Hikayeler

Kalbimin Diğer Yarısı---bölüm 2
Okunma: 670
badem lokum - Mesaj Gönder


.......Ertesi sabah......…
Yıllardır bu kadar huzurlu bir uyku uyumadığını hisseden Erdinç, yanındaki kıza
mutlulukla sarılarak gözlerini araladı.
 
Mutluluğu uzun sürmedi.
 
Sarıldığı yedek yastığıydı.
 
Hızla kalkıp odanın altını üstüne getirdi.
 
Kızdan geriye tek bir saç teli bile kalmamıştı.
 
Bu alkolün sebep olduğu bir hayal miydi?
 
Eli kalbine gitti, yatağa yığıldı.
 
----------------------
----------------------
...............Bir hafta sonra................... 
 
 
Öğlen güneşi penceresinden usulca ayrılırken, tarçın rengi saçlarını ensesinde
zarifçe toplayıp, ağır makyajını tekrar kontrol etti. Her şey ölçülü olmalıydı.
Şatafatlı ama zarif, gösterişli ama rüküş olmayan, zenginliğini ortaya koyan
ama asil çizgisini koruyan. Böyle öğretmişti ailesi. Ona sunulan kalıba
girmesini istemişlerdi. İpeker Holding’in varisine yakışır şekilde. Zaten kız
olarak dünyaya gelmesi işleyebileceği en büyük kabahatti. Kim bilir belki de bu
yüzdendir, babasıyla geçirdiği zamanların sayısı bir elin parmaklarından daha
azdı. Kendine her karşılaşmalarında midesini acıtan bir bakışla bakardı, erkek
doğmamış olmasını yüzüne vurur gibi, onu hayal kırıklığına uğraşmış gibi…
Yine de rahmetli babasının vasiyetinin okunacağı gecede kendini bir tuhaf
hissediyordu. Biraz eksik, biraz kırık.. ama hayır üzgün değil. Ölmeden önce,
kendini mahkum ettiği yalnız çocukluğunu bir tokat gibi haykırmak isterdi
yüzüne.
“Sen beni adam sınıfına koymasan kaç yazar!! Ben seni babalıktan reddediyorum!” diye
bağırıp evi terk etmek isterdi. İnce boynunun taşımakta zorlandığı pırlantalı
incili gerdanlıkların, kapıda bekleyen hizmetçilerin ve lüks arabaların
olmadığı basit bir hayatı olurdu.  En kötüsü bir koca
bulurdum, diye düşündü kendi kendine kıkırdarken.
 
Kapı aralığında dikilmiş bir süredir kendini izleyen annesinin aynaya yansıyan asık
suratlı aksini  gördüğünde toparlandı, yüzüne soğuk ve resmi bir ifade
yerleştirip, yaşına rağmen dimdik yürüyen kadının peşinden merdivenleri indi.
--------------------------------
 
