Denemeler

Kadınıma (Pürüzsüz Çatlak) Bölüm 2
Okunma: 1951
Enes Evci - Mesaj Gönder


“Benim olmasını istediğim her şeyin senin olmasını istersem ve sen bu kararımdan memnun olursan, benim olmasını istediğim her şey benim olmuştur zaten”

 

Enes Evci

 

Şairin dediği gibi “monotonluk maratonu” tam içindeyim bu sözün. Sabah işime gitmek için bindiğim metroda afakanlar basıyor, bir garip ter basıyor yüzümü gözümü dokunsanız nem yok. Ama soğuk sanki her yer, tenim yanıyor. Kravatımı genişletiyorum bazen, derin derin nefes alıyorum. Ne ki bu insanlar üstüme üstüme geliyorlar?  Daha iş yerine gitmeden bir dolu düşle karışık hayal var aklımda. Bir gün bir kıza şiir yazacağım sonuna “Unutma sen şiirsen bende şair” diye bitireceğim. O kendini şiir zannedecek sevinecek ben kendimi şairden bile saymayacağım. İroniler ironiler ve yine ironiler. Bir zaman sonra ironilerin doldurduğu bu zavallı fakir hayatım seremoniye dönüşüp bu insanların iltihap dolu gözlerine hitap ediyor benim dilimden çıkarak. Sonra o gözler, irinler döküyor yeryüzüne ve kendilerini ağladıklarını zannederek övüyorlar, masumluktan anlayan diğer insanlara.

 

Ne garip ki bizler hatalarımızı bildiğimiz halde, anlık birbirimize hatırlattıktan biraz zaman geçene kadar duruluyoruz. Sonra yine yapıyoruz. Alayımız kolpa mıdır verdiği sözde?

 

Bak yine bir dolu düşünceye daldım, metrodan “Tandoğan metro istasyonu” anonsu gelmese belki boğulacaktım kendi nadaslarından çıkardığım bilinçaltlarımda. Heyhat yine iş. Ayakta uyuyan bir canlıyım sanki. Hemen gidip bir kahve koymalıyım. Aslında bu yaptığım eylemde tamamıyla filmlerin üzerimde yarattığı bir etki. Kahve benim uykumu mümkünü yok açmaz. Kendimi kandırıyorum her zamanki gibi.

 

İş yerimin terası var, dışarı çıkıyorum kahvenin yanına hemen bir sabah sigarası. “ohh mis gibi” diyeceğimi zannediyorsan kadın yanılıyorsun.  “Sigara kötü bir şeydir” mesajı da vermeyeceğim. Demek istediğim şudur ki kendimi kandırmaya devam ediyorum, sabahları sigara içmek kadar iğrenç bir şey yok, üstelik karnımda aç. Saatime bakıyorum “yuh ya o kadar iş yaptım daha 10 dakika bile geçmemiş” der gibi hal alıyor suratım. En nefret ettiğim şey iş yerinde saate endekslenmek, mümkünü yok geçmiyor zaman. O yüzden çaktırmadan tüm duvar saatlerini bozdum. Benim gibi bir dengesiz için bu bir iş günü mümkünü yok bitmez.

 

Bugün kendimi bir bok zannettiğim masamda oturuyorum. Ve yine insanların beni bir bok zannetmesini sağlayacak şeyler önümde duruyor. Bu bilgisayar bu kalemlk birkaç sayfa kağıt. İnsanlar geliyor “biz iş arıyoruz” diye.  Bak yine başlıyor

-Hoş geldiniz (diyorum)

-hoş bulduk

-Bir şey içer misiniz? (cevabı evetse çayı da ben getireceğim. Karizma?)

-Teşekkürler.

-Ne işle meşgulsünüz

-Size kartımı vereyim (diyor lavuk ve cebinden isminin yazdığı kâğıdı çıkarıyor altında da “yazar” diyor)

-Bu olmadı ama (diyorum)

-Neden?

-Sen yazarsın ben bozarım. (diyorum patron kılıklı müdür sol masamda muhabbeti duyuyor ve ters ters bakıyor)

 

Şuan hepsi öğlen yemeğinde. Büyük ihtimal bu yazıyı mailime yollayıp akşam senle konuşurken evde devam edeceğim. Kısmet.

