Denemeler

Getto Piçleri
Okunma: 1920
Enes Evci - Mesaj Gönder


GETTO PİÇLERİ
“Yitip giderken hayal kuranlara,
Hayal kurarken yitenlere.”
1

İsmim Aziz. Emekli bir adamım ben. Ama bu emeklilik istediğim gibi gitmiyor. Hayat zor. Elimde bir evim, birkaç kuruş kefen param çenesinden kurtulamadığım tek ama en büyük hatam olan karım ve biri hayırsız iki oğlum var. Yaşlanmak ne zor işmiş arkadaş. Huysuzlaşıyormuşum gibime geliyor artık. Bir ayak da çukurda nede olsa. Hayatım bir devlet dairesinde, veznedarlıktan daha çok kazak örmeyi seven orta yaşlı kadınların sorununu dinlemekle geçti desem yeridir. Bıyıklarımın sararması bu yüzdendir belki de. Bir kere bile olsun ne hastalıktan nede yağmur çamurdan işe gitmemezlik yapmadım. Bizimkisi namuslu namussuz hesabıydı.
Şu rakıda olmasa ne yapardım ben. Keşke birde bu rakının karşısına muhabbeti güzel ve meze yapmasını bilen bir karım olsaydı. Karım, eşim! Zar zor aldığım bu evin ne kadar kötü olduğunu her fırsatta yüzüme vuran şükür yoksunu karım benim. Her seferinde eskiyen eşyaların yenisini alan komşulardan ve onların kocalarından bahseden eşim benim. Ama nihayetinde karım işte. Bu fesleğen dolu balkonum olmasa ben içimdeki dertleri nereye kusarım?
Her şeye rağmen insan düşman olamıyor işte. İki çocuk verdi bana hayatının baharında. Bazen ona da hak vermiyor değilim. İki erkek evlat! Cengizhan ve İskender. Komutan isimleri koydum oğullarıma. İsimleri ilham olsun onlara, topluluklara hükmetsinler, liderlik vasıfları olsun istedim. Belki benim hatam belki de kaderin cilvesi pek de olmadı öyle. Cengizhan üniversiteyi 2 yıllık bitirdi. Çok sıkıntılı dönemimde doğdu Cengizhan. Ailemizin fakir tarihine denk geldi çocukcağız şimdilerde ise birikmişi ile Tuba kızım ile evlenecek. Allah da Tuba’yı tam bizimkisine göre yaratmış. Hayırlısı olur inşallah. Büyüdü bizim oğlan. Oysa öbürü öylemi. Hala daha it koşturuyor sokakta, hayvan herif. İskender’i bildim bileli hep isyankâr oldu bize karşı. Zamanında çok dövdüm abisini kıskanıyor diye hatamı ettik ki acaba? Büyükler der ‘dayak cennetten çıkmadır’ onun kötülüğüne mi yaptım sanki? Kaç yıl geçti hala işe gireceğim diyip geçiştiriyor bizi. Nereden buluyor bu parayı bilmiyorum, abisi veriyordur kesin. Zaman benim için tükeniyor gibime geliyor artık. Her şeye sonmuş gibi bakıyorum. Her şey son anında güzel olması lazım. Çünkü artık vakti geldi. Ben hayatımı ve tüm birikimimi buna göre tasarladım. Son zamanlarımda oğullarımın mürüvvetini görsem, bir torun alsam en azından elime bide bir köşe bulsam çekilsem ve hanım huysuzluğunu bırakıp kahve yapsa eskisi gibi. İnsanın mutluluktan aradığı ya da huzurda aradığı her şeyi yaşadığı ve geride bıraktığı mutsuzluklar ve huzursuzluklar belirliyor, ben bunu anladım. Çok mu şey istiyorum diye diye yedim bitirdim kendimi.


