Denemeler

Tarih Değiştirilmiş Olabilir Mi ? 3
Okunma: 697
Umut Karadaş - Mesaj Gönder


Tarih Değiştirilmiş Olabilir Mi ? 3


  Bir "Sadece Gerçekler" serisi kıvamında, elim kalem tuttuğu sürece yazmaktan bıkmayacağım bir yazı dizisi olan "Tarih Değiştirilmiş Olabilir Mi ?"nin üçüncü başlığına niyetlenerek kağıdın kalemin başına geçtim. İkinci yazının sonunda da belirttiğim gibi soru işareti burada sadece göstermelik anlam taşıyor yoksa cevap gün gibi ortada ve bunu elimden geldiğince birçok kez örneklerle açıklamaya çalıştım ama "İnsanları kandırıldığına inandırmak, kandırmaktan daha zordur" sözü tam bu hususta her seferinde karşıma çıktı ve beni sürekli daha çok kanıt ve örnek bulmak zorunda bıraktı. Ben bundan gocunmadım, geriye baktığımda elle tutulur bir sürü şey buldum ve yazdım. Bakın bir örnekle açıklayayım; domates arıyorsanız domates tarlası sizin için biçilmiş bir kaftandır istediğiniz büyüklükte, istediğiniz çeşitte domates bulabilirsiniz ama eğer domatesin ne olduğunu bilmiyorsanız o tarlada kaybolma ihtimaliniz oldukça fazladır; ve size birisi salatalığı domates diye verirse buna büyük ihtimalle inanıp salatalıktan salça yapmaya kalkabilirsiniz. Demek istediğim geriye baktığımızda, tarih zaten kolpa ve yalan bilgiler ile dolu ama biz hem neyi aradığımızı bilmiyoruz hem de neyin içinde olduğumuzu bilmiyoruz dolayısıyla bize verilen her şeye körü körüne inanıyoruz daha da kötüsü bundan yararlanmaya çalışıyoruz, kısaca anlatmak istediğim salatalıktan salça olmaz... Körü körüne inanmamız zaten başlı başına bir tartışma konusu o yüzden o kısma hiç girmiyorum. Genelde ikinci paragrafı örnekler kısmına arıyorum geleneği yine bozmayalım ve hızı düşürmeden ikinci paragrafa geçelim.


