Hikayeler

SONRASI AYRILIK
Okunma: 851
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


SONRASI AYRILIK
                                                                                     Sonrasıydı beni gülümseten…

Kot pantolun giymemeliydim o gece.Hava o kadar soğuktu ki iliklerime kadar işliyordu buz gibi hava.Tüm pantolonlarımı yıkamıştı annem.Bu yüzden de tek kuru olan pantolonomu giymek zorunda kalmıştım.Üç gündür burnumu çekmiştim o geceden sonra.Ama beni hasta eden soğuk hava değildi.Anneme bakıyorum da şimdi halinden gayet memnun.Meşhur ayran çorbasını nasıl yaptığını öğretecek bir öğrenci bulmuştu kendine.Yine de o pantolonu giymemeliydim.Adetimdir istasyonlara, terminallere gidip yolcuları seyretmek.Nerden gelirler, nereye giderler hiç bilmem.Aslında bu daha çok zevk verir bana.Binlerce sıradan insan ve binlerce sıradan hikaye.Hamallardan tut,işletme sahiplerine oradan da yolculara kadar bir sürü insan.Tren istasyonlarını daha çok seviyorum.Hem çok kalabalık değil hem de ayrı bir havası var.Keşke bir makinist olsaydım.Telefonların çekmediği, ıssız bucaksız tarlaların olduğu yerlerden ben de geçseydim.Ne yazık ki bunları sadece yolcuyken yaşayabiliyorum.Bazen içim bunalır, canım sıkılır.Atarım kendimi tren istasyonuna.-Bazen diyorum ama pazar geceleri mutlaka giderim.- Bir iki yolcu görüp bi de sıcacık bir oralet içtim mi geçer can sıkıntım. İstasyonlarda sıkılmaz ki insanın canı.O gece de öyle yaptım.Soğuk havalarda kot giyilmezdi ancak başka pantolonum yoktu.İşin açıkcası yeni aldığım deri ceketin üstüne de tam oturmuştu.Yine istasyona gidiyordum. Zaten yeni evimize yakındı.Gidinceye kadar bacaklarım buz tutmuştu.Bu kot pantolonlar soğuğu hemen çekiyorlardı.Donmuştum.
Almanların ülkemize verdikleri tek güzel şeylerdi şu tren istasyonları.Alman mimarisini yansıtan çok güzel yapılar.Ama işin kaymağını yemişlerdi tabi.Kurtuluş Savaşı zamanında yapılan antlaşmaya göre Türkiye de ki tren yollarını Almanlar yapacak ancak tren yollarının geçtiği yerlerin altı kilometre çapındaki yerlerde Almanlar maden çıkarma hakkına sahip olacaktı.Tabi onlarda rayları madenlerin çıktığı yerden geçiriyorlar.Bu yüzden ülkemizde tren yolları yamuk yumuk.Komik değil mi?Hayır acı.
Nihayet kendimi tren istasyonundaki küçük büfeye atabildim.Her zaman orada duran yaşlı amca yoktu.Top sakallı yirmi bir, yirmi iki yaşlarında bir genç duruyordu.Sandalyede uyukluyordu.İtsiz sapsız çok adam olurdu bu saatlerde burda.Şehirde tek içki satılan yer de bu büfenin arkasındaki diğer büfe olduğu için geceleri boş kalmazdı buralar.Eğer böyle uyumaya devam ederse dükkandaki malları çaldırabilirdi.Uykusundan etmek istemezdim onu.Ancak donmak üzereydim ve hemen bir oralet içmeliydim.Öksürmüş gibi yaptım.Önce açılan gözler sonra kızarmış sersem bakışlar.Karnında bağladığı ellerini çözdükten sonra gözlerini ovuşturdu.
-Buyur abi, dedi.
-Kardeş bana bir oralet versene.Dört şeker.
Bu gidişle şekerden ölebilirim.Ancak şekersiz içemiyorum hiçbirşeyi. Şekersiz içebilenlere de hayret ediyorum.Şekersiz içeceksen ne anlamı vardı ki içmenin.Git su iç.Sıfır şeker.Dışardaki oturaklarda ellerimi soğuktan ovuşturarak oraleti beklemeye başladım.Biraz sonra elinde oraletle geldi genç.
-Afiyet olsun abi.
-Sağol kardeş.Ya burda hep başka bir abi dururdu ama… dedim.
-Babam olur.Kaç gecedir gececi kalınca dinlensin diye ben bakıyorum bu gece.
-Pek antrenmanlı değilsin herhalde.
-Yok valla.Bana göre değil.
Sıcacık bardağı tutup bir yudum aldım.Oraletin hangi organlarımdan geçtiğini hissedebiliyordum sanki.Her yudumda biraz daha ısınıyordum. Bitince bir tane daha istedim.Hemen ikincisi de geldi.
