Hikayeler

Zaman yorgunu
Okunma: 523
oğuz kızar - Mesaj Gönder


Bugün annesini öldürmüştü.Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan tozlu şehre bir damla daha hüzün çökmüştü.Saat gece arısına gelirken,bir barda dandik bir tabure üzerinde kendinden biraz daha nefret etmişti.Yavaşça ayağa kalktı.3 bira içmişti.Hızlı içilen biralar sonucu başı dönüyordu,bunun keyfini çıkardı.Hesabı ödedi.Donuk bakışlar arasında caddeye çıktı.Yalnızdı,fakat şikayetçi değildi.Önünden insanlar geçiyordu.İnsanlar hakkında düşünmek için fazla yaşlıydı.Onlar için üzülmek için de fazla pervasız...Her şey güzel olacak diye mırıldandı.Cadde sessizdi,sanki bir cenazenin provası yapılıyordu.Tüm ışıklarını yakmış mağazalar adeta bir fahişe gibi kendilerini öne çıkarmaya çalışıyorlardı.Işıkları ve hayalleri sevmezdi.Hayal ettiği dünya ile gerçek dünya arasındaki fark büyüdükçe mutsuz olduğunu fark etmişti.Hayal kurmayı da bu yüzden bırakmıştı.Hayaller büyüdükçe hüsranlar da büyüyordu.Her geçen saniye dünyası değişiyor ve daha katlanılamaz bir hale geliyordu.Bazı şeylere zaman etki etmemeliydi.Küçük kardeşler büyümemeli,evcil hayvanlar ölmemeli veya gözlerinde gerçek sevgi yatan anneler yaşlanmamalıydı. Bu hayatın insana en büyük kazığıydı.Caddeyi geçti.gökyüzü kapkaranlıktı ve tek bir yıldız bile gözükmüyordu.Geceler,insanların birbirini görmek zorunda olmadığı nadir zamanlardı.Işıklar ise bu güzelliği öldürüyorlardı.Tanrının;geceleri,dinlenmek için yaratmadığı kesindi.Mırıldanarak bir küfür savurdu gökyüzüne doğru.Sanki tanrıya sövüyormuş gibiydi,kendini önemli hissetti.Evin kapısına geldiğinde düşünmeyi de küfretmeyi de bırakmıştı.sessiz bir şekilde anahtarı çevirdi ve hızlıca eve girdi.Işığı açtı.Evde duvarlara sinmiş bir sigara kokusu vardı.rahatsız olmadı.Salona geçti.Her şey aynıydı.Birkaç sandalye,perdeler,bir masa.Emin adımlarla masaya yürüdü.Üstünde birkaç haftanın yorgunluğu vardı.Dinlenmeye fırsat bulamamış,göz kapakları adeta yorgunluktan bezgin düşmüşlerdi.Masaya göz ucuyla baktığında eski bir fotoğraf albümü gördü.Albüm,eski günleri anımsatacak fotoğraflarla bezenmişti.Albümü eline aldı.Kendisine itiraf edemese de korkuyordu.Vedaları sevmezdi.Şimdi ise bütün geçmişiyle vedalaşmak zorundaydı.Yutkundu ve kapağı açtı.Çocukluğunu gördü,gençliğini ve hatırlayamadığı onca anıyı.Farkındaydı,bütün fotoğraf albümleri ölüme karşı yapılmıştı.Ölen insanlara,ölen anılara,ölen gülümsemelere karşı alınmış basit bir önlemdi.Belki de tecelli edecek olan ölümün bir tesellisiydi sararmış fotoğraflar.Elinde değildi,o da bir insandı.Ağlamak geldi içinden,ağlayamadı.Fotoğraf karelerine gömmüştü bütün tebessümleri.Bir fotoğrafa sarılmak istedi babasına sarıldığı gibi,sarılamadı.Eski,emektar buzdolabına doğru yürüdü,kapağını açtı.Bir bira çıkardı.Bütün bu yaşananlar ağır gelmişti.birasını yudumlarken uyumanın tek çözüm olacağını anladı.Yavaşça yatağına uzanırken aklında tek bir soru vardı: Yaşamak için daha ne kadar mutsuz olmak gerekecekti?
Nefretle sevgi arasında kilometrelerce fark yoktur.İki duygu da beynin aynı bölgesinde harekete geçer.Bir kişiyi öldürmek için de her zaman nefret gerekmez.Bazen sevgi,en büyük cinayet kaynağıdır.Herkes katildir aslında.Kimi nefretiyle öldürür kurbanlarını kimi de sevgisiyle.Sokağa çıkarken başı ağrıyordu.En ufak bir gürültü bile sinirlerinin bozulmasına yetiyordu.Fısıltılardan,gülümsemelerden ve kahkağalardan nefret ediyordu Caddenin köşesinde bir çocuk parkı gördü.Bazen çocukları severdi.Kötü birisi değildi ama çocukların büyümesi ona acı veriyordu.Çocuklar hiç oyunlarını bırakmamalıydı onun için.Çocukların görevi çocuk kalmaktı,ya da büyümeden ölmeleri gerekiyordu.Dünyanın kurallarını değiştiremezdi,kardeşini bu yüzden öldürmüştü.Ona kötü birisi olduğunu söylemeyin.Bazı şeylerden rahatsız oluyordu sadece.Tanrıdan rahatsız oluyordu mesela.Dünyanın düzeninden,kurallarından,saatlerden.Nefes almaktan bile rahatsızlık duyuyordu.