Hikayeler

Çaylak Gazeteci--bölüm 1
Okunma: 571
badem lokum - Mesaj Gönder


 
“Pekala, tamam, yapabilirim.. bunu yapabilirim.. Evet.. huuhhh!!!”
Mavi çiçekli bez ayakkabılar binanın ana girişine çıkan merdivenlere hızla bir adım attı. İkinci adımı atarken dizden gelen bir titreme parmak ucuna ulaştı. Üçüncü adımda artan titreme sarı elbisenin eteklerinden omuzlarına ulaştığında, mavi ayakkabılar hızla geriye dönüp koşarak indi merdivenlerden ve soluğu köşedeki büfenin gölgesinde aldı.
“Buyur abla?”
“E-efendim?”
“Buyur ablacım ne istedin?”
“Ha.. ben.. şey.. yok ..saol ya..”
Büfeyi çalıştıran tahminen on yedisinden daha büyük olmayan delikanlı, kızın beline doğru dalgalanan altın sarısı saçlarına bakakalmıştı. Çocuğun tuhaf gözlerle kendini incelediğini görünce orada manasızca dikildiğini fark etti. Çocuğa arkasını dönerek bir iki adım ilerledi, minik beyaz
çantasından pudra kutusunu çıkarıp açarak aynasından kendi gözlerinin içine bakıp otoriter bir tonda fısıldamaya başladı.
“Kendine gel İrem Su.. Yapabilirsin.. Altı üstü bir, bir mülakat. Olacak! Gir artık şu lanet binaya!”
“Bir şey mi dedin abla?”
Büfedeki çocuğun kıkırdayan sesiyle yanakları kızaran İrem Su, pudra kutusunu alelacele çantasına tıkıştırırken, “Yok bir şey!” diyen cılız sesi boğazından çıkamadan çatladı. Çocuk alenen gülmeye başladığında buharlaşıp gökyüzüne pamuk ipliği gibi kaygısızca yayılmış tembel bulutlara
karışmak istedi. Sonunda bu da olmuştu. Kendi kendiyle konuşan bir çatlak olduğunu cümle aleme göstermişti. Bravo! Utancından küçülüp çakıl taşlarının arasına karışmak, büfenin eski ahşap taburelerinin gölgesinde kaybolan bir karınca olmak hatta mümkünse bir solucana dönüşüp bir daha gün yüzü görmemek istedi. O saklanma dürtüsüyle artık nasıl koştuysa gazetenin ana binasının
güvenlik kapısını öttürerek içeri girdiğini arkasından koşan güvenlik bileğini ters çevirip onu yere diz çöktürdüğünde fark etti.
“Zorluk çıkarmayın bayan! AHHH!!”
İrem Su, kolunu ısırdığı güvenlik, başını yere bastırıp onu etkisiz hale getirmeye çalışırken, mavi çiçekli bez ayakkabılarını aşağılayan kırmızı ince topuklu rugan stilettolar burnunun ucunda yükseliverdi.
“Bu yeni stajyer adayı. Bırakın onu.” dedi her harfinden emir ve otorite yağdıran o tiz iç gıcıklayan buğulu kadın sesi. İrem Su bu kadının sesini de ayakkabılarını kıskandığı kadar kıskanmıştı. Ona hayranlık duymayla nefret etme arasında ince bir çizgide gidip gelirken, güvenlik
elemanının kendini birden bırakmasıyla yere kapaklanıverdi.
‘Bu bir kabus olmalı! Tanrım lütfen beni uyandır. İş yerinde ilk intibam havalı bir kadının önüne
kapaklanmak mı olacaktı! Bittim! Ben bittim! Kariyerim başlamadan bit….’
İrem Su kendi iç sesiyle boğuşurken, aynı tiz buğulu ses yeni bir emir verdi,
“Ayağa kalk, akşama kadar seni bekleyemeyiz. Ve eteğini kapat.”
O anda sarı elbisesinin eteğinin arkasından kafasına geçtiğini fark eden İrem Su, utançtan
domates gibi kızarırken, eteğini saçından ayırıp hızla örttü çamaşırını. İyice
birbirine dolanıp yüzüne düşen altın sarısı saçlarını koluyla geriye itip, yerden
destek alıp ayağa kalkarken, zihni karşısında tüm azametiyle karşısında dikilen
kadını ağır çekimde hafızasına kaydetti.
