Hikayeler

Çaylak Gazeteci--bölüm 9
Okunma: 805
badem lokum - Mesaj Gönder


Zümrüt yeşilinin akça pakça bulutlarla bezeli gök
mavisine karıştığı toprak yolda dakikalarca yürüdü. Her adımda çiftlik evi
biraz daha gerisinde kalıyordu.
 
Sadece ev değildi geride bıraktığı; İstanbul’un
keşmekeş şehir hayatı, yalan dolan ağlarıyla örülü menfaat ilişkileri,
arkasından iğneyle kuyusunu kazarken dudakları geren sahte gülümsemeler, bir
poker ustasının yüzüyle öne sürülen blöfler, baştan aşağı yalan bir hayat ve en
ızdırap vereni ise küçük kardeşinin hastalığı.
 
O minik bedenden tırnaklarıyla kazıyarak söküp
atmak istediği ama gücünün tek bir zerresine bile yetmediği
hastalığı…
 
İnsan bu kadar sıkıntı içinde temiz kalabilir miydi? Hangi insan bu
yalan dünyanın içinde masumiyetini koruyabilirdi?
 
Bu sorular aklından geçip giderken iki güzel yüz
geldi Sayhan Saygın’ın gözünün önüne, birisi kardeşinindi, diğeri ise…
 
Başını iki yana sallayarak üstündeki sersemliği
atmaya çalıştı ve derin nefeslerle çekti taze orman havasını ciğerlerine.
 
Her adımda uzaklaştı, her adımda hafifledi, her adımda temizlendi,
her adımda çocuk ruhuna yakınlaştı.
 
Burayı bu yüzden seviyordu. Huzur ve mutluluktu tepeden tırnağa. Ne zaman düşünmek istese buraya gelirdi.
 
Sayhan Saygın birden durdu. Gözleri yol kenarındaki ağaca dolanıp onu ışıksız bırakan
dikenli sarmaşığa kilitlendi. Yaprakları solup dökülmüş, narin ağaç tamamen
kurumuştu. Sayhan başını kaldırıp ileri doğru baktığında yol boyunca tüm
ağaçların sararıp solduğunu gördü. Aniden sebebini bilmediği huzursuzluk,
mutsuzluk ve inanılmaz kıskançlık hissi vermişti bu görüntü ona. Sanki bu kara
çalılar nefes aldığı biricik mekanı elinden alıyordu. Buraya geldiğinde aklının
ucundan bile geçmezdi bu manzarayla karşılaşacağı. Şaşkınlıktan ve öfkeden ne
yapacağını bilmiyordu. Ne bir adım geri, ne de bir adım ileri gidebiliyordu. Vücutta
kanın durmasının böyle bir şey olduğunu düşündü.
 
Mert’le İrem el ele tutuşmuşlardı. Mert alnını İrem’in alnına dayayıp durmuştu. Ve tek
duyduğu şey buydu ve tabii kulaklarında hep çınlayacak olan ve kalbimi
parçalara ayıran…
 
“Sana aşık olduğumu ilk andan beri biliyordum ki, beni asla sevginden mahrum
etmeyeceksin, sevgilim.”
 
“Sana aşık olduğumu biliyordum, biliyordum, ilk andan beri biliyordum, biliyordum,
sana aşık olduğumu biliyordum, sevgilim, biliyordum, sevgilim,  beni asla sevginden mahrum etmeyeceksin, etmeyeceksin sevgilim, etmeyeceksin, sevgilim, biliyordum, mahrum etmeyeceksin sevgilim, sevgilim sevgilim…”
 
 
“HAAAYIIIIIIRRRRRR!!!!!!!!!!!!!!!!!”
 
 
Aniden gözleri kocaman açılan Sayhan çığlık attığı kabusundan uyanırken, altında
uyuyakaldığı ağacın dallarına tünemiş kuşlar bir bulut kümesi gibi havalanıp
korkuyla uzaklara kanat çırptılar.
 