2
İsmim İskender. Yitikliğin burukluğun acısını gelin bana sorun. Olmadı işte. Bazen olmuyor ve ters gidiyor bir şey sonrada diğer her şey onu tersliklerle beraber izliyor. Kendime bazen “liseyi bitirsem böyle olmazdı” diyorum. Babamda suç ama beni sanayide demirci çırağı olmakla çok tehdit etti. Sanayiyi pek sevmem. Hem işler ağırdır hem ortam yoktur hem de muhabbet bellidir.
Lisede sigara ile birlikte birkaç kötü alışkanlık daha edindim derken bir baktım uyuşturucu içiyorum. İçmekle kalmıyor satıyorum da. Birçok yerde iş aradım. Çok çalıştırdılar, çok çalışmak umurumda değil çok çalışırım ama karşılığını hiç vermediler. Buralarda keko dediğim bir adamla ister istemez her gün uyuşturucu ala ala tanışıp muhabbetimiz oldu. O verdi elime torbayı. Sokakta ismimiz torbacıdır bizim. Umurumda olmaz, sadece güzel para var bu işte onu biliyorum. Esrar, salvia divinorum, extacy, kokain özelliklede kokainden çlok fazla para kalıyor bana.
Abim okudu da ne oldu al işte ondan daha fazla kazanıyorum. Okusam ne halt olacaktım ki zaten?
Sokakta yaşam çok acımasız ve çok tedbirli olmak lazım. Köşe başı serserisi değilim ama hepsini tanırım hepside bana muhtaçtır. Bende serseriyim ama kalitem ve klasım var. Babam her ne kadar bizi reddetmiş olsa da olsun kanıtlayacağım kendimi. Az sonra yüklü müşteriler gelecek ve satış yapacağım. Abimin düğününe güzel bir altın bilezik. Her kez görecek İskender’i. Trabzon burması alacam hatta takacağım yengemin koluna dönüp bakacağım babamın suratına. “tebrikler yengem ve abim” diyeceğim terk edeceğim salonu. Bu renk yeter o geceye zaten. Şaka maka abim de evleniyor be. Bende mi ufaktan bir aday bulsam mı ki? Bulsak ne olacak huysuz peder bey hazretleri beğenmeyecek, beğense de bana kerkinecek kusurlarımızı söyleyecek kız tarafına. İşin gücün yok sonra baba katili ol.
Neyse ya durduk yere sinirlenmeyeceğim. Aha bizimkilerde geliyor zaten.

“Ne haber İskender Abi?”
“Eyvallah koçlarım benim sizden ne haber?”
“Ne olsun be abi işte o sokak senin bu bar benim bu park senin o ev benim takılıyoruz paso, Allah seni inandırsın son bir haftadır yedi yirmi dört kafamız güzel”

Bu zengin piçlerini bilirim. Buralarda oturmazlar ama mal almaya genelde buraya gelirler. Buralar orta halli insanların muhitidir. Hiç haz etmem aslında bu kolpalardan ama yapacak bir şey yok abimize bir bilezik alacağız düğün hediyesi olarak. Hem sanki bana gelen hangi adam akıllı? Bunlar en azından paralı züppeler. İstemeye istemeye muhabbet ettiğim hıyarlar, bari bu boku almaya gelirken kafanız ayık gelin beni de mimletecekler.

“yakışır benim biraderlerime neyin kokusunu adlınızda geldiniz ötün bakim”
“ya bizim Nevzatlardan duyduk abi çok güzel cigaran var mış?”
“boş verin cigarayı ben size kokain vereyim çok fena bir dalga, çok az geldi bir daha da kolay kolay böylesi gelmez, ucuza bırakacağım lan hem size”
“abi hap da attık fazla dağıtmayalım?”
“yok lan bir halt olmaz dünkü çocuk musunuz siz? Kaç yıldır içiyorsunuz olum”
“abi sen ne dersen o valla. Madem ismini koydun alalım seni mi kıracağız”
Hep aynı hikaye. Beni mi kıracakmış. Sanki babasının oğluyum. Neyse bu günde bitti. Şimdi sırada Mahmut Abimizin küçük kuyumcu dükkânına girmek kaldı. Gidip alalım şu bileziği. Tuba Yengemizin koluna layık en büyüğünden alalımda millet aslında kimin ne olduğunu anlasın.