Kırmızı ince topuklu stilettolar, üzerinde yükselen sütun gibi beyaz bacaklar, diz altında biterken biçimli kalçalarını sımsıkı sarıp ortaya çıkaran davetkar siyah kalem etek, eteğin kemerine sıkıştırılmış beyaz şifon gömlek ve içine utanmazca giyilmiş siyah sutyen. Siyah saçlarını tepesinde
sımsıkı topuz yapmış kadın, siyah çerçeveli karizmatik gözlüklerinin ardından  anca bir lağım böceğine layık görülecek o aşağılayan bakışlarıyla İrem Su’yu ezip küçücük bıraktı.
“Bir yaka kartı verin şuna, yolu da gösterin.”
Kadın arkasını dönüp bildiğimiz podyum yürüyüşüyle asansöre yönelirken
“On dakikan var.” dedi.
Başka bir şey söylemeye tenezzül etmedi. Ne azar, ne kovma tehdidi, ne aşağılama.. İrem Su bu kadına ne hissettiğini nihayet çözdü. Ondan korkmuştu. Kadının asansöre binmesiyle hissetiği gerilimin buzları birden çözülüveren İrem Su, az önce boğuşurken kolunu koparırcasına ısırdığını
unuttuğu güvenlik elemanına, kırk yıllık arkadaşıymış gibi bir dirsek atıp,
“Ne kadın yaa..” deyiverdi.
“Ya sabır..”
Ziyaretçi yaka kartını almak için giriş masasına yönelen genç adamı nedensiz bir neşeyle takip etti.
“EE kim bu kadın?”
“Şebnem Hanım. Genel yayın yönetmeni.”
“Şe-şe-şebnem Gök-gö-gö-gök-k-ben?”
“Aynen. Sen kimsin?”
“Görünüşe göre.. ben artık ölüyüm.”
Tepki vermeyen genç adam yaka kartını İrem Su’ya fırlatırken yolu tarif etti.
“Asansöre bin, on ikinci kata çık, koridorun solunda sondaki kapı.”
İrem Su böyle bir başlangıç hayal etmemişti. Mülakatta, kesinlikle unutulmaz bir ilk intiba bırakmak istiyordu, ama bunu genel yayın yönetmeninin ayakları gibinde bir dilenci gibi sille paça yakalanmış dışarı atılmak üzere olacağı aklının ucundan geçmedi. Hem böyle rezil olacağını bilse,
poposu Winnie de Pooh’lu şans getiren pamuklu donunu giymezdi. Zaten bu donun
şans getirip getirmediği artık ciddi bir tartışma konusuydu.  Kadın onu çok pis ezmişti, hem de her yönden; kariyer, zarafet, nezaket, kadınsılık… Hayatında daha fazla küçük düşmenin bir yolu olmadığını düşünen İrem Su, yaşadığı rezaleti aklından atıp görüşmeye konsantre olmaya
çalışarak asansöre bindi.
“Neresiydi? … Onuncu kat..soldan.. hayır sekizinci ve sağdan üçüncü.. hayır hayır onuncu...”
Onuncu kata geldiğinde asansörün kapısı açıldı. Tam inmek için adım atacaktı ki, başını yukarı kaldırdığında, onu gördü. Uzun boyu, kumral saçları, geniş omuzlarıyla hem
izleyenlerin gözüne hem de zeki konuşmalarıyla entelektüalitelerine hitap eden otuzlu yaşlarındaki ünlü haber yapımcısı ve yorumcusu,
Sayhan Saygın.
Platin sarısı saçlarının dip boyası gelmiş, en az beş seanstır solaryuma girdiği belli olan hatunu kollarına sarmış, öpüyor.. Yok buna öpmek denemez.. Bildiğin yiyor!
Hem de Sayhan Saygın!
O ağırbaşlı, fazlaca efendi, civelek magazin muhabirlerine hep soğuk ve mesafeli duran medyanın asil prensi…
İrem Su midesinin bulandığını hissettiğinde, neyse ki asansörün kapılarının açık olduğunu görüp birbirlerinden ayrıldılar. Hiçbir şey olmamış gibi son derece pişkin ve kendinden emin yüz ifadeleriyle asansöre bindiler. Sanki az önce sadece el sıkışmışlardı ya da biri diğerinden bir dosya
almıştı.  İrem Su’nun yüzündeki afallayan ifadeyi gören, yakasında basın danışmanı yazan çakma sarışının yüzünü acımakla aşağılamak arasında bir ifade kapladı.  Asansör bir sonraki katta durduğunda, köşede sıkışıp kalan İrem Su; çakma sarışınla, çakma efendinin aralarına sıkışan kızıl
kadının Sayhan Saygın’a davetkar bir bakış attığını gördüğünü sandı. Sıkıntıyla
kafasını yana çevirdiğinde, asansörün aynasındaki yansımada Sayhan Saygın’ın,
kızılın poposunu avuçladığını mı görmüştü? !!!