Çiftliğin, kuyruğu yerleri süpürürcesine sallanan eğitimli av köpeği Sayhan’ın yüzünü
yalıyor, iniltiye benzer sesler çıkararak sahibini teselli etmeye uğraşıyordu.
 
“Tamam, tamam oğlum geçti bir şey yok.” 
 
Köpeğin başını okşayan Sayhan ayaklandı. Kararını çoktan vermişti, ilk uçakla İstanbul’a
dönecekti.
----------------------------------------
 
 
Emniyet Müdürlüğü’nün açık mavi duvarları insana huzurdan çok tedirginlik veriyordu.
Zaten ufak tefek bir kız olan İrem Su korkudan iyice ufalmış hissediyordu
kendini.
 
“Bu taraftan bayan!” 
 
İri yarı polis memurunun kalın, sert, emreden sesi genç kızın iliklerini dondurduğunda
yanlış yöne gittiğini fark etti. Titreyen dizlerini zar zor kontrol altına alıp
yutkunarak adamın işaret ettiği yöne doğru ilerledi. Her bir adımda ancak yarım
adım ilerleyebiliyor, Sayhan Saygın’a kendini bu duruma düşürdüğü için lanet
ediyordu.
 
Önünden geçtiği bankta oturan elleri kelepçeli serseri tipleri görünce iyiden iyiye
rengi attı genç kızın. Sol kaşının üzerinde bıçak yara izi olan esmer orta
yaşlı adam İrem Su’ya öpücük atınca kapana kısılmış serçe gibi titremeye
başlayan kızı kolundan çeken iri yarı memur, kızı narkotik büro amirin kapısına
itekledi.
 
“Yapabilirim, yapabilirim. Beni kesip biçmeyecekler.
Bir şey olmayacak. İyiyim. Yapabilirim. Hadi çal kapıyı çal hadi!!”
 
İrem Su kendi kendine telkinde bulunurken sabrı taşan polis memuru kapıyı çalıp içeri
girdi ve amirini selamladı.
 
“Bu bayan randevusu olduğunu söylüyor.”
“İçeri gönderin.”
“Emredersiniz!”
 
Polis memuru genç kızı içeri itekleyip kapıyı arkasından kapandı. Ayakları birbirine
dolanan kızın halıya kapaklanmasına ramak kalmıştı. Son anda kendini kurtarıp
dengesini bulduğunda genç bir adamın kıkırtısını işiterek şaşırdı.
 
İrem Su bunu kesinlikle beklemiyordu.
 
Karşısında Yeşilçam filmlerindeki jönleri kıskandıracak kadar yakışıklı ve çok genç bir
adam duruyordu. Genç kız, polis amiri denildiğinde, kel, göbekli, yüzü yılların
verdiği yaşanmışlıklardan çizgilerle dolmuş ve despot yüzlü birini göreceğini
sanıyordu. Karşısındaki adamın kim olduğunu algılamaya çalışarak dikkatlice
baktı.
 
“Başka birini mi bekliyordunuz?”
“Efendim?”
“Ben Narkotik Büro Amiri,  Cengiz Türker. Siz
de İrem Su Deren olmalısınız, gazeteci. Hoş geldiniz.”
 
Genç adam İrem Su’nun elini sıkarken, esmer adamın iri anlamlı gözlerine ve ışıldayan
beyaz dişlerine bakakalan İrem doğru düzgün cevap veremedi.
 
“Te-teşekkür ederim!”
“Oturun lütfen.” İrem şapşal bakışlarını düzeltemeden koltuğunun arkasındaki zile bastı
genç amir. İçeri giren müstahdeme iki çay getirmesini söyledi ve yeniden İrem’e
döndü.
 
“Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Be-ben…”
 
İrem ciddiyetini takınarak kendini topladı.
 
“Ben eroin mafyasını deşifre edecek bir yazı dizisi üzerinde görevlendirilmiştim ve..”
“Evet o talihsiz kazayı hatırlıyorum. Geçmiş olsun.”
“Teşekkür ederim.”
“Ama hatalısınız. Bize haber vermeliydiniz. Hem kendiniz yaralandınız, hem de
adamların az kalsın kaçmasına sebep oluyordunuz.”
 