-Kardeş ben şurdaki bankların birinde oturacağım da bitince bardağı getiririm.Naif abi -çocuğun babası- beni tanır.Sorun olmaz tamam mı, dedim.
-Tamam abi.Sen dalgana bak.
Dalga.Hangi dalga?Bu şehre deniz geldi de benim mi haberim yok.Geçip tek boş kalan banka oturdum.Zaten topu topu üç tane bank vardı.İçki almak için gelenler eksilmiyordu.Az ötede sarhoşların tutturduğu türkülerin sesi bana kadar geliyordu.Sarhoşlardan biri arabasına binmeye çalışıyordu.Zor da olsa bindi ve arabayı çalıştırdı.İleride trafik polisi vardı. Ancak arabalarının farları sönüktü.Sarhoşun arabasını çalıştırıp iki yüz metre ilerlemesine kalmadan polisler önünü kesip sarhoşu arabadan indirdiler.Onun hareket etmesini beklemişlerdi.Böylece adama ceza yazabileceklerdi.Ne kurnazlık!Biraz ileride ışığın loş olduğu yerde mevsimlik işçiler -muhtemelen Urfalılar- yere halı sermişler, üç beş de döşek, yastık koyup küçük çocuklarını yatırmışlardı.Kendilerine yönelen kalabalık bakışlara aldırmıyorlardı.Ben de altı sene mevsimlik işçi olarak çalışmıştım.O yüzden bilirdim bu işin ceremesini.Ben o tarafa bakarken karşımda yırtık elbiseleri,çizilmiş burnu ve kötü kokusuyla yaşlı bir evsiz belirdi.Bir an korkmuştum.Gene mi sen be adam?Gözlerimin içine bakıyordu.Bana doğru elini uzatmış bekliyordu.
-Oğlum bana bir yardım etsen de ekmek alsam.
-Para verirsem gidip içki alacaksın, biliyorum.Hep bunu yapıyorsun.Bu sana yaptığım kaçıncı yardım?Yok vermem.
-Yok valla bu sefer ekmek alacağım.
-Her seferinde aynı şeyi söylüyorsun.Senin evin, çocukların yok mu?
-Çocuklarım şerefsizin teki.Beni evden attılar.Ben de böyle oldum işte.
Üzülüyordu insan ama böyle koy vermemeliydi kendini kimse.Kim bilir derdi neydi?
-Niye kovdular ki seni?
-İçki içiyorum diye.
Dalga geçiyordu besbelli.Evden atıldığı için içkiye müptela olmamış. İçkiye müptela olduğu için evden atılmış.Özrü kabahatinden büyük.
-Neyse bak son kez sana para veriyorum.Biliyorum içki alacaksın yine. Ama alırsan haram olsun hakkım.
-Çok sağol oğlum benim.Gel seni bir öpeyim.
O öpücüğü hayatım boyunca unutmam.Burnumun direği kırılmadı çöktü resmen.Ama kirli olan vücudundan değil.İçtiği içkiler yüzünden.Hiç bozuntuya vermedim.Ellerimi cebime attım.Oraletimi yere koymuştum.İşte bir tren daha geliyordu.Kulakları sağır edercesine bir düdük sesi inletti ortalığı.Önümden usulca geçen penceresinden insanların dışarıya baktıkları vagonları sırayla izledim.Kimisi bu durakta inecek, kimisiyse daha epey yol gidecekti.Doğu ekspresiydi bu.O taraftan geliyordu.Sabaha doğru da Kurtalan Ekspresi gelecekti.Çok küçükken Manisa dan memleketime kadar olan tren yolculuğumu hatırlamıştım.Tren yolculukları çok zevklidir.Ancak eğer yol uzunsa bu zevk işkenceye dönüşebilir.Teker teker kapılara bakıyordum.Pek de yolcu inmedi.Yolcuların çoğu doğu yolcusuydu herhalde.Gözlerim onu gördü sonra.Başında yan taktığı kırmızı bir bere,siyah bir hırka, siyah bir etek, ellerinde siyah bir eldiven ve narin bedenine göre çok ağır görünen koca bir valiz.Bir iki saniye kapıdan öylece etrafa baktı.Gözleri birilerini arıyordu.Bir umutsuzluk vardı yüzünde.Soğuk hava, bembeyaz yüzünü kıpkırmızı etmişti.Burnunun ucu da öyle.Bir an göz göze geldik.Hemen çektim gözlerimi.Yerden oraletimi alıp bir yudum daha aldım.Büfe önünden sesler geliyordu.Şarhoşlar coşmuştu anlaşılan.Üç kafadar şarkı söyleyip el çırpıyorlardı.Sesleri fazla çıkınca istasyonun güvenlik görevlileri onları uyarma gereği duyuyordu.Benim gibi üç beş kişi daha seyrediyordu bu durumu.Ne kadar komiklerdi.Göbekli olan sarhoş, zayıf olana Şahin Abi diye seslenip duruyordu.Sarhoş olmak ne kötü şeymiş. Gülerek önüme döndüm.Ama itiraf edeyim az kalsın oraletten aldığım son yudumu tükürecektim.Tam karşımda durmuş o masum yüzüyle bana bakıyordu.Acaba ona baktığım için kızmış mıydı bana?İyi ama küçücük bir andı.İnsanların yüz çizgilerine bakmayı çok severim.Cinsiyeti veya yaşı hiç fark etmez.Bir an birine tutulurum.Yüzüne bakıp nasıl bir hayat yaşadığını tahmin etmeye çalışırım.FBI daki insan profili çıkarma işi gibi. Böyle saatlerce birinin yüzüne bakabilirim.Oturuşumu biraz düzelttim.
