Hikayeler

Kalbimin Diğer Yarısı---bölüm 1
Okunma: 779
badem lokum - Mesaj Gönder



Urla sabahının en serin dakikalarında, rüzgarın hafifçe kıpırdattığı perdelerin
arasından sızan güneş ışınları yüzlerinde oynaştığında, göz kapakları huysuzca
kıpırdandı. Aynı anda yüzlerini yastığa gömdüler. Aynı anda homurdanarak sırt
üstü döndüler. Uyanmışlardı bir kez.
 
Erkek baş ucundaki aile resminin önünde duran telefonun alarmını susturmak için
uzanırken, kız gerinerek doğruldu.
 
Lacivert pijama altı ve lacivert kırmızı çizgili gecelik aynı anda kirli sepetine
atıldı.
 
Kız yarı kapalı gözleriyle duş kabininin kapısını örterken, erkek diş macununu
ucundan titizce sıkıp, tüpün kapağını kapattı. Dişlerini fırçalarken radyoda
çalmaya başlayan şarkıya eşlik eden bedeni sağa sola yaylanmaya başladı.
 
I know a place where you should go, I know this place, I know this place.
 
Keyifle ıslık çalarken kravatını bağlayıp, pahalı saatini koluna geçirdi. Evrak
çantasını kapıp otel odasından ayrıldı.
 
Küçük kırmızı conversler merdivenden aşağı neyşeyle zıplayarak inerken, pahalı deri
iskarpinler  2008 model beyaz audi a6nın kapısından çıkıp taş kaldırıma
sağlamca bastı.
 
Neşeli kırmızı conversler ve pahalı deri iskarpinler, mesai saatinin yaklaşmasıyla
kalabalıklaşan sokağın iki ucundan birbirine doğru yaklaşmaya başladılar.
 
Pembe dudaklar   “..nereye konsam sığmam içime öteler yakın olsun
dostlar hediye..” mırıldanırken, conversler ve iskarpinler sokağın
ortasındaki küçük büfenin önünde buluştu, iskarpinler  converslerin
yanından dolanıp arkasındaki masaya ona sırtını vererek oturdu. Conversin biri
hiç istifini bozmadan, küçük eski ahşap taburede bacak bacak üstüne atılmış
ayağın üzerinde dünya umurunda değilmiş gibi sallanıyordu.
 
Aynı anda konuştular,
“Domatesli omlet ve çay!”
Sırtları birbirine dönük oturmuş siparişleri beklerken, aynı anda gazetenin sayfasını
çevirdiler.
Erkeğin borsanın düşmesine sövmesi ve kahvaltısını yarım bırakıp  toplantıya
koşturmasıyla yine yeni rutin bir gün daha başlamış oldu.
 
….....Aynı rutin günün sonunda….............
 