Kapıyı çalan orta yaşlı, saçlarının yarısı dökülmüş, mavi önlüklü müstahdem çayları
servis edip çıktı.
 
“Özür dilerim, böyle olacağını bilmiyordum. Sayhan Bey polisi aramam konusunda
direktif vermedi.”
Genç amir, kızın tecrübesiz yüzünü inceledi.
“Sayhan Saygın’dan mı bahsediyoruz?”
“Evet.”
“Sayhan’ı tanırım. Eski arkadaşımdır, daha önce de silah kaçakçılarının yakalanmasına
yardımcı olmuştu. Hımm.. demek durum bu…” çayından bir yudum alan genç adam
biraz düşündükten sonra ışıldayan zeki gözlerle İrem Su’ya döndü. “Anladığım
kadarıyla siz bu adamların yakalanmasına yardımcı olmak istiyorsunuz,
karşılığında da haberi ilk yapan basın kuruluşu olacaksınız.”
“Evet efendim.”
“Bu tehlikeli bir iş. Riskleri göze alabilecek misiniz küçük hanım?”
İrem Su istekle baktı, “Evet efendim! Ne gerekirse yapacağım!”
“Operasyonlarda yeni bir yüz işime yarayabilir. Yalnız durumu iyice anlamanızı istiyorum.
Bildiğiniz en ufak bir bilgiyi bile bize iletmezseniz, yer altı örgütlerine
yardım ve yataklıktan sizi içeri alırım!”
“Hayır! Tabiki hayır! Şu andan itibaren bildiğim her şeyi size söyleyeceğim!”
Kızın kızaran yanaklarına ve masum yüzüne bakan genç adam gülümsedi.
“Kartımı alın, üzerimde telefonum var.”
“Benim telefonum…”
“Gerektiğinde biz size ulaşırız.”
“Peki.”
------------------------------
 
Salça kırmızısı saçlı basın danışmanı özel kalem sekreterine doğru eğilip, kadının
bile zor duyabildiği bir tonda fısıldadı.
 
“Şebnem Hanım yine çok formda, ateş püskürüyor maşallah!”
 
O minicik fısıltıyı duymuş gibi anında kendine dönen genel yayın yönetmeninin öfke saçan
gözleri üzerine dikildiğinde kaçacak delik aradı. Hiddetli adımları, ince
topukları yerdeki parkelere her vuruşta binayı yıkacakmış gibi tiz bir ses
çıkaran Şebnem Gökben, sekreter masasına nükleer reaktör etkisiyle patladı,
 
“O  İŞE YARAMAZ ASİSTAN BOZUNTUSU NEREDE! NEDEN
ÇEKİMLER HALA DOSYALANIP MASAMA BIRAKILMADI! NEYİ BEKLİYORSUNUZ DERGİNİN YAYIN
TARİHİNİN GEÇMESİNİ Mİ!!! SALLANMAYIN!!!”
 
Orta yaşını biraz aşmış emektar özel kalem sekreteri tiz çığlığın en üst noktasında
patlayan son kelimeyle ofisin camlarının titrediğine yemin edebilirdi.
 
Tecrübeli sekreter çınlayan kulağını ovuştururken, çakma kızıl basın danışmanı
da binanın stüdyo kanalına koşturuyordu.
 
“Sayhan Bey nerede?”
“Telefonu kapalı efendim ulaşamıyoruz.”
“Çaylak gazeteci nerde?”
“Sayhan Bey’in sekreteri onu özel bir randevuya göndermiş efendim.”
“Ne randevusuymuş bu?”
“Bilgi verilmedi efendim.”
 