-Pardon hiç boş yer yok ta.Oturabilir miyim?
-Tabi, elbette.Buyrun.
Derin bir nefes almıştım.Bir suçum yoktu ama yine de sevmezdim böyle durumları.Bana o kadar insanın içinde bir şey dese ona diyecek hiçbirşeyim yoktu.Neyse ki korktuğum gibi olmadı.Hafif sola döndüm. Oralet te bitmek üzereydi.Son kez koca bir yudum alıp bitirdim.Bardağı büfeci çocuğa vermek için kalkmaya hazırlanacaktım ki küçük bir hıçkırık sesi duydum.Vücudumu hiç hareket ettirmeden, yanlızca gözlerimi çevirerek ona baktım.Eliyle ağzı ve burnunu kapatıyordu.Ağlıyordu.Ama niçin?Montumun cebinde bir tek peçete vardı.Ama onunla da evden çıkarken ayakkabımın tozunu almıştım.Gerçi kirli değildi, iş görürdü ama doğru olur muydu bunu ona vermek bilmiyordum.Eli artık gözyaşlarını tutamıyordu.Ani bir cesaretle mendili ona doğru uzattım.Bana hiç bakmadan aldı mendili.Arkasını hafifçe dönüp gözlerini sildi.Bir kez daha burnunu derince çekti.
-Teşekkür ederim.Kusura bakmayın sizin de rahatınızı bozdum.
-Yok canım.Önemli değil.Hem ben fazla rahat biriyim.Öyle kolay kolay bozulmaz benim rahatım.
Sanırım çok kötü bir cümle kurmuştum.İletişimdeki en kötü yanımdı bu. İçimden ne geliyorsa onu söylüyordum.Ama bu yanlış bir tavırdı.Onun için büyük olan bir derdi ben küçümsüyordum.Çok rahat biri olmamın bana verdiği tek zarar belki de buydu.Tek bir zarar.Takmam öyle herşeyi kafama.Bir Ömer Hayyam ı okurum bir de Sigmund Freud u.Onlardır benim adamlarım.Hayata bakış açıları o kadar farklı ki onların penceresinden bakınca hayatta dert edilecek hiç bir şey kalmıyordu.Bana göre de en güzeli buydu.O yüzden onların izinden gitmeyi tercih ediyorum. Madem olan oldu üzelmeye gerek yoktur.Ve madem gelecek daha gelmemiştir.Seni neyin beklediğini bilmiyorsun gene üzülmeye gerek yoktur.Öyleyse hiç üzülmeye gerek yoktur.Benim özelden özele akıl yürütme şeklim buydu.Çektiğin bitmek tükenmek bilmez acılar da, seni sevince boğan mutluluklar da; canından çok sevdiğin dostların da, sana zerre kadar değer vermeyen arkadaşların da bir gün gelecek yok olup gideceklerse değer mi fani olan şeyler için üzülmeye.Baki bir şey gösterin ki peşinden koşayım.Bitmeyecek bir şey söylesin biri.Ama yok.Birgün gelecek birgün kalacak.Ömrünü hangi sayıyla ifade edersen et birgün herkes sıfırı tüketecek.Çaresi yok.Lisede her sene birgün buluşacağımıza söz verdiğimiz arkadaşlarımız, üniversitede birbirimizin düğünlerine geleceğimize dair sözleştiğimiz dostlarımız, can ciğer arkadaş olduğumuz askerlik arkadaşlarımız nerdeler?Yok.O yüzden üzmem kendimi.Herşeyi akışına bıraktım, gidiyorum.Benim işim gemimin alabora olmasını engellemek.Geminin nereye gideceği kaptanın işi.Seviyordum hayat felsefemi.Ama bu beni başkalarına karşı biraz duygusuz yapıyordu galiba. İnşallah kırılmamıştır.
-Sizi kırmadım inşallah.Ben biraz, daha doğrusu fazla rahatım da.Ama yine de size yardımcı olacağım bir konu varsa lütfen söyleyin.
-Teşekkür ederim.Ama yardımcı olabileceğinizi sanmıyorum.Üç günde hayatım o kadar değişti ki ben bile bir anlam veremiyorum.
