Denemeler

Kivi Gibi Kıllı Sokrat Gibi Akıllı Bu Kader
Okunma: 2553
Enes Evci - Mesaj Gönder


MENDİLLERLE SİLİYORSUN GÜNAHLARIMI VÜCUDUNDAN


O kadar güzelsin ki cesaretim kırılıyor bazen. Konuşamıyorum. Ben ımmmm şey ben gerçekten seviyorum. Hani onur ve gurur var ya onlarsız seviyorum. Çiğnemişim her şeyi geride bırakmışım yeri gelmiş ağlamışım ama seviyorum işte. Şimdi sen apayrı bir dünyanın çok başka bir insanısın bunu biliyorum. Mahremiyetini paylaştın benden sonra başkalarıyla bunuda biliyorum. Paramparça olmadım mı zannediyorsun? Uyuşturucu müptelası oldum senden sonra. Soğuk kaldırımlara kustum, sonra yattım oralarda çömeştim belki birkaç kaldırıma. Soğuk sıcaktan daha çok can yakıyormuş bilmiyorum mu sanıyorsun?

Böyle bir bıçak yok! Sözlerini kastediyorum. Kan akıtmadan paramparça ve gözle bakıldığında tek parça bıraktın bedenimi. Bazen ne oluyor biliyor musun? Seni görüyorum başka kadınlarda. Seni arzuluyorum. Oturduğum sessiz odada arzumdan alevler yanıyor. Oda soğukluğunu kaybediyor. Ben üşüyorum. Burnumda bir koku seninkinin aynısı. Çıplak teninin sek kokusu geliyor beynime. İşte ben beynini yiyenlere katılıyorum. Parmaklarının arasına parmaklarımı sokardım ikimizde yumruk yapardık. Parmaklarımı kırmak istiyorum. Görüntüler hepsi senin kurtulamıyorum geliyorlar retinamı parçalarcasına. Saçların dağılmış yastığa darmadağın kendimi görüyorum saçlarında. Simsiyah aralarda renkler var. Bazen yeşil bazen sarı bazen kırmızı. Renklerimi kaybettim. Dudağını ısırıyorum gözbebeklerin kayıyor yukarı doğru. Göğüs ucunu ısırıyorum, dudakların arasından bir sıcak nefes patlıyor anlıma sonra dağılıyor yüzümde. Bir damla ter bahşediyorum saçımın telinden göbeğine oradan süzülüyor, bir kıvrım buluyor. Geziniyor benim gibi vücudunda. Konuşmuyoruz sadece dokunuyoruz. Arada bir kulağıma yanaşıyorsun nefesini veriyorsun, fısıldıyor bazı bazıda öpüyorsun. O an kendimi en üstün varlık zannettiğimden midir bu düşüşüm?

Düşüyor düşüyor bir yere çarpmıyorum. Yok mu bu kuyunun sonu?

Gülüyorsun, hoşuna gidiyor. Elimde çok nadir çiçekler. Yüzümde hep bir hayal. Geçmişimde bir kuru gürültü yalanlar. Kurtulamıyorum ne senden ne onlardan. Açıklıyorum her şeyin sebebini yinede eksik yapbozun parçaları. “İçme şunu” diyorsun. “Son bir fırt” diyorum. Sana uzatıyorum “bir nefes al” diyorum, “çok kötüsün” diyorsun. Elinde çok özel günlerde bir şişe. “İçelim” diyorsun “içelim” diyorum. İçiyorsun veriyorsun sırtını bir duvara yada bana sarılıyorsun sımsıkı başlıyorsun ağlamaya. “şeytan kanı sana yaramıyor” diyorum. O kadar özel şeyler dökülüyor ki geçmişinle ilgili dudaklarından. Ben sadece öpüyorum dudaklarını. Elimden bir şey gelmiyor. Sarılıyorum sana. Ya Rab sarılmak ne müthiş bir şey. Kitabında surende ayetinde bahsediyorsun ya diyorsun : “büyü vardır” diye. Ben o an inanıyorum büyüye. Işık da karanlık da sende anlam buluyor o gece. Biz karanlığı seçiyoruz soğuk odada. Gizleniyoruz bir koyu renge yorganmışçasına çekiyoruz üstümüze. Bir senin gözün parlıyor bir benim, yetiyor bu ışık bize. Ne kadar sert gelirsen gel sebebini bilmediğim bir güçle yumuşatıyorum göğsümde. Paramparça olan göğsümmüş kalbimmiş ruhummuş ne önemi var. Yükünü alıyorum. Unutuyorum dakikalara boğarak. Unutmak helede bilerek unutmak ne kadar zor ve acı verici biliyor musun sen? Ensemi kavrıyorsun çekiyorsun kendine dudaklarımda bir ıslaklık ve yumuşaklık. Oysa ben ne kadar marazlıymışım senin karşında. Her yerim toynak. Törpülenmeye ihtiyacım varmış yıllardır. Mendillerle siliyorsun günahlarımı vücudundan. Doğmak için can atan çocuklarım, serseri babası ve masumiyet karikatürü bir anne. Odada çoğalıyoruz.

