Denemeler

Ölüm Var
Okunma: 807
Ümit Zafer Bağcı - Mesaj Gönder


İnsanların gerçekleştirmek istedikleri birçok hayalleri vardır. (İş, evlenme, okul… ) Bu hallerine ulaşmak için çok çalışırlar. Oysa bu hayallerinin gerçekleşeceği bile kesin değildir. Ama gerçekleşeceği kesin olan bir şey vardır ki, insanlar onun için hiç hazırlık yapmazlar. Gerçekleşmesi ihtimallere bağlı olan dünyalık hayaller için bu kadar çok çalışırken, gerçekleşmesi kesin olan ölüm için neden hazırlık yapmayız?

İlköğretim çağındaki bir çocuk okul derslerine çalışmaz, kötü notlarla dolu bir karne gelince o an ki hüzünle “Keşke” çalışsaydım der. Oysa o an oyun oynayıp zevk almıştım ama şimdi o anki zevkten de elimde kalan bir parça olmadı ve karnem de kötü geldi. Okul zamanı kendimi biraz sıkıp ders çalışsaydım şimdi iyi bir karne alıp mutlu olurdum diye düşünür. Ve bu çocuk, ortaokula gelir yine çalışmaz. İyi bir lise kazanamaz. Yine “Keşke” çalışsaydım, bak ne kadar da çabuk geldi çattı sınav der. Maalesef ki bu çocuk iyi bir üniversite kazanamayınca da “Keşke” der. Ölünceye kadar hep “Keşkeler”ile yaşar. Oysa asıl “Keşkeyi” öldükten sonra söyleyeceğini hiç düşünmez. İlköğretimde alamadığı karneyi ortaokulda alabilirdi. Veya iş hayatında söylediği “Keşkeleri” başka bir işe girerek telafi edebilirdi. Ama ölümden sonra söylenecek “Keşkenin” telafisi yoktur maalesef. Bu yüzden Allah, dünyada insanlara “Keşkeli” durumlar yaşatır ki, asıl günde keşke demesinler. Dünyada yaşadıkları “Keşkelerden” ders çıkarıp ölüme hazırlansınlar ki ölümden sonraki “Keşkelerin” hiçbir telafisi yoktur.

İnsan da diğer canlılar gibi ne zaman öleceğini bilemez. Ölümün ne zaman geleceğini bilemediğimiz için ona her zaman hazırlıklı olmalıyız. Eğer kesin olarak 80 yaşında öleceğimizi bilseydik ömrümüzün 40 yılını eğlenerek diğer 40 yılını da ölüme hazırlanarak geçirebilirdik. Ama her yaş içinde gizli bir ölüm saklar. Ve bu gizli ölümün hangi yaşta zuhur edeceğini yalnızca ölümü yaratan Allah bilir. Bundan dolayı her an ölüme hazır olmalıyız. İnsanların ne zaman öleceği kaderde yazılıdır. Kimi hastalıkla ölür, kimi trafik kazasıyla kimi de bir başka insanın saldırısına uğrayarak ölür, veya aklımıza gelemeyecek herhangi bir şekilde… İnsan ne şekilde ölürse ölsün, o insanın eceli geldiği için öldüğünü unutmamalıyız. Eğer insanın ölüm vakti gelmediyse o insan gökdelenden düşse bile ölmez. Mesela bir adama yolda araba çarpsa ve adam ölse o adamın yakınları eğer araba çarpmasaydı ölmezdi dememeli. Demek ki o an o kişinin eceli gelmiş ve ölümüne trafik kazası sebep olmuş. Eğer araba çarpmasaydı o kişi her ne sebepten olursa olsun muhakkak o an herhangi bir sebeple ölecekti. Allah, ahrete hazırlanmamız için hepimize istediği kadar süre verebilir. Bu süreyi ayarlamak bizim elimizde değildir. Her insanın sınanma şekli farklıdır. Kimse bu sürenin ne kadar olacağını bilmediği için ölüme hazırlıksız yakalanmamak için her an ölümü sık sık anmalı ve ölümden sonraki yaşamda rahat olabileceği gibi yaşamalıdır.