Üç günde insanın hayatı ne kadar değişirdi ki?Gençti, çok güzeldi ve de narin.Yaşadığı şey herneyse onu kaldıramadığı kesindi.Şu insanları anlamıyorum.Sen ol dersen herşey olur.Hüzün de keder de tozla duman olur sen istersen.Sen yeter ki iste.Ama mutlaka iste.O yaşlı evsiz gibi başına bir şey gelseydi ne yapardı acaba?Belki de derdi onunkinden daha büyüktür bilemem.Ama insanların kendilerini hemen koyvermelerine çok kızıyorum.O kadar basit varlıklar değiliz ki biz!
-Bir insanın derdini herkese anlatması iyi bir şey değildir.Çünkü anlattıkça anlatmaya müptela olur.Anlattıkça ferahlar.Ama anlatma narkoz gibidir. Etkisi geçince acın devam eder.Ve sen anlattıkça unutmak istediğin şeyler dilinde türkü olur.Şimdi eğer canını sıkan şeyi bana anlatırsan sana yardım edemem.Ama en azından biraz olsun rahatlarsın.Yine de söyleyim, birden fazla anlatma içindekini.
Masum yüzü bana dönmüştü.Nasihata muhtaç çocuklar gibi beni dinliyordu.İncecik burnu hala kıpkırmızıydı.Ellerini bacakları üzerinde bağlamıştı.Ben susunca yere baktı.Öylece bekledi.Ben de onun yaptığını yaptım, konuşmadım.Önümdeki boş vagona bakıyordum. Zorlukla konuşmaya başladı.
-Daha üç gün öncesine kadar çok mutluydum.Çok sevdiğim ve beni de çok sevdiğine inandığım biri vardı.Artık yok.Yokluğuna alışamıyorum.
Yine mi aşk acısı!Bu karşılaştığım belki de yüzüncü vaka.Çok mu zor gidene eyvallah demek?Gerçekten seni istemeyen biriyle beraber olmak kimin hoşuna gider anlamıyorum.İnsanlar böyledir işte.Bir gün sever, bir gün hadi git der.Böyle duyguları olan varlıklara neden bağlanayım ki? Neden çabaya hiç deymeyecek bir iş için çabalayayım?Her gün ömürden bir parça daha gidiyor.Erimiş bir buzun üstüne oturmuşuz, buz günden güne eriyor.Bizse kalkmış mazide kalmış, bize faydası olmayan işler için üzülüyoruz.Seni terk etti, evet.Ama artık mazide kaldı.Verdiğim emekler boşa gitti diye üzülme.O emekleri onun için değil, kendin için verdin.Onun mutlu olması seni mutlu ettiği için emek verdin.Yani kaybettiğin hiçbirşey yok.Freud der ki:Aşk acısı, yüzde doksan dokuz cinsellik özlemi, yüzde bir ise hazmedememeden kaynaklanır.Teorisinin ahlaki boyutu veya doğruluk derecesi umrumda değil.Ama gördüklerimi aynen resmediyor.Terk edilen biri iki günü geçmeden neden birini buluyor ve onu terk edeni unutuyor? Çivi çiviyi söker deyip başkalarının kollarına neden atlıyor insan?Ah Freud seni kimse anlayamamış!Bu hayatta ne yapıyorsan kendine yapıyorsun.Ben bunu bilir bunu söylerim.Çok üzgün duruyordu.Freud dan bir örnek de ona vermek isterdim ama onun ne sapık olduğunu herkes bilir.Onu kırmamak için yanlış cümle kurmamaya çalışıyordum.Normalde kızardım bu konularda kendini üzenlere.Ama o bir bayandı ve yaşadığı şey henüz çok tazeydi.Üstüne gitmek doğru olmazdı.
-Peki sence kendini harap etmen onu geri getirecek mi?
-Hayır.Ama elimde değil.
-Hayatın devam ettiğini biliyorsun değil mi?
-Benim için şuan hayat durmuş durumda.
-Hayır hayat durmadı.Devam ediyor yine eskisi gibi.İnsanlardan hep yanında olmalarını bekleyemezsin.Herkesin kendi dünyası var.Her insan kendi filminin yönetmenidir.Kendi filmlerinde kimin oynayacaklarını onlar belirler.
-Ama bu çok acı veriyor.
-Hayır, birşeyin acı vermesi için bedenle temas etmesi gerekir.Şuan sana acı verin şey yaşadığın durum değil.Kendin kendine acı veriyorsun.Şimdi unuttum desen hiçbirşeyin kalmayacak.Yeter ki unutmayı iste.Acıya müptela olmak insanın zaaflarından biri. Tıpkı aşk gibi.
-Aşk bir zaaf mı sence?