 

(Eve geldim)

 

Bir kez daha okudum yazdıklarımı, silmedim de bir şey. Her şey dağınık ya da spontaneyken ne güzel duruyor çerçevesiz. Sende öyle değil misin? Spontanesin. Kadersin. Rastgelesin. Dağınıksın. Ama hepsi bütünde güzel. Yüzünü anımsamaya çalışıyorum da anımsayamadım bak bir an. Tek aklımda kalan porselen bir ten rengi sadece. Şuan konuşuyorsun, Feridun Düzağaç’tan bahsediyorsun. Gözlerimi kapıyorum. Hayaller çok güzeller be kadın! Ben hayalsiz yaşar mıyım? Sen hayalim olsana?

 

Bak oluyor işte. İstemek bazen yetiyor. “Arkanı dön” diyorum. Dönüyorsun karşındayım. İkimizin de yüzünde porselenden balo maskeleri tarzında maskeler var. Gözlerini görebiliyorum. “nasıl oldu bu?” diyorsun. “bilmiyorum sadece istedim” diyorum. Yaklaşıyorum yanına. Maskene uzanıyorum “hayır böyle kalsın” diyorsun. Nefesinin heyecanının maskeye çarptığını duyabiliyorum. Sağ elinin işaret parmağı ile çeneme süzülen bir damla teri siliyorsun. Maskelerin burunları birbirine değiyor. Gözlerini iyice görebiliyorum. “sarılmak istiyorum sana” diyorum. Kabul ediyorsun. Maskeleri çıkartmak istiyorum. Benim maskemi çıkartmama da izin vermiyorsun. Kabul ediyorum. Saçların be kadın! Ellerimden süzülüyor. Uzanmışız ama altımızda ne sedir var ne yatak. Sadece havada asılı kalan oksijene bırakmışız kendimizi. “Bunların hepsini sen mi yapıyorsun?” diyorsun bana. Ben yalan söylüyorum sana “evet” diyorum. Hâlbuki bilmiyorum neler olduğunu.

 

Daha temin odamda değil miydim ben? Daha temin msnden konuşmuyor muyduk? “Ünlü bir düşünür” diye lafa giriyorum. Sonrada diyorum “düşünür dediğin ünlü olur mu ki? Bence olmamalı” diyorum. Sen “düşünme bunları” diyorsun ve ekliyorsun “neden geldin buraya?” Hiç bilmediğim halde “belini kaşımak için geldim” diyorum. “Emin misin?”  diyorsun. “Değilim” diyorum. Halin değişiyor. Mekân değişiyor oksijene yattığımız yerin altı okyanus oluyor. “şimdi eminim” diyorum. Tüm bu büyüyü yapan aklımı mı okuyor?  Sol kolumun üstüne yatıyorum sende öyle yatıyorsun. İkimizde sırtımızı gökyüzüne veriyoruz. “Ne oldu?” diyorsun. “korkuyorum sana dokunmaktan” diyorum. “korkma” diyorsun. Dokunuyorum sana.

 

“Neden kendine zarar veriyorsun, sana hiç yakışmıyor” diyorsun. “Kendime zarar vermesem seni göremezdim şu an” diyorum. “Beni seviyor musun?” diyorsun. Maskemi parçalarcasına bir sessizlik halinde “evet” diye titrek bir sesle cevap veriyorum. “O zaman içme bir daha nedeni ne olursa olsun” diyorsun. “İçmem gerek” diyorum. “hayır” diyor ve ekliyorsun “güzel olan gerçek olmalı hayaller onlardan daha az güzel kalmalı, güzel olan hayal olmamalı gerçekleşmeli” diyorsun. “bir nefes daha almam gerek” diyorum. Elimi tutuyorsun sert bir şekilde baktığını görüyorum.

 

Düşüyorum düşerken tutunmaya çalışıyorum sana. Yüzün bana doğru, son anda tek tuttuğum şey maskenin fiyongu. Masken çözülüyor ama yine yüzünde kalıyor. “anladın mı?” diyorsun. Masken düşmüyor.

 

Düşüyorum, sırılsıklamım.

Düşüyorum, okyanuslarımızda boğuluyorum.