Dünyada her insan farklı şekilde sınava tabi tutulur demiştim. Kimi zekasıyla, kimi farklı bir yeteneğiyle, kimi ise fiziki güzelliğiyle. Her insanın dış görünüşü farklıdır. Aynaya baktığımızda karşımızda gördüğümüz bedene ben deriz. Evet aynada kendimi görüyorum, bu benim deriz. Biz, kimseye benzemeyiz. Hepimizin düşünceleri kadar dış görünüşü de farklıdır. Kimimiz çok güzelizdir, kimimiz ise daha az çekiciyizdir. Ama bu durum da ölümle birlikte sona eriyor. Aynada bakıp da bu benim dediğiniz beden toprakta çürüyüp kemik yığını halini alıyor ve artık ben senden daha güzelim diyemiyorsunuz. Çünkü hepimiz aynıyızdır artık. Birkaç kemik yığını! Yaşam boyunca çok güzel olan o bedeniniz ölümle birlikte kemik yığınına dönmüştür. Ve artık o aynadaki güzellikten eser yoktur. O güzel beden benim diyordunuz ya artık siz o değilsinizdir. Demek ki o güzel beden sadece sizi sınamak için size verilen geçici bir örtüydü. Onu ebedi olarak siz de mi kalacak sandınız? Bir süreliğine onu kullandınız ve ilk baştaki gibi yine sizden geri alındı. Peki size kalan ne oldu? O bedenin sizde bulunduğu süreyi nasıl değerlendirdiğiniz tabi ki de. O emanet bedenle ölümü unutup da zina mı yaptınız? Yoksa alkol alıp sarhoş olarak onu sokaklarda mı sallandırdınız? Veya sigara içerek onu ağır ağır ölüme kendi ellerinizle mi yaklaştırdınız? Veya onu kullanarak hırsızlık yapıp da kul hakkına mı girdiniz? Eğer bunlardan birini veya benzerlerini yapmakta ısrar ettiyseniz ve son tövbe hakkınızı da kullanmadıysanız maalesef size verilen bedenin hakkını verememişsiniz demektir. Çünkü siz emanet verilen o bedenle yukarıda yazdıklarımı yaparken bir başka insan aldığı emanet bedenle Allah için namaz kıldı. Oruç tuttu. Bedenin geçici güzelliğine aldanmadı. Çünkü ölümle birlikte onun bir kemik yığınına dönüşeceğini idrak etmişti. Çünkü o insan asıl özünün beden değil, ruhunun olduğunu idrak etmişti. Ölümle birlikte bedenin son bulacağını ama ruhunun sonsuzluğa dair yaratıldığını idrak etmişti. Bu yüzden geçici olan o bedenimizi bize emanet verenin isteği üzere kullanalım. Çünkü ölümün ne zaman kapımızı çalacağını bilemeyiz. Kim bilebilir ki emanet verenin emanetini ne zaman geri isteyeceğini?

Ölüme bakışta insanlar ikiye ayrılır. Kimi ölümden korkar kimi de ölümü asıl kurtuluş olarak bilir. Hayatın dünyadan ibaret olduğunu sanan insanlar, yaşamlarını dünya eksenine göre tükettikleri için ihtiyarladıkları zaman ölüm çelişkisine düşerler. Ya gerçekten de ölümden sonra yaşam varsa? Deyip, büyük bir korkuya kapılırlar. Oysa genç yaştan ya gerçekten ölümden sonra yaşam varsa? Deyip, ölümden sonraki hayat için çalışan insanlar ise hiç korkmadan, ellerinde yüklü bir valizle Azrail’i beklerler. Onlar zaten yaşamları boyunca kendi arzularıyla hiç sıkılmadan ibadet yapmışlardır. Ve bu ibadetleri sayesinde hem dünya hayatını daha nizami geçirmişlerdir hem de ölüm sonrası için kendilerini hazır hissetmişlerdir. Ama sırf dünya için çalışan insan, ya ölümden sonra yaşam varsa deyip kendini içten içe yemektedir. İslam felsefesini idrak eden bir insan, ölümün sadece bedenden arınmak olduğunu bilir. Yani ölüm, yaşamın sonu demek değildir. Ölüm demek, dünyadaki sınavın bittiği manasına gelir. Yani dünyada öldünüz, yapacak işiniz kalmadı, şimdi dünyada ektiklerinizi biçme zamanıdır.