-Elbette.Aşık olmayacağım deyip te sözünde duranı gördün mü sen hiç?Ya da aşık olmak istemiyorum diyeni.Bal kovanındaki arı bal yemeyeceğim diyemez ki.O direnci gösteremez.Aşık olup mutlu olan da görmedim şimdiye kadar.Çünkü aşkın içinde mutluluk yok.Annem-babam görücü usülüyle evlenmişler.Birbirlerine aşık ta değillermiş.Ama çok mutlular. Seviyorlar birbirlerini.Aşkla sevgi aynı şey demek değil ki!Yani diyeceğim, aşkı istiyorsan mutluluğu kafandan sileceksin.Çünkü aşk kimseye bunu vaadetmiyor.Mutlu olmak için aşk aranmaz.Şu dünyada çeşit çeşit insan var ve verdiği sözde duran neredeyse yok.Herkes biribirini aldatıyor.Biz de kalkıp böyle insanlar için ağlıyoruz.Bizim için ne acı öyle değil mi?Herkes mükemmel bir aşk istiyor.Ama kimse o aşkı bulmak için fedakarlık yapmıyor.Doğru insanı arıyorum diyenlere sinir oluyorum. Doğru insan aramakla bulunmaz.Sen kendin doğru insan olacaksın.Herkes doğru insan olursa yanlış insanlara yer kalmaz.Herkes herkesi sevebilir. Aşk emek ister.İlk görüşte aşk diye bir şey olmaz.Nefret ettiğin birine bile emek harcadığında ona aşık olabileceğini görürsün.Ama bu çabayı gösterecek insanlar da mazi de kaldı.Şu zamane insanlar yok mu?Aşk onun kıymetini bilmeyen kıymetsizlerin elinde kirlendi gitti.Aşk cennet yüzlü bir bahçeyken onu viran bağlarına çevirdi insanlar.Şehevi arzularına aşk dediler, kirlettiler onu.Aşk hiçbir dönemde bu kadar kirlenip bu kadar ayaklar altına alınmamıştı.Oysa aşk sadece aşktır.O hiçkimseye bir şey için vaatte bulunmaz.Saftır o.Ama insanlar onun ağırlığını kaldıramadığı için onu kaldırmak yerine, yerin dibine sokmayı tercih ettiler.Kızgınlığım aşka değil onu kirletenlere.Aşk tabiki zaaftır.Ama güzel bir zaaf.İnsanlar sadece aşktan bir şey beklenilmemesi gerektiğini bilmiyorlar o kadar.Sürekli ondan bir şey bekliyorlar.Alamayınca da gidiyorlar.Artık insanlar da çok garipleşti.Erkekler mesela.Bir bayanı yola getirmek için kırk takla atarlar, yola getirince de onlara hayvan muamelesi yaparlar.Kadınlara gelince, onları kimse çözemiyor.Kendileri bile.Çok seversin, aşkın beni boğuyor derler.Az seversin, sen beni sevmiyorsun derler.Orta düzeyde seversin, aşkımız çok monoton derler.Orta yolu yoktur yani.Görüyorsun ya böyle işte herkes.İşin açıkçası artık ne iyi insanların ne de aşkın varlığına inanıyorum.İkisi de çok imkansız şeyler.Sevdiğin adam, o ne iş yapıyordu?
-Askerdi.
-Benim de bir arkadaşım vardı.Hatta kardeşim.Ama o bile sonunda gitti. Çünkü birgün herkes gidecek.Birinin seni aldatmasına veya seni kandırmasına hazırlıklı ol.
Gözüm ileriye takıldı.Kızgın bir gülüş attım.Az önce tanıştığım ve adını bile bilmediğim birine hayat dersi veriyordum.Coşmuştum. Kızıyordum böyle durumlarda.Ama kendimi frenlemeliydim.En iyisi boşvermekti.Gülümsediğimi görünce ne olduğunu sordu.
-Şu ileride içki içen yaşlı adamı görüyor musun?İçki aldığı parayı ben ona verdim.Ama içki değil kendine yiyecek birşeyler alması için.Bana içki almayacağına yemin etmesine rağmen yine gidip içki almış.İşte demek istediğim bu.Burada utanması gereken ben değilim, o.Ben giden parama üzülmem.Çünkü içki alsın diye vermedim.Hayatta öyledir.Sen doğru bildiğini yap.Seni üzenlere de fırsat verme.Ne diyor eski bir şarkıda. ”Bir rüyadır gelir geçer.Her aşk birgün hayal olur.Unutulmaz denen günler. Unutulur, unutulur. İki yüzlü insanları var bu hayatta.Onun için unut gitsin.Terk ettiyse o kaybeder.
-O beni terk etmedi.
Ne dediğini anlamamıştım.Yüzüne bir garip bakınca aynı cümleyi tekrarladı.Demek terk edilmemişti.Sabahtan beri boşa mı konuşuyordum yani?Bendeki ön yargıya ne demeli şimdi?Kız daha ikinci cümlesini etmeden terk edildiğinden başlayıp türlü türlü şeyler söyledim.Peki ne diye üzülüyordu ki?
