Romanlar

HAYALET (BÖLÜM 1,2,3,4,5,6)
Okunma: 736
Kumral Ada - Mesaj Gönder


HAYALET (1)GİRİŞ

Bu sabah her şey çığırından çıktı. Büyük bir ürpertiyle fırladım yataktan. Kabusumda sen ölmüştün. Sonra hayaletin gelmişti odama. Beni unut diyordun. Ben sürekli ağlıyordum. Sen ölemezsin bak yaşıyorsun diyordum. Sen öldüm beni unut dedin ve birden kayboldun. Ne kadar da gerçektin. Gördüklerim ne kadar da gerçekti. Ya doğruysa? Hayır hayır olamaz bu doğru olamaz. Telefonumun hafızasında yer kapladığın ismine basıyorum. Böyle bir numara kullanılmamaktadır diyor telesekreter. Nasıl olur gece gündüz aradığım numara nasıl olur da kullanılmaz. Aklımı kaçırmak üzereyim, etrafıma bakıyorum odamı hiç bu kadar dağınık görmemiştim. Kitaplarım yerlerde geziyor, giysi dolabımdaki giysiler yuvasından kaçmış kuşlar gibi oraya buraya uçmuş. En sevdiğim vazonun kırık parçaları yerde. Duvarda asılı aynam parçalanmış. Bir ben mi kaldım bu odada tek parça. Nefes alamıyorum,bağırmak istiyorum sesim çıkmıyor,birden gözlerim kararıyor göremiyorum...

HAYALET (BÖLÜM 2)

'Lisa... Lisa.. ' Derinlerden biri bana sesleniyor. Çok tanıdık bir ses. 'Hadi aç gözlerini.' İstemsiz olarak gözlerimi aralıyorum yarı bulanık başımda bekleyen annemi görüyorum. Gözleri yalvarırcasına bakıyor,dudakları aralık. Elinde yarım bardak su var. Suyu ve demin sol elinde görmediğim hapları bana uzatıyor. 'Anne bu haplar ne için?' Annem ağlıyor. 'Anne neden ağlıyorsun?' Annem bana bakıyor ben anneme,sanki kırk yıldır hiç konuşmamış dudakları aralık ama ses çıkmıyor. 'Anne iyi misin?' 'Lisa iç hadi ilaçlarını iyi gelir.' Neden içiyorum ben bu hapları ben zaten iyiyim. Hem de çok iyiyim. Öyle çok uykum var ki sanki az önce uyanan ben değilmişim gibi. Annem neden böyle tuhaf davranıyor acaba. Benim elime neden bu hapları tutuşturdu. Hiç bir şey anlamıyorum. Çaresiz yutuyorum hapları üstüne de suyu içiyorum. Annem 'Haydi biraz dinlen.' diyor. 'Anne sen benle dalga mı geçiyorsun en son ne zaman uyandığımı ne zaman uyuduğumu bile bilmiyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Daha ne dinlenmesi? Anne ne oluyor bana ne oluyor sana?' Annem ağlayarak odamdan çıkıyor...

Benim neden bu kadar çok uykum var. O kadar halsizim ki kolumu bile oynatamıyorum. Bugün günlerden ne,okula da geç kalmışımdır şimdi. Duvardaki kırmızı saat nereye gitti,telefonum nerede. Tanrım aklımı kaçırmak üzereyim. Beynim hala yerinde mi... Hiçbir şey hatırlamıyorum... Hiçbir şey bilmiyorum...