Pahalı deri iskarpinler keyifle girdi deniz kenarındaki küçük bara. Kendini çevreleyen
topuklu ayakkabıların  arasında, bar taburesinden aşağı tembelce
sallanmakta olan yorgun kırmızı converslerin yanından geçip köşedeki masada
kendine el sallayan arkadaşlarının yanına gitti.
“OO Erdinç nerelerdesin kardeşim?”
“Selam Metin, ne haber Serhat?”
“Sen buralara gelir miydin yavv…”
“Uzun kalmayacağım.”
“Patronun kızıyla basıldığın doğruysa daha uzun süre burada kalacaksın.”
“Kız istedi dostum, bilirsin, hanımları kırmak kabalıktır.”
“Babasının ofisinde yapmasaydın bari.”
“İhale hazırlıyordum fazla vaktim yoktu be kardeşim.”
“Lan!....hahahahhaha”
Aynı anda sipariş verdiler.  “Bir duble rakı!”
Rakılar bara ve masaya servis edildi. Kadehler kaldırıldı.  Serhat kadehini
alırken, Erdinç’in gözüne bir şey takıldı.
“Abi seni topu topu üç ay yalnız bıraktım. Hemen mi evlenir insan!”
“Nişanlandı.” diyerek güldü Metin.
“Sen hiç konuşma kardeşim. Seni geçen sene kaybettik zaten, çapkının ruhuna el
Fatiha!”
“Sen ne zaman durulacaksın, hep böyle gitmez.”
“Politikam eğlenmek güzel kardeşim, evlenmek değil. Hah, durun biraz.” Erdinç karşı
masadan göz kırptığı iki sarışına bir şişe şarap ve üzerinde “I am the CEO,
bitch” yazan kartını gönderdi.  Paranın kokusunu alan kızlar gelip
Erdinç’in iki yanına oturdular. Kollarını açan Erdinç kızları kendine iyice
çekti.
“Kardeşim uygun oluyor mu ben evliyim bu adam nişanlı.”
“Bekarlığa veda yaptık deyiverin bir şey olmaz.”
“Aşık olduğunda hatırlatacağım bu lafları sana.” dedi Serhat gülerek.
“Aşk mı?....”
------ Aynı anda barda…
“… ne aşkı? Yapmayın kızlar yok böyle bir dünya.” kırmızı conversler sıkıntıyla
sallandı.
“Çok yanlış düşünüyorsun Melis. Herkesin bir ruh eşi vardır…”
---------
“…Bir gün kalbinin diğer yarısını sen de bulacaksın kardeşim.”  dedi Serhat.
“Kalbimin iki yarısı da bende kardeşim. Bu kızlar yanımdayken daha hızlı atıyor.”
Erdinç’in kahkahası kızlarınkine karışırken…
------
“İnat etme Melis, senin de bir ruh eşin var. Belki de çok yakınında. Sadece henüz
tanışmadın.”
“Ah lütfen!”  kız rakıyı fondip yaparken, conversler dengeyi korumak için
taburenin kenarına dolandı.
“Şu Tuncer’e neden bir şans vermiyorsun? Zengin, yakışıklı…”
“Biraz hava alacağım!”
Kırmızı conversler bardan dışarı koşarken, deri iskarpinler topuklu ayakkabıların
arasında erkek tuvaletine doğru yöneldi.
 
----------- Gece yarısından sonra...
Bedeni kadına ve rakıya doyan Erdinç gürültülü müzikten rahatsız olmaya başlamıştı.
Arkadaşları çoktan kaçmış, arkalarından “Karıdan korkan tavuklar!” diye
bağırmıştı ama rakıdan uyuşan beyni henüz ayıp ettiğinin farkında değildi.
Elinin altında oynayıp durduğu kızın kalçasını serbest bırakıp sendeleyerek
ayağa kalktı. Koluna sarınan kız, “Bende devam edelim.” diyerek gülümsediğinde,
“Neye canım? Ayaküstü hallettik sanıyordum.” deyiverdi çarpık gülümsemesiyle.
“Geri zekalı!” kadehteki şampanyayı Erdinç’in suratına fırlatan sarışın masayı terk
ederken,
“İçkiyi azalt yavrum selulit başlamış sende!” diye seslendi arkasından sırıtarak.
Uzanıp peçetelikten bir peçete çekince dengesi bozulup yeniden koltuğa yığıldı.
Kafasını iki yana sallayıp masadan destek alarak bir daha doğruldu. Arkasında
yüklü bir bahşiş bırakıp kapıya doğru yarı yalpalayarak yürüdü.
 
Barın karşısına park ettiği arabasını bulması on dakikasını aldı.  Nihayet
motoru çalıştırdığında biraz kendine gelir gibi olmuştu. Radyoyu açtığında bir
eski bir ayrılık şarkısı çalmaya başladı.
 
“Bir buluşamazsınız zaten a.q.” derken direksiyonu yola çeviriyordu.
 