İnsana fiziken benzemek bile ona acı veriyordu.Gömlekleri eskiyordu. Sokaklar aynıydı,değişen hep kendisi oluyordu.Ve nedendir bilinmez hep yorgun olan da oydu.Sanki her sabah dünyaya enerji dağıtılıyor,ama o bundan faydalanamıyordu.Kaldırımlar,caddeler,sokaklar yürüyordu.Her çeşit canlıya rastlayabilmek mümkündü.En sevdiği;eski ve bir o kadar da boynu bükük mahalleye geldiğinde durdu. soluklandı.Sokağın boyası dökülmüş bir duvarının altında bir dilenci görülüyordu.Üzerinde eski olduğu her halinden belli olan bir tişört,yırtık bir pantolon vardı.Dilencileri sevmezdi.Ama bilirdi ki herkes biraz dilenciydi hayatta.Bir çalışan patronundan zam isterken,bir öğrenci öğretmeninden geçmek için yalvarırken,veya genç bir kız sevgilisinden ilgi beklerken.Herkes biraz dilenciydi aslında.Ve dilenci olmak için illa kıyafetlerinizin yırtık olması gerekmezdi.Seçim zamanı dilencilik sırası lüks giyimli politikacılara geçerdi mesela.Herkes bir şey dilenirdi hayatta.Bu insan olmanın bir gereğiydi.
Zaman gektikçe damarlarındaki kan akışı hızlanıyordu.Artık önünde son bir engel kalmıştı.Onu da aştıktan sonra özgür ve mutlu bir kişi olacaktı.Herkes yalnızlıktan kaçıp insanlara koşardı.O,insanlardan kaçıp yalnızlığa sığınıyordu.Sokak kalabalıklaştıkça sabrı azalıyor,kendini tutamaz hale geliyordu.Her zaman söylediği gibi insan sayısı arttıkça insana olan değer azalıyordu.Kalabalık sokaklarda her insan değersiz bir böcek gibiydi.Şimdiden sessizliği özlemişti.Onca yolu gittikten sonra sonunda hedefine varmıştı.Çaldığı kapı hayatta kalan son sevdiği,çocukluk arkadaşıydı.Zili birkaç kere çaldıktan sonra kapı açıldı ve arkadaşı büyük bir sevinçle ona sarıldı..Arkadaşı bir diş hekimiydi ve ziyarete onun muayenehane gelmişti.Gözleri hala sevinç ve şaşkınlıkla bakan arkadaşı konuştu:
-Nerelerdesin be amına koyayım,hiç aramıyorsun,sormuyorsun.
-N'apalım kardeşim ya müsait olmuyoruz ki hiç.
Birbilerine gülümsediler ve tekrar sarıldılar.Her geçen saniye kendine güveni biraz daha azalıyordu.Karşısında duran insan,hayatta kalan son sevdiğiydi.Fakat zaman daralıyordu.Öğle yemeğine çıkan sekreter kız,her an gelebilirdi.Arkadaşı oturması söyledi ve oturdular. Konuşulacak yüzlerce şey vardı belki ama ikisi de konuşmuyordu.Sessizliği bozması gerektiğine kanaat ederek söze girmeye çalıştı.Arkadaşının gözlerine bakamıyordu.Neredeyse fısıldar gibi bir ses tonuyla konuşmaya başladı.Kendinden nefret ediyordu.
-Kan bağım olmamasına rağmen birisine bu kadar bağlanmak hayatım boyunca korkuttu beni .Babamı bir trafik kazasında kaybedince dünyanın beni mutlu etmek gibi bir görevi olmadığını anladım Ve bir insana bağlanmanın onu ölümsüzleştirmeyeceğini gördüm.Her ölümden sonra biraz daha eksildim,dünyadan koptum.Zaman geçtikçe diğer ölümleri beklemekten yoruldum ve tam bir hafta önce bugün annemi öldürdüm.Bazı insanların az veya çok yaşamaları dünyada hiç bir şey değiştirmez.Ölümleri ise sadece geride kalanları değiştirir.Konuşması bittiğinde arkadaşı ona garip bir ifadeyle bakıyordu.Birkaç defa ağzını açtı ve kapadı.Sonunda kızıyormuş gibi bir ses tonuyla konuştu:
-Sen ne diyosun lan,ne içtinde geldin buraya?
Cevap vermedi.Gözlerini arkadaşından ayırmayarak elini cebine attı ve küçük bıçağını çıkardı.Arkadaşının bakışlarına korku eklenmişti.Son derece karmaşık duygular içinde bıçağı kaldırdı.Arkadaşının konuşacağını,belki de yalvaracağını anladı.Dilencilik sırası arkadaşındaydı.Ve tanrılık sırası elinde bıçağıyla duran geçen adamdaydı. Tanrı,ölüm emri vermişti. Arkadaşı son nefesini verirken artık biraz daha eksik,biraz daha özgürdü.
Artık beklemesi gereken son ölüm kendi ölümü olacaktı. 



oğuz kızar



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6348
2 Firari Fırtına 4409
3 Mustafa Ermişcan 3801
4 Hasan Tabak 3516
5 Nermin Gömleksizoğlu 3165
6 Uğur Kesim 3029
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2920
8 Sibel Kaya 2878
9 Enes Evci 2587
10 Turgut Çakır 2282

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:818 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com