Erdinç kol düğmelerini düzeltirken uzun adımlarıyla park yerini ardında bıraktı.
Peşinden yetişmeye çalışan Serhat buraya gelmenin iyi bir fikir olmadığını
düşünüyordu.
“Bizi içeri almazlar, bu özel bir davet!”  düzgünce kesilmiş çimlerin süslediği
geniş bahçede çiçeklerin arasından köşke uzanan taş yolu adımlarken nefes
nefese itirazını sürdürüyordu.
“Alırlar, biz de davetliyiz.”
“Nasıl?
Sen İpekerler’i nereden tanıyorsun?”
“Şimdi tanışacağım.”
“Kardeşim, bu adamlara şaka yapılmaz, kendimizi anında emniyette, bodrum sorgusunda
buluruz.”
“Merak etme kardeşim, davetiyelerimiz var.” dedi Erdinç iç cebinden çıkardığı kartları
sallarken. Serhat’ın daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyduğunu görünce ekledi,
“Bunları patronum ayarladı. İpekerler’in şu an üzerinde durduğumuz arazisini
satın almamı istiyor. Başaramazsam, adımı bu piyasadan sileceğini söyledi. Yani
bu imkansız görev benim iş hayatımın ölüm kalım savaşı.”
“Bunu patronun kızını….”
“Biliyorum! Biliyorum! Önceden düşünmem lazımdı. Anla ama be kardeşim o an düşünecek zaman
yoktu.”
“Ulan hergele!” Serhat gülerek Erdinç’in omzuna vurduğunda ön kapıya gelmişlerdi.
Yüzlerine ciddi bir ifade yerleştirip, korumalara davetiyeleri verdiler. İçeri
girdiklerinde yüksek tavanlı salonun dev avizelerinin parlak ışıkları, yüzlerce
davetlinin doldurduğu zengin mekan, metrelerce uzanan dev masadaki yüzlerce
çeşit aperatifin süslediği açık büfe gözlerini kamaştırdı. Erdinç hızla elini
uzatıp, Serhat’ın hayretle düşen çenesini yukarı itti.
“Bu kadar zengin olan insanlar sana burayı neden satsınlar?”
“Çünkü Saygın İpeker öldü ve kızını bugün varis gösterecekler. Biraz araştırma yaptım.
Baba İpeker, kızına bir servet değil borç batağı bırakıyor. İpeker’lerin
Eraslanlar’a yüklü miktarda ödeme yapması gerek. Yani ya iflas edecekler ya da
kızları Eraslan Holding’in sahibi Tuncer Eraslan’la evlenecek.”
“Ya da senin mülklerini satın almana izin verecekler ki bu zayıf bir ihtimal.”
“Bugüne kadar bana hayır diyebilen bir kadın olmadı,” dedi Erdinç çapkın
gülümsemesiyle.
Önlerinden geçen garsonun elindeki tepsiden birer şampanya alıp, üçüncü ihtimalin
gerçekleşmesine içtiler. Erdinç sıkılmış görünüyordu, kendi kendine söylenmeye
başladı.
“Şu kafası tıntın boyalı bebeklerden biridir eminim. Bu tür kızları bilirim,
pohpohlanmaya alışkın, şımarık, yüzsüz ve çekilmez olurlar. Çoğu güzel bile
değildir…”
Erdinç daha lafını bitiremeden,  bütün başlar salonu üst kata taşıyan merdivenin tepesine
çevrildi, flaşlar patlamaya başladı.  Erdinç’in kahverengi gözleri, iri
buz mavisi gözlerle buluştuğunda zaman durdu, sesler kesildi, ışıklar söndü.
 