Nevri dönen İrem Su, insanlar asansörden indiğinde bir an olduğu yerde kalakaldı.
Omzunun üzerinden geri bakan çakma sarışın,
“Hey amatör!” diye seslendi, “Toplantı odası koridorun sonunda.”
O anda hatırladı girmesi gereken mülakatı. Kafasını sallayıp o nahoş görüntüleri uzaklaştırmaya çalışarak sarsak adımlarla yürüdü koridoru. Yıllardır olduğunu zannettiği insanlar aslında sandığı kişiler değildi. İçinde bir şeylerin yıkıldığını hissediyordu.
Toplantı odasının kapısını, artık ne istediğinden emin olmayarak açtı. Umursamaz adımlarla ilerleyip oval masada kendisine gösterilen yere oturdu. Şebnem Gökben, Sayhan Saygın, az önce asansörde gördüğü çakma sarışın ve kızıl da masada yerlerini almıştı. İrem Su, kimin ilk konuşacağını
merakla beklerken, uzun boylu, esmer dalgalı saçlı çok yakışıklı genç bir adam
içeri girdi. O içeri girince herkes ayağa kalktı. Sürü psikolojisine kapılan İrem Su da onlara uydu.
Adamın elinde kendi dosyası olduğunu gördü.
“Başlayın lütfen…” dedi esmer adamın mesafeli yumuşak sesi.
Genç kız, Türkçeyi bu kadar güzel konuşan bir erkekle daha önce karşılaşmamıştı. Bir an bocaladı..
“Tabii.. ama nereden?”
Çakma sarışın ve kızıl çaktırmadan alaycı gülüşler atarken,  
“İsminizden olabilir.”  dedi derin bakışları insanın ruhuna nüfus eden esmer adam.
“Adım İrem Su Deren.”
Sayhan Saygın’a hafifçe eğilen kızıl, diğerlerine duyurmadan, “Ben Gözde Şarap, o da Yasemin Limonata.” diye fısıldadı kıkırdayarak.
İrem Su bunu duymuştu. Ona kasıtlı olarak duyurmuştu. Şebnem Hanım boğazını temizleyen küçük öksürük sesleri çıkardığında, Gözde isimli kız kıkırdamayı kesti, yüzü hemen ciddileşti.
“Neden sizinle çalışmak isteyelim?”  diye pat diye konuya dalan Şebnem Gökben net
tavırlarıyla tanınırdı.
“Çünkü, İstanbul… Basın Yayın Bölümünü birinci olarak bitirdim, farklı kanalların yurt dışı projelerinde aktif görev aldım, altı dili ileri düzeyde akıcı olarak kullanabiliyorum, geçen yıl okul radyosunda yayınladığım haber programıyla toplanan yardımların Ortadoğu’daki muhtaç
çocuklara gönderilmesini sağladım. İletişim ve haber toplama becerilerimin uzman ekibinizle gelişeceğine inanıyorum.”
“Gelişmesi gereken başka yönleriniz de varmış Winnie aman İrem Su Hanım.”
Bir genç kız daha ne kadar aşağılanabilirdi? Yıllardır hayranı
olduğu haber yorumcusu hayatının ilk iş görüşmesinde resmen donuyla alay
ediyordu!
Sayhan Saygın’ın iğneleyen sözlerinden sonra kadınlar bir an
için kıkırtılarına engel olamadılar ki buna Şebnem Hanım da dahildi.
İrem Su ünlü haber yorumcusunun üzerine giydiği mavi gömleğin gözleriyle aynı tonda olmasını
beğendiğini fark ettiğinde kendinden tiksindi.
Dedikoduların sanılandan daha çabuk yayıldığını anlamıştı.
Ciddiyetini bozmayan tek kişi hala gazetedeki pozisyonunu bilmediği ama
odada bulunan herkesten daha üst konumda olduğunu tahmin ettiği esmer adamdı.
