Hikayeler

Refakatçi...(Çok Güzel Bir Hikaye)
Okunma: 1053
Emre Nalça - Mesaj Gönder


REFAKATÇI Saat 05,30.günün ilk isiklari etrafa yayiliyor. Yumusak bir ses “Günaydiin.Nasiliz bakalim bu sabah…” diyerek hasta odasina girer. “Günaydin hemsire hanim iyiyim. ” “Tansiyonumuzu ölçelim.hiii…Çok iyi…simdi termometreyi veriniz. Bakalim , atesimiz kaçmis. Ver bakalim kolunu , O güzel damarlarindan da kan alalim.”
Sonra ciddileserek hasta sahibine döner. “kani acile götürün, bir de tüp alin, öglen kan ölçümü için gerekli.” Birazdan tok bir ses duyulur: ” Kahvaltii. .Kahvalti geldii.” Bir parça beyaz peynir,dört bes zeytin tanesi ,aksamdan kalma ekmek ve su bardagi dolusu rengi bozuk çay…Daha sonra kocaman paspaslar yuvarlana yuvarlana ortalikta dolasmaya baslar, pislikleri toplar mi dagitir mi bunu anlamak için bir bilene sormak gerekir ! Ama çamasir suyunun kokusu her yana dagilir. Bunun üzerine kolonya siseleri harekete geçer sözlesmisler gibi. “Ne pis koku aman.” diyen, kolonyayi sürünür.Saga sola bolca serper. Salonda ki hava daha da berbatlasir. Gözler yasarir, geniz yanar.
Saat 07.30 olur. Doçentler, hemsireler ve ögrencilerle hastalari dolasmaya çikarlar. Her birinin basina kara bir dosya birakirlar. Kendi aralarinda durmadan konusur, yorum yaparlar. Anlasilmaz dedikleri. Kendi dillerince konusurlar. Maksat hastalari degil kara dosyalari, hastaliklari ziyarettir..Etraflarinda kimse yokmus gibi davranirlar. Gözlerinin içine, agizlarinin kipirtisina odaklanmis hastalari görmezden gelirler. Konusurlar, konusurlar ve giderler…
Hasta refakatçisi, kani acil kan merkezine götürmüstür. Iki saat sonra, gelip sonucu almasi istenir. Uzun koridorlari geçer, merdivenleri bir solukta iner, bir solukta çikar. Hastasini, profesör gelinceye kadar kontrole hazirlamasi gerekir. Hastasinin yatagini düzeltir, kahvalti tepsisini kaldirir. Karanlik bakan yari açik çelik dolabi, yürüyen masayi sabunlu sularla siler. Çiçeklerin suyunu degistirir, sararmis yapraklarini temizler.Odaya, sabun kokulu sicak bir hava vermeye çalisir. Ve gülümser…Günler boyu gülümser.Hayatindan memnun görünür. Hastasina moral gereklidir. Arzularini, beklentilerini dondurmustur. Elbet iyi günler gelecek ve buzlari çözecekti. O günler uzakta olmamali.Böyle hisseder ya da böyle görünür. Refakatçi baska türlü düsünemez. iyimser olmali, Polyannacilik oynamali…Gülümsemeli… Buzlar nasil olsa bir gün çözülecek. . Hiçbir sey sonsuza kadar sürmez.
Saat ,08.30 olur. Hastabakicilardan biri odalarin kapisinda çigirtkanlik yapar :
- Refakatçilar disari…Hoca geliyor…Lütfen hastalari yalniz birakin.
Bütün refakatçiler emir geregi disari çikar. Hastasina ” Ben disari gidiyorum. Kapinin önündeyim Merak etme.” Demeyi de ihmal etmez. .Artik saat, 11.30 olana kadar içeri girilmez.
