Romanlar

bir askerin günlüğünden(bölüm 2)
Okunma: 1024
furkan gedik - Mesaj Gönder


’’Hocam, ben kendi halkım adına bir karar aldım ve sizlerinde onayını bekliyorum. Kararımsa şudur; artık ya devam ya da devam deme vaktidir. Sizin gibi asil ve Yunanistan’da sözü geçen bir şahsiyetin onayını almak öz güvenimi tazeleyecektir.’’


   ’’Çocukluğunda edebiyat hocan ile çok fazla vakit geçirmiş olmalısın.’’


   ’’Neden ki efendim?’’


   ’’Kurduğun cümleler ve iltifatlara bakılırsa öyle gözüküyor. Şimdi isterseniz çalışma odama geçelim hem haritalardan sana bazı önemli noktalar göstereceğim. Buyurun şu taraftan.’’


   ’’Burası hiç değişmemiş. Sanki bir müzeye benziyor. Hey! Burayı hatırlıyorum arkadaşlarımızla burada dövüşürdük.’’ Kral bu sözleri söylerken büyük bir hasret duyuyordu. Bense arkalarından sessizce yaklaşıyordum. Leonidas:


   ’’İstersen seninle güçlerimizi ölçelim.’’ Diyerek beni düelloya davet etti. Gerçekten çok heyecenlanmıştım. Daha önce kralın muazzam bir şekilde savaştığını görmüştüm. Hemen kendime ‘’Kral böyle dövüşüyorsa hocası kim bilir nasıl dövüşüyordur?’’ Diye sordum. Daha sonrasında ise:


   ’’Üzgünüm efendim bu nazik teklifinizi geri çevirmek zorundayım.’’ Dedim. Harita odasına geçtik. Burası gerçekten çok büyüktü. Hemen bir masaya oturduk. Leonidas ise masanın üzerine bir harita çıkardı.


   ’’Efendim şu an elimde beş tane şehir var. Bence şu an ağırlığı Sicilya’da bulunan Syracuse Şehrine vermeliyiz. Çünkü burada yapacağımız güçlü bir direniş Scipii’nin moralini çok kötü bir şekilde bozacaktır.’’


   ’’Çok haklısın. Düşüncen iyi ancak burası elbette bir gün Scipii karşısında düşecektir. Çünkü Scipii’nin Messena Şehrine İtalya Yarımadası’ndan destek geliyor. Şimdi bu şehri askeri alanda geliştirmeliyiz. Üstelik Syracuse Şehri’nin surları bu güne kadar aşılamadı diye biliyorum ben.’’ Ben ise dayanamayıp söze atıldım:


   ’’İşte kilit yer Kartaca. Efendim hepiniz Syracuse Şehri’nin savunulmasını istiyorsunuz. Üstelik oraya İtalya Yarımadası’ndan da yardım geldiğini söylüyorsunuz. Scipii’yi alt etmek için öncelikle Sicilya’ya hakim olmamız gerekir ki onlar tüm Kartaca’yı yıkmadan. Derhal bir diplomat yollamalısınız.’’ Bu arada gözüme bir tahta kare içine konulmuş topraklar çarptı. Bunun stratejileri göstermek için yapılmış olması gerekiyordu. Leonidas’a dönerek:


   ’’Efendim şurada ki kareyi buraya getirebilir miyim?’’ diyerek nazikçe sordum. Oda bana gülümser bir ifade ve aynı kibarlıkta:
   ’’Tabi ki alabilirisiniz’’ Dedi. Hemen oraya gittim ve dizlerimden de kuvvet alarak onu kaldırdım. Sandığımdan daha ağır gelmişti. Ya da ben çok yorulmuştum. Daha sonrasında ise onu masanın üzerine koydum. Elime de küçük bir değnek aldım. Hafifçe Sicilya Adası’na benzeyen bir yer çizdim. Üzerilerine de şehir isimlerini. Konuşmama kaldığım yerden devam etmeye başladım:
   ’’Efendim. Syracuse Şehri’ndeki diplomatımızı Sicilya’daki Kartaca şehri olan Lilbeyum’a gönderin. Onlara ortakça Scipii’ye karşı koymak istediğimizi söyleyin.’’Leonidas küçük bir çocuğun yüzündeki sevinç ifadesiyle:


