Denemeler

Tarih Boyunca Arapların Türklere İhanetleri
Okunma: 1471
Umut Karadaş - Mesaj Gönder


Tarih Boyunca Arapların Türklere İhanetleri ? Türkler Giderek Araplaşıyor Mu?
 

Tarihini bilmemenin getirdiği cehaletle beraber her geçen gün daha fazla karanlığa saplanan bir ülkeden merhaba. Geçmişi bilmedikçe geleceğin sallantıda olacağı gerçeği yıllardır ayağımıza dolaşan sorunların en başında geliyor ancak biz inatla başa uğramadan sona doğru gidiyoruz.  Belki biraz eleştirel başladım ama bir fikir yazısı olacak ve bu yazının sonunda muhtemelen ırkçı ithamları beni bekleyecek. Bir milleti sevmemek(veya ısınamamak) ve dışlamak çok farklı şeylerdir. Hele ki bu sevgisizliğin mantıksal bir açıklaması var ise bence damga yapıştırılmadan önce bir kez daha düşünülmelidir. Sonuçta elbette ki bu yazının ana fikri Arap çocukların asit kuyusunda haşlanması olmayacaktır. Bu yazının ana fikri sadece milletinin hayata daha gerçekçi bakmasını sağlamaya çalışan bir insanın çabaları olacaktır. Amacım tetikleri değil beyinleri harekete geçirmektir. Ve beyinlerin harekete geçtiği bir dünyada tetiklere ihtiyaç olmayacaktır...
 
 Anlatacağım olaylar çok uzun bir zaman zarfını içerisine alacağından teker teker ayrıntılarına girmek yerine, bizi ilgilendiren kısmı alıp devam etme metodunu uygulamaya çalışacağım. Arapların haritada yer kaplamaktan başka herhangi bir işe yaramadığını ve herhangi bir millete hayrı dokunmadığını düşünüyorum. Ne kadar sığ bir yorum değil mi ? Değil. En azından bizim için sığ bir yorum değil. Dünya tarihine bakacak olursak İslam'ın altın çağını yaşadığı dönem de birkaç bilim adamı çıkarmışlardır. Dünya edebiyatı açısından çok önemli bir dönem olan bu çağın filozofları genellikle fars kökenli olmak üzere diğerleri Arap ve Türklerdir. Bozuk saatin bile günde iki defa doğruyu gösterdiğini varsayarsak ve istisnaların kaideyi bozmadığını düşünürsek gönül rahatlığı ile devam edebiliriz.  Şimdi bakış açısını küçültüp, Arapların Türkler ile olan geçmişine göz atalım. Ayrıntıları inceledikçe neden böyle düşündüğümü daha iyi anlayacaksınız, zaten benim Arapların hepsini toplayıp yakmak gibi bir niyetim yok İzmir'in Hitler'i olma niyetinde de değilim sadece bazı gerçekler görülsün istiyorum bunu da kendi fikirlerimi kağıtlara sererek yapıyorum. Şimdi o buram buram ihanet kokan olaylara geçelim. Arap hayranı bazı kardeşlerimizi kızdıracak olaylara...

 Konu Arap - Türk ilişkisi olunca kaçınılmaz olarak ortaya bir İslam faktörü çıkıyor. Yeri gelmişken bunu da belirteyim İslam'ın İ'sini bilmeyen ama Müslüman olarak geçinen büyük bir Arap topluluğu var. Tabi bu gruptan bizim ülkemizde de var, kendini Müslüman zanneden binlerce insanla dolu bu topraklar. Ama İslam denilince akla ilk gelen topluluk Araplar olduğundan ve İslam'ı dünyaya çok kötü tanıttıklarından bu konuda da zarar listesinde başı çekiyorlar. Din konusunu şimdilik bir örnek ile geçelim daha sonra illaki tekrar uğrayacağız. Daha önce uzun uzadıya yazdığım "Türkler, İslamiyete Katliamla Girmiştir" yazısı bugün başlangıç için harika bir örnek olacaktır. Tabii ki burada bunun ayrıntılarına tekrar girmeyeceğim ama ilk Arap ihanetlerinden birini orada yemiştik ve onbinlerce ölü vermiştik. Talkan ve Curcan katliamı olarak tarihe geçen bu olaylar da ezber bozulmamıştır. Müslümanlığı ile övünen insanlar kılıç geçirmekten çekinmemişlerdir. Günümüzde de birçok mollanın din tüccarlığı yaptığını düşünürsek ve bunların büyük bölümünün Orta Doğu'dan çıktığını göz önüne getirirsek, aradan geçen yüzyıllarda bir şey değişmediğini rahatlıkla görebiliriz. Din yapılmak istenenleri meşru göstermek için kullanılan bir kılıftır, en azından onların gözünde.  Haydi bir alt paragrafa geçelim, daha çok örnek, çok olay var anlatacağım.
 