Bu böyle olmayacak yataktan fırlıyorum. Cep telefonumu aramaya başlıyorum. Nerede bu telefon yastığımın altında yok,masanın üstünde yok,baktığım hiçbir yerde yok! Tam ümidimi kesmişken duvarın köşesinde halının üstünde gözüme çarpıyor telefonun siyah camı.Hemen uzanıyorum telefona. Açmaya çalışıyorum,ellerim titriyor şifreyi yanlış giriyorum tekrar deniyorum. Sonunda telefon açılıyor,saat on bir hala okul kapanmadı. Formamı arıyorum dolabımdan,giyiniyorum. Çantamı da alıyorum odamdan çıkıyorum. Babam salonda televizyonun karşısına oturmuş elinde gazete,gözleri televizyonda. Sessizce arkasından kapıya doğru ilerliyorum. 'Lisa.' Babam beni gördü ve telaşla yanıma geldi beni süzüyor. 'Nereye gidiyorsun?' Anlamlı bakışlarla babama bakıyorum 'Okuluma gidiyorum baba!' Babam duvardaki takvimi işaret ediyor 22 Temmuz 2013. Dizlerimin üstüne çöküyorum delirmek üzereyim. Okul yaz tatilinde. Ben aylardır neredeyim. En son matematik sınavına girmiştim ya diğer sınavlar!

Çok uykum var hiç olmadığı kadar çok uyumak istiyorum.. Gözlerim kararıyor... Gözlerimdeki yaşlar akarak yüzümü yakıyor...


HAYALET (BÖLÜM 3)

Lisa... Lisa uyan!' Gözlerimi açıyorum. 'Poyraz! Neredeydin sen?' Poyraz'ın yüzü beyaz bembeyaz bir kağıt kadar beyaz...Elleri bembeyaz elimi uzatıyorum ellerine geriye çekiliyor. 'Lisa beni dinle. Lisa...Lisa...' Lanet olsun yine bir kabusmuş. O kadar gerçekti ki... Poyraz nerede,neden beni hiç aramadı. En son takvimdeki tarihi görmüştüm yatağıma nasıl geldim... Off telefonum yine nereye gitti. Doğru ya okul çantama atmıştım. Hemen gözüme ilişen kapının önündeki çantaya koşuyorum. Ön gözünü açıp telefonumu alıyorum içinden. Arama kaydı boş,mesaj kutusu boş. Ben hala yaşıyor muyum?(!) Poyraz'ın numarasına bakıyorum,silinmiş. Kim sildi ve neden sildi. Ezberlediğim numarayı tuşluyorum. Telesekreterin sesi 'Bu numara kullanılmamaktadır.' Ben bu anı bir yerden hatırlıyorum ama nereden. Kızgın bir şekilde odamdan çıkıyorum.

Ev ne kadar da sessiz. Odalarda kimse yok. Mutfağa yöneliyorum tam içeriye gelecekken annemle babamın dediklerini duyuyorum. Annem :'Poyraz hala bulunamadı. 'Babam:'Boşuna arıyor polisler. Yaşasaydı bulunurdu.'Annem: 'Altı aydır kayıp, Lisa' yı bulalı tam altı ay oldu. 'Kulaklarıma inanamıyorum. Duyduklarım doğru mu. Poyraz altı aydır kayıp mı. Beni bulmuşlar mı,nasıl bulmuşlar,nerede bulmuşlar,Poyraz altı aydır nerede. Dayanamayıp içeriye giriyorum.

'Anne baba Poyraz nerede,ona ne oldu?' Annem ve babam endişeli gözlerle bana bakıyor.Beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Annem dolabın gözünden pembe bir ilaç paketi çıkarıyor. Bir bardak su doldurup bana uzatıyor. Ellerim ayaklarım titriyor,istemsiz ağlıyorum. Ağzımdan çıkan tek söz 'Poyraz nerede?' Hala elim ayağım,vücudumun her yeri titriyor,ağlamaktan nefes alamıyorum. Babamın sesini duyuyorum 'Kriz geçiriyor hemen doktoru ara.

' Gözlerim kararıyor,ellerim uyuşuyor,ayaklarım uyuşuyor. 'Poyraz!Poyraz sen buradasın,yanımdasın. Bana senin için öldü dediler. Poyraz yaklaş yanıma. Gitme!' 'Lisa iyi misin Lisa aç gözlerini.'