Sonuna kadar indirdiği pencereden esen serin gece rüzgarı iyi gelmişti. Başka bir
radyo istasyonunda sabahki şarkıyı bulduğunda kocaman gülümseyerek gaza bastı.
 
“Oh yeah!”
 
Pahalı deri iskarpinler gaza bastıkça basarken, Urla’nın başka bir yerinde sarhoş
kırmızı conversler pembe bisikletin pedallerini çevirmeye çalışıyordu.
 
Beyaz arabanın tekerleri hızlandı.
 
Önü çiçek sepetli pembe bisiklet kendini yokuş aşağı uçarcasına bıraktı.
 
 “Ruh eşiymiş…peehh!” diye söylendi rakıdan peltekleşen diliyle Erdinç, aynı anda
Melis “Aşkmış…peehh!” diye homurdanıyordu görüntüler birbirine karışırken. Aynı
anda kollarını açıp coşku dolu birer özgürlük çığlığı attılar.
 
Küçük beyaz eller pembe bisikletin gidonuna yapışmış, kırmızı sarhoş conversler
havada iki yana açılmış, yokuş aşağı uçarcasına inerken, beyaz araba
lastiklerini bağırtarak dönemeci alıp ara sokağa girdi.  
 
Erdinç aniden ön camına çarpan “şey” yüzünden sert bir fren yaptı. O “şey” aniden ön
camına çarpmış, ön kaportanın üstünden yuvarlanıp fırlayarak yandaki çalıların
içine uçmuştu. O “şey”, şey gibiydi,  ahtapot gibi uzantıları, metalik
pembe gövdesi ve tuhaf aksanları vardı. Ve bir kısmı arabasının sileceklerine
takılmış sarı güller taşıyordu.
 
“Bu neyin kafası dedecim, rakıyı azaltmam gerek sanırım.” diye söylendi
şaşkınlıkla. Sarhoş kafayla o “şey”in ne olduğunu keşfetme arzusuyla yanıp
tutuşarak arabasının kapısını açtı. Arabasından yayılan müzik karanlık taş
döşeli sokakları doldururken, eline koltuğun altından levyesini aldı, ne olur
ne olmaz. Merakla yaklaştı çalılara. Çalılar kıpırdanıverdi birden. Yarı
çalışan refleksiyle geriye zıplamaya çalıştı ama olduğu yerde yaylanmaktan
başka bir şey yapamamıştı. Levyeyi iki eliyle beysbol sopası gibi kavrayıp
bundan cesaret bularak, çalıların içine adım attı.
 
Baktığı yere bakakaldı.
 
İnanamayarak daha dikkatli baktı.
 
Gerçek olup olmadığını kontrol etmek için, diz çökerek daha yakından baktı.
 
Ağaçların arasından sızan ay ışığı beyaz yüzünü ve kırmızı saçlarını zar zor aydınlatıyordu.
 
Levye elinden düştü.
 
Ölüp ölmediğini kontrol etmek için titreyen parmaklarını  kızın  mermer
beyazı boynuna uzattı. Parmakları boynunu okşarcasına aradı nabzı. Gıdıklanan
kız birden kahkaha atmaya başladı. Yerinden zıplayıp kalkmış, dengesini
bulamamış yeniden popo üstü olduğu yere düşmüştü. Bu ani hareketle ödü kopan
Erdinç de geri zıpladı. Kız kendi kendine kıkırdamaya başladığında, Erdinç’in
yüzünü sebebini bilmediği bir gülümseme kapladı. Uzun süredir çocuk gülüşü
kadar içten bir kahkaha duymamıştı. Çevresindeki kadınlar yapmacık ve..
düşünmek istemiyordu.
 
“İyi misin?” diye sordu yarı uyuşmuş dilini zorlukla çevirerek.
 
“Hııı… hihihihi” diye bir cevap geldi. Kız Erdinç’in bir anda tüylerini diken diken
eden bir hamle yapıp, adamın omzuna tutunarak ayağa kalkmaya çalıştı.
 
Başarmıştı.
 