 1. Yüzyıl'da dünyada belli devletler güç dengesini oluşturuyorlardı. Göktürkler, Sasaniler, Çinliler, Araplar derken kimin kimi vuracağı hiç belli olmuyordu. Ama bizim "yegane dostumuz Araplar" varken bizi kim arkamızdan vurabilirdi ki ? Bu şanlı görev tabii ki onlara aitti. Sasani - Göktürk Savaşı'nda Sasani tarafında olup Göktürkler ile çarpışan Araplar, Göktürkler'den aldığı bazı bilgileri de Çinliler ile paylaşmıştır. Bir Aşk-ı Memnu havasında olan devlet ilişkileri bir süre böyle devam edecekti ama Türkler dostunu düşmanını hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Bu entrika zincirinden yaklaşık 150-200 yıl sonra takvimler 751 yılını gösteriyordu. Talas Savaşı ! Yalan dolan bilgiler bulunması ile ünlü olan lise tarih kitaplarında Türkler'in bu savaş ile İslamiyet'i benimsedikleri belirtilmiştir. İtİbar etmeyiniz, yalandır. Bu savaşta ise bir Emevi ihanetine uğruyoruz ve savaş sırasında mevzilerini terk ettiklerinden dolayı ağır kayıplar veriyoruz. Savaş sonucunda Arap - Türk ittifakı Çin'in üstünden gelse de ihanet her zaman ihanettir ve alışkanlık yapar.  Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur sözü haybeye söylenmiş bir söz değil günümüzde de artarak geçerliliğini koruyan bir sözdür. Büyük Atatürk der ki : "Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iş birliği yapan bütün milletlere saygı duyar ve riayet ederiz." Kesinlikle öyleyiz, ya da öyle olmalıyız. Ancak bize ihanet edenin de son gördüğü Dersim de Sabiha Gökçen'in füzeleri olmuştur. Atatürk'ün emriyle kalkan uçakların attığı füzeler!

 Yıllar ilerledikçe Osmanlı ihtişamı dünyayı çepeçevre saracaktı ve bu güç karşısında bir Haçlı ordusu oluşturulacaktı. Bir grup Arap da bu ordunun içerisinde yer alıp Osmanlı'ya karşı kılıç kuşanacaktı. Alışılagelmiş bir durum artık... Şimdi belki bana diyorsunuz ki, niye bu kadar Arap diyorsun Haçlı ordusu bünyesinde bir sürü farklı millet barındırıyordu ? Bunun cevabını günümüze gelince çok güzel şekilde verebiliyoruz işte. Son 10 seneye kabaca bakalım. Araplara ağlayan biziz, yardım etmeye çalışan biziz, hala içimize alıp sorgusuz sualsiz besleyen biziz, benim milletim aç yatarken onları doyuran da biziz. Bu sonu "biziz" ile biten cümleleri öyle bir uzatırım ki cilt cilt ansiklopedi çıkar. Türkistan yandı bitti kül oldu kimsenin umurunda olmadı, ama Orta Doğu'daki her ölüme kamera karşısında ağladık. Çok insan severiz biz Türkler ya. Bir de İnsan Haklarından falan bahsediyoruz, çünkü sokaklarımızda aç yatan ve soğuktan donan kimse yok.  Konuyu fazla dağıtmak istemediğimden devam ediyorum, denize açılalım biraz. Hep karada kazık yiyerek zaman geçmez ki ama...
 