Müzik giriyor bazen gecelerimize. Bazen sabah gözümü açıyorum. Ben ne kadar çirkinim uyanınca. Sen ne kadar masumsun esneyince. Gözlerin patlak. Ten rengin bebek gibi. Ağzım kokuyor mu acaba diyorum. Çekiniyorum senin umurunda olmuyor öpüyorsun dudaklarımdan. Ne güzel bir güne başlama bu. Artık gün bitse de aniden kimin umurunda?




HER KADININ SAHİP OLMAK İSTEYECEĞİ ADAM BENİM

Delirtiyorsun beni kimi zamanlar. Öyle ki nefret ediyorum senden. Üzerine kussam ve basıp geçsem seni. Bir daha hatırlamasam. Sesin öyle çınlıyor ki kulağımda. Telefonu kırıp parçalayasım var. Sevgilim senden nefret ediyorum. Sevgilim canına kast edip ruhunu parçalayasım var. Düşünüyorum ki bilirsin en iyi yaptığım iştir bu, nasıl geldik bu sinir sınırına. Vücudumda sinir harbi çıkıyor yenen senin sesin. Çürüyor bedenim ve metabolizmam. Tahammülüm kalmıyor dünyaya. Senin yüzünden intihar etmek istiyorum, inkar etmek istiyorum, ısrar etmek istiyorum.

“Yine yalan söylüyorsun” diyorsun. “Her şey çok güzel olacak” diyorum. Karşı cinsimin hiddetinden ve şiddetinden beni koru ya Rab. Sen beyazsın ben siyahım her yer gri renkte. Gücümü emiyorsun, kanımı emiyorsun, gençliğimi emiyorsun. Konuşacak cümle bulamıyorum oysa ben seni, kimsenin sana söylemediği ve herkesin unuttuğu cümlelerle kazanmışken.

İçimden “her kadının sahip olmak isteyeceği adam benim” fikirleri geçiyor. Senden kopuyorum o an. Sen telefonun diğer ucundasın, hala durmadan bir şeyler söylüyorsun bağırarak ve ağlayarak. “Orada mısın?” diye yoklamıyorsun telefondan, çünkü bana konuşma fırsatı vermiyorsun. Vakit de zamanda senin olsun istiyorsun. Akrebi, yelkovanı ve saniyeyi sana bahşediyorum o an. Hepsi emrinde. Başka kadınların çıplak ve anlayışlı tenleri geliyor aklıma. Gözümü kapıyor dişimi sıkıyorum. Telefonu tutmadığım elimi yumruk yapıyor sımsıkı sıkıyorum sonra çözüyorum devamlı. Çevremde meraklı gözlerden uzak olduğumda gözlerimi kapayıp hayaller kuruyorum sen bağırırken. Lakin sen hep çevremde meraklı gözler varken benle çatışıyorsun. Bakıyorlar bana. Hep gözlerinde “neler oluyor?” der gibi bir ifade. Ben hal ve hareketlerimi, ecel terlerimi, sımsıkı yumruğumu saklıyorum bir yandan.

Yüz yüze olsak bu kadar bağırır mıydın? Cesaret edebilir miydin? Nefretimi en iyi sen bilmiyor musun? Erkek olduğumu o an anlamaz mıydın? Tek nefeste canını alabileceğimi? Gücümü, kudretimi? Uzağımdasın bir telefon kadar. O yüzden bağırıyorsun bana. Suratına kapıyorum telefonu. Ardından hemen arıyorsun ben yine kapıyorum. Sonra biraz bekliyorsun. Hiç sevmediğin bir mevzu bu suratına telefon kapanması. İyice sinir oluyorsun. Tosluyorsun erkekliğimin inadına. Biraz bekliyorsun yine arıyorsun. Açıyorum bu sefer “bitti mi” diyorum, “sen nasıl suratıma telefon kaparsın ya?” diye serzeniştesin. Susuyoruz. Diniyor öfken. “regl misin?” diyorum. “galiba” diyorsun, “anlıyorum” diyorum. Yumuşuyorsun. “görmem lazım seni” diyorsun. Seni hiç görmek istemiyorum oysa ben. “bende” diyorum. Aşk bizi ne sahnelere sokuyor. Kokain için para, para için beden. Bu formüle mecburiyetten bulaşmış fahişeler gibi hissediyorum kendimi. Mideme kramplar giriyor. Tek çatlatamadığın sabır taşı bende çünkü sayın bayan. Ey sevgili! sen dahi olsan sana bu imkanı vermem. İçime döner ben parçalarım gerekirse. Tepkisizliğime sinir olduğunu söylüyorsun “anlıyorum” diyorum. Gerçektende anlıyorum ama sen hiç anlamıyorsun. Senin kıyılarında ise hep sen anlıyorsun ben hiç anlamıyorum. Bu böyledir zaten, ben en azından bunu biliyorum. Kadın ve erkek, su ve ekmek.

