Denemeler

İSMET İNÖNÜ ATATÜRK’E İHANET ETTİ Mİ ?
Okunma: 3081
Umut Karadaş - Mesaj Gönder


 İSMET İNÖNÜ ATATÜRK’E İHANET ETTİ Mİ ?
 

  Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet Dönemi olarak ikiye ayrıldığımız son zamanlarda, akil insanlarımız bu saçma sınıflandırmanın içerisindeki rollerinin farkında değildirler. Öyle ki; yeri gelip gemileri karadan yürüttüğü için övündüğü Sultan Mehmet hayranlığı, başka bir zamanda Atatürk’ü yüceltip 600 yıllık bir çınarı yerin dibine gömmek gibi bir tavırla değişebilmektedir. Bu yaman çelişki, hem tarihi bilmemenin getirdiği cahillik, hem de insanları kullanmayı iyi bilen kukla politikacıların ustaca bir oyunudur.  Uzun zaman sonra kaleme aldığım bu yazı ise Cumhuriyet Dönemi’nin iki temel taşı ile ilgili olacak. Daha önce bahsettiğim bu taşlardan birisinin kırık olduğunu bir kez daha farklı bulgularla anlatmaya çalışacağım. Yazının içeriğine geçmeden önce ise şu son zamanlardaki bölünmenin gereksizliğinden bahsetmek istiyorum.  Atatürk’ü seven insanların Osmanlı’ya antipati beslemesi inanın anlamsız bir tutumdur. Atatürk’ü yetiştiren Osmanlı paşalarıdır. Atatürk’ün yetiştiği okullar Osmanlı okullarıdır. Atatürk devleti yıkıp yeni bir devlet kurma düşüncesine sahipti ancak onun bu isteği Osmanlı’dan nefret etmesinin bir sonucu değildir; milletin makûs talihini yenmek için farklı yönetim biçimleriyle yeni bir devlet gerektiği düşüncesine sahip oluşundandı. Atatürk aynı zamanda bir tarih hocasıydı, tarihi bilir değerlendirir ve yorumlardı. Onun gibi bir adam böyle bir ceddi nasıl sevmeyebilirdi?  Son olarak bir şeyler daha söylemek istiyorum. Halk arasında yaygın bir algı var yine Osmanlı hakkında. O da padişahların yabancı kadınlarla evlenmesi hususu. Osmanlı Dönemi’nde padişah eşlerinin yönetime karışması tabiî ki devleti olumsuz etkiledi ve gerilemesine yol açtı. Buna kesinlikle katılıyor ve bu durumu savunmuyorum. Ancak burada bilmemiz gerek olay şudur: Türkler ilk ortaya çıktıkları günden beri yabancı kadınlarla evlenmektedirler. Bunun amacı da ırkı güzelleştirmektir. Mete Han zamanında Hunlar Çin’in güzel prensesleri ile evlenip çocuk yapmışlardır. Bu bir stratejidir, dönemin getirdiği akıl yürütmenin bir sonucudur. Güzel kadınlarla evlenince güzel çocuklar doğacağı düşüncesi Türkleri böyle bir yola itmiştir. Biz de binlerce yıldır bu amaç için yabancı ve güzel kadınlarla birlikte olmayı seçmişiz. Ta ki ne zamana kadar modern toplum yapısı ortaya çıkıp aslında böyle bir şeyin tam anlamıyla olmadığını öğrenene kadar. Yani Cumhuriyet’ten sonrası. Demek istediğim oturduğunuz yerden ceddinizi, atanızı, dedenizi eleştirmeyin. O insanlar dizilerde izlediğiniz kadar yatakta olsalardı biz Viyana’nın kapısına dayanmayı bırak önünden geçemezdik. Saygı duyun, o dönemin koşulları bunu getiriyordur. Ve unutmayın: Hun da biziz, Göktürk de biziz, Karahanlı da biziz, Selçuklu da biziz, Osmanlı da biziz,  Türkiye de biziz; Mete Han da biziz, Bilge Kağan da biziz, Buğra Han da biziz, Alparslan da biziz, Abdulhamid de biziz, Atatürk de biziz. Parçalandıkça güçsüzleşiriz, biz güçlü bir milletiz. Bu uzun girizgâhtan sonra ana konuya usulca dönüp izninizle anlatmaya başlıyorum.


  Yukarıda bahsettiğim iki temel taş tahmin edebileceğiniz üzere Atatürk ve İsmet İnönü’yü temsil ediyordu. Öyle ki mahlasları birinci adam ve ikinci adam olan bu zatlar muhtelif başarılar ile bu sözleri fazlasıyla hak etmişlerdir. Ancak bu düzen hep böyle süregelmiş midir yoksa bazı çatırdamalar yaşanmış mıdır? Asıl irdelenmesi ve üstünde düşünülmesi gereken sorular bunlardır. Hatasız insan olamayacağı gibi hatasız liderde olmayacaktır. Bunu savunanlar her zaman haksız olacaklardır, tıpkı bir hatası yüzünden insanları karalamaya çalışan cahil insanlar gibi. Atatürk’ün de, İsmet İnönü’nün de muhtemeldir ki bazı hataları olmuştur. Ve bundan sonra yeryüzüne inecek hiçbir lider hatasız bir rol oynamayacaktır. Önemli olan kısım bu hata gaflet mi? cehalet mi? yoksa ihanet sonucu mu ortaya çıkmıştır. Gafletin geri dönüşü mümkündür, cahilin öğrenme olanağı vardır ancak hainin kurtuluşu imkânsızdır. İsmet İnönü kurtuluşu imkânsız olan bir yola mı girmişti? Neler yapmıştı? Ve bu yolda karşısına dikilen kimdi? Bu soruların cevabı aşağıdaki paragrafları oluşturup, yazının ana hattını belirleyecektir.  