-O zaman sorun ne?
-O öldü.
Sen hayvanları topla ben de Nuh un gemisini inşaa edeceğim.En sevdiğim dizide geçiyordu bu cümle.O anı o kadar iyi özetliyordu ki. Benim tufanım çoktan kopmuştu çünkü.İşte benden bu kadar dedim.O gece bir daha işin aslını astarını öğrenmeden konuşmayacağıma dair yemin ettim.O konuşmayınca ben de hiç düşünememiştim böyle bir sonu.Son zamanlarda o kadar çok örneğini görmüştüm ki onlardan biri sanmıştım. Soğuktan zaten yüzüm donmuştu.Ama o an felç geçirmiştim sanki.Şu aptal pantolonu da giymeseydim keşke.Çıplak çıksam dışarıya daha az üşürdüm herhalde.En iyisi hiç konuşmamaktı.Ama işleri iyice berbat edip aradan sıvışmakta olmazdı.
-Özür dilerim.Ben yani, gerçekten…
-Yetimhanede büyüdüm.Annemi de babamı da hiç tanımadım.İlkokuldan üniversiteye kadar hayatım kabus gibiydi.Sonra onu tanıdım.İşine yeni başlamış genç bir subaydı.Ben de üniversite son sınıftayım.Okul bitince evlenecektik.Onun da anne babası yoktu.Benim gibi o da yetimhanede büyümüş.Sonra bir ara bir ailenin yanında kalmış.Birbirimize çok benziyorduk.Çok kısa sürede bağlandık birbirimize.Bu yüzden daha çok seviyorduk birbirimizi.Üç gün önce çatışmada vuruldu.
-Sonra?
-Sonrası ayrılık işte.Elimde bir mektupla buralara kadar geldim.Ama burda ne işim var onu bile bilmiyorum.
Bu da neydi böyle?Bilmediği bir yere mi gelmişti yani?Gerçi trenden iner inmez gelip yanıma oturmuştu.Epey zaman da geçmesine rağmen kimse onu almaya gelmemişti.Konuşurken bu ayrıntıya hiç dikkat etmemiştim.O kadar üzgündüm ki aklımdan üç dört defa geçirmedikçe cümle kurmamaya çalışıyordum.Yarasını deşmiştim kızın.N ekadar da aptalım.Ne tuhaf bir hikayesi vardı böyle.Kafamda bir sürü soru işareti vardı.Acaba soru sormaya devam etsem kabalık olur muydu?Ama eğer sormazsam meraktan çatlayabilirdim.
-Burda kimin kimsen yok mu?
-Tam olarak sayılmaz.
-İyi de neden geldin o zaman buraya?
-İki sebepten dolayı.Birincisi sevdiğim adamın benden son isteğiydi. İkincisi ise başka seçeneğim yoktu.
İşler iyice karışmıştı.Kimsesi yok muydu?Tam olarak sayılmaz da ne demekti?Bir insanın sevdiğinin son vasiyeti sevdiğini hiç bilmediği bir yere göndermek olabilir miydi?Elimde patlamış mısır, Brezilya pembe dizileri seyrediyor gibiydim.Hani bir çocuk olur ya, babası kimdir bir türlü bulunamaz.Aynı vaziyet.
-Seni buraya neden göndersin ki?
-Yanlarında kaldığı aile buradaymış.Çok sevdiği dostuna gönderdi beni.Bu mektubu ona vermemi söyledi.Son vasiyeti buydu.
-Adresi filan yok mu o ailenin?
-Hayır.Bana teslim edilen emanetlerinde hiçbirşey bulamadım.Çatışmaya gitmeden bir gün önce aradı beni.Kendisine bir şey olursa bu istasyona gelmemi söyledi.Bana yazdığı mektubunda bu mektubu çok sevdiği arkadaşına vermemi söyledi.
-Adı ne peki arkadaşının?
-Adı….Her pazar akşamı bu istasyona gelirmiş.O yüzden bu gece geldim.
Bu benim adım.Şaka mıydı bu?Benim adımı nerden bilebilirdi?Bu olamazdı.Ama kulaklarımla duydum.Benim adımı söyledi. Benim öyle bir arkadaşım var mıydı ki?O Brezilya pembe dizisindeki çocuğun babası ben miyim yani?Kan beynime sıçradı sanki.Sinirle, heyecan ve üzüntü birlikte çöktüler üzerime.Gözlerim ben istemediğim halde önce kızarıp sonra yaşarmaya başladı.Kelimelerim boğazıma düğümleniyordu.Bendeki bu garip hali kız da fark etmişti
-Sevdiğinin adı Alper Soylu mu?
-Evet.Nerden biliyorsun?