YOK MU LAN BENİ ANLAYACAK BİR KADIN?

Vuruyorum yola kendimi. Öyle pek de gitmediğim yerlere gidiyorum. Kafam da seni azaltıyorum beni indirgiyorum. Bol bol oksijen alıyorum. Yürümekten sıkılıyorum bu şehrin en aydınlık muhitlerinde. Bir yere giriyorum. Müzik ve alkol (kadın-erkek) ben bir köşe buluyorum, kalabalığa bakıyorum ama bakmak için değil. Sadece görmek için. Karanlık her yer. Yapay bir karanlığa sahip böyle yerler. Sen hiç sevmezsin böyle yerleri. Ben sanki senden öç almak için buraya gelmişim gibi.
Vakit biraz geçtikçe ortamda bedenimin varlığını fark edenlerin yapay “merhaba”larına ortak oluyorum. Karşılık veriyorum “nasılsın?”,”ismin ne” diye bir muhabbet başlıyor. Orta yaşlı bir kadın çok meraklı bana. Gel benle diyor. Gidiyorum peşinden. Çok alımlı. Şarap gibi değil de yeşil elma gibi. “külotlu çorabımı düzeltmeme yardım eder misin?” diyor. Çekiyorum yukarı doğru. “kaçmış mı” diyor. Sanırım kaçmış. Gitmiş buralardan bazı şeyler. “hayır kaçmamış” diyorum “kaçır o zaman” diyor. Ben ne yapıyorum? Birinci sınıf bir mekanın tuvaletinde huzursuz edici bir kokunun içinde dar bir yerde. Kadın çok güzelden de çok güzel. Bir illüzyon hareketi yaparcasına entarisini çıkarıp asıyor kapıya. Gözlerimi kapıyorum. Sen geliyorsun aklıma. Olmuyor. Belli ki oda benim yerime başkasını koymuş gözlerini kapayarak öpüyor beni. “çok özür dilerim” diyorum. Aniden kaçıyorum oradan. Çıkıyorum koşar adımlarla. Açıyorum telefonumu. Sabit bir yerde duruyorum. Kusasım geliyor. Ağlamak istiyorum. Seni arıyorum. “beni arama artık o kızıyor” diyorsun “o” dediğin yeni sevgilin. Tutamıyorum kendimi ağlıyorum. Erkekler daha duygusal sanırım. Çökertiyorsun beni. Aynalara küsüyorum her seferinde beyaz saç tellerime bir yenisi ekleniyor.
Sen siliyorsun defterinden beni. Yetmezmiş gibi benim olduğum sayfaları koparıyorsun. Oda yetmiyor buruşturup atıyorsun şömineye. Gümüşten bir yıldız düşüyor yere, buluyorsun parçayı. Biliyorsun bir bıçak haline getiriyorsun. Saplıyorsun hiç ama hiç düşünmeden kalbimin ortasına. Çok canım acıyor. Ağzıma biriktiriyorum midemden gelen kanları. Ölürken bile karizmamı düşünüyorum. Bari ölmeyi elime yüzüme bulaştırmayayım istiyorum. En savunmasız halime yükleniyor da yükleniyorsun. Kızıyorum sana içten içe. “Yardım et bana lütfen” diyesim var hatta bazı bazı uyuşturucu damarlarımda başı boş gezerken lütfeni bol olan kelimeler kuruyorum sana. Olmuyor.

Bedduaların ardı arkası gelmiyor. Hayata, kadere, aşka ve sana. Sanırım tutuyor da. Sonra haline dayanamayıp hepsini geri alıyorum. Ağlıyorum hem de çok.


Yok mu lan benle ağlayacak bir kadın bu dünyada?
Yok mu lan beni alacak bir kadın bu dünyada?
Yok mu lan bana raks edecek bir kadın bu dünyada?
Yok mu lan benle gelecek bir kadın bu dünyada?
Yok mu lan beni biz yapacak bir kadın bu dünyada?
Yok mu lan beni anlayacak bir kadın bu dünyada?

Serzenişlerim, vişne gibi.






KİVİ GİBİ KILLI SOKRAT GİBİ AKILLI BU KADER

Zaman ne biçim bir ilaç, yoksa hastalığın ta kendisi mi? Damla damla akıyor üstüme zaman, tüm duvarlarım nemden rutubet kaplı. Kaderin nefesinin sertliğine bağlı yıkılmam. Ara ara çatlaklar var duvarlarımda, ışık süzmeleri akıyor boşluklarımdan buhranlarıma.