O an, Şebnem Gökben’in zihninde şimşeklerin çaktığı andı. Sayhan’ın nerede olduğu
belli değildi ve ona ulaşılamıyordu, ve İrem Su, Sayhan’ın sekreteri tarafından
içeriği gizli tutulan özel bir randevuya gönderilmişti. Bu ikisinin ne haltlar
karıştırıyor olabileceğine dair sayısız fantezi geçti genel yayın yönetmeninin
aklından. “Demek Sayhan yeni oyuncağını buldu.” diye düşündü. Sayhan
kendisinden vazgeçemezdi. Muhtemelen bir iki gün hevesini alıp o kızı
bırakacaktı. Ama bu mesele Şebnem Gökben’in hırsını ve Afrika’nın açlıktan ölen
çocuklarının bitmek bilmeyen yemek arzusundan daha şiddetli cereyan eden
intikam duygusunu tatmin etmeden kapanmayacaktı. İrem Su Deren, Şebnem Gökben’in
kara listesinin başına altın harflerle yazılmıştı. Tabii bu itiraf etmekten
utanç duyacağı bir şeydi. O yüzden, her zamanki yöntemleriyle, meseleyi kimseye
bir şey belli etmeden, sessiz ve derinden halletmeye karar verdi.
 
Sinsi gülümseme Şebnem Gökben’in nefret dolu gözlerinin gölgesinden yüzüne yayılırken
bu görüntüden ürken özel kalem sekreteri bakışlarını önündeki evraklara
kaçırmak zorunda kaldı.
 
---------------------------------------------
 
“Yetiştim! Yetiştim! Yapabilirim! Dergi! Çekimler! Yarınki baskının köşe yazısı! Ekonomi
sayfası! Yetiştim! Yetiştirebilirim! Koş koş koş İrem Su koş! Hop hop hop İrem
Su koş! Başarıcam! Başarıcam!!”
 
“Neyi başaracaksın?”
“Mert Bey!!!”
 
Kan ter içinde gazete binasındaki işlerine yetişmek için canını dişine takmış koşarken
Mert Arslan’a çarpıvermişti.
 
“Özür dilerim! Özür dilerim! Geç kaldım! Çok geç kaldım!!!”
 
İrem Su hoplaya zıplaya koşarken arkasından bakakalan Mert istemsizce gülümsediğini fark
etti.
------------------------------------
 
Gün bitmişti, ama İrem Su da bitmişti. Sanki on günlük işi yarım güne sıkıştırmış
gibi hissediyordu. Gazete binasına adım attığı andan beri koşturuyordu. Maraton
sporcusu olmanın böyle bir şey olup olmadığını düşündü. Ama olmaması gerekirdi
çünkü maratoncular koşarken bir şeyler okumak ve düzenlemek zorunda kalmıyordu.

-----------------------------------
 
Uçağı İstanbul’a iniş yapan medyanın ünlü simalarından Sayhan Saygın, beyaz spor
ayakkabıları, kot pantolonu, deri ceketi, iri güneş gözlükleri ve kirli beyaz
beysbol şapkasının altında tanınmamaya çalışarak hava limanından geçip bir taksi
çevirdi.
 
-----------------------------------
 
Genç kız ter içinde kalmıştı. Bir an için tükenen bedeninden tiksindiğini hissetti.
Yorgunluktan sızlayan ayakları onu gazete binasının bahçesinden çıkışa doğru
bilinçsizce götürürken organize etmeye çalıştığı dağınık zihninden yapılacak
onlarca farklı iş geçmekteydi.
------------------------------------
Beysbol şapkalı adam gazete binasının adresini verdiğinde taksi şoförü dikiz aynasından
kuşkuyla süzdü müşterisini. Bu yüzü bir yerden tanıyordu ama…
“Mümkün olduğunca hızlı gidelim.” dedi müşterisi.
Hızla dönmeye başlayan siyah lastikleri tiz çığlıklar atarken ileri fırlayıp trafiğe
karışan sarı taksi, araçların arasından yağ gibi kayarak son hızla yol almaya
başladı.
------------------------------------------
 
Sayhan Saygın da hangi deliğe girdiyse çıkmak bilmemiş, hem kendi işlerini hem de
adamın işlerini yapmak zorunda kalmıştı. İrem Su, Sayhan’ı seçtiğine ikinci kez
pişman oluyordu. Yorgun bedenini ağaçlı bahçeden çıkış kapısına doğru
sürükledi.
------------------------------------------
 