Allah, insana akıl vermiştir dedik. Peki biz insanlar neden aklımızı kullanmayız? Yemek hayvanda da var, şehvet hayvanda da var veya eğlenmek hayvanda da var. Ama akıl onlarda yok! Oysa biz insanlar, hayvansal özelliklerimizin hepsini eksiksiz kullanırız ama bizi hayvanlardan ayrı kılan aklımızı neden kullanmayız? Ha bire para kazanma yolları ararız, bir evimiz varsa daha lüksünü isteriz, altınlara-elmaslara ağzımızı açarak bakarız. Ey insanoğlu! Yüz kamyon altının olsa ne fayda? Öldükten sonra o altınlar senin ne işine yarayacak? Kusura bakma ama hala dünya için çalışıyorsan demek ki sen aklını kullanmıyorsun. Yüz tane evin olsa, yüz tane araban ve işyerlerin… Ey insanoğlu! Ne fayda? Malın ve evlatların seni mezara kadar ziyaret eder ama sonra geri dönerler. Oysa mezarda seninle kalacak olan tek şey yaptığın ibadetlerdir. Ek olarak bir daire alacağına o daire fiyatına yetim karnı doyursan, yoksulları okutsan ne zararın olur ki? O daire bu kısacık dünyada seni mutlu edebilir ama o yetimin duası senden hiç ayrılmaz. Ey insanoğlu! Ne olur biraz aklımızı kullanalım, ölümü hatırlayalım ne olur?

Yoksa öldükten sonra dirilmeye inanmıyor musun? Peki babanın menisinden annenin karnında seni önce kan pıhtısı haline getiren sonra küçük bir et parçasından bir bedene kavuşturan ve bu bedene muazzam bir sistemle organları yerleştiren ve o et yığınına can veren Allah seni ikinci kez diriltemez mi? Bir insan menisinden yeni bir insan oluşuyor ve buna bir can geliyor! Küçük bir tohumdan koca bir çınar oluşuyor ve yine bu da canlı! Onlara ruh verip canlandıran Allah elbette o canlıyı öldürüp tekrar diriltmeye kadirdir. Seni yoktan var eden Allah, tek bir ol demesiyle tekrar diriltebilir. Şüphesiz ki Allah’ın şanı çok yücedir. Sana düşen tek görev şu kısacık dünya hayatında şeytanın tuzaklarına düşmeden Allah’ın isteğine uygun bir kul olabilmektir. Seni yaratan dururken neden yine onun yarattığı şeytana uyasın ki?

“Nasıl oluyor da Allah’ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi o diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)



Ümit Zafer Bağcı



Yorumlar (4)
Hasta Adam 30.6.2013 00:43
Bu yazıyı daha önce koymamış mıydınız? Aynı yazıyı okuduğumu hatırlıyorum.

Ümit Zafer Bağcı 30.6.2013 08:51
Koymuştum ama yapılan yorumlar yüzünden silip yeniden paylaştım...

Hasta Adam 1.7.2013 02:54
Evet benim yazılarıma yaptığın yorumları da silmişsin.
Karşılıklı felsefe yapmak (!) istiyordun. Tamam, kabul ediyorum.
Ergenlikten çıkınca haber ver. :)

Tamam bu da son yorumumdu. Bir daha yazmayacağım. Kolay gelsin.

Ümit Zafer Bağcı 1.7.2013 09:23
Yorumunu kaldırmanı istiyorum.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6278
2 Firari Fırtına 4343
3 Mustafa Ermişcan 3704
4 Hasan Tabak 3428
5 Nermin Gömleksizoğlu 3104
6 Uğur Kesim 2982
7 Sibel Kaya 2824
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2793
9 Enes Evci 2531
10 E.J.D.E.R *tY 2244

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:760 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com