3
İsmim Tuğrul. Ve bana ‘neden uyuşturucu içiyorsun Tuğrul?” diye sormayın. Beni önemsermiş gibi gözükmeye çalışan insanlardan nefret ederim. Arabam mı? Evet var. Param mı? Oda var. Ailem? Evim? Teknolojik aletler furyası? Ortam? Sevgili? Evet evet hepsi var. Olması bir şeyleri değiştirmesi yada etkilemesi gerekirken bende bu ters tepti. Hiçbir şey değiştirmedi. Hala bir yerlerde bir boşluklar var işte o yüzden içiyor olabilirim. Belki biraz macera veya heyecan için. Bazen abime üzülüyorum. “ben gazeteci olacağım” dediğinde babam gülmüştü. Oldu ama vazgeçmedi. Şuan babamın ona vereceği aylık harçlıktan daha az bir aylık alıyor gazeteden. Hayret ediyorum bu adama. Oda öyle mutlu oluyor demek ki işte.
Bugün beş altı kişi takılacağız. Uyuşturucu içmeden önce bu tayfayı yani uyuşturucu içenlerin bu kadar fazla olduğunu bilmezdim. İçe içe yavaş yavaş bu ortamlara gire gire gördüm. O kadar fazla ki. Bir kere esrar içenler sigara içenlerin yüzde seksenini oluşturuyor zaten eğer abartmasam.
Arkadaşın “hadi inşaata girelim” fikrine herkes uydu. İnşaata girdik. Önce extacy attık üç er tane bunların kafasının gelmesini beklerken. Kokain çekelim dediler. Çünkü extacynin sizi uyuşturması hiç yoksa bir yirmi dakikayı alıyor. Kokain aldık beklemeden.
Her şey yerine o kadar güzel oturdu ki. Uçuyorum ne havada ne yerde bambaşka âlemlerde. Bazı bazı gerçek dünya gözümün önüne gelir gibi oluyor sonra yine kayıyorum. Bir kahkaha sesi geliyor sonra bizim arkadaşların arasına “bırakın beni” diye bağıran bir kız sesi.

“nerden buldunuz lan bunu” diye soruyorum.
“lan bira almaya gittik, buda yolunu az biraz sapıtmış tuttum kolundan getirdim sürükleyerek”
Kızın bize pisliklermiş gibi bakışı çarptı gözlerime. Kız hem ağlıyor hem de bağırıyordu deli gibi. Arkadaş çok hızlı bir şekilde yere ittirdi kızı. Kız kalkamadı yerden bir daha, sanırım başını çarptı. Her şey çok hızlı oluyordu ve ben o an sadece ordaydım. Bazen dünyanın tek bir kaderi varmış gibi geliyor ve bizler domino taşıymışız gibi. Bir olay başka bir olayı tetikliyor sıra size gelene kadar her şey ya iyi ya da kötü. Sıra size geliyor bir başka domino taşını bir başka domino taşını düşürsün diye düşürüyorsunuz ve o büyük düşüşe ve çöküşe bir katkınızda sizden oluyor.
Kıza tecavüz ediyoruz. Her şey o pislikte ve kirin tozun içinde o kadar güzel ki. Kimse rahatsız değil. Sonra hiçbir şey olmamış gibi kızı orda bırakıp aramızda konuşup gülüyoruz. Bir ateş yakmışız. Kafalarımız çok güzel. Her şey çok güzel. Ve her şey olabildiğine hızlı.
Ortada bir ateş yuvarlağı kurmuşuz ve ben o kutsal karanlıkta sadece arkadaşlarımın suratını görüyorum geride kalan tüm inşaat iç mimarisi kayıp bir karanlık.
Bir feryatla karışık bağırma sesi ile yerinden fırlayan kız arkadaşımın sırtına bir şey sokuyor arkadaşım yerde
“HAYVANLARRRRRRRRRRRRRRR” diye bağırıyor. Oturduğu tuğlayı diğer arkadaşımın kafasında patlatıyor. Gözü yaşlı üstü yırtık. Üstü dediğimde zaten tek bir entarisi vardı. Üçüncü arkadaşımın da üstüne atlıyor boğazlıyor. Çocuk şaşkın, sadece bakıyor. Bir bıçak bu kadar mı rahat girer bu kızın sırtından kalbine. Ben hep izlerken filimler de zor bir şey zannetmiştim. Diğer arkadaşlar kaçıyorlar. Demek ki insan öldürmek böyle bir şeymiş. İnşaatın dünyaya bakan tarafından bir iki meraklı ses duyuyorum. “Polisi çağırın” diye bağıran vatandaşlar işte. Yere dizlerimin üstüne kapanmışım. Kız güzel değilmiş pek de.
Siz daha önce gerçekten bir şey öldürdünüz mü? Ben o an anlıyorum ki ben bu kızdan çok ama çok önce kendimi öldürmekle çıkmışım yola. Hiçbir hissimi yoklamadı bu olay benim. Ve gazetecilerle beraber geliyor polisler. Bu gazeteciler nasıl oluyor da polislerle aynı ya da daha önce geliyor?