  Yıl 1938… Bir devir yıkılıyor… Vatan sevgisinin gözlerine vurduğu ışık ile düşmanı tir tir titreten Kemal Paşa gözlerini hayata yumuyordu. Bilir miydi ki bağımsızlığı uğruna canını feda ettiği bu vatanın evlatları gün gelecek ona ihanet edecek, arkasından vuracaktı. Tahmin eder miydi ki, yıllar yıllar sonra dinsizlik ile suçlanıp çamur atılmaya çalışılacak. Ve inanır mıydı ki, fesli bir meczup kendisine İngiliz ajanı diye itham edecek…

Atatürk’ün vefatı: 10 Kasım 1938
İsmet İnönü’nün Atatürk’ün yerini alışı: 11 Kasım 1938

  1.Dünya savaşı biteli 20 yıl olmuş, 2.Dünya savaşı için takriben 1 yıl daha var.  Bu aceleciliğin sebebi neydi? Halk daha yaşlı gözünü silememişken İsmet İnönü koltuğa oturmuştu. Oysa bu adam 3 yıl önce görevinden Atatürk tarafından tasfiye edilmişti. Sebebi ise faşizme yol açmasıydı. Akbaba misali pusuya yatan İsmet İnönü’nün 3 yıl önceki faşizm hikâyesini gelin Selman Kayabaşı’ndan dinleyelim :

“ Başvekil İsmet İnönü, Mustafa Kemal’in rahatsızlandığı 1935’te Halk Fırkası’nın tüzüğünü ve yapısını değiştirmek üzere harekete geçer. Partinin en etkili ismi Recep Peker’i, Avrupa’daki partileri incelemesi için yurt dışına gönderir. Peker yeni yapılanma için örnek alınacak iki partiyi incelemiş ve raporunu İnönü’ye ulaştırmıştır. Bu partiler Avrupa’ da Kutsal Roma İmparatorluğunu yeniden kurmak üzere yola çıkan Hitler’in Nazi Partisi ile Mussoli’nin Nasyonal Faşist Partisi’dir. Atatürk, Halk Fırkası’nın kimliğinin değiştirileceğini öğrenince önce, 1936’da Recep Peker’i partideki görevlerinden almış, daha sonra 1937’de İsmet İnönü’yü başvekillikten azletmiş, yerine Celal Bayar’ı getirmiştir. İnönü, Atatürk’ün vefatına kadar Malatya milletvekili sıfatıyla TBMM’nin üyesidir.
1938 de Mustafa Kemal vefat ettiğinde İsmet İnönü Cumhurbaşkanı seçilir. Halk Fırkası Kongresi toplanır ve İnönü’yü Milli Şef ilan eder. Milli Şef; Hitlerin kullandığı Führer ile Mussoli’nin unvanı İl Duce’nin Türkçe karşılığıdır”



  Gelelim 1938 sonrası zamanlara… Atatürk döneminde okullarda Paşa’nın kendi yazdığı tarih kitapları okutulurdu. Batı dogmalarına karşı gelen ve kendi tarihinin derinliklerini uzun uzadıya analiz edip irdeleyen bu kitaplar sorgulayıcı zihinleri harekete geçiriyordu. Ancak Atatürk’ün vefatı aynı zamanda Türk eğitim sisteminin de vefatı olmuştur. İsmet İnönü başa geldikten sonra Amerika ile iki tane eğitim antlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmalar gereği Atatürk’ün kitapları tedavülden kaldırılacak ve batı menşeli ezberci kitaplar okutulacaktı. Binlerce yıllık Türk tarihi indirgenecek, kitaplar 600 yıllık Osmanlı tarihinden ibaret olacaktı. Sinan Meydan’ın anlattığı ve yazdığı bu olaylar günümüzdeki gerçekleri de göz önüne sermektedir. Atatürk yıllarca Türklerin kökenini araştırmış bir insandır ancak şimdilerde hangi kitapta kökenimizle ilgili bir bilgi-araştırma mevcut? Tabiî ki hiçbirinde çünkü antlaşmaya aykırı. Toplumu düşündüren harekete geçiren her türlü eylem yasaklanmıştır. Bu eğitim sisteminin ürünleri olan nesil takriben 30 sene sonra sol-sağ diye birbirini vurmaya başlayacak, aynı elden çıkmış farklı ideolojilerin kurbanı olacaklardı. Oysa bilselerdi, sabah solcuların kahvesini tarayan silahın akşam sağcılara kurşun sıktığını, feda ederler miydi taze canlarını bir hiç uğruna?
 