Kendimi tutamadım.Hüngür hüngür ağlamaya başladım.Kız çok korkmuştu.Bunu biliyordum.Cüzdanımdan kimliğimi çıkarıp ona uzattıktan sonra elimle yüzümü kapatıp ağlamaya devam ettim.O cüzdanımdaki ismi görünce şoka girmiş gibi tepkisiz kaldı.Bense can dostumun,kardeşimin ölüm haberini bir tren istasyonunda ölümünden üç gün sonra tevafuk karşılaştığım birinden alıyordum.Askeri okulda beraberdik.Ancak ben vereme yakalanınca okulu bırakmak zorunda kalmıştım.O benim kardeşimdi.Yetimhaneden ayrılıp biz de kaldı.Evin öteki oğlu olmuştu.Sonra okulu bitti ve atandı.İlk senesinde onu bulmuş demek ki.Bizi unutmasının sebebi buymuş demek.Kendisini çok seven, son vasiyetini gerçekleştirmek için bilmediği bir şehre gelecek kadar seven, ona gerçekten değer veren birini bulmuş.Kendi gibi.Bak şu hayatın işine.Kafa dinlemek için gittiğim bir yerde can dostumun şehit haberini alıyordum.
-Mektubu görebilir miyim?
Yıpranmış bir zarf uzattı.Açtım.Onun el yazısıydı.Hala yazısı çok kötüydü.Göz yaşlarımı sildikten sonra mektubu okumaya başladım.

Sevgili Kardeşim,
Bu mektup eline geçmişse olan olmuş , ben artık bu dünyada sizlerle beraber değilim demektir.Gözlerin yaşarmadan önce beni iyice dinle kardeşim.Uzun zamandır sizi aramıyorum diye bana kırgın olduğunuzu biliyorum.Ama denedim.Oturduğunuz adreste yoktunuz.Mektuplarım, telefonlarım hep cevapsız kaldı.Sen askerliğe sağlık problemin yüzünden devam edemedin.O yüzden bu işin yoğunluğunu benim kadar bilemezsin.Bir dağın başında, güneşin tepemize doğmasını beklerken sevdiklerimin yani sizin sesinizi duymak için yanıp tutuştum.Bir yandan sizi özlerken bir yandan da yanlızlıkla mücadele etmeye çalıştım.Sonra birgün o çıktı karşıma.Mektubu sana veren kişi.Benim canımın öteki yarısı.Onu bulunca dünyadaki herşeyi unuttum.Uzun zaman sonra içimden gelerek güldüm.Belki de sizi bunun için ihmal ettim önceleri.Benden hiçbirşeyinizi esirgemediniz. Annen annem oldu baban da babam.Ama doğduğum günden beri beni acımadan sevecek birinin özlemiyle yaşadım.Yaşarken de o özlemi çeken başka birini gördüm.Ve ona sım sıkı bağlandım.O varken herşey boştu benim için.Ama herşeyi düşünmem lazımdı.Ona mutlu bir hayat yaşatmaya karar vermiştim. Ama bu mektup senin eline geçtiğine göre galiba yaşatmayı bırak hayatı ona zehir ettim.Belki kalbine bir damla mutluluk bulaşmışken benim acımla hayatı daha çıkmaz bir yola girmiştir.İsyan etmiyorum.Çünkü bu sonu hep hayal ederek yaşadım.Ben hayatımın en çıkmaz yolunda sizlerle karşılaştım.Beni karşılıksız seven ve beni bağırlarına basan sizlerle.Kimsem yok, kimsesizim ben.Onun için birini daha bağrınıza basmanızı istiyorum sizden.Ben onu sevdim, siz de sevin.Benim yokluğumda bir boşluk oluşmuşsa yüreğinizde izin verin bu boşluğu o doldursun. Benden bir parçadır o.Onun üzülmesi demek benim üzülmem demektir.Bu hayatta kimisi almak, kimisi vermekle mükelleftir.Benim verecek gücüm yok.İşte o yüzden bunu sizden istiyorum.Burada operasyonlar arttı ve haberleşme sistemimiz koptu.Her asker şehit olmadan önce öleceğini anlarmış.Galiba şimdi ben de anlıyorum ve bu mektubu sana onun için yazıyorum.Canımın öteki yarısını sana emanet ediyorum kardeşim.Benim ona veremediğim sevgiyi sen ver, sen sev. Çünkü sevilmeyi hak eden bir kızdır.Onun başka ellerde mutlu olmasına gönlüm razı olmaz.O da zamanla beni anlayacaktır.Bu kardeşinin senden son isteğini kırma.Beni anlayacağını ümit ediyorum.Onun senden başkasıyla olması beni üzecek tek şeydir. Burada kendim için değil hepiniz için ölüyorum.Herşey için Allah razı olsun.Beni unutmayın.Allah a ısmarladık.