 2. Haçlı Seferi'nde Çaka Bey'in yenilgiye uğrattığı Norman Donanmasının mensuplarının büyük bir bölümü Araptı.  Bunu öğrenen Çaka Bey olaya fazla hiddetlenmiş ve gemide esir aldıkları bütün Arapları öldürtmüştür, Norman askerlerini ise fidye karşılığında azat etmiştir. Görüldüğü gibi tarihin büyük bölümünde karşımızda olmuş bir topluluktan bahsediyoruz. Bir savaş örneği daha verelim : Mostaganem Savaşı. İspanya ve Osmanlı arasında gerçekleşen bu savaşta Arap halkı ve Fas Sultanlığı İspanya'nın yanında saf tutup Osmanlı'ya karşı savaş açmışlardır. Tabii bu sonucu değiştirmeyip Osmanlı'nın savaşı kazanmasının önüne geçememiştir. Kuzey Afrika yavaş yavaş Osmanlı hakimiyetine girmeye başlamıştır.

  Osmanlı'nın 600 yıllık tarihinde de kaç kere ayaklanma çıkardıklarını saymaya kalksak belki yeni bir matematik teoremi ortaya çıkarırız. Hele 19.Yüzyılın sonlarında doğru patlak veren Vahhabiler Osmanlının başına büyük dert olmuş ve iyice güçsüzleşmesinde etkin rol oynamıştır. Zaten Osmanlı bir daha toparlanamamış ve ilerleyen yıllarda yıkılmıştır. Yıkılması anlarına yaklaşalım ve o zamanların üstünden geçelim orada da ciddi bir ihanet söz konusudur. Bugün de ihanet kelimesini sıkça kullandım ama bilinçli yapılmış bir hareket olduğundan emin olabilirsiniz. Gelelim 1.Dünya Savaşı'na, Osmanlı - Araplar - 1.Dünya Savaşı üçgenini görünce benim aklıma gelen ilk isim Arabistanlı Lawrence oluyor, ki zaten bugünkü konumuz da onunla alakalı. Lawrence bir İngiliz ajanı ve bir grup Arap'ı savaş esnasında kışkırtmakla sorumlu. Görevini başarıyla tamamlıyor ve Araplar içeriden Osmanlıyı vuruyor. Bir savaşta içeriden darbe yiyince gücün ve psikolojinin nasıl düştüğü hakkında bir fikrimiz illaki vardır. Ve bu fikre Osmanlı'nın zaten güçsüz olduğu fikrini de eklersek, o savaşı kazanmamız gerçekten çok büyük bir mucize olurmuş.  Zamanı birkaç yıl daha ileriye saralım ve o büyük Çanakkale Zaferine gidelim. Bu şanlı savaşta bile ufak tefek Arap ihanetleri göze çarpmaktadır. Bunun ayrıntısına girip bu görkemli zaferimizi gölgelemek istemiyorum, elimizdeki nadide değerlerimizden birisi olduğundan bari bu savaşı iyi hatırlayalım. Ancak Turgut Özakman'ın Diriliş adlı eserinden bir bölümü de yazmadan geçemeyeceğim :

"57. Alay 180 yükseltili tepeyi, 27. Alay da Kırmızı Sırtın büyük bölümünü geri aldı.
Ama sol kanattan haber gelmiyordu. Buraya yollanan 77. Arap Alayının, 27. Alayın soldaki taburuyla birlikte düşmanı denize doğru sıkıştırıyor olması gerekmekteydi. Anzakların denize süpürülmesini bu baskı sağlayacaktı. M. Kemal cepheyi siper siper denetleyip askerinin ateş altındaki durumunu inceleyerek, gün doğarken Kocedere’ye gelecek, çok üzücü, çok şaşırtıcı bir olayla karşılaşacaktı. Çanakkale’de bir daha yaşanmayacak bir olayla…

Gün ağarıyordu. Telefon bağlanmadan, 77. Alayın 1. Tabur Komutanı Binbaşı Hacı Mehmet Emin Bey geldi. Gözleri ağlamış gibi kıpkırmızıydı.

-“Efendim” dedi, “Utanç içindeyim. Ne yazık ki, alayımız çil yavrusu gibi dağılarak savaş alanından kaçmıştır…”
– “Ne diyorsunuz?”
-“Alay komutanını bulamadım. Sizin buraya geldiğinizi duyunca bilgi sunmak için koşup geldim.”

Mustafa Kemal bu dürüst askeri Trablus’ta sömürgeci italyanlarla savaştıkları günlerden tanıyordu. Yanında kol komutanlığı yapmıştı. Gece sol yandan neden bilgi gelmediği, Anzakların niçin denize sürülemediği anlaşıldı. Savaş alanından kaçmak, bağışlanabilir suç değildi. Hacı Mehmet Emin Bey’e, “Alayı Kocadere’nin batısında toplayınız” dedi, “Yine kaçan olursa vurunuz!”