'Selin.' 'Lisa tamam geçti sadece bir kabus görüyorsun. Şimdi iyisin. Doktor sana sakinleştirici vurdu. İyisin değil mi? Kötüleştiğini duyunca hemen atladım geldim.' 'İyiyim.' diyorum. Halbuki hiç iyi değilim. İçimde kocaman bir bomba var öfke,umutsuzluk,umutluluk,hüzün,... Hepsi dışarıya çıkmak istiyor ama çıkamıyor. Ağlamak istiyorum ağlayamıyorum. Bunları Selin'e anlattığımda Selin 'Vurdukları sakinleştiricidendir.'

Selin benim en yakın arkadaşım. Beraber büyüdük yıllarca aynı okula gittik. Ben Selin,Poyraz ve Çelik. En kötü zamanlarımızda birlikteydik. Fakat şimdi Poyraz ve Çelik yok. Ölseler durmazlardı gelirlerdi. 'Poyra... Poyraz Çelik-k-k öldü öl-dü-ler m-miii?' 'Lisa sakin ol. Tamam bak sakin ol her şeyi anlatacağım ama sakin ol.' 'Selin öldüler mi?'Selin bana sarıldı sımsıkı gözlerindeki yaşlar omzumu ıslatıyordu. Ben tepkisiz... Ağlayamıyordum. 'Öldüler öyle değil mi? Ölmeselerdi yanımda olurlardı.'Selin bıraktı bana sarılmayı gözlerime baktı. Gözlerindeki derin acıyı görebiliyordum. Dudaklarını araladı... Odaya sessizlik gömüldü. Dolaplar,masa,kitaplar her şey meraklı gözlerle Selin'e bakıyordu...




HAYALET (BÖLÜM 4)


'Lisa Çelik hastanede... Hastanede yatıyor.' 'Sen ne diyorsun Selin söylediğin şeyin farkında mısın nesi var Çelik'in? 'Çelik dilini yutmuş gibi konuşamıyor tek bir ses,gece,kelime çıkmıyor ağzından.' 'Selin ne oldu bu çocuğa peki ya Poyraz nerede?' 'Poyraz o günden yani bizi bulduklarından beri yok,kayıp. Bulamadılar onu.' 'Selin Allah aşkına biz ne yaşadık,oyun mu oynuyorsunuz bana delireceğim hiçbirşey hatırlamıyorum. Neden?' 'Sen yaşadıklarımızdan sonra büyük bir travma geçirdin Lisa. O günden bu yana olanları hatırlamıyorsun. Hatırlamaman daha iyi bak Çelik'e konuşamıyor.'Allah'ım Çelik konuşamıyor, Poyraz kayıp. Ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Aramızda en iyi durumda olan Selin. 'Selin o zaman sen herşeyi hatırlıyorsun,biliyorsun. Sen Poyraz'ı bulmamıza yardımcı olabilirsin.' 'Bu o kadar kolay değil Lisa. Bu olay hakkında en az bilgiyi bilen benim. Çelik benden daha Fazla şey biliyor ama ne yazık ki konuşamıyor.''Selin kardeşim anlat bana bütün bildiklerini. Çabuk anlat. Bizim burada harcadığımız her saniye Poyraz'ın aleyhine işliyor.'Selin bütün bildiklerini anlattı ve gitti. O gün yani bahsettiğimiz felaket gününde biz matematik sınavına girmişiz. Bundan öncesini gayet iyi hatırlıyorum. Hepimizin sınavları iyi geçmişti. Bunu kutlamak için planlar yapmaya başladık. Herkesin aklında değişik değişik fikirler vardı. En güzel fikri ortaya Poyraz attı. Merkeze uzak büyükdedesinden kalma dağevi vardı. Ailesiyle yıllardır oraya uğramamışlar. Ayrıca günlerden cumaydı hazırlık yapıp gece yola çıkabilirdik. Eğlenceli bir haftasonu geçirirdik.


