Denemeler

Ey Türk Milleti Neydin, Ne Oldun ?
Okunma: 716
Umut Karadaş - Mesaj Gönder


Ey Türk Milleti Neydin, Ne Oldun ? 

"Bir millet düşünün, bundan en az 2000 bin yıl önce yeryüzüne göçebe bir hayat ile çıkmış ve bozkırların efendisi olmuş,
Bir millet düşünün, yaklaşık 1000 yıl önce yerleşik hayata geçmiş ve ilerleyen süre zarfı boyunca dünyaya hükmetmiş,
Ve o aynı milleti tekrar düşünün, göçerken kazanmış, konmuş yine kazanmış; at üstünde kazanmış, surlara çıkmış yine kazanmış; ok atmış kazanmış top atmış kazanmış, yıllar geçmiş en ucuz kurşunu en pahalı askerlere sıkmış yine kazanmış…
Ve herkes hemfikirdir ki, siz o milleti tarihten çıkarın geriye yazacak hiçbir şey kalmayacaktır…
O millet aziz, kudretli ve şanlı Türk Milletidir!
Ve şimdi soruyorum, kazanmayı huy edinmiş üstünden galibiyet paltosunu çıkarmayan bu millet neden şimdi mağlubiyetlere boyun eğiyor?
Ve neden tarih tekerrür etmiyor?
Değiştirilen sistemlerin sonucu değişen insanlar mıdır bunun nedeni?
Yoksa her şey aynıdır şahlanmak için zamana mı gerek vardır?"




  ”Soysuzlaştık! Arsız bir millet olduk! Artık hiç kimseye güven yok! Memleket şerefsiz doldu!” Tırnak içine alarak paragrafa başladığım bu sözler tahmin edeceğiniz üzere son zamanlarda özeleştiri şeklinde kendimize söylediğimiz sözlerden sadece bazılarıdır. Bunları söyleyen insanlardan biri olarak bunun nedenini çok kez düşündüm, tarih öğrencisi olmam geçmiş yaşamlar hakkında bilgi edinme imkânımı fazlasıyla kolaylaştırdı ve kendi cevabımı bulmam zor olmadı. “Biz ne ara bu hale geldik ?” diye sorduk sürekli değil mi? Peki biz önceden ne haldeydik biliyor musunuz? Gelin önce bunları konuşalım, ondan sonra konuşacak pek bir şey kalacağını sanmıyorum ne yazık ki…

*Türkler Ötüken havalisinde at sürerken kendi içlerinde inanılmaz bir güvene sahiptiler. Öyle ki, “kilit” ve “anahtar” kelimelerinin Türkçesi yoktur. O dönem Soğdca, Arapça, Çince vb. dillerin hepsinde bu kelimeler mevcut iken Türkler haznelerine bu kelimeleri katma gereksinimi duymamışlardır. Belki de hiç ihtiyaçları olmamıştır!

*Cengiz Han fırtınasının dünyayı kasıp kavurduğu günler… Öyle zalim, öyle vahşi, öyle acımasız askerler. (Bu arada Cengiz Han’ın ordusunun büyük bir bölümü Türk’tür.) Bu askerler öyle acımasızlar ki ele geçirdikleri şehrin sakinleri eğer şehri bırakıp kaçıyorlarsa onları yakalayıp işkence ediyorlar, kadınlarına tecavüz ediyorlar ve öldürüyorlardı. Bu Cengiz Han’ın ne olursa olsun yurdunu bırakmamalısın felsefesinin bir sonucudur. Cengiz Han Çin’e girdiğinde yerlerde binlerce kız cesetleri bulmuştur, genç kızlar Moğolların şehre girdiğini duyunca kulelerden atlayıp intihar etmişlerdir. Savaşı kazanan Moğollar karşı ülkenin kadınları ile istedikleri gibi gönül eğlendirme haklarına sahip olduğunu düşünür ve kadınları hunharca kullanır vahşice tecavüz ederlerdi. Cengiz’in ordusunda bulunan birçok millet bu katliama ortak olup tecavüz olayına girişmiştir. Ancak Türkler her daim onları ayıplayarak bu olayın dışında kalmışlar ve tecavüze karışmayıp Moğolları kınamakla yetinmişlerdir!

*Osmanlı döneminde de bu tarz güzel durumlar ile karşılaşılmıştır. Bunlardan birisi de şudur: Evinde hasta olan birisi pencerenin önüne kırmızı bir çiçek koyarmış ve oradan geçen seyyar satıcı bu çiçeği görüp o sokak boyu bağırmazmış! Bu ne güzel insanlıktır! Bu ne güzel anlayıştır!

E peki nasıl bu hale geldik?