Düşüyorum, “dayan geçecek” diyorsun.

Düşüyorum, boğuluyorum.

Düşüyorum ve artık dayanamayıp gözlerimi kapıyorum.

 

Öldüm mü? Sanırım ölmedim. “Kalk” diyorsun sesinden güç alıyorum. Gözlerimi açıyorum suratın suratıma öyle yakın ki burnunun ucu burnumun ucuna değiyor. İkimizde soluk soluğayız.  Bir an sadece, bir an yüzünü maskesiz dibimde görüyorum. sonra 1 saniye bile sürmeyen bu yüzünü görmem bir göz kırpmamla tekrar karanlığa gömülüyor. Karanlığa girerken ben en sonda o yüz ifaden ilacım oluyor. Bilsem gözümü bir ömür boyu kırpmazdım belki. Son bir kez sesini duymuş taklidi yaparak güç alıyorum, gözlerimi açmalıyım ve senin yanına tekrar gelmeliyim. Bir önemi yok bu büyünün bu sihrin bu hayalin bu illüzyonun. Etkisinde ya da şokunda değilim bu yaşadığımın. Amaç uğruna değecek bir şey için gerçekleşiyor çünkü. Çünkü ben sen biz güçlüyüz. Dayanabiliriz. Hem ben hep yalvardım böyle bir kudrete tabi tutulmak için Allaha. Bu kendimi kandırmaca olamaz! Bu beni yaratanın beni kabulü.

 

İrkiliyorum bir msn titreştirme sesi ile. Gözlerim çok garip. Msnden bana  “orda mısın?” diyorsun. Böyle olamaz ki bunun sonu. Böyle olmamalı. Bu değildi yaşadığım. Bir ot parçasını yakıp içime çekerek bu denli gerçek bir hayali tatmış olamam. Seni arzuladım daha yeni. Sendin o! Senle konuştuk. Nefesini dudağımda hissettim, dudağıma çarpan en güzel dudaktı o! Peki saçların! Dokundum daha yeni? “içme” diyorsun.

 

Ben burada bir fakir. Sen orda bir cin. Ben burada bir yoksul. Sen orda bir cenin. Sen cinsin sen ceninsin sen cennettin sen cehennemsin. Ben mi? Ben sadece cahilim.

 

Mutlu sonla bitmeyen her şeyi severdim şuana kadar. Ofisime gelen adam yazardı ben bozardım. Bu gece bozdum kendimi. Şimdi sen olsan karşımda belki bu olayı daha iyi anlatabilirdim ve derdim ilk kez kendime hak vererek “anlatabildim mi?”

 

Ne bu yaşananlar? Tüm kargaşa esnasında, biz gerçekten boş şeylerin peşi sıra koşan ahmaklar mıyız? Bizlerin mutlu olması gerçekten böyle ufak şeylere büyü/sihir enjekte edere mi gerçekleşmeli? Neden çok istediklerim hep çok uzağımdayken çok istemediklerim şahım kadar yakın bana?

 

Sanırım senin beni anlamanı hesaba katarak “anlatamayacağım” diyeceğim sana kadın. Ama bileceğim sen anlayacaksın yine. Belki de anlatmak-anlaşmak-anlaşılmaktır bizi biz yapan. Senle ben elmanın iki yarısı olmayı istemezdim. Bir elma ağacı olsam sen koparılmasını hiç istemediğim en kırmızı elmam olmanı isterdim. Hâlbuki şimdi bu yazıyı sana yollasam ne dersin bana. Ne yuhlar ohalar duyarım. Umurumda mı ki? Biliyorsun ki değil. Beyin krizleri geçiriyorum fazla dumandan. Tavsiyeye uyanlar tavsiye ile yaşarlar. Sen benim tavsiyemsin be kadın. Sana uyacağım bir süre. Belki senle yaşamak için.




Enes Evci



Yorumlar (1)
Mihrisah Azakli


Düşüyorum, sırılsıklamım.

Düşüyorum, okyanuslarımızda boğuluyorum.

Düşüyorum, “dayan geçecek” diyorsun.

Düşüyorum, boğuluyorum.

Düşüyorum ve artık dayanamayıp gözlerimi kapıyorum.



İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2266 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com