Bu harika bir fikirdi hepimiz Poyraz'ı onayladık. Daha sonra evlerimize dağıldık. Evden gece lambası,çakmak,yiyecek içecek toplayacaktık. Daha sonra Çelik babasının arabasını ödünç alıp bizi evlerimizden alacaktı bir markete uğrayıp hazır yiyecek içecek aldıktan sonra yola koyulacaktık. Tam da öyle oldu şimdi olanları hatırlıyorum eve gittim annemden babamdan izin aldım. Mutfağa geçip elmalı kurabiye ve peynirli börek yaptım. Selin de sarma,kek yapacaktı. Bavulumu da hazırladım her şey tamamdı. Saat yediye yaklaşıyordu. Çelik birazdan kapıda olurdu. Ailemle vedalaşıp evden çıktım. Arabaya bindiğimde hepimiz çok mutluyduk izni kopardım dedim ve bir poşetin içindeki elmalı kurabiye ve keklerimi gösterdim. Hep bir ağızdan 'Vayyy.'sesleri yükseldi. Daha sonra Poyraz elini uzattı naylon kaba fakat yasaktı Selin eline bir tane vurdu çek elini dedi Poyraz bir tanecik diye yalvardı. Selin kendi marifetlerini gösterdi. Ve herkese birer tane dağıttık. Fakat sarma daha markete gelmeden bitmisti. Bu da keyfimizi kaçıramadı. Markete girdiğimizde herkes bir tarafa yöneldi içecekler,hazır yiyecekler,şekerlemeler neredeyse marketteki her şeyi topladık. Yine mutlulukla çıktık marketten. Yola tekrar koyulduk saat ona geliyordu. Hava çok karanlıktı. Selin ile ben arabada uyuduk nasıl olsa dağevi en az iki saatlik yoldu. Buraya kadar her şeyi hatırladım ya sonrası, sonrası kocaman bir karanlık..Olanları sadece Selin'in anlattıklarından biliyorum. Peki ya Çelik'in bildikleri. Yarın için Selin için sözleştik. Erkenden hastaneye gideceğiz. İyi geceler günlüğüm. Umarım Poyraz hala yaşıyordur. Umarım onu buluruz.


HAYALET (BÖLÜM 5)

Bugün büyük gün. Bugün hastaneye –Çelik’in yanına- gideceğim. Gece boyunca hiç uyumadım. Annem gece on ikide içeceğim hapları getirdi fakat ben içiyormuş gibi yaptım o gittikten sonra hapları ağzımdan tükürüp attım. Bu haplar beynimi karıncalandırıyor, düşünemiyorum, Ne zaman içsem uyuyorum. Ve olanları hatırlamıyorum.Bu yüzden artık bu hapları içmemeye karar verdim. Sürekli telefonun saatine baktım. Bir türlü sabah olmuyordu. Sonunda saat sekize geldi. Yataktan fırladım altımda eşolfman üstümde ise bir tişört. Bunaltan yaz sıcağına bakacak olursak hırka almaya hiç gerek yoktu. Odamdan çıkarken Selin’i aradım. Bir baktım annem karşımda.
Annem:Lisa nereye böyle?
Ben:Selin ile hastaneye gideceğim.
Annem:Lisa gidemezsin doktor dedi ki!
Ben annemin sözünü kestim:
_Anne! Anne anlamıyor musun delireceğim.Hiç birşey bilmiyorum. Hiç birşey hatırlamıyorum.Tek umudum Poyraz’ın bulunması. Bak Çelik konuşamıyor.
Hangimizin durumu daha iyi onu bile bilmiyorum.Anne Selin bile iyi değil. Ya Poyraz?
Annem:Lisa seni anlıyorum ama sen hafızanı kaybettin ve doktor üzülmemen gerektiğini üzülürsen her şeyin daha kötü olabileceğini söyledi.
Ben:Anne ben gidiyorum.Anne ağlama ben iyiyim. Bak her şeyi öğrenmeliyim öğrenirsem belki her şeyi hatırlarım Poyraz’ı da buluruz.Haydi üzme kendini. Söz iki saate evdeyim.
Annem:Tamam kızım.Kendinize dikkat edin.
Evden çıktım.Tekrardan Selin’i aradım.
Selin:Lisa çıktın mı evden?
Ben:Şimdi çıktım.Yarım saate meydandayım.Hastahanenin önünde bekle beni.
Senin:Tamam ben de yarım saate orada olurum.