Artık  koskoca salonda  sadece ikisi vardı. Derin karanlık bir
uçurumun iki yanından birbirlerine bakıyorlardı. Kız zarif adımlarla merdiveni
inerken, bacaklarının üzerinde dalgalanan krem rengi ipek elbisesi, narin
bedenini okşarcasına sarıyor, Erdinç’te bütün o kıvrımları sarıp sarmalayıp
kimsenin görmemesi için saklama isteği uyandırıyordu. İlk kez kıskandığını
hissetti Erdinç. Sesler, ışıklar, kalabalık geri geldi. Salondaki diğer
erkeklerin ona hayranlıkla baktığını gördüğünde nabzı yükseldi, kaşları
çatıldı, eli bir an kalbine gitti. Derin derin nefes almaya çalıştı. Erdinç
kararını vermişti. İpekerler’in üzerine patronu tarafından üç gökdelen dikilmek
üzere projesi hazırlatılmış  olan mevcut mülklerini satın almayı başarsın
ya da başaramasın; merdivenin dibinde avına pençe atmak isteyen bir sırtlan
gibi dikilen Tuncer Eraslan’ın kazanmasına asla izin vermeyecekti. Kız,
Eraslan’ın kendine uzattığı eli görmezden gelerek annesinin peşinden
gittiğinde, Erdinç’in içine bir umut ışığı doğdu.
“Yaa yaa haklıymışsın, hiç de güzel olmuyorlarmış.” diye gülen Serhat, dirseğini
hafifçe Erdinç’in koluna vurdu. İki arkadaş şakalaşarak kalabalığı takip
ettiler.
--------------------------------
Bembeyaz masa örtüleri, beyaz güller ve siyah kurdelelerle süslü  masalarla
donatılan ön bahçede, vasiyetin okunması ve basın açıklaması için tüm
davetliler yerlerini aldı. İpekerler’in avukatı konuşmasını yaptı.
“Sayın davetliler, sevgili basın mensupları, bu gün burada, merhum iş adamı Saygın
İpeker’in vasiyetini öğrenmek üzere toplandık. Kendisine Allah’tan rahmet,
ailesine baş sağlığı diliyoruz. Vasiyeti açıklamadan önce belirtmek isterim ki,
Saygın Bey, bu vasiyeti kayda almamı istemeden önce, tedavi gördüğü hastane
bünyesinde görev yapan dört farklı psikiyatrdan akıl sağlığı yerinde olduğuna
dair rapor almıştır. Sizleri Saygın Bey’in son arzularını dinlemeye davet ediyorum.”Her
davetlinin görebileceği şekilde ayarlanmış sinema perdesine, vasiyetin dvdsini
yansıttı. Kayıt başladığında, ekranda hasta yatağında oturan merhum Saygın
İpeker geldi. Hümeyra Hanım eşini ekranda görünce gözyaşlarını tutamayarak
yüzünü kızı Melis’in omzuna dayadı. Merhum Saygın İpeker, dvd kaydında
konuşmaya başladı. Tavrı her zamanki gibi soğuk ve kibirliydi.
“Sevgili ailem, hepsi birbirinden kıymetli iş arkadaşlarım, dostlarım, şu anda
vasiyet kaydımı izlemektesiniz. Eşim Hümeyre Hanım, benim ölümümden sonra,
sağlığımda kendisine hediye ettiğim her mülk, mücevher ve eşyanın sahibidir. Bu
taşınabilir ve taşınamaz mülklerin listesini avukatıma bırakıyorum. Ölümümden
sonra işlerimi devam ettirmesini istediğim varisim ise kızım Melis İpeker’dir.
Yurt içi ve yurt dışı şirketlerimin hisselerini, yönetimini ve tüm gelirin
kendisine bırakıyorum. Melis, sana vasiyetimdir, verasetime sahip çık! Bütün
ömrümü uğruna adadığım holdingimizi yüz üstü bırakma…”
Veda konuşması devam ederken, basın mensuplarını kayıtlarını yapmaya ve not almaya
devam ediyordu.
“Kısacası Eraslan’la evlen diyor kıza.” dedi Serhat.
“Resmen kendini satmasını söylüyor! Hay ben böyle babanın…” Erdinç masanın altında
yumruklarını sıkmıştı.
“Şşş kardeşim sakin ol..”
Ön masadaki gazeteci arkasına dönüp sessiz olmalarını istediğinde konuşmayı
kestiler. O anda ön masada bir hareketlilik oldu. Masaya konan mikrofondan, tüm
bahçeye titreyen hüzünlü bir kadın sesi yayılıyordu.
“Yapamam anne,” dedi ses fısıldarcasına, “Üzgünüm…”
Hemen ardından Melis İpeker’in koşarak köşkten içeri girdiği görüldü.
“İşte!” diye zaferle gülümsedi Erdinç, “Eraslan’ı reddetti!”  Bu Erdinç’in
beklediği fırsattı. Artık Melis Hanım’la tanışabilecek, dahası onu teselli
edecek ve iş anlaşmasını da bağlayacaktı. Kalabalığın içinden zorlukla
ilerleyerek kızı takip etti. Köşkün salonuna girmeyi başardığında ayağına
takılan şeyle  tökezleyen Erdinç, bunun kızın az önce giymekte olduğu
siyah stilettolardan biri olduğunu anladı.
‘İşte aklını kullanan asi bir kız.’ diye içinden geçiren Erdinç, ayakkabının tekini eline alıp
etrafa bakınmaya başladı.  ‘Yatak odasına çıkmış olsa
ayakkabılarını burada bırakmazdı.. Hızla kaçıp uzaklaşmak istedin değil mi
Melis Hanım?..Bir düşünelim..  Kalabalıktan kaçmak isteyen bir kadın
olsam.. Hayır ön kapı olmaz hemen yakalanırdım.. Yatak odam fazla tahmin edilir
olurdu… Bu durumda arka kapıyı deneyeceksin! Ama park yerinde seni görecekler…
Zengin, şımarık ev kızının uğramayacağı tek yer… tabii ya.. MUTFAK!!’
 
Erdinç elindeki ayakkabıyı yere düşürüp garsonların ellerinde tepsilerle çıktığı
koridora mutfağı bulmayı umut ederek dalıverdi.
 