Hatıralar ne biçim bir sancı, yoksa ruhsal bir tedavi mi? Nadasa yatmış nefretimi perçinliyor ara ara. Ben kapamışken tüm kapıları pencereleri, nereden esiyor bu anılar? Bazen bir yoldayım elim cebimde, kulağımda bir enstrüman, gözlerim buğulu seni arıyor, saçım başım darmadağın. Kadınlar, erkekler, cinsini oturtamamışlar, hayvanlar ve cansızlar. Dokunuyorum, hissetmeye çalışıyorum, nefes almak için görüyorum. Aklımda bir soru “sen ne yapıyorsun?”

Ara ara görüşüyoruz senle. Ara ara yazıyorsun bana. Ara ara sesini duyuruyorsun. “arkadaşım” diyorsun, “arkadaşım” diyorum. Kırılıyorum o an ve paramparçalarımı toplamaya çalışırken ben telefonun ucundaki senden medet beklerken, başka sesler giriyor araya. Başka erkekler. Sen huzursuz değilsin. Nispetlerde misin, nazlarda mısın? Bilmiyorum. Ben çok rahatsızım.

Zaman diyordum dimi. Sanırım ilk hastalık sonra ilaç kendisi. Hastalığımı atıyorum üstümden. Önce güneş gidiyor sonra yapraklar sararıyor, kar yağıyor, yağmurlar yağıyor ve sonra yapraklar yeşeriyor. Zaman geçiyor biraz. Sen aramaz oluyorsun iyiden iyiye. Bende seni arayacak surat kalmamış. Yüzsüzlüğümün son demlerini yaşıyorum.

Yağmurda ıslanmış, başıboş köpekler gibi gezerken arkadaşlarımla. Kader ya işte seni görüyorum. Koluna girmiş bir erkek. Mutlu gibisin. Gözlerin beni görmüyor. Geziyorsunuz. Ben manzaramı siyahlara boyamışım. Tüm vücut fonksiyonlarım duruyor. Bir kalbim çalışıyor oda sanırım duygusallıktan değil kan pompalama mecburiyetinden. Teklerse hiç şaşırmam. Zaten o an nefes aldığıma duacıyım. Pek geçmiyor beni görüyorsun. Huzursuzlaşıyorsun. Fark ediyor yeni sevgilin. Oda bana bakıyor. Ben görmüyorum bile onu nefretimden. Silmişim bir kere o görüntüyü. Göz göze geliyoruz. Belki dudaklarımı okursun diye :
“ölüyorum görüyorsun, sızlanıyorum ve hızlanıyorum. Bu ne böyle? Bu ne biçim bir rol? Bu ne biçim bir sahne. Ey Rab anlıma neden yazdın bu sahneyi? Mutlu musun sevdiceğim. Sen tuttukça yanındakinin kollarını yanıyor kollarım” gibi şeyler zıvalıyorum. Pek anlamıyorsun beni. “ne diyorsun be salak” dercesine bir gözünü kısıyorsun. “boş ver” diyorsun yanındakine çekiyorsun kolundan yolunu değiştiriyorsun.

Bu gerçekten böylemi oluyor herkes de? Böylemi bitmeli? Güzel başlamamış mıydı? Seni severken bile acı çeken ben neden sevmediğimde yine acı çekiyorum? Tüm ödüller senin oluyor o gün. Çok güzel oynuyorsun rolünü. Spontane gelişiyor zaman, rölantiye gidiyor kader, rutin işliyor çevremizdeki kadınlar ve erkekler ve monoton bir İsrafil baş yapıtı sıcak bir gün tepemizde. Terliyorum, iyice terliyorum. Bir an yer çekimi yörüngesinden çıkıyorum sanıyorum sonra farkına varıyorum ki yerlerin dibindeyim. En yakın bulduğum bir kaldırıma pusuyorum “ağlamak sana yakışmaz oğlum” diyorum kendime babacan bir tavırla. Dişlerimi, yumruklarımdan da çok sıkıyorum. Damağıma diş etlerimden sızan kanlar geliyor. Kanın tadı o kadar doyurucu ki, nefretime sos oluyor. İşte şimdi sigara içilir diyorum. Sigaramı çıkarırken fark ediyorum ki ellerim titriyor. Bırak kendini zamana diyorum. Rahatla biraz. Gözlerimi ilk çektiğim nefesle kapıyorum. Gözlerimi açıyorum üstüm başımla yattığım yatağımda buluyorum kendimi “kivi gibi kıllı, Sokrat gibi akıllı bu kader” diye mırıldanıyorum.



Enes Evci



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3348
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2935
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2596
9 Enes Evci 2469
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2236 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com