4
İsmim Tuba. Aşkı çok geç tanıdım ama bu normal. Çünkü kendimi bildim bileli çalıştım. Aileme de para lazımdı e tabi çeyizime de biraz koymam lazımdı. Ailemden hiç utanmadım fakir oldukları için. Hem fakirlik bir eksi değil hep artı oldu hayatımda. Ama hep derim keşke daha güzel bir yerde yaşasak. Babama çok dedim taşınalım buralardan diye “biraz bekle kızım az biraz para geçsin elime daha güzel olacak hayat” dedi.
Birde Cengizhan var tabi. Nasıl tanıştığımızı inanın bilmiyorum. Hani bazen savunmasız mevsimleriniz olur ya işte o mevsimlerin birinde gelmişti bana. Biz bayanlar hep bizi koruyacak bir kanat isteriz. Kendimizi koruyamadığımızdan değil bu belki hep yanımızda babacan bir varlık istememizdendir.
İşten en erken ben çıktığımdan eve son dakika gıda ürünlerini genelde hep ben alırım. Cep telefonum çaldı, arayan annem “iki ekmek” diye serzenişte bizimkisi yine. Ben gece kondu semtindeyim, kaldırımdayım. Adımlarımın bile sesini azaltarak gölgenin içine girip çantama sımsıkı sarılıp eve süzülüyorum. Şehri eminim sizde dinlersiniz ara sıra ambulans sesi, kahkahalar, ani bir fren sesi, kedi sesi, oğluna pencereden bağıran anneler bilirsiniz işte şehir hep yaşıyor. Aslında çok gürültülü. İki serseri çıkıyor karşıma bu hep olur. Yüzlerine bile bakmam geçer giderim. Bu seferde gidiyorum ama geçemiyorum kolumdan tutuyor.
“sende istiyorsun” diyor, gülüyorlar.
“bırak bak evim yakında bağırırım” diyorum. Bir yandan da cep telefonumu arıyor elim. Dedim ya size işte erkek güçlü. Kendimi birden çamurdan bir minicik tepeciği hızlıca ve zorla inerken buluyorum. Çaresizim. “İmdatttttttttttt” diye bağırıyorum. Hızlıca inşaatın içine doğru sürükleniyorum. Daha da kalabalıklaştı bu serseriler. İçlerinden biri soruyor
“nerden buldunuz lan bunu?” neyim ben yolda öylece duran kayıp bir bozuk para mı? Beni zorla getiren cevaplıyor:
“lan bira almaya gittik, buda yolunu az biraz sapıtmış tuttum kolundan getirdim sürükleyerek”
Ağlıyorum. Ağlamanın bin bir türlü hali var. Mutluluktan ağlarsınız, korkarsınız ağlarsınız, sevinirsiniz ağlarsınız, üzülürsünüz, şaşırırsınız vesaire ama ben korkudan ve çaresizlikten ağlıyorum. Yani ağlamak için ağlıyorum. Benim yaşadığım harici başka ne olursa olsun ağlamak ağlamak değilmiş gibi geliyor ve bağırıyorum deliler gibi.
Serserinin biri hızlıca yere savuruyor aciz bedenimi, sanırım başımı çarpıyorum taşa. Yerçekimi niteliğini kaybediyor. Başımdan aşağı ılık kanım boşalıyor. Şuurum gidip geliyor. Ve en kötüsü de yıllardır sakladığım en değerli hazinemin tüm kutsallığı bozuluyor. Ölmekten de acı şeyler varmış dünyada. Tamamen kendinizi kaybettiğinizde neler olduğunu nasıl anlatayım size? Paramparça olmuş bir vazoyu koli bandı ile yapıştırıp tekrar salonun ortasına koymak gibi hayat. Kaybettiğinizde anlıyorsunuz kaybetmeyi. Son bir gücüm var hissediyorum. Hayvan dürtülerine kurban gitmiş bedenimi son kez umarsızca topluyorum. Ucu sivri kırık bir şarap şişesi ellerimin arasında. Bir kızın en kötü durumunda bile sarf edeceği en argo sözcüğü haykırıyorum inşaatın karanlığında “HAYVANLARRRRRRRRRR”
İnsan öldürmek çok kötü bir şey. Daha da kötüsü insanı yaşar halde öldürmek, bana yaptıkları gibi. Son bir güçle bir tuğla parçasını diğerinin kafasında patlatıyorum. Şu yaşıma kadar erkek tenine haram olan ellerimi diğerinin boğazına geçiriyorum, tek dileğim hızlıca ölmesi. Derken son bir sıcaklık beliriyor sırtımdan kalbime. Kalbimin küt küt seslerini kulağımda hissediyorum. Kalbimin hala olduğunu hissetmek güzel şey ve o anda çamura saplanıyorum. Bir kütük gibi kaskatı ve yekpare bir şekilde. Son nefesimde kırmızı mavi sirenlerin ışığını görüyorum. Çok geç kaldınız memur bey, hem de çok.