Sokağa çıkmayı özlemişim. Bu koku,bu sesler,yürümek,insanların yüzlerine bakmak…Ne kadar çok özlemişim. Sanki kırk yıldır eve tıkılıp kalmışım.

Selin’i gördüm.Yolun karşı tarafında hastanenin önünde bekliyor.Gülümseyerek ona el salladım. Aynı zamanda da karşı tarafa geçmek için yola iki adım atmıştım ki…
Selin:Lisa!Dikkat et. Araba! Sol tarafıma baktım kırmızı ışık yandığı halde siyah bir araba hızla üzerime doğru geliyordu.Afalladım dibime kadar gelmişti. Tek yaptığım şey gözlerimi sımsıkı kapatmak oldu.Birden kendimi yerde buldum. Ama sadece sağ kolum ağrıyordu. Gözlerimi açtım. Sarışın, yeşil gözlü bir çocuk beni yolun diğer tarafına itmişti. Yerde yan yana uzanıyorduk.
Ben: Sen de kimsin böyle?
Çocuk: Hayatını kurtaran Superman!
Ben:Aptal mısın sen be!Benim yüzümden sen de ölecektin.
Çocuk şaşkın şaşkın baktı:
_Kızım araba seni eziyordu neredeyse. Öylece izleyecek miydim?
Ben:Sürücü mü suçluydu yoksa ben mi suçluydum?
Çocuk cevap vermeden Selin yanımıza geldi.
_Lisa iyi misin?
_İyiyim.
_Hadi kalkın yolun ortasındasınız.

Ben etrafıma baktım. Gerçekten de yolun ortasındaydık. Kolumu göstererek:
_ Dirseğim çok acıyor.
Çocuk hemen kalktı ve diğer kolumdan tutarak beni kaldırmaya çalıştı.
_Of bacağım.
Çocuk:Sen de amma çürük çıktın be kızım. Hadi ışık yanacak şimdi.Üçümüz de öleceğiz.
_Çok acıyor. Kalkamıyorum.
Selin: Lisa ne olur kalkmaya çalış.
Ben yerde kalkmak için çabalarken çocuk beni kucağına aldı ve kaldırıma doğru koştu Selin de yanımızda koşuyordu.
Selin: Hemen hastaneye gidelim.
Ben: Sürücü mü suçluydu yoksa ben mi suçluydum.
Hastanenin önüne vardığımızda çocuk durdu. Onun durmasıyla Selin de durdu.
Selin:Lisa adam seni öldürmeye çalıştı.
Çocuk: Kırmızı ışıkta arabayı üzerine sürdü.
Selin:Seni öldürecekti.
Ben:Hayal gördüm sandım.Bir an ilaçlardan olmalı diye düşündüm.
Selin:Seni öldürmek istediler.
Çocuk ve ben aynı anda:
_Kimler öldürmek istedi.
Selin: Onlar.
Çocuk: Onlar da kim?
Selin ile göz göze geldik korkuyla açılan gözlerimiz dudaklarımıza eşlik etti.
_Poyraz’ı kaçıranlar!