Disarida, terlikli, uzun entarili kadinlarla, saçi sakali karismis erkekler bulusurlar. Ellerinde sigara, gözlerinde hüzün, umutsuzluk, uykuya karismis bir yüz.. ” Haydi çay içmeye inelim.” Der birisi. Öteki; ” Ben gidemeyecegim” der. Yorgun ve umutsuzdur. Bir baskasi; ” çarsiya gidelim mi ?” der. ” Gidelim ama , ya; arar, sorarlarsa…Benim hasta, bu gece iyi degildi. ilâç filan lazim olur. Ben en iyisi gelmeyeyim. Siz gidin, bana da gazete alirsiniz…” ” Sabaha kadar uyuyamadim. Hastamin sancisi vardi.” Der birisi… “Hemsire hanim bakmadi mi?” “Bakti, bakti ama; ne yapsin ! Doktorun dediklerinden disari çikamiyor ki. . .” “Dogru öyle…Yapacak bir sey yok.” Doktorlar, hemsireler odalara girerler, çikarlar… Sonu gelmeyen çalisma vardir. Bütün hastalara bakilir, gerekli her sey belli bir düzen içinde yapilir. Onlar, yorulmaz ve usanmazlar… Bu ise bas koymuslardir. Ne ilaç saatleri karisir, ne dosyalar… Hep dimdik, enerji dolu, yumusak, sessiz, usul usuldurlar.
Refakatçilar, disarida yatili okulda çarsi iznine çikan ögrenciler gibidirler. Kisa zamanda çok is basarmak isterler. Ama; ya zaman yetmez, ya da içerinden gelmez. Çogu hiçbir sey yapamadan zamani tüketir. Bazilari, gece volta attigi koridorlari, gündüz de ölçmek ister gibi, elleri cebinde, kamburu çikmis halde duvarlar boyu gider-gelir. Kim bilir aklindan neler geçiyordur ? Geçmiste elinden kaçirdigi güzellikler mi, simdiki durumunu mu, yoksa; onun için gelecek de mi bir sey ifade etmiyor ? Dertli mi, hinçli mi , önceleri hiç sevinmis miydi?Bilinmez. Gözleri de bakislari da artik hiçbir duyguyu ele vermez.
Birbirlerini tanimayan insanlar dertlesirler. Çogu, birbirlerinin adlarini bile bilmez. Merak da etmez. Doktorlar, hemsireler de onlari yok sayarlar. Hatta hizmetliler bile. Hastanede hasta hizmetinin tamami omuzlarina yüklendigi halde onlari kimse bilmez. Nasil uyur? Dinlenir mi? Saglikli mi? Üsür mü ? Korkar mi? Sorulmaz. Her halde kisa süre içinde refakatçilari da hasta yataginda görmegi ümit etmektedirler. Onlar kimliksizdir. Oda numaralari adlari olmustur. 570,565…
Refakatçinin adi yok… Adsizlar grubu, öyle güzel anlasirlar ki, sanki akraba olurlar. Onlar hasta degiller ama; adsiz dertlilerdir. Bazen hastalar mi, adsiz dertliler mi daha iyi durumda diyesi gelir insanin. Hasta bakimi ve hizmeti ile ilgili bilgileri kisa sürede ögrenirler. Çünkü; bu hastalik hastaneye bir kere gelip, ameliyat olmakla geçmiyor. ” Geçmis olsun” dilegi de çogu zaman manasiz bir kelime olarak kaliyor..
Kimi çarsiya, kimi kahve içmeye gider disari atildiklari zamanlarda. Kimileri de merdiven basinda bekler…Içeri girmeyi bekler, telefon etme sirasi bekler.Hasta için degil de; kendisi için birini bekler. “Sen nasilsin ?” diyecek, ” Bir istegin var mi?” diye soracak, ya da; ,. Gel, sana bir hava aldirayim , disari çikalim.” Diyecek birini bekler. . . Bazen böyle biri gelir . 0 zaman saatler daha hizli çalisir, sanki, akrep at olur, tadina doyulamayan zaman akar gider. Bazen de beklenmeyenler , agzindan çikanlari duymayanlar gelir. Zaman uzar da uzar. Yelkovan akreplesir, hava bozulur. ” Artik gidin, yeter artik ..” diye bagirmak istersiniz. Bagiramaz, kendi içinizde bogulursunuz. Gülümsersiniz .. Bogazinizda bir seyler dügümlenir. Aglamak istersiniz;” Hayir olmaz. Sen refakatçisin, kendine gel…” der,gülmek ister, gülemezsiniz. içinizi sikan bilemediginiz, anlayamadiginiz bir seyler vardir. Ama; gülümsersiniz . .
Hastanede, gözyaslari içinde bogulan insanlari gördüm. Hem de içlerine akittiklari gözyaslari ile. Keske bunlar sevinç gözyaslari olsaydi. Öyle olsaydi, zaten içlerine akmazdi. Nasil bir yer burasi? Insan, buradayken baska hayat yok saniyor. Her sey o tas duvarlarin arasinda sikismis gibi.Gece güne karismis, sevinç; hüzne boyanmis..