Yerlere kadar uzanan nazlı söğüt dallarının ve rengarenk çiçeklerin süslediği gazete
binası bahçesinde ilerleyen yorgun mavi conversler kahverengi pahalı deri
iskarpinlerle burun buruna gelince duruverdi.
------------------------------------
 
Taksiden bir sıçrayışta kaldırıma inen beyaz spor ayakkabılar çevik adımlarla gazete
binasının kapısından içeri girdi.
----------------------------------------
 
İrem Su bakışlarını kaldırdığında karşısında gazetenin Ceo’su duruyordu.
“Mert Bey, affedersiniz.”
İrem Su kenara çekilerek patrona yol verdi.
“Aslında biraz konuşabileceğimizi umuyordum.”
 
-----------------------------------------
 
Çalıların arkasından konuşma seslerini duyan beyaz spor ayakkabılar yönünü giriş
kapısından geri çevirerek, seslerin geldiği yöne yakınlaştı.
 
-----------------------------------------
 
“Buyurun Mert Bey.”
“Böyle ayak üstü olması hoşuma gitmiyor ama.. Hayatta her şey planlandığı gibi olmuyor
tabi.”
“Anlayamadım?”
“Sana söylemek istediğim bir şey var İrem Su. ”
İrem Su’nun yorgun gözlerinde beliren merak genç adamın gözlerini incelemeye başladı.
“Sizi dinliyorum.”
“Bunu ilk andan beri biliyordum...”
 
----------------------------------------------
 
Meraklı spor ayakkabılar  yerlere kadar eğilen
söğüt dallarının arasında kamufle olarak konuşan ikiliye iyice yaklaşıp hemen
arkalarında dikiliverdi.
---------------------------------------------
 
“…??....”
“İlk andan beri biliyordum, ama söylemek için uygun zamanı bekledim. İlk anda
söylesem muhtemelen bir kaçık olduğumu düşünürdün ama durum kesinlikle böyle
değil. Yani daha önce hiç böyle olmamıştı.”
“Nasıl olmamıştı? Ne demek istediğinizi anlayamıyorum Mert Bey?”
“Seni gördüğüm ilk anda anlamıştım, biliyordum. Uygun zamanın gelmesini beklemekten
sıkıldım. Düşündüm de, bundan daha uygun bir an olamaz. İrem Su, seni se…”
“Ooo kardeşim bir hoş geldin yok mu?”
 
Ağacın arkasından kollarını iki yana açarak çıkıveren Sayhan, şaşıran Mert’in, İrem’in elini
tutmak için ileri uzanan elini havada yakalayıp toka yapar gibi tutarken bütün
gücüyle sıkmıştı.
Küçük bir ah sesi geldi Mert’ten. Elini kurtaran genç adam öfkeyle baktı Sayhan’a. Tam
zamanını bulmuştu işe yaramaz herif.
 
“Hoş geldin kardeşim. İki gündür hangi cehennemin dibindeysen iki dakika daha
kalabilirdin.”
“Aa pardon ya böldüm mü?”
“Önemli değil Sayhan Bey.” dedi İrem Su.
“Bu kız çok kibar kardeşim. Şimdi müsaadenle bu kibar kızı senden alıyorum, yapacak çok
işimiz var.”
 
Sayhan, ukala gülümsemesiyle arkasını dönmüş gazete binasına yürürken, yorgunluktan
ölen ve arkasından nefretle bakan İrem Su’ ya omzunun üzerinden bir bakış attı.
 
“Gelmiyor musunuz İrem Hanım? Ne oldu? Yoksa büyük haberi bana bırakmaya mı karar
verdiniz?”
 