HAYALET (BÖLÜM 6)



Bir oyun mu bu, hangi günahın bedelini çekiyoruz. Poyraz kayıp, Çelik konuşamıyor, Selin ürkek bir kuş gibi çok korkuyor ve ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Üstelik bu yetmez gibi kolum ve bacağım da incinmiş. Doktor yapmam gerekenleri söylüyor ben dinlemiyorum bile. Aklım Çelik’te , aklım Poyraz’da.Aklım o küçük dağ evinde neler olduğunda.Aklım darmadağan bir şekilde.Dağıldık, bizi kimse birbirimizden koparamaz derken şimdi koptuk.

Odadan Selin ve henüz tanışamadığım çocuğun yardımıyla çıkıyorum.Kapının önüne geldiğimizde ben:
_Teşekkür ederim.Beni büyük bir kazadan kurtardınız.Üstelik ondan sonra da hastanede yardım ettiniz.Ama sana daha fazla zahmet vermeyelim.Zaten arkadaşımızın yanına gideceğiz.
Çocuk gülümseyerek:
_Önemli değil.Geçmiş olsun.Arkadaşınıza da geçmiş olsun.
Ben şaşkın şaşkın:
_Ben sana arkadaşımız hasta demedim ki nereden biliyorsun hasta olduğunu?
Çocuk:
_Sadece tahmin ettim.
Selin:
_Lisa sen de amma paranoyaklaştın be kızım.
Ben:
_Neyse tekrardan teşekkür ederim.
Çocuk yanımızdan uzaklaşıp çıkış kapısına doğru yöneldi biz de arkasından seyrediyorduk.
_Bu çocukta bir şeyler var.
_Lisa!
_Kim kimi canı pahasına kurtarır.
_Aman Lisa sende.
Sendeleye sendeleye Selin ile asansöre bindim. Geniş bir koridora çıktık. Biraz yürüyünce Selin:
_İşte burası.
Başımı yukarıya kaldırdığımda 205 numaralı oda olduğunu gördüm. Sen nasıl düştün buralara Çelik!
Selin kapıyı açtı. Çelik yatakta yatıyordu. Şaşkın ve meraklı bakışları üzerimdeydi. Hafif esmer yüzünün rengi güneşe çıkmadığı için baya açılmıştı. Hiç sakal bırakmayan Çelik”in saçı sakalı birbirine karışmıştı.Yanına koşmak için hazırlandım ki dilimdim bir ‘Ah!’ sesi çıktı.Çelik hızla doğruldu. Selin kolumu tuttu. Yatağının yanına geldiğimde ben:
_Çelik seni çok özledim!
Sımsıkı sarıldım ona. O da bana sımsıkı sarıldı. Yüzüne baktığımda gözleri sulanmıştı. Benimse gözlerimdeki yaşları yanaklarımda hissediyordum. Neler yaptılar sana Çelik böyle. Dağ gibi güçlü Çelik bu halde.
_Çelik konuşamıyorsun biliyorum.
Çelik başını önüne eğdi. Ellerimi Çelik’in bir tane elinin üstüne koydum.
_Çelik ne olur utanma benden! Seni utandırmak için demedim.Biz senin en yakın dostunuz.Çelik boşta kalan elini ellerimin üstüne koydu.Gözlerinden artık yaşlar akmaya başlamıştı.Çelik ağlıyordu! Ben ağlıyordum! Selin’e baktığımda Selin ağlıyordu! Selin kolumdan tutup beni yavaşça Çelik’in yanında duran koltuğa oturtturdu.Hala ellerim Çelik ile birleşikti. Selin de ellerini ellerimizin üzerine koydu.
Selin Çelik’e bakarak:
_Bak Lisa’yı çok merak ediyordun. İyileşti. En azından yanına gelebilecek kadar iyi artık.
Ben: Poyraz da gelecek. Hatta biz bulacağız onu. Bakmayın bana öyle telaşlı telaşlı. Polislerin yapamadığını ‘Biz’ yapacağız.
Bu sözleri inanarak söyledim.Çünkü Poyraz’ı bulacağımıza inanıyordum. Bütün düğümler bizdeydi. Bütün her şeyi biz biliyorduk. Tek sorun bilgilerimizi birleştiremiyorduk. Bir sorun bilgilerimizi birleştiremiyorduk.Bir hatırlasaydık olanları.Ah bir hatırlayabilseydim!
Çelik yanındaki küçük masanın üstünden mavi kapaklı küçük bir not defteri ve siyah tükenmez kalemi aldı. Boş bir sayfaya bir şeyler yazdı ve sonra bize doğru uzattı. Kağıtta “Koluna ve bacağına ne oldu?” yazıyordu.
Selin: Lisa’ya araba çarpacaktı.
Ben: Çelik boş ver şimdi bunları bir dahaki sefere konuşuruz. Sen üzülme merak etme bak ben iyiyim kötü bir şeyim yok.Haydi biz artık gidelim . Anneme iki saate evde olacağıma söz verdim.
Selin: Biz yine geleceğiz Çelik.
Ben: Yarın geleceğiz.
Çelik gülümsedi. Yavaş yavaş odadan çıktık.Asansör yönünün tersine doğru döndüm.
_Biraz şuradaki pencerenin önünde oturalım mı?
_Olur Lisa. Dinlenirsin.
Bank pencereye dönüktü. Pencere tavandan yere kadar camdı. İki köşede de ismini hatırlayamadığım yeşil yapraklı bitkilerden vardı. Dışarıya baktığımda hastanenin etrafı çok kalabalıktı. Onca insan hastaneye sürekli girip çıkıyordu. İnsanların ne çok derdi vardı. Ya bizim derdimiz az mıydı? Başımı Selin”in omzuna koydum. Selin anne şefkatiyle saçlarımı okşadı. Az mı ağlamıştım Selin’in omzunda? Daha beş yaşındayken diğer çocuklar bizi oyununda oynatmadığı için kızmıştım, kızgınlıktan Selin’in omzunda ağlamıştım. Beşinci sınıfta karnemde ilk kırık notum saydığım ‘dört’ü gördüğümde yine Selin’in omzu kucak açmıştı bana.