Karanlik saatler refakatçilerindir. Dertler, gece depresir derler. Hastalarin iniltilerini dinlerken ve elinizden bir sey gelmeden beklerken, geceler suçluymus gibi; ” Kapkara, canavar geceler, beyazlayin ! ” diye bagirmak istersiniz. Uzun, karanlik koridorlardan rüzgar gibi geçerken, ölümün soguk nefesini ensenizde hissedersiniz. Ama geçersiniz. Çünkü; refakatçi olmak, bir ayricaliktir. Azrail bile dokunmak istemez. Rüzgâr kanat olur, iyilik perisi kolunuza girer, kus gibi uçurur.Uzun, soguk , karanlik koridorlari iste böyle geçersiniz. Günün ilk isiklari odaya süzülürken, geceyi düsünür; ” 0, ben miydim ?” diye hayret edersiniz kendinize .Gece, onun için kosturdugunuz hastaya bakmaya gittiginizde yatagin bos oldugunu görürsünüz. Kimseye bir sey soramazsiniz. Içinizden bir seylerin koptugunu ve terminalde gitme sirasini bekleyen misafirin yola çikisinin derin sessizligini bütün benliginizde hissedersiniz… Çaresizligin gerçek anlami ile yüzlesirsiniz. Ve aksama dogru baska hasta yatagi doldurmustur.
Bazi geceler, bütün hastalar iyi gibi olurlar, uyurlar, konusurlar, inlemezler. Iste refakatçilerin sohbet geceleri…Bildikleri, duyduklari ne kadar koca kari ilaci, ne kadar dua varsa birbirlerine ögretirler. Fikra da anlatirlar. Ama gülüslerde hüzün vardir.
Nihayet, günlerce süren kan tahlilleri, serumlar, endoskopi, karaciger fonksiyonlari ölçümü, akciger röntgeni, seker düsürme çalismalari biter. Ameliyat hazirligi baslar. Hasta temizlenir. Hem dis temizligi, hem de iç organlarin temizligi söz konusudur. Bütün hastalar o günü bekler. Ameliyat olunca, ilahi bir kudretin acilarina son verecegini umarlar… Iste, son an. Biri gelir; iri yari, biyikli; ” Hadi gidiyoruz…” der. Hastayi tekerlekli yatagi ile alir götürür. ” Içimin yaglari eridi.” Derler ya; O tekerlekler dönerken sizin de yaglariniz erir, ayaklarinizin bagi çözülür, üsürsünüz, terlersiniz, titrersiniz. Yeni bekleyis baslar. Saatler geçmek bilmez. Kocaman, demir parmakli kapinin önünde; sari beniz, donuk bakislarla, ayri dünyadan biri gibi beklersiniz. iyi haber beklersiniz… Neyi beklediginizi bilmeden beklersiniz. Sonra, her sey biter. Ameliyat da biter. Patoloji raporu da gelir. Sonuç yine beklemek. . . Hem de belirsizlikle birlikte beklemek. . . Ne zaman gecenin, pembe kanatlariyla uçusan pembe kelebekleri gelecek, sihirli dokunuslariyla her seyi eskisi gibi yapacak diye beklersiniz. . Taburcu olursunuz… Yine refakatçi olursunuz, yine taburcu olursunuz. Yine, yine refakatçi, taburcu…. Olursunuz da bekleme yine bitmez. Sizinle beraber gelir. O sizden bir parçadir artik..
Sonra, sonrasi yok hepsi bu. Aglayiniz ve bundan utanmayiniz.. Bekleyecek bir sey kaldi mi ?.
Hadi gülümse, gülümse bakalim refakatçi..



Emre Nalça



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6331
2 Firari Fırtına 4392
3 Mustafa Ermişcan 3777
4 Hasan Tabak 3481
5 Nermin Gömleksizoğlu 3146
6 Uğur Kesim 3016
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2884
8 Sibel Kaya 2863
9 Enes Evci 2573
10 Turgut Çakır 2269

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1795 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com