Hikayeler

Eski Zaman Kokusu
Okunma: 879
Sibel Kaya - Mesaj Gönder


Atlayacak mı yoksa?! Hayır canım, öylesine bakıyor sokağa sadece. Tamam, fazla derin bakıyor belki. Sanki baktığı o noktada koca bir delik açmaya niyetlenmiş.


Onu tanımıyorum bile. Pencerelerimiz karşılıklı… Zaman zaman görüş alanlarına giriyoruz birbirimizin. Ama karşılaşan gözlerimizde en küçük bir öfke uyandırmıyor bu durum. Çünkü bu kesişmeler, yaşamların iç iç geçmesi; sınırını bilmez, saygısız komşu olmamızdan kaynaklanmıyor, ikimiz de biliyoruz bunu. Sadece konumsal bir durum bu…


Şimdi de aynı nedenle, yani sırf evlerimiz karşılıklı olduğu için onun belki de az sonra kendini parmaklıklarından salıvereceği balkonunda başını eğmiş, pür dikkat baktığı o noktaya bakıyorum ben de. Oysa niyetim sadece, akşam serinliğinde kahve keyfi yapmaktı. Bol köpüklü Türk kahvesi… Akşamın o uhrevi atmosferine nescafeden çok daha yakın düşüyor bu geçmiş zaman kokan kahve. Eğer bu gencin sokakta gözleriyle bir delik açıp oraya atlamakla ilgili bir fantazisi olduğu yolunda güçlü sinyaller almasaydım, birkaç dakika içinde kahvemi bitirip fal kapamayı düşünüyordum. Bu işlemi yaptığım her zamanki gibi öncelikle çevreyi iyice bir kolaçan edecektim tabii. Pencerelerde ya da sokakta bu tuhaf görüntüye tanık olacak biri olmadığından kesinkes emin olunca da fincanı çevirip iyice bir sallayacak, gözümü sımsıkı yumacaktım sonra. Ve dileğimi dileyecektim.


O şekillere kendimce anlamlar vermek akşam keyfimin vazgeçilmez bir parçası oldu ne zamandır. Bu iyi niyetli bir meleğin kehanetlerde bulunmasına benziyor tıpkı. Tuhaf belki ama böyle yapayalnız olduğum anlarda, kendimle bir şekilde uzlaşmış, iyi bir insan sayılabileceğime karar vermişsem bir parçam usul usul kopmaya başlar, ta ki benden tamamen ayrı bir varlık haline gelinceye dek. İşte o bağımsız parçam bir nevi meleğimdir benim. Fincanıma bakar… Hep güzel şeyler görür orda. Aynı gözleri kullanıyor olduğumuzdan o karmaşık şekillerin arasından, anlattığı bu cennet gibi dünyayı nasıl çekip çıkardı, anlamakta güçlük çekerim. Farklı yerlerden bakmamızdan ileri gelen bir durumdur bu. Şekillerle boşluklar arasında anlamlı bütünlere varan birliktelikler kuramamamdan… Bu yüzden onun sözlerine hiç karışmam.


Dün akşam falıma bakarken bir gencin gözlerimin önünde balkondan kendini boşluğa salıvereceği hakkında en küçük bir şey söylemedi bana. İçim rahat sayılır bu yüzden… Ama karşı balkondaki genç beni haksız çıkarmak için elinden geleni ardına koymamaya kararlı… O noktaya bakmaya devam ediyor inatla. Ama az önce bu sahnede önemli bir değişiklik yapıp ani bir hamleyle sandalyeden kalktı. Şimdi ayakta, iki büklüm bir halde dirseklerini tırabzana dayayarak devam ediyor seyrine. Bu tedbirsiz, fazla rahat hali fincanıma sitem dolu, şüpheli bakışlar atmama yol açıyor.


Mutsuzluk görünür olduğunda bu kadar, herhangi bir uzvun gibi bir parçan haline geldiğinde; minik, sevimli bir kedi gezdirir gibi olursun yanında. İnsanlarla aranda ayrılık gayrılık kalmaz. Yüzlerinde kocaman bir gülümseme, hiç çekinmeden sana yaklaşmaya başlarlar. Sanki yanında gezdirdiğin kedi ya da mutsuzluğun onlara yaşantına girme hakkı verecek kocaman bir kapı açmıştır.


İşte ben de ardına dek açılmış öyle bir kapı gördüm az önce bu gencin yüzünde. Hiç düşünmeden içeri girdim ve hemen seslenmeye başladım: “Dikkatli ol lütfen! Biraz daha eğilirsen tepetaklak düşeceksin.”


Bu teklifsizliğime nasıl bir tepki verecek, umurumda bile değil! Yeter ki tepki versin… Yani gözlerini o görünmez delikten çeksin alsın ve az önce söylediklerimin içinde uyandırdığı duygu her neyse onu dolu dolu taşırarak yüzünden, bana baksın uzun uzun. “Sen kim oluyorsun?!” desin mesela gözleri. Ya da “Gerçekten endişeleniyor musun benim için?”… Yeter ki onu çekip alan o hayali şeyi bile unutmasına neden olacak kadar yoğun, tutunabilecek bir duygu uyandırmış olabileyim içinde.


Hayır, hiç de kızmışa benzemiyor bana. Ya da şaşırmışa, sevinmişe… Gözü elimdeki fincana takıldı kaldı. Yüzünde geçmişe dair bir gölge belirdi sanki. Belki de bir sokak… Az önce büyülenmiş gibi baktığı bu sokağa çok benzeyen… Tek farkı küçük bir çocuğun gözlerinden bakılan bir sokak olması… Çocuk kalbine has ıpılık bir duyguyla sarılıp sarmalanmış, nefes alır hale gelmiş… Sıcacık gülümseyen…


Türk kahvesi onda da benimkiyle benzer çağrışımlar yaratıyor olmalı. O eski zaman kokusunu o da duyuyor belki. Fincanımdan ayırdı gözlerini nihayet… Bana bakıyor şimdi. Aklına az önce söylediklerim gelmiş olmalı, apar topar sandalyeye oturdu çünkü. Hiç bakmıyor sokağa artık. Gözleri hep yukarılarda… Bir ara bana gülümsedi, hemen kuşlara döndü sonra. Sanırım kahvemi içmeme devam edebileceğimi söylemeye çalışıyor.



Sibel Kaya



Yorumlar (1)
orhan örs 15.8.2013 23:57
Sibel, basit bir durumu senin kadar basit anlatabilen bir yazar daha var mıdır bilmiyorum!


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6171
2 Firari Fırtına 4239
3 Mustafa Ermişcan 3440
4 Hasan Tabak 3315
5 Nermin Gömleksizoğlu 3014
6 Uğur Kesim 2913
7 Sibel Kaya 2741
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2471
9 Enes Evci 2440
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:877 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com