İrem Su yorgunluktan ağlamak ve Sayhan’ı bayılana kadar pataklamak istiyordu.
İsteksizce Mert’e baktı,
 
“Müsaadenizle Mert Bey,”
 
Mert Arslan ne olduğunu anlayamadan Sayhan’ ın peşine takılan genç kız gazete
binasından içeri girerken, Sayhan Saygın’ın yüzünde zafer kazanmış gibi geniş
bir gülümseme vardı.
 
Birlikte asansöre bindiklerinde yorgunluktan sinirleri gerilen İrem Su, Sayhan’a
çıkıştı.
 
“Ne diye gülüyorsunuz!”
“Hahaha, siz ikiniz ne konuşuyordunuz gizli gizli?”
“Sizi ilgilendirmez!”
“Haklısın…”
“Gülüp durmayın Allah aşkına! Sinirimi bozuyorsunuz!!”
 
Sayhan yeni bir kahkaha atarken açılan asansör kapısından geçip sinirden kızaran genç
kızı arkasından  bıraktı. İrem Su, Sayhan’ ın ofisine girdiğinde, yüzüne çarpan elbiseleri refleksle tutarken az kalsın düşüyordu.
 
“Bunlar da ne böyle?”
“Hemen giyin, çok işimiz var.”
“Siz deli misiniz! Ben bunları asla giymem! Ne sanıyorsunuz beni!”
 
İrem Su elindeki bir karış siyah deri eteği ve kırmızı büstiyeri yere fırlattı. Sayhan
sabırla gelip yerdeki elbiseleri topladı ve yeniden İrem’in eline tutuşturdu.
 
“Amir Cengiz az önce beni aradı. Mafyanın yeni satış elemanları yeni bir barda
görülmüş. Bu akşam bara gideceğiz. Ve onlar bizi mal almak isteyen insanlar
sanacaklar. Anladın mı?”
“Yaa..”
“Korkuyorsan vazgeçebilirsin… Haberi bana bırak ve toz ol.”
“Hayır! Kim korkuyormuş!! Yapabilirim!”
 
Elbiseleri kucağına bastıran İrem Su kadın tuvaletine gidip üzerini değiştirdi. Saçlarını
açıp dağıttı ve belirgin siyah bir göz makyajı yaptı.
 
İşi bitmişti, ama kendini daha önce böyle hiç görmemişti. Dışarı çıkmaya utanıyordu.
 
Sayhan’ın sabırsız söylenmelerini içeriden duyabiliyordu. Sayhan dayanamayarak bağırdı.
 
“Çıkıyorsan çık yoksa kendim gidiyorum!”
 
İrem Su, utanç içinde, istemeye istemeye çıktı kapının önüne.
 
Şaşkın gözleri genç kızın yüksek platform siyah kafes botlarından biçimli bacaklarına,
kalçasını zar zor kapatan sımsıkı siyah deri mini eteğine, oradan da beline oturup
göğüslerini taşıran kırmızı büstiyerine kayan Sayhan’ın sigarası açılan ağzından
yere düştü.
 
Gece daha yeni başlıyordu.
 
 
 


Yeni bölüm sevgili yazar ortağım Gülnar Necefli'den:) Söz verdiğim aksiyon pasımı attım yeni bölümü heyecanla bekliyorum:)
badem lokum



Yorumlar (4)
dark martini 26.09.2014 22:13
Bak yine yaptı yapıcağını:)))) öyle bir pas attınki muhakkak goal olmalı. Offsidea yer yok:))

badem lokum 26.09.2014 22:15
senden de golün kralı beklenir:)) nefeslerimizi tuttuk bekliyoruz:)

dark martini 26.09.2014 22:21
İyi olursa daha sonra bana gol kralı diye hitap edersin

badem lokum 26.09.2014 22:47
eheheh şimdiden alıştırıyorum kendimi:))


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6841
2 Firari Fırtına 4801
3 Eyyup AKMETİN 4385
4 Mustafa Ermişcan 4302
5 Hasan Tabak 3961
6 Nermin Gömleksizoğlu 3561
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3507
8 Uğur Kesim 3346
9 Sibel Kaya 3262
10 Enes Evci 2945

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:815 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com