“Woaaa!! GörRRdünn mü?? Face e viideoossunu atssam kimsse inannmass! hihihihi
uççtummmmm… piyuuuuuvvvvvvv oooordaaaaaaannnnn çiiiifuuuufffffff burayaaaa
hihihihihihi!” konuşurken dengede duramayarak yalpalıyor, kollarını havaya
kaldırıp büyük hareketlerle yerleri işaret etmeye çalışıyordu.
 
“Hahahahahha!!!” dayanamayarak kahkahayı patlatan Erdinç, ayağa kalkıp, “Hadi seni evine
bırakalım” dedi sarhoş kıza.
 
“Ohh yeaahh beni eve bırakkalımm HICK!”
 
Erdinç kızı kolundan tutup arabaya götürdü. Yürürken birbirine dolanan sarhoş kırmızı
conversler işi oldukça zorlaştırıyordu. Kız aniden kulakları yırtarcasına
bağırdı,
 
“DURRR!”
 
“Ne oldu?”
 
Karanlıkta birden masumlaşan çocuk yüzü ağlamaklı oldu.
 
“Ppssikletimm!!”
 
“Ben aldırırım onu.”
 
Kız bir an durup düşündü.. “Hıı? Neyi?”
 
“Bisikletini.”
 
“Ne?”
 
“Bisikletini.”
 
Kafasını yana yatırıp kaşlarını çatan kız anlamış görünmüyordu. “HICK!”
 
“Hadi gidelim.”
 
“HICK! HICK!”
 
Arabaya zar zor bindiler. Biraz daha ayılmayı başaran Erdinç motoru çalıştırdı.
 
“Ee nerden gidiyoruz?”
 
Bir an düşünen kız beceriksiz sarsak bir hareketle başını kaşıyıp yolu tarif etmeye
başladı.
 
“Orrdann… PPurrdannn… Şoordan.. DÖN! DÖN! DÖN!”
 
Kavşakta bir yola giremeden iki tur fır döndüler.
 
“HAHAHAHAH!!!”
 
Erdinç arabayı sert bir frenle durdurunca kızın suratı ön cama yapıştı.
 
“Oha!”
 
“Alay mı ediyorsun kızım! Adam gibi tarif et!”
 
“HICK! Neyi?”
 
Erdinç bir anda sabah katılması gereken toplantıyı hatırladı. Başı çoktan ağrımaya
başlamıştı. Bir iki saat uyumak zorundaydı.  Yan koltukta kendi kendine ne
olduğu anlaşılmayan bir şarkı mırıldanıp, gözleri yarı kapalı hafif hafif
sallanan kıza yan gözle baktı. Onu burada sokağa atsa çok iyi etmiş olurdu, ama
içinde bir his bu şapşalın sabaha kadar tek başına sağ çıkamayacağını
söylüyordu. Onu kendi yerine  götürmeye karar verdi. Uyumasına izin verip
sabah kapı dışarı edecekti. Beyaz audisinin yönünü çevirip kaldığı otele sürdü.
Otelin arka bahçesine aracı park edip kıza “Hadi” dedi.
 
“pffssss”
 
“Şş uyansana geldik.”
 
 Kız dizlerini karnına çekip sığıştı ön koltukta Erdinç’e arkasını dönüp uyumaya
devam etti.
 
“Baş belası!”
 
 Erdinç arabadan inip kızın tarafını dolandı. Kızı kucaklayıp odasına getirdi.
 
“Lanet olsun!” diye söylendi, elektrik kesikti. Kör karanlıkta,  uyuması için
kedi gibi halının üzerine bıraktı kızı. Nasıl olsa fark etmeyecekti.
 