  Bugüne kadar genelde verdiğim örnekler askeri, siyasi, dini ve benzeri konular üstüne olmuştu ancak bugün bilimden bir örnek vererek başlamak istiyorum, sizin de takdirinizdir ki tarih geniş bir kavram ve her konuda bilmediğimiz yüzlerce olay var. Bilimden vereceğim örnek ise telefonun icadı ile ilgili olacak. Hepimiz ilkokul ve ortaokuldaki engin bilgilerimiz ile telefonu icat eden insanın Graham Bell olduğunu biliyoruz değil mi ? Biliyoruz da yine yanlış biliyoruz. Telefonu icat eden asıl insan İtalyan Antonio Meucci'dir ancak patenti alacak kadar maddi durumu yoktur. Çalışmalarını yolladığı Western Union'daki laboratuvarda Graham Bell bu çalışmaları bulmuş ve icadın üzerine konup patenti almıştır. Buyrun devamını Vikipedi'den dinleyin : "Meucci, bunun üzerine Graham Bell'e dava açmıştır. Dava 1889'da Meucci'nin ölümüyle sonlanmış ve Bell icadın sahibi sayılmıştır. Neyse ki 11 Haziran 2002'de ABD Temsilciler Meclisi'nde "Antonio Meucci’nin hayatının ve başarılarının tanınması ve Meucci’nin telefonu icat ettiğinin kabul edilmesi" kararıyla denge kısmen sağlanmıştır." Bu kadar basit ve bize yıllardır ezberletilen bir bilginin dahi yanlış çıkması, size öğretilen diğer bilgilerden kuşku duymanızı sağlamıyor mu ? Atatürk'ün tarih kitapları sansürlendi bu ülkede kimsenin haberi dahi yok. Veya soruyorum size Atatürk'ün yıllarca üstünde çalıştığı ve araştırmacılar atadığı Mu Kıtası hakkında dersliklerimizde neden en ufak bir bilgi yok. Yeri geldi mi sorgulayıcı nesil yetiştirmek istediğimizden bahsediyoruz ama ? Veya eğitimin temel şartı araştırmak, eşelemek, düşünmek değil midir ? İşte mevcut sistem bize diyor ki : Sen araştırma, okuma, düşünme. Biz sana söyleriz sen inan. Onun dışında öbür taraf yokmuş gibi yaşa diyor sana bazı siyonist öğretiler. Konuyu dağıtmak istemediğimden toparlıyorum, sistem dogmatik şekilde eğitim veriyor ve aşıladıkları fikirler genellikle tarihin değiştirilmiş kısmından oluyor. Mesela ben oldum olası Atatürk'ün eceliyle öldüğüne inanmamışımdır, kendimi bildim bileli düşüncem hep bu yönde olmuştur ve ayrıntılı şekilde araştırdıktan sonra şüphelerimin tek çırpıda kenara atılmayacak kadar düşünmeye değer olduğunu fark ettim. Şimdilerde ise eceliyle öldüğüne inanmamaktan değil, öldürüldüğünden bahsediyorum çevremdekilere. Ama biz okullarda tartışmayız böyle şeyleri, bizim için 1938 yılında Atatürk'ün öldüğünü bilmek yetiyor, eğitim bu şekilde işliyor. Dolayısıyla yetişen birey sömürgeleştirilmiş beyne sahip olduğundan ne kendine ne toplumuna fayda sağlayabiliyor. Tarihi ters çevirip anlatıyorlar, biz masal gibi dinliyoruz. Genelde masalların sonunda uyuruz ama biz genelde anlatmaya başlamadan uyuya kalmayı tercih ediyoruz. Mesela bir örnek daha vereyim, Fatih Sultan Mehmet de öldürülmüştür. Hangi Osmanlı konusunda bununla ilgili bir paragraf gördünüz ? Görmediniz çünkü yazmazlar. Edebiyat öğretmenleri neden Aşıkpaşazade'nin dizelerinden hiç bahsetmiyorlar ? Tarih öğretmenleri neden tartışmaya açık onca konu varken kalıplaşmış bilgileri öğrencilerin kafasına sokmayı tercih ediyorlar ? Atatürk, "Öğretmenler! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır." derken büyük bir mesaj veriyordu belki de. Şimdi de ben soruyorum öğretmenlere, yeni nesil sizin empoze ettiğiniz fikirler yüzünden bu hale geldi, oturduğunuz yerden yeni nesil şöyle böyle diye eleştiremezsiniz. Eğer eleştirirseniz Atatürk'ün yukarıdaki sözünü çat diye koyarlar önünüze sesinizi çıkaramazsınız. Yanlış anlamayın amacım burada öğretmenlere saygısızlık yapmak veya haylaz öğrenci karakterine bürünmek değil ama iş eleştirmeye geldi mi susmak da bana göre değil. Tarih bu kadar bilinmezlik içeriyorken tarih öğretmenleri bundan habersizler mi ? Veya haberleri var da bunları dile getirmeye mi çekiniyorlar ? Her iki sorunun ucu da karanlık. Oturulan yerden onu bunu eleştirmek kolaydır ama iş taşın altına elini koymaya gelince ortama sessizlik hakim oluyor. Yok öyle dünya, yok böyle düzen.