Jan.Teğ. Alper Soylu



İçimde bir çığlık koptu.Ne kötü bir geceydi.Sıradan bir gece sanmıştım onu oysa.Bizi çoktan unuttu sanmıştım.Film gibi bir hayat.Gün gelince gidecek ve bir daha birbirimizi tanımayan yabancılar olacağımızı sanmıştım.Bizi unutmamış meğerse.Sadece mutlu olmaya çalışmış.Onu anlayamazdım. Çünkü onun yaşadığı hayatı yaşamamıştım.Sevilmek istiyordu.Sevilince de mutlu olmuştu.Ama bu nasıl olurdu?Benden onu sevmemi istiyordu.Çok sevdiği insanı benim sevmemi istiyordu.Böyle bir vasiyet olabilir miydi? Bunu yapamazdım.Kardeşim dediğim insanın sevdiği kızı sevemezdim. Ama onu da böyle bırakamazdım.Bu kız bize onun emanetiydi.Gelsin bizimle yaşasın.Başımızın üstünde yeri var.Ama bu isteğini yerine getiremezdim.Kafam allak pullak olmuştu.Çok düşünmeye gerek yoktu.O bizimle kalacak.Ama ya sonrası, sonrası olamazdı.Başım ağrımaya başlamıştı.Soğuk terler boşalıyordu ensemden.İşte o gece beni hasta eden şey buydu.Buz gibi havaya rağmen döktüğüm soğuk terler beni hasta etmişti.Ona baktım.İyice üşümüştü.Valizini kaptım.
-Hadi gidiyoruz
-Nereye?
-Nereye olacak eve.
Soğuk hava kot pantolonumdan vücuduma vuruyordu.Neden giymiştim ki o pantolonu?İkimiz de ağlıyorduk.Bomboş sokaklarda bir tek valizin tekerlek sesleri duyuluyordu.Hiç konuşmuyorduk.Yol nasıl bitmişti hatırlayamıyorum.Evdekiler bizi görünce çok şaşırdılar.Kim bilir akıllarından neler geçti.Durumu anne babama izah etmemle evimiz ölü evine dönüştü.Bir yandan ağlıyorlar bir yandan da onu bağrılarına basıyorlardı.Epey zaman geçmedi üzüntümüz.Ama zaman gerçekten herşeyin ilacıymış.Biz daha çabuk atlattık ona göre.O günlerce haftalarca konuşmadı,yemedi, içmedi.Birlikte çekindiğimiz fotoğraflara baktı durdu. Acaba mektubu okumuş muydu?Alper in bana yazdıklarından haberi var mıydı?Orasını hiç karıştırmadım.Her zaman ki yaptığımı yapıp hayatı akışına bıraktım.Zaman acılarımızı sildiği gibi duygularımızı da değiştirdi. Artık gözlerine rahatça bakabiliyordum.Vicdan azabı çekmeden, cesurca. Bazen garip bir duygu kaplasa da içimi ben bana denileni yaptım. Sevdim. Ama görev icabı değil.İçimden gelerek.Onun istediği gibi.Aradan geçen bunca zaman sonra anladım ki Alper onun bana gönderilmesi için bir vesileydi.Hiçbirşeyi umursamayan ben, gidene elveda diyen ben yanılıyordum.Çünkü her giden aslında gitmiş olmuyordu.Askeri okulda da Alper hep abi rolünde olurdu.Kimsesiz olmasına rağmen hep birşeylerini paylaşan o olmuştu.Ve en sonunda aşkını da benimle paylaşmıştı.İki buçuk sene sonra evlendik.Annem meşhur ayran çorbasını öğretecek tertemiz bir gelin bulmuştu kendine.Yazları bol bol yapıyorlar artık.Şimdi mutfaktayken onlara bakıyorum da hallerinden çok memnunlar.İşte tekrar dönüp bana baktı.Canım benim!Onunla istasyonda karşılaştığımızda sonrası için ayrılık demişti.Hayır.Sonrası mutluluk, sonrası saadet artık. Kalbi iki sevgiyi kaldıracak kadar büyük.Bazen onun gözlerine dikkatlice baktığımda göz bebeklerinin içinde Alper i görüyorum.Ama bundan hiç rahatsız olmuyorum.Çünkü onun yüreğinde ona karşı ne kadar sevgi varsa, o onu ne kadar seviyorsa ben de en az onun kadar seviyorum.
...
                                                                                KEREM TEĞİN



Kerem TEĞİN



Yorumlar (1)
Haşim KARACABEY 16.01.2013 23:18
diğer hikalerinde olduğu gibi bundada ters köşeye yatırmışsın bizi kerem hocam :)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6465
2 Firari Fırtına 4508
3 Mustafa Ermişcan 3979
4 Hasan Tabak 3636
5 Nermin Gömleksizoğlu 3263
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3134
7 Uğur Kesim 3107
8 Sibel Kaya 2974
9 Enes Evci 2674
10 Turgut Çakır 2349

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1521 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com