Adam ciddi bakışlarını birer birer üstlerinde gezdirdiğinde, gülüşmeler
kesildi.  Aynı mesafeli ama şefkatli tonuyla yeniden konuştu.
“Gelişeceğinize inandığınızı söylüyorsunuz, ama o inancı ve şevki sesinizde duyamıyorum.”
İrem Su bir an için önüne baktı. Muhtemelen şu an yaptığı şeyden gece yarısı olmadan pişmanlık duyup başını duvarlara vuracaktı. Diğer yandan bunu yapmazsa kendine olan saygısını sonsuza kadar kaybedeceğini biliyordu. Doğru bildiği değerleri ve menfaatleri hiç bu kadar kuvvetli
çatışmamıştı.
“İrem Hanım?” esmer adamın sakin ama sesi bütün odayı kapladı.
İrem Su kararlılıkla başını kaldırdı.
“Haklısınız.”
“Anlayamadım küçükhanım?”
“Haklı olduğunuzu söylüyorum.”
“Açıklayın.”
Genç kız derin bir nefes aldı. Badem şeklindeki iri açık kahverengi gözlerini adamın siyah derin gözlerine dikti.
“Yarım saat önce olsa bu ekibe kabul edilmek için elimden geleni yapardım.”
Şebnem Gökben’in tepeden bakan gözlerinde ilk kez merak vardı, sessizliğini korurken, karşısındaki kızı ciddiyetle incelemeye başladı.  Esmer adamın kalın ama bir o kadar da zarif,
güven veren sakin sesi yeniden duyuldu.
“Bu yarım saatte ne değiştiğini öğrenebilir miyiz?”
“Dünya değişti efendim… Dünya değişti, hem de ben girişten
on ikinci kata çıkana kadar. Anladım ki hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi
değil. Yalan bir dünyanın parçası olmak istemiyorum. Kariyer basamaklarını
insanları aldatmak için tırmanmak, bunu yapabilmek için de şu karşımda oturan
adamın hareminin bir parçası olmak için didinerek kendimi aşağılamak istemiyorum.
Ben bu kirli dünyanın bir parçası olmam.”
“Seni küçük densiz küstah! Bu ne cesaret!”  Sayhan Saygın’ın açık mavi gözlerinde
fırtınalar kopmuş, dev dalgalar hortumlara karışıyordu.
“Kusura bakmayın Sayhan Bey, neden böyle konuştuğumu merak edenler onuncu katın ve asansör kabinini kameralarını inceleyebilir.”
Sayhan Saygın hırsından kıpkırmızı kesilip küfretmemek için alt dudağını ısırırken, İrem Su ayağa kalktı.
“Değerli vaktinizi çaldığım için üzgünüm.” dedi esmer adama bakarak, ve dramatik bir çıkışla toplantı odasının kapısını çarptı.
O an kendini o kadar hafif ve mutlu hissediyordu ki, ne Sayhan Saygın’ın arkasından haykırdığı hakaretleri duydu kulakları ne de güvenlik görevlisinin belliydi anlamına gelen imalı sözlerini. Uçarcasına geldi otobüs durağına. Otobüs kartının bittiğini gören şoför onu kapı dışarı edince
eve giden yolu yürümek zorunda kaldı, çünkü cüzdanında kalan son parayla aylık
kirasını yatırması gerekiyordu.
“Sabah ola hayrola.. Yarın ilk iş part time bir cafede çalışmaya başlamalıyım.”
İki durak kadar yürüdüğünde acıyan ayakları kendini taşıyamaz hale gelmişti. Yol kenarındaki bir banka oturup ayakkabılarını çıkarıp kızaran ayaklarını özgür bıraktı ve belinin üzerine yaslanıp bulutları izlemeye başladı. Üzerinden bir yük kalkmıştı, artık bir bulut kadar hafifti ve
bir bulut kadar beş parasız. Sabah parasızlıktan kahvaltı yapamayıp midesi
isyan bayraklarını çekince bu gün yaptığı son derece gururlu ve bir o kadar da
aptal harekete pişman olacağını biliyordu. O an gelene kadar bunları
düşünmemeye karar verdi.