Üzerindekileri çıkarıp sandalyenin üzerine bıraktı. Yatağının üzerindeki pikeyi
kaldırdığında, incecik parmak uçları omurgasına dokundu. Bütün bedeni ürperen
genç adam birden ürkerek havaya zıpladı.  Az önce halının üzerinde ölü
gibi uyuyan kız önünde dikiliyordu. Kız ciddi bir ifade takınmıştı." Şimdi
yandık" diye düşündü Erdinç, "kız ayıldı bir ton hesap soracak.
Patırtı çıkarmadan onu odadan çıkarmalıyım."
 
Boğazını temizleyen kız en ciddi sesiyle sordu.
 
“Postaneye geldik mi?”
 
Erdinç cevap veremeden gözleri kapanan kız, adamın üzerine yığılınca birlikte yatağa
düştüler. Erdinç kızı yataktan aşağı itmeye uğraşırken, adamın göğsüne iyice
sokulan kız yatağa rahatça yerleşti. O an kızın çok üşüdüğünü fark edince
acıyarak kalmasına izin vermeye karar verdi. Ya da kendine söylediği bahane
buydu. Ne olduğunu anlamadığı sıcaklık kalbinden bedenine yayılırken, yüzünü
aptal bir gülümseme kaplamıştı. Kızın saçından gelen çiçek kokusu aklını
doldurduğunda mutlu bir uykuya daldı.  
 
 
 
 
 
 
 
yazarın notu:  eleştiri, yorum, istek ve önerilerinizi merakla bekliyorum. 
 
 



badem lokum



Yorumlar (9)
Banu Ceylan 15.07.2014 03:54
Okurken çok eğlendim.bütün bunları sen mi yazdın eğer öyleyse çok iyisin bunda.devamını getir lütfen.erdinç ve kızın karşılaşması kızın sarhoşluğu yatak sahnesi falan yüzünde farkına bile varmadığım bir gülümsemeyle okumuşum hala daha okuduklarını hatırlayıp buluyorum.kullandığın ifadeler çok hoşuma gitti.devamını ölümüne bekliyorum BADEM !!!

Banu Ceylan 15.07.2014 03:55
Bu arada buluyorum değil gülüyorum yazacaktım telefondan girince böyle oluyor

badem lokum 15.07.2014 17:43
cesaret veren sözlerin için çok teşekkür ediyorum Banu Ceylan. Elbette hepsini ben yazdım. Bunu beş bölümlük bir hikaye olarak tasarladım. Umarım ilerleyen bölümlerde hayal kırıklığına uğramazsın:)

Banu Ceylan 16.07.2014 12:30
beş bölümün beşine de bakıcağım ^^ bu hikayeyi çok beğenmemdeki neden karakterlerin karşılaşmaları tavırları okuduğum şeyleri hayal ederim hep her hatırlayışımda gülüyorum.Senin bu hikayenden cesaret alarak bende romantik bir şeyi yazmayı denedim :D ama sonuç pek beklediğim gibi olmadı romantizmden çok acıklı oldu ^^bana ders vermene ihtiyacım var sanki :D

badem lokum 16.07.2014 17:23
estağfurullah, ben de profosyonel sayılmam ama yardım edebileceğim bir şey olursa mesaj bölümünden konuşabiliriz. her zaman beklerim:)

Banu Ceylan 16.07.2014 21:37
tamam danışmam gereken bir şey olduğunda ilk sana geleceğim.

badem lokum 16.07.2014 22:35
karakter oluşturma, mekan seçme, problem yazıp çözme, cam silme, halı yıkama.. her işe bakarız abla:D:D

Dave Pride 18.07.2014 12:13
Kızın sarhoş hali biraz abartılı geldi. Ama yinede harikaydı. Zevkle okudum.

badem lokum 18.07.2014 14:15
teşekkür ederim:)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6465
2 Firari Fırtına 4507
3 Mustafa Ermişcan 3977
4 Hasan Tabak 3636
5 Nermin Gömleksizoğlu 3262
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3133
7 Uğur Kesim 3107
8 Sibel Kaya 2973
9 Enes Evci 2674
10 Turgut Çakır 2348

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:7202 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com