  Bir de para mevzusu var ki yazdıklarım arasında muhtemelen en çok bilineni ve üstünde tartışılanı diye tahmin ediyorum. İsmet İnönü cumhurbaşkanı olduktan sonra banknotlardan Atatürk’ün resmini kaldırmış, kendi resmini bastırmıştır. Şimdi burada soluklanıp birkaç bir şey söylemek istiyorum; bu satırlara kadar İnönü’nün bazı yanlışlarını yazdım ancak Anadolu’da sıkça telaffuz edilen bir söz vardır o da “Yiğidi öldür hakkını yeme” der. Bu olayın perde arkası şöyle cereyan etmiştir. 1925 yılında konulan bir kanuna göre kâğıt paraların üzerindeki resim dönemin cumhurbaşkanına ait olmalıdır. Böyle bir kanun yürürlükte vardır. İsmet İnönü’nün hareketinin yasal olduğunu belirtir, etik olup olmadığı konusunda kararı okuyucuya bırakmak isterim. Atatürk’e bir jest yapmak adına banknotlardan resmini kaldırmayabilirdi tabiî ki, açıkçası bence bu İsmet İnönü gibi akıl dolu bir adamdan beklenecek bir harekettir. Ancak bunu tercih etmemesini ben direk ihanete bağlamak istemedim. Bana göre Amerika ile antlaşma imzalayıp Atatürk’ü yok sayması silah arkadaşına bir ihanettir. Demokrasi tabanlı kurulmuş bir devletin politikasını faşizme doğru kaydırmaya çalışmak da büyük bir gaflettir. Ancak Paşa öldükten sonra “Milli Şef” unvanı almak parti tüzüğüne ihanettir. Ben para basma konusunu ise cehalet olarak nitelendiriyorum. En azından inanmak istiyorum.


  Kalem son paragrafı yazmaya başladığı sırada zihnimde türlü konuları da kâğıda döksem mi dökmesem mi tartışması yapılıyor. Bunlardan bazıları ise Atatürk’ün cenazesine İsmet İnönü’nün katılmaması, İsmet İnönü’ye suikast iddiası, İsmet İnönü’nün Atatürk’ü hiç ziyaret etmemesi vb. konular. Ancak bu yazının hem fazla uzamaması hem de sıkmaması için bu konuları ve fazlasını ikinci bir yazının konusu yapmayı düşündüm. Okumaya ilk başladığım günlerde uzun yazılar gözümü fazlasıyla korkuturdu, şimdi ise bu olaya mahal vermemek ve yazının ulaşabildiği her yere bazı gerçekleri götürebilme olgusuna sahibim. İnönü belki bir dönemden sonra hatalarıyla gündemde kalmış, eksileri artılarından çok olmuş bir adam olabilir fakat bu milli mücadele dönemindeki faydalarını görmezden geleceğimiz anlamına kesinlikle gelmiyor. Tıpkı Atatürk gibi, Celal Bayar gibi, Kazım Karabekir gibi, Seyit Onbaşı gibi, Reşat Çiğiltepe gibi(Bu vatan aşığı kahramanımıza özel ayrı bir yazı yazacağım, Türkiye henüz tanımadığı ne kahramanlara sahip görsün herkes!)… O dönem toprağa ayağa basan, ter akıtan her insanımıza, milletimizin her ferdine büyük bir minnet borçluyuz. Ancak borcumuzu ödemekte fazlasıyla zorlanıyoruz. Yazıyı bitirmeden ana konudan biraz sapıp bir şeyler söylemek istiyorum. Mevcut bütün devletler kendisine tarih yapmaya çalışır. Ruslar İskitler’i ata edinmeye çalıştı, Ermeniler Urartular’ı, Japonlar her yerde kazı yapıyorlar cetlerini bulabilmek için. Biz mükemmel bir tarihe sahipken neden bunu hiç kullanamayıp elimize yüzümüze bulaştırıyoruz.

Geronimo’yu sevmeyen Kızılderili,
Gandhi’yi sevmeyen Hintli,
Cengiz Han’ı sevmeyen Moğol,
….  
Yoktur. Yediği kaba sıçan tek millet biziz!

(Buradaki sevmek sözcüğünü, sahip çıkmakla eş anlamlı olarak kabul edebilirsiniz.)

Tek temennim şudur ki :

Tarih olmadan evvel tarihimizin kıymetini bilip sahip çıkmayı öğrenelim. O zaman dünya ordusu toplanıp rüzgar estirse bu milletin kılı kıpırdamaz. 



Umut Karadaş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6389
2 Firari Fırtına 4445
3 Mustafa Ermişcan 3858
4 Hasan Tabak 3559
5 Nermin Gömleksizoğlu 3198
6 Uğur Kesim 3054
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2998
8 Sibel Kaya 2911
9 Enes Evci 2620
10 Turgut Çakır 2306

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2679 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com