  Öncelikle pislik Arap kültürü içimize girdikten sonra gelenek, görenek ve töre yavaş yavaş afallamaya başladı. O günden sonra Türk töresinde değeri yüksek olan kadının değeri bir anda azalmaya başladı. Osmanlı büyüdükçe büyüdü koca imparatorluk olup göğsümüzü kabarttı ancak kültürümüzün yozlaşmasına engel olamadı. Türklerin askeri yetenekleri devam ederken, kültürel özellikleri bir anda düşmeye başladı. Arap kültüründen etkilenen millet bir anda yozlaşıp kapanmaya başladı ve onların torunları şimdilerde diz kapağından tahrik oluyor. 20.Yüzyıllara kadar geldikten sonra hala kara çarşaf giyen insanlar var, bunlar güneyden gelen rüzgârın esintileri. Sadece gözleri gözüken bir insanın toplumda yeri nasıl olabilir? Bunlar hep yozlaşmanın sonucudur. Biz böyle başladık kendi kültürümüzü kaybetmeye ve aradan yıllar geçti bu sefer milletin kafasını iyice karıştırdılar. Arapçılığın karşısına Batıcılığı koydular! Sokaklar türbana bürünmüş çarşaflı kadınlar ve fazlasıyla açık giysi, dudağı, burnu, kaşı delik vb. özellikteki değişik tarzdaki kadınlar olarak ikiye ayrıldı. Ve buna erkekleri de eklediler. Gay ve lezbiyenler toplumda boy göstermeye adeta normalmişçesine hayatın içinde kendilerine yer bulmaya başladılar. Çiftler yerli yersiz her yerde sevişmeye, küçük çocukların karşısına kötü durumlar ile çıkmaya başladılar. Saygı, ahlak ve düzen rotası belli olmayan bir gemiye binip uzaklaşmaya başladılar. Önceden simsiyahtık, şimdi bembeyaz olduk. Ancak bu millet ikisini de kaldıramaz, bakın söylüyorum kaldıramaz! Bizim gri olmamız gerek, belli ölçüde muhafazakâr olmamız gerek. Değerlerimizi korumamız gerek. Her Allah’ın günü şehitler veriyoruz, ülkemizin insanları pisi pisine vefat ediyor ancak kimin umurunda?  Barlar, clublar gençlik ateşiyle yanıp tutuşuyor. İşte bu özbenliğimizi kaybettiğimizin en büyük göstergesidir. Giyim öylesine Avrupaileşti ki, hem erkekler hem kızlar buna uyum sağlamaya çalışıp şaklaban gibi sokağa çıkıyorlar. Biz değerleri olan, geçmişi temiz, onurlu ve şerefli bir milletiz. Ancak bu nesil bu özelliklerden öylesine uzak ki, farkında olmadan devletin temeline atılan kazıya yardımcı oluyorlar. Bu ülkenin kurtulması için uçağa, tanka, silaha hiç gerek yok. Tek ihtiyacımız olan şey bilinç bilinç bilinç!  Bunun için de okumak okumak okumak! İçkiye, sigaraya, toza, uyuşturucuya, dedikoduya, bomboş işlere ilgisi olduğu kadar geldiği yere merakı olsaydı bu toplumun bugün hem Amerika hem Rusya kapımızda köle olmuşlardı. Siz bunları hayal sanıp, bize kabusu yaşattınız…

  Türkler askeri savaşla yenilmesi mümkün bir millet değildir ve bunu küresel düşmanlar anlamışlardır.

Hitler der ki: “Türkler öyle bir millettir ki, hayatta bir tane bile kalsa devlet kurup intikamını alır”
Napolyon da şunu söyle : “Türkler öldürülebilir ancak yenilgiye uğratılamazlar”

  Bunun farkında olanlar bizim milli şuurumuzu elimizden almak için bütün kozlarını oynamışlardır ve başarılı olmuşlardır. Ölüm haberleri artık bizi sarsmıyorsa oyunu kaybettik demektir ancak bu millet düştüğü yerden kalkmasını her zaman çok iyi bilmiştir. Farsların bir atasözü vardır: Ümitsizlikte bile bir ümit vardır. Bu millet birlik olsun, bu toplum Alevisi, Sunnisi, Türkü, Kürdü, Sağı, Solu aynı terazinin bir kefesinde dünyanın geri kalanı terazinin diğer kefesinde olsun biz ağır basarız! Dönüp bakın bakalım tarihe, bize baş kaldıranın sonu ne olmuş?



Umut Karadaş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6389
2 Firari Fırtına 4445
3 Mustafa Ermişcan 3858
4 Hasan Tabak 3559
5 Nermin Gömleksizoğlu 3198
6 Uğur Kesim 3054
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2998
8 Sibel Kaya 2911
9 Enes Evci 2620
10 Turgut Çakır 2306

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2719 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com