   ’’İşte bu… Kartaca bu teklifi geri çevirmeyecektir. Bir düşüncem daha var aslında. Bu fikri destekleyecek bir düşünce. Bence İtalya Yarımadası’nı çevirmeliyiz. Yani biz Kartaca ile güney kısmından saldıracağız. Kuzeyde ki barbar kavimleri birleştirmeliyiz. Evet onları birleştirirsek Roma’nın hiçbir şansı kalmaz. Hem kuzey hem de güneyden gelecek olan ani saldırılarla Roma’nın sonunun hazırlayıcısı oluruz.’’ Kralımızın sesi hiç çıkmıyordu. Tamamı ile haritaya dalmış ve bakışlarını tamamı ile Kartaca Şehri’ne dikmişti. Bu bakışlarından kuşkulanmaya başlamıştım. Bu surat ifadesini takındığında genellikle sinirli bir hal alırdı. Daha sonrasında ise sadece yanındakilerin duyabileceği bir ses tonu ile:


   ’’Her taraftan saldırı altındayız. Sadece bir bölge hariç.  Kartaca ile dostluk kuracağımız bariz. Ancak ya kabul etmezlerse, beyler beni iyice dinleyin. Evet, Kartaca Romalıları sevmez. Ancak bizim barış çağrımızı geri çevirecekleri hissi içimde bir çığ gibi büyüyor.’’Leonidas tam bir öğretmen ses ve edası ile:
  ’’Haklısın. Halkın için kuşku duymak senin hakkın. Bu artık bir gelenek haline gelmiştir evlat. Krallar her zaman kuşku içerisinde olmuşlardır. Atacağın önemli adımları kendin belirlemelisin. Bizler sana sadece öneriler sunarız. Ama kararı sen vermelisin.’’


   ’’Kralım kararınız nedir?’’


   ’’Anadolu’ya kayalım demek istiyorum. Halikarnas ve Sardis gibi şehirleri alalım. Bazı vatandaşları da oraya gönderelim. Onların acı çekmesini istemiyorum.’’ Bir süre için herkes sustu. Masanın etrafında ki üç kişide birbirine bakıyordu. Daha sonrasın hafif bir öksürük sesi ile:


   ’’Efendim kuzey tarafından Makedonyalılar asker sayılarını artıyorlarmış.’’Kral umutsuz bir ses ile:


   ’’İşte, buda başka bir bela.’’


   ’’Nasıl unuttuk. Makedonlar bu durumdan yararlanacaklardır. Hem de kesinlikle. Zaten önlerine bir türlü geçemiyorduk artık iyice ilerlerler.’’ Ben şöyle biraz düşündükten sonra:
   ’’Efendim etrafımız şekilleniyor. Bakın aslında biraz dikkatli bakınca çok bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Bizim grubumuz; Kartaca, Galya, Cermenler onların grubu ise; Romalılar, Makedonyalılar ve Asiler. Asiler de bu durumdan yararlanacaklardır.’’ Kralın zaten düşünceli bir hali vardı,  bu durum karşısında iyice düşüncelere daldı. Daha sonrasın da biraz yüksek ve kızgın bir sesle:


   ’’Lanet olsun! Niçin atalarımın mirasına sahip çıkamadım. Onlar şu halimi görseler beni kim bilir hangi cehenneme atarlardı.’’ Diyerek ağlamaya başladı,  hem de küçücük bir çocuk gibi. Hemen onu bir sandalyeye oturttum ve koşarak ona bir bardak su getirdim.