5
İsmim Tunç. Nerde koşturmaca orda ben. Çoğu mesai arkadaşım uyuz olur bana. Ailemin zenginliği ile bu dertten tasadan çok uzakta yıllarca rahat yaşayabilecek bir adamım. Ve mesai arkadaşlarımın tek derdi benim kolayca yapabileceğim şeyleri yapmak. Para çok pislik bir şey.
İnanın bende bilmiyorum tam sebebini. Ama derdim asi bir genç rolüne girmek değil. Ben şehirleri severim, büyük şehirleri. Dikkat edin şehir sizinle birlikte nefes alır verir. Camileri ile şadırvanlarıyla, çarşısı ile pazarıyla, esnafı ile polisi ile. Devamlı bir koşturma devamlı bir kovalamaca. Şehre ayak uydurmazsanız, şehirle birlikte nefes almasanız soluğunuz kesilir. Yürüyemezsiniz, tutunamazsınız. Bu sebepten dolayı tersledim babamın paralarını elimin tersi ile sanırım. Bizim ufak birader Tuğrul’da benim izimi takip etsin istiyorum ama fayda yok gibi. Onda da var bir haller ama çözmüş değilim. En azından kendi parasını kazanmanın tadını bir alsa güzel olur.
Departmandan çıkıyorum. Haber müdürüm bizim ekibe “serbest piyasasınız bugün farm yapıp gelin” dedi. Ben size Türkçesini söyleyeyim: ellerimizde fotoğraf makinesi veya kamera ile istediğimiz gibi gezeceğiz. Farm da İngilizceden gelme biz kelime. Tarla demek ama biz bu kelimeyi iş yerinde ‘toplayıp biriktirmek’ manasında kullanırız.
Biraz dolaştım hafiften kafam ağrıdı trafikte. Bir çay içeceğim mekan arar oldu gözlerim. Trafik demişken bu arada, trafik ve narkotikten arkadaşlarım var. Sağ olsunlar habere benzeyen olayların adresini direk mesaj atarlar ya da ararlar söylerler.
Bir bardak çay içtim bünye dünden kalmaydı ama toparladım az buçuk. Telefonum çalıyor Engin Abi arıyor. Kendisi asayiş şubeden. “tecavüz ve zincirleme cinayet” diyor “sana yakın bir adres” diyor “ilgilenirsen adresi vereyim, bizimkilerin dediğine göre büyük olay” diyor. Kaçırır mıyım? Adresi alıyorum direk gidiyorum adrese.
Polisler sarmış çevreyi. Gözlerim iki üç tanıdık memur arıyor ve buluyorum da. Geçiş iznini koparıyorum. Kamera ile görüntüleri çekiyorum. Deklanşör açılıp kapandıkça kanların yayılımları belirginleşiyor ve suratlar netleşiyor. Bunlar daha çocuk yaştalar, çok yazık olmuş. Tek tek yüzlere yaklaşıyorum ve deklanşör işini yapıyor. Tek tek cansız bedenlerinin son dünyevi vesikalıklarını çekiyorum.
