu?O sırada tuvaletin kapısı açıldı.Oydu.Elinin ıslaklığı gitmiş nemliliği duruyordu.Hepsinin yüzüne baktı.Teker teker dolaştı gözleri onların gerilen dudaklarını. Diğerlerinin ise yüzünü buz kesmişti.Adeta dona kaldılar.Bakışları öne eğildi.Yanlızca Esra Hanım ona bakıyordu.Yanakları kızarmıştı.Gözlerini Esra Hanım dan kaçırıyordu.Kalın dudakları titredi.Hiçbirşey demeden çekip gitmeyi seçecekti yine.Ama Esra Hanımla istemeden de olsa göz göze gelince bir an duraksadı.Belki bu sefer bir tepki verecekti.Kendi de bilmiyordu.Bir iki saniye öylece kaldı.Konuşacak gibi oldu.Konuşmakla susmak arasında kaldı.O ikinci şıkkı seçmişti.Kırılmadı, darılmadı. Saflığına inandığı birinin tanımadığı halde kendisi hakkında yapılmış boş bir şakaya gülmesine şaşmıştı sadece.Boşverdi.Geçip masasının başına oturdu.Önce bir şey arıyormuş numarası yapıp masasının çekmecelerini kurcaladı.Sonra müsvedde bir kağıt çıkarıp bir şeylerle uğraşıyormuş gibi yaptı.Oysa tek yaptığı şey boş sayfaya imzasını atmaktı.Çünkü onların gizli bakışlarından kurtulmanın tek yolu buydu.Diğerleri tedirgindi.Ne yapar eder yolumuza taş koyar bu adam diye düşünüyorlardı.Ne de olsa en eski ve en tecrübeli memur oydu.Kaymakam bile onu çok severdi.O ise sıkılmıştı.Kendisine baktıklarını biliyordu.Söyledikleri sözlere değil ona bakmalarından şikayetçiydi.Alışıktı bu kalabalık bakışlara.Ve sitemkardı bu konuda.Esra Hanım da bakıyordu.O kadar sıkmıştı ki bu bakışlar onu soğuk havaya rağmen terlemişti.Mesai başlayınca gömdü kafasını evraklara. Gün bitine kadar da başını kaldırmadı.İş bitiminde ise arkadaşlarının (!) bakışları arasında usulca çıkıp gitti.Hayret yağmur durmamıştı.Binmedi otobüse.Durakta kendilerini herhangi bir arabaya atıp yağmurdan kurtulmak isteyen bir sürü yolcu vardı.O yağmura ve yolculara inat yürümeyi tercih etti.Terminale gitti.Yolcuları seyredecekti yine. Binlerce sıradan insan ve binlerce sıradan hikaye.Tam hayal ettiği gibi.İş yerindekiler aklında bile değildi.İçi o kadar genişti ki yüreği birşeyi içine attı mı orada kaybolur giderdi.Yolcuları, şoförleri, muavinleri, hamalları bir süre seyretti.Metro istasyonunun önünde bir sigara daha yaktı.Sigarası bitince paltosunun yakalarını kaldırıp ellerini cebine koyup eve doğru yola yürüdü.Yemek yiyip tekrar çıkacaktı. Taş plakları vardı.Batı ve doğu müzikleri karışımı.Zaten müzik ayrımı yapmazdı.Yerli yabancı herşeyi dinlerdi. Sadece türkünün yeri ayrıydı onda.Klasik müziği tercih etti bu kez.Yemek yapacaktı çünkü.Türkü dinledi mi sözlerini tefekkür ederdi. Ama yemek yaparken bunu yapamayacağından sadece müziği tercih etti. Antonio Vivaldi nin bir plağını koydu.Dört Mevsim eşliğinde menemen yapmaya başladı. Menemen ve Dört Mevsim.Komik bir durum diye düşündü.O da güldü bu duruma. Gömleğini sıyırmış, atletiyle kalmıştı.Koca cüssesi daha da belirginleşmişti.Omzunda çıkan seyrek ama uzun siyah kıllar beyaz atletin rengiyle tam bir tezat oluşturuyordu.Malzemeleri atıp ocağın altını yaktıktan sonra elini kitaplığındaki en kalın kitaba attı.En son okuyup kıvırdığı sayfayı aradı.Sayfayı bulunca gözlüğünü takıp kitabı okumaya başladı.Şems-i Tebrizi yi anlatıyordu kitap.-Tebriz in Güneşi ni- O kocaman cüssesinin yanında gözlük o kadar küçük duruyordu ki!Ayna da -tevafuk- kendini görünce onun da tuhafına gitmişti. Menemen olmuştu. Yumurtalar tam pişmemiş domates ve biberler iyice ölmüştü.Tam kıvamında!Çay her daim hazırdı zaten.Bir bardak yıkayıp masaya koydu. Yarım ekmeği alıp masasına kuruldu.Üç beş lokma aldıktan sonra canı sigara çekti.Yemekten kalktı.Gözü, üç yıl önce bir kitapçı duvarında görüp satın aldığı tahta üzerine yazılmış söze ilişti. Başını avuçlarının arasına alıp hayatım alt üst oldu diye isyan etme.Sen ne biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmadığını! Acı bir gülümseme aldı yüzünü. Banyoya doğru yürüdü. Kirlenmiş olan gömlek ve pantolonunu makineye attıktan sonra yenilerini giydi.Çocukken annesinin aşağı köydeki Abdülkerim Hocaefendi den yaptırdığı muskayı yeni giydiği atletine çengelli iğne ile geçirdi.Yağmur durmuş hava soğumuştu.Paltosunu sırtına vurup taş plağı durdurduktan sonra kapıya yöneldi.Dışarıya baktı kapıdan. Karanlıktı heryer.Sokakların, caddelerin köşelerini sarıp sarmalayan bir duygu geziniyordu.Yoksa ölüm müydü köşelerde gezinen? Bir iki saniye içinde gözü karanlığa alıştı.Biraz daha seyretti dışarıyı. Nereye gideceğini bilmiyordu.Sadece yürüyecekti.Derin bir nefes alıp kapıyı çarptı.Kimsesizdi sokak.Kimsesiz.Sadece o ve karanlık.Onun tek ilham kaynağı ve dostu.Ona doğru attı adımlarını.Ona gitti.Onun oldu. Karanlıkta kayboluncaya kadar yürüdü.Ondan geriye kalan tek şey ise doğuştan sağ bacağına göre kısa olan sol bacağına takılan ökçenin sesiydi.

                                                  … Kerem TEĞİN'in aynı adlı romanından kısaltılarak aktarılmıştır.
                                                                    Kerem TEĞİN



Kerem TEĞİN



Yorumlar (1)
Haşim KARACABEY 16.01.2013 23:19
yusuf atılgan ın zebercet ine benzemiş buradaki kahraman ama sonu şaşırtıcı...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6465
2 Firari Fırtına 4508
3 Mustafa Ermişcan 3979
4 Hasan Tabak 3637
5 Nermin Gömleksizoğlu 3263
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3134
7 Uğur Kesim 3107
8 Sibel Kaya 2974
9 Enes Evci 2674
10 Turgut Çakır 2349

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3969 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com