Arap askerlerinin bazı halleri, tavırları, alışkanlıkları, tümende bulunan Türk askerlerini şaşırta gelmişti. Ama en çok da bu adamların çoğunun silah arkadaşlarını ateş altında bırakıp kaçmalarına şaştılar. Bambaşka bir milletin ve çok farklı bir toprağın çocukları olduklarını yaşaya yaşaya her gün biraz daha iyi ve derinden anlamaktaydılar."


 İnanın örnekler vermekle bitmez tarih çok kez tanıklık etmiş bu tarz olaylara ancak ana fikrin benimsenmesi için bence bu kadar örnek yeterli olacaktır.  Ben Türklüğünü seven ve geçmişi ile övünen bir insan olarak Arap toplumunu sevmiyorum. Aynı zamanda dinimizi de dünyaya kötü yansıtmaları sevmeme duygumu pekiştiriyor. Ve tüm bunların aksine bu ülkede bu kadar Arap hayranı görmek beni rahatsız ediyor ve giderek onlara dönüşmemiz ise işin daha da can sıkıcı boyutu. İşin dini tarafı ise bir sürü bilinmezlik içeriyor. İslam'ı anlamadan bilmeden din muhabbeti yapan bir sürü insan gördüm, söylediklerinde mantık arasanız bulamadığınızla kalırsınız. "Adam çirkinmiş çünkü Hristiyan" diyen ve Müslümanlığı ile övünen insanlar görüyorum, bunlarla yaşıyoruz. İslam'ın hoşgörüsünü her tartışmaya katılan, konuşan, yorum yapanlar bunlar. Cahil, bir şey bilmediğini gizlemek için çok fazla konuşurmuş ve aynı zamanda çok bilen susarmış. Sanırım tüm bu insanlar bu güzel sözlerin birer sonucu...

  Konudan çok az uzaklaşıp son paragrafa giriş yapıyorum. Yıllardır "medeniyet" başlığı altında batıya özeniyoruz. Elimden geldiğince, her fırsatta bunu belirttim ki, medeniyet denilen illet bizim sonumuz olacak diye düşünüyorum. "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" derken Mehmet Akif Ersoy çok şey anlatıyordu, anlamak isteyene. Kendi kültürümüzü o derece kaybettik ki artık batıdan aldığımız birçok huyu özümseyip kendimize benimsetiyoruz. Bir de son zamanlarda çıkan Arap hayranlığını eklersek bu listeye ortaya çok değişik bir sentez çıkıyor. Kimseye hayrı olmayacak bir sentez o konuda eminim ama birbirine bu kadar uzak iki kavramın giderek aynı yerde buluşması garibime gitmiyor değil. Aslında belki de farklı yaş kalıplarında bu olaylar meydana geliyor. Yetişkin ve orta yaş kafası giderek Orta Doğu, Arap haline bürünürken, genç nesil prozac nation temalı Amerikan rüyası yaşıyor. Alt taraf uyurken, üst taraf işi ilerletiyor. Toplumun son zamanlarda ne denli değiştiğinin farkında mısınız? Bir zamanlar Atatürk'ün çağdaş toplumundayken bu ülke, giderek batı "medeniyeti"ne kaydı ve kültürünü unuttu şimdi ise Arap seviciliği ülkenin dört bir yanında kendini gösteriyor. Geçen günlerde yaşadığım Reina saldırısına yapılan insanlık dışı yorumlar da bunun en güzel örneği. Yozlaştık! Küçücük çocukların kara peçeler ile gezdiği bir topluma dönüştük. Bunun nedeni ise çok basit : Okumamak. Bilinçsiz oldukça başımızdan bela eksik olmayacaktır. O yüzden yatmayın, yemeyin, içmeyin okuyun, okutun. Yoksa bu eylemleri yapacak bir milletimiz var olmayacak. Biz Arap gibi konuşup, Arap gibi yaşayıp, Arap gibi giyiniyoruz! Biz Türk'üz. Ve tarih öyle büyük bir arenadır ki, burada bu iki milleti karşılaştıramazsınız, çünkü Türk tarihi yaparken siz Arap'ı bulamazsınız...
S



Umut Karadaş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2881
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2571
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2024 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com