Havada tembelce gezinen bulutları izlemeye başladı. Çocukken
bunu yetimhanedeki arkadaşlarıyla yapardı. Bulutlardan birisi şişman anneleri
olurdu ve çocuklarını şefkatle göğsüne basardı. Hemen karşısındaki bulut da
işten yeni gelmiş babaları olurdu. Onlar çocuklarını asla terk etmezdi, nereye
gitseler yanlarında gezdirirdi…
Bir annesi olduğunu hayal etti, sıcak evlerinde yemek yapmış
kendisini bekliyor.. Saçları kendininki gibi altın sarısı, kısaca boyu, hafif
tombul, gözleri yemyeşil. İrem Su gözlerini babasından almış. Eve girdiğinde
annesi açıyor kapıyı, sevgiyle saçlarını öpüyor, babası geliyor salondan,
sımsıkı sarıyor onu güçlü kollarına. Artık hiçbir şey için endişe etmesine
gerek yok çünkü babası çok güçlü bir adam, ne aptal Sayhan Saygın onunla baş
edebilir ne de fingirdek basın danışmanları.
Tam önündeki duran arabanın korna sesi anne babasının
hayalini rüzgarda uçuşan birer bulut gibi dağıttığında, İrem Su’nun zihninde
akşam gideceği köhne evinin boş görüntüsü kaldı.
Lüks aracın arka camı açıldı.
“İrem Hanım?”
“…??”  
İrem konuşanın kim olduğunu görmek için araca yaklaştı.
“Mert Arslan, kendimi daha önce tanıtmadığım için üzgünüm.”
Toplantı odasındaki esmer adamdı bu. Açık camdan ileri uzattığı eliyle şaşıran genç kızın elini sıktı.
“Sizi bana profesör Necdet Hoca tavsiye etti. Kendisi benim
de hocamdı. Anlattığı kadar varmışsınız. Gazetemde sizin gibi yürekli ve dürüst
insanlara ihtiyacım var.”
“Mert Bey.. açıkça belirttiğimi sanıyordum.. ben.. istemi…”
“İrem Hanım, sizin gibi zeki bir genç bayanın daima daha geniş düşünmesini beklerim.  Piyasayı
kirli insanlara emanet edersek temiz bir dünyada yaşamadığımız için şikayet etmeye hakkımız olmaz. İdealleriniz için savaşmaktan korkuyor musunuz?”
Afallayan İrem Su ne diyeceğini bilemedi. Genç adam ipadini çıkarıp internete girerek banka hesabına ulaştı.  İrem Su’nun da göreceği şekilde genç kızın banka hesabına yüklü bir miktar para transferi yaptı.
“Artık hayırı cevap kabul etmiyorum. Yarın sabah sekizde işinizin başında olun.” Şoföre seslenecekken bir an durup yeniden genç kıza döndü, kartını uzattı, “Her neye ihtiyacınız olursa, konu ne olursa olsun beni aramaktan çekinmeyin.”
Genç kız kartı aldığında arka pencerenin siyah camı kapandı ve lüks araç ağaçlı yolda gözden kayboldu. İrem Su olanların bir rüya olduğunu sanabilirdi, ince parmakları arasında esmer adamın kartını tutuyor olmasaydı.
‘Mert ARSLAN, Arslan Basın Grubu Ceosu, İletişim:05….’
Olanları algılamak için kartı tekrar tekrar okuyan İrem Su,
bir anda yerinden zıplayıp, yumruk yaptığı ellerini zafer edasıyla omuz
hizasına kaldırırken dizleriyle çimenlerin üzerinde kaydı.
“EVVETTT!!! huuuuhhhh!!!! hahahaha!!!”
İlk heyecan dalgasını atlattıktan sonra sırt üstü yattığı
çimenlerden bulutlara çevirdi nemlenen gözlerini,
“Anne, baba… oradasınız biliyorum… teşekkür ederim!”  
Bir an duraksayan İrem Su hınzırca kıkırdadı,
“Sana da teşekkürler Winnie!”
 
 
 
--------------------------------
 
Merhaba arkadaşlar, hikayemizin ikinci bölümünü Gulnar Necefli isimli üyemizin kalemine bırakıyorum:)
Yorum, eleştiri ve önerilerinizi merakla bekliyorum! 
 



badem lokum



Yorumlar (2)
Mehdi Kaya 14.07.2014 14:55
İlk bölümü merak uyandırdı doğrusu ... :)

badem lokum 14.07.2014 15:09
teşekkürler:)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6319
2 Firari Fırtına 4381
3 Mustafa Ermişcan 3759
4 Hasan Tabak 3468
5 Nermin Gömleksizoğlu 3136
6 Uğur Kesim 3009
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2863
8 Sibel Kaya 2854
9 Enes Evci 2563
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2654 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com