Hikayeler

arafta bir rüya
Okunma: 1228
kemal sakan - Mesaj Gönder


ormandan uğultular geliyordu. deli bir yalnızlık kendini ağaçtan ağaca vuruyormuş gibi. daha geride tren yolu geçiyordu. yılankavi bir suskunluk içinde biraz ötede makasla kesilmiş gibi ilerisi bir anda yiterek gözden. ormanla tren yolunun arasında yabanıl bir otlak sabah vaktinin yönsüz rüzgarıyla sağa sola savruluyor, yatıp yatıp kalkarak çok geçmeden başka bir yöne boyun bükerek dalgalanan denizin ürpertili ahengiyle. yabanda vahşi bir dil keşfi zor bir musikiyle inliyor. ve yabanın kıyısından insan eliyle inşa edilmiş demirden yol kötücül bir niyet gibi uzuyor. sabah güneşi puslu havayı yararak ama kırılarak asıl arzusundan solgun serin düşüyor ötelerdeki mevzsinden yabanın üstüne. otlağı paslı bıçak adımlarıyla yarararak ormanın karanlığına doğru biri yol alıyor. kırk yaşlarında orta boylu hani ne uzun ne de kısa olanın esnek yazgısıyla hiç bir yerde dikkat çekmeyen salt gövdesiyle. sırtı dönük olduğundan elinde tuttuğu bir karaltıdan başka belirgin bir tasvire imkan verecek konumda değil. anlatıcı ardından giderek ve fısat verirse gideni aşikar edecek…

otlak ormanın girişinde bitmiyor ama suret değiştirerek renk ve boyca sokulgan bir vahşilik içinde zehirle donanmış gibi, daha temkinli ve ağır üstelik fazlaca nemli. adam ormanın ağzına kadar dalgın ve sakin adımlarala yürümüştü.şimdi başka bir ülkenin sınırlarına izinsiz girmeye niyetlenmiş birinin tedbirli duraksamasıyla biraz, sürünür gibi devletin tedbir güçlerinin eline düşmemek için en zorlu taşlıklı dağlık ve tepelik ve uçurum dolu yolları teperek hududa ulaşmış olanın, son anın körlüğüne kurban gitmemesi için. nefesini tutarak havanın ağırlığını bile tartan o en tedbirli dikkatiyle. ya da temkinin tanrısıyla bütünleşir gibi uzuvlarının tek uzva dönüşerek hedefe abanması sanki. esnek boynunu çalıların arasından avına doğru çeviren leoparın şimşek sökününden biraz önceki tehlikeli an gibi. en son anların birikmiş insayıkıyla, son küçük bir hatanın ömrün hasılatını alıp götürmesi gibi. adam öyleydi ama oldukça sakin sonrasını değil de öncesini umutsuzca boşlamış gibi yığılır gibi oturdu dizlerini bükerek otların arasına erişene kadar kesik kesik bir yavaşlıkla yere. yabanınn ağır ritmine kapılmış bir sürgün gibi. ellerinin arasına aldığı başını sevgisizlikten sever gibi uzun uzun. tanrının ellerine girmiş olduğunu hissederek. sonra alnının geniş enlemine dökülen perçemini savurdu rüzgar. uğultunun matemli sarsıntıları çıplak alnına vurana dek kaldırıp bakmadı ormanın karanlık gözlerine. o vakit kaldırdı başını ve elleri arasında tuttuğu karaltıyı. kahverengi gözleri iriydi ama rüzgara direniken küç ülmüş, çünkü şimdi tam karşıdan yüklenmişti, biçimli yüzünün kızıl ten ürpertisi otlağın rengine dönüştü. avucunda pır pır eden karaltıyı sanki kanatlanıp uçabilsin diye hafifçe yukarıya doğru kalkışladı, aslında göğü kestirmişti. El kadar karaltı kanatlandı önce ormanın karanlık gözlerinden içeri girdi hızla çıkıp geri dönerek ve puslu göğün sonsuz derinliine doğru gittikçe ve sonunda küçülerek bir nokta’dan sonra hiç yokmuş gibi. adam yere yığıldı. sanki ölmüş gibi. sona çekilmiş gemiler gibi. yüzünde mesrur ve mahçup ve giz dolu bir gülümsemeyle. ormanın uğultusu kıyamet gibi huysuzlandı, otlar adamın bedenin üzerine doğru sayıklayarak aktı. tren geçti, talan eder gibi yabanın türküsünü. trenin camından bakarken bir çocuk otlakta yere yatmış birinih karaltısını gördü sandı. gülümsedi kendi kendine. Hızın zihni çarpıtan imgelerle doldurduğunu biliyor gibi rahat. tren ard arda bağlanmış evler gibi, ortak bir yazgıyla sanki göç ediyorlardı bir yerden başka bir yere. orman sustu, rüzgarın yorduğu otlar da ardından, sınırda yatan adamın gözleri kapandı herşeyin ardından. göğsünün sol boşluğunda karanlık bir kuyu. ya da kendi elleriyle sökmüş gibi kalbini.







Mart heybesindeki son soğuklarla iştahla ısırıyor insanın açık yerlerini. Aldatıcı sıcaklar, aldatıcı soğuklar ve ardından belki hakiki bir bahar ılımanlığı gelecek. Seyrek dallı ağaçların ilk sürgün yapraklarının arasından bembeyaz çiçekler açıyor. Patlayan tebessümler gibi her ağaçta bir şölen hazırlığı . Bu kuşlar, mutlu sokak çocukları gibi cıvıldaşıyor, bir daldan diğerine kanatlanıyor. Şaşkın şaşkın başlarını oraya buraya döndürüp bakıyorlar; gelenin bahar olduğunu ilk onlar anlamış gibi. Bahar sanki ilkin şaşmaz şekilde bu kuşların kanına girmiş, gövdelerinde hınzırlaşmış gibi.
Adamın biri parkın içindeki banklardan birine oturmuş, kuşlara gelen baharın, ya da baharla gelen kuşların dilini çözmeye çabalıyor gibi dalgın, içine çökecekmiş gibi de baygın. kalbini sayıklıyor gibi sakınıyor ne vakit serçelerden biri gagasıyla bir dalı didiklese. Havanın sarhoş edici kokusundan mı ne bir iki dakika kendinden geçmiş olduğunu hiç bir vakit hatırlamadı ne kısa ne de uzun boylu olan adam.

seyt kemal sakan



kemal sakan



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6517
2 Firari Fırtına 4549
3 Mustafa Ermişcan 4034
4 Hasan Tabak 3686
5 Nermin Gömleksizoğlu 3305
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3197
7 Uğur Kesim 3139
8 Sibel Kaya 3016
9 Enes Evci 2712
10 Turgut Çakır 2377

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1495 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com