-----------------------------------
“Ayşe Sultan! Ayşe Sultan yardım et!”
“Vah benim talihsiz kuzummm!”
Melis’i anaç kollarıyla sarıveren emektar aşçı, saçları ağarmış, kısa boylu, aydınlık
sevecen yüzlü, şişman bir Anadolu kadınıydı.  Böyle zamanlarda Melis’in
ilk yardım çantasını hep tezgahın altında hazır bulundururdu. Eline dolu bir
tepsi verip son garsonu da dışarı çıkaran aşçı kadın Melis’e çabuk olmasını
söyledi. Tezgahın altına çömelen Melis, olduğu yerde eski kotu, tshirt’ü,
yırtık beysbol şapkasını ve kırmızı conversleri üzerine geçiriverdi. Makyajını
silmek için ıslak mendilleri cebine tıkıştırıp, ayağa kalkmadan dizleri
üzerinde mutfağı geçip arka kapıdan çabucak çıktı. Hızlı kırmızı converslerin
gecenin karanlığına karıştığı kapı kapandığı anda Erdinç mutfağa daldı. Korkup
yerinde zıplayan aşçı kadın damağını kaldırdı.
“Ne yapıyorsun Bey oğlum yolunu mu kaybettin mutfak burası!”
“Afedersin teyzecim,” dedi Erdinç kadının üslubuna uyarak. “Birine bakmıştım da..”
“Buyur bak evladım.” dedi Ayşe kadın alay edercesine, bir yandan da Melis’in yere
bıraktığı ipek elbiseyi ayağının ucuyla çaktırmadan tezgahın altına itiyordu.
 
Tahmini tutturamadığı için hayal kırıklığı yaşayan Erdinç, kızı bulma umuduyla ön
bahçeye giderken hala en mantıklı yerin mutfak olduğunu düşünüyordu.
 
Bir saat içinde bu skandalı ört pas etmek isteyen İpekerler’in avukatı yeni bir
açıklama yapmış, ailenin vasiyeti kabul etmek için bir ay yasal süreleri olduğunu
duyurarak davete son vermişti.
 
Park yerine giderken ceketini kolunda taşıyan Erdinç kravatını hırsla gevşetti.
Ceketini arka kapısını açtığı arabasının içine hoyratça fırlatıp, öfkeyle
homurdanarak arkasını döndü ve birkaç adım yürüdü.
“Yanımızdan geçti Serhat! Yanımdan geçip gitti!”
“Sakin ol kardeşim, yeni fırsatlar çıkar.”
“Bu kadar yakınken, tanışma fırsatı ellerimin arasından kayıp gitti, inanamıyorum
lan!”
“Kısmet be Erdinç…”
“Başlatma beni kadere kısmete abicim… offf… çok yakındı..”
 
Erdinç ve Serhat,  diğer davetliler gibi, arabalarına atlayıp köşkün
gösterişli bahçesinden uzaklaşırken, kaçak kırmızı conversler çoktan limana
varmışlardı.  Kiralık kayıklardan birinin içine edepsizce sızdılar.
Kayığın üzerini kapatan kalın plastik örtünün altından, geceyi kimseye
yakalanmadan geçirebilmek için, içeri çekildiler.
 
 
 
 
 
 
Yazarın bölüm sonu sorusu: Sizce Erdinç ve Melis yeniden karşılaşacaklar mı? 
 
 
 
 



badem lokum



Yorumlar (4)
Banu Ceylan 16.07.2014 19:50
Buluşurlar kesin.buluşmazsa ben girer hikayeye buluştururum o denli sevdim bu ikisini :D ellerine sağlık hikayenin gelişme bölümü çok güzel olmuş.yine çok severek okudum.takipcin olacağım bu gidişle nerede badem lokum görsem atlıyorum oraya :D

badem lokum 16.07.2014 21:28
Nazik yorumların için çok teşekkür ederim Banu Ceylan, ben bu heyecana dayanamam hemen atarım üçüncü bölümü:)

Banu Ceylan 16.07.2014 21:36
at ayol !ben de okurum :D

badem lokum 16.07.2014 22:26
sana da bir hikaye yazalım:)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6494
2 Firari Fırtına 4530
3 Mustafa Ermişcan 4013
4 Hasan Tabak 3663
5 Nermin Gömleksizoğlu 3286
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3169
7 Uğur Kesim 3125
8 Sibel Kaya 2997
9 Enes Evci 2694
10 Turgut Çakır 2366

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:5264 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com