Birden bir çığlık sesi duyduk. Ardından ‘İmdat!’ diye bağıran bir erkek sesi.
Selin kekeleyerek:
_ Çelik bu!
Ayağa kalktık kapıya doğru döndük. Koşmak istedim bacaklarım hareket etmedi. Konuşmak istedim dişlerim birbirine kenetlendi. Selin’in kıpkırmızı yüzü de benim yüzüme kenetlendi. Çelik’in çığlığını bir daha duyduğumuzda odasından hızla bir adam çıktı ve merdivenlere doğru koştu. Yüzünü göremedim fakat hademe önlüğü giyinmişti. Boyu 1.80_85 civarındaydı.Saçları simsiyah ve çok kısaydı.Biz yerimizde kalakalmıştık. Sağ elimi zar zor Selin’in omzuna uzattım. Kekeleye kekeleye “Git.” Diyebildim. Selin’in sanki bacakları çözüldü. Çelik’in odasına doğru koştu. Arkasından bakarken birden başımda bir ağrı hissettim. Başım çatlayacak gibiydi. Gözümün önünden belli belirsiz şeyler geçmeye başladı. Siyah deri ceketli, uzun boylu bir adam gördüm ardından yeşillik bir yer; çimenler, gökyüzü, bulutlar…



Kumral Ada



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6359
2 Firari Fırtına 4418
3 Mustafa Ermişcan 3817
4 Hasan Tabak 3526
5 Nermin Gömleksizoğlu 3173
6 Uğur Kesim 3035
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2940
8 Sibel Kaya 2886
9 Enes Evci 2597
10 Turgut Çakır 2287

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2520 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com