 


 


              Yaklaşık iki, üç dakika kralın kendine gelmesini bekledik. Kendine gelince Leonidas ona dönerek:
   ’’Evlat sen ağlamayı hak etmiyorsun. Yunanistan bu durumdaysa suçu kesinlikle kendine yüklememelisin. Toplantı yapacağını duydum. O toplantıda sadece ekonomi ve siyasal konulara değin. Diğer şehir komutanları ile ise burada özel olarak görüşeceğiz.’’Bana döndü ve yüzüne iyimserlik ifadesi takınarak:
   ‘’Tabi ki sen de burada olacaksın. Tanrı sizi korusun.’’ Dedi. Kralı hemen sarayına bıraktım. Aklıma ise ‘’Neden Leonidas generallerle özel olarak görüşecekti?’’ sorusu vardı. Bunu bir iki gün içerisinde görecektik. Akşam karanlığı Sparta’nın üstünü kaplamaya başlamıştı. Ben de evime döndüm. Çok yorucu bir günün ardından dinlemeyi hak ettiğime inanıyorum. Hemen yatağıma uzandım. Düşüncelerle beraber kendi dünyam da uyumaya başladım.


 


              Sabah olmuştu. Hemen kahvaltımı yapıp saraya doğru yola koyuldum.                  Hemen kralın yanına gittim. Odasına girdiğimde onu ilk önce göremedim ama biraz etrafıma bakınınca pencerenin kenarında olduğunu fark ettim. Ona doğru birkaç adım attıktan sonra ise:


   ’’Sakın bir adım daha atma.’’ Diye bir ses duydum. Bu ses bana çok yabancı geliyordu. Arkama döndüm ve kralın muhafızlarından en küstahı Emmanuil’i gördüm. O koruyucu bakışlarının altında bir fenalık hissediyordum. Beni bir kez daha ikaz etmek amacı ile:


   ’’Sana ne söylediğimi duydun. Kralımın yanına gitmek için bir adım daha atma.’’ Bu sözler karşısında kan beynime sıçramış bir şekilde:


   ’’Sen kim oluyorsun da beni bu konu da ikaz etme gereği duyuyorsun?’’


   ’’Ben kim miyim? Ben kralın korumalarından en çok sevdiği Emmanuil’im. Asıl sen kim oluyorsun?’’ Dedi kaşlarını çatarak. Ben de onun altında kalmamak amacı ile gayet sakin ve nazik bir şekilde:
   ’’Ben de Nikolaos oluyorum.’’ Biraz da alaycı bir şekilde sözlerime şu şekilde devam ettim:


   ’’Tanıştığımıza memnun oldum.’’ Diyerek elimi dostça bir tavırla ona doğru uzattım. O ise bu hareketi anlamadığındandır ki beni umursamazlıktan gelerek ve soğuk bir kahkaha attı ve:


   ’’Sen ha, sen benimle arkadaş olmayı hak etmeyen bir ahmaksın.’’ Bu söz karşısında da sakinliğimi korumaya devam ettim. Lakin bundan sonra söylediği söz onun hayatında söyleyeceği son sözler olacaktı:

   ’’Senin kralı nasıl sömürdüğünü onun duygularını kendi çıkarların için kullandığını tüm Sparta biliyor. Sense hiçbir utanma duygusu hissetmeden hareketlerine devam ediyorsun.’’İşte, işte sınırı şimdi aşmıştı. Artık daha fazla sabredeceğimi sanmıyordum ve öyle oldu. Kılıcımı çektiğim gibi onun kellesini havaya uçurdum. Daha sonrasında kral çatılmış kaşlar işle Sparta Şehri’ne bakan gözlerini bana doğru çevirdi ve:
   ’’Sen en doğrusunu yaptın. Sen bir Spartalı’nın yapması gerekeni yaptın.’’ Diyerek beni takdir etti.



furkan gedik



Yorumlar (1)
Juliet Bihter MACCESTON 26.02.2010 17:09
"bir askerin günlüğünden romanı bölüm iki" demişsin de birincisinin altına ekleseydin keşke


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6319
2 Firari Fırtına 4381
3 Mustafa Ermişcan 3759
4 Hasan Tabak 3468
5 Nermin Gömleksizoğlu 3136
6 Uğur Kesim 3009
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2863
8 Sibel Kaya 2854
9 Enes Evci 2563
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2579 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com