  İkinci yazının son paragrafında 1.Dünya Savaşında ki mantıksız algılamayı eleştirmiştim, şimdi de 2. Dünya Savaşından bir algılama sorunu ile bitirmek istiyorum. Bu savaşta milyonlarca insan ölmüş, atom bombası kullanılmış ve savaş sonunda soğuk savaş dönemi başlamış. Evet az önce sorgulamaya dayalı eğitim sistemimizin müfredatından ufak bir kesit verdim. Bizim için 2.Dünya Savaşı bunları anlatıyor, ee ne yapalım bize bunları öğretiyorlar sadece. Bana sürekli olayı şu eğitimin kötü olmasına getirme, biliyoruz diyorsunuz belki ama gerçekten bilseydik kaç nesil çürük yetişmezdi, hala öyle yetişiyor. Her neyse konuyu dağıtmaya çok meyilli bir adamım zaten ben ama inat ettim dağıtmayacağım. 2. Dünya Savaşı'nda piyasaya Hitler diye bir adam çıkıyor asıyor kesiyor, milyonlarca Yahudiyi yakıyor, türlü işkencelerde bulunuyor. Sonrasında Hitler Yahudi düşmanı diye bir algı oluşuyor, bu zaten tamamen safsata bir bilgi esasen Hitler bir Yahudi uşağıdır. Ama ben onu anlatmayacağım benim merak ettiğim şey, hiç kimse merak etmedi mi bu Hitler bu adamları niye öldürüyor diye ? Niye Yahudileri sevmiyor diye bir Allah'ın kulu sormadı mı ? Ya da hiçbir hoca bunu anlatma gereği duymadı mı ? " Hitler Yahudileri sevmiyormuş " Niye sevmiyor niye ? Her şeye ölümüne atlıyoruz. Yeminle şu konuda kendimizi atletizme verseydik her olimpiyatlarda madalyamız garantiydi. O kadar dal var sonuçta : Sırıkla atlama, uzun atlama, yüksek atlama, 3 adım atlama... Biz her dalda çok iyi atlarız, ben inanıyorum. Fransız İhtilalini hala milliyetçiler başlattı zannediyorlar, sırf bu ideoloji yüzünden bir sürü devlet parçalanıyor yüzyıllardır, bu düzen birilerinin işine geliyor mu acaba diye hiç mi düşünmediniz ? Tapınak Şövalyeleri sadece hacıları mı koruyordu sizce ? Bizim kitaplarda Tapınak Şövalyeleri yazıyor muydu onu bile hatırlamıyorum. Domuz gribinin, kuş gribinin ilaç sektörü canlansın ekonomi birkaç insana fayda sağlasın diye üretilmiş laboratuvar hastalığı olduğunu bilmiyor musunuz hala ? Ya bak bu örnekler saymakla bitmez, bize zaten okulda anlatmıyorlar bunları, yetmiyor beynimizi ele geçirmeye çalışıyorlar. Düşünmemizi istemiyorlar çünkü düşünürsek ortaya çıkacak olan gerçekleri biliyorlar. Necip Fazıl diyor ki :  " Size okullarda öğretilen tarihe inanmayın! " Adamlar düzeni kurmuş istedikleri gibi at koşturuyorlar. Ben burada okul okumayın, eğitim kötüdür gibi saçma sapan gerici yorumlarda bulunmuyorum, eğitim kalkınmanın temel şartıdır ama gerçekten eğitiyorsa. Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Şimdi açlıktan ölen insanları, savaşları, yoksulluğu, sefaleti, adaletsizliği, uyuşturucu kurbanı çocukları... umursamayıp savaşın kaç yılında çıktığını öğrenme vakti, çünkü bizi geliştirecek olan budur! Ya bana 1.Dünya Savaşının 1914 yılında çıktığını 1918 yılında bittiğini anlatma, bu savaşın getirdiği yoksulluğu anlat, insanların açlıktan öldüğünü anlat. Bana silahlardan bahsetme, bana o silahların çocukları vurduğundan masumları öldürdüğünden bahset. Eğitim denilen illet amacına uygun kullanılsın bir kerede. Ama biz buna karşıyız, o yüzden şimdi 5 yaşındaki çocukların beynini çarpım tablosuna hapsettiği bir ülkeden iyi geceler diyerek yazıyı noktalıyorum. Ve bir kez daha söylüyorum, tarih çok değiştirildi sen yeter ki görmeyi bil.



Umut Karadaş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6407
2 Firari Fırtına 4462
3 Mustafa Ermişcan 3890
4 Hasan Tabak 3580
5 Nermin Gömleksizoğlu 3216
6 Uğur Kesim 3067
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3026
8 Sibel Kaya 2926
9 Enes Evci 2634
10 Turgut Çakır 2315

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1520 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com