Polisin biri olay yerine gelen komiserine tekmil veriyor : “komiserim bu gençler kıza tecavüz etmiş, şurada dizlerinin üstüne çökmüş olanın adı Tuğrul. Kıza tecavüz edip öldürdüğünü üstlendi. Olduğu yerden kalkamıyor. Arkadaşlar serum bağlayacaklar. Sağlıkçı arkadaşlar uyuşturucu aldığını ondan şuan normal olmadığını söylediler” diyor.
Kızın suratında acı o kadar yoğun ki resmini zar zor çekiyorum. Sanki beni tanıyormuş gibi bakıyor suratıma. Arkamı dönüyorum uyuşturucu müptelası tecavüzcüyü çekmesem bu haber yarım kalır.
Dizlerinin üstüne çökmüş bir şeyler mırıldanıyor. Kafası yere düşmüş. İçimden “kaldır be evlat kafanı bir resmini çekeyim” diyorum. Çocuğun yanına gitmem şu anlık yasak. Komiser gidiyor “sen misin lan bu boku yapan” diyor çocuğa bir tokat patlatıyor.
Çocuğun çaresiz bedeni surat siluetini ışıklara değdirerek yere düşüyor. Bende düşüyorum. Nasıl olur bu? Kelimelerin boğazımı paramparça ettiği bir anda sessizliğim tıkıyor kalbimi ve beynimi. Gözlerim kocaman oluyor. Koşuyorum yanına. Polis “şimdi değil dostum sonra çekin resminizi” diyor.
“o benim kardeşim” diyorum. Anlamıyor, kim anlar ki bunu? “Sen ne yaptın be oğlum?” bunun için mi seçtim ben bu yolu? Senin resmini nasıl çekerim ben? Sen bunu yapacak bir adam mısın kardeşim? Sen benim kardeşimsin! Söyle “ben yapmadım” de, “ben suçsuzum” de. ““BEN YAPMADIM” DE LAN! BEN TUĞRUL DEĞİLİM” DE!!!
Fotoğraf makinemi atıp kırıyorum, son işim kardeşimin tecavüz ettiği kızı öldürmesi oluyor. En büyük haber o oluyor ben oluyorum biz oluyoruz. Bu sefer tanrı basıyor deklanşöre ben değil.



Enes Evci



Yorumlar (4)
A'Gül ... 24.12.2009 16:52

İlginç bir hikaye..Zincirleme reaksiyon.. Ama neden deneme bölümünde?
Hoşgeldiniz yeniden Enes Evci.

Enes Evci 26.12.2009 09:24
hoşbulduk. Tam 1 ay da yazı yayınlanıyormuş onu gördüm :) valla neden deneme bölmü derseniz. bilmiyorum ya genelde buraya yolluorum ondandır. Denedim zaten.

elif öztürk 26.12.2009 19:34
Güzel bir deneme olmuş,devam etmelisin bence.Birbirini takip eden hayatlarla ilgili bir kitap okumuştum,tarzın onu anımsattı.Çok hoş olmuş gerçekten eline sağlık...

Enes Evci 27.12.2009 15:52
teşekkürler Elif.Devam ediyoruz Allah Güç verdikçe


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2288 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com