Denemeler

Pazartesi Kadar Değersiz Salı Şeyleri
Okunma: 479
Altuğ Altıntaş - Mesaj Gönder


Telefonun alarmıyla birlikte gözlerim açık. Titriyorum. 07:00. Yorgana biraz daha sıkı sarılıp burnumu çekiyorum.
 
“Bu yatağa benden başka hiç kimse girmez.”
 
Hafif nemli bir toprağın üzerinde yatıyormuşum gibi, mezar gibi...
 
“Herkes ölmenin nasıl bir şey olduğunu hayatında en bir kez merak etmiştir. Fakat mezar öyle değil. Hiç kimse bir mezara yatmayı hayal etmez. Bir kepçe ya da kürek kullanılarak nemli, soğuk ve rutubet kokulu toprakla örtünmeyi... Bunu her gece yaşıyorum. Ruhuma el fatiha...”
 
Kalkmalıyım. Yorganın altı daha sıcak olur. Bize öğretilen bu ve ben titriyorken dışarısı kim bilir nasıl soğuk.
 
“Belki de herkes donarak öldü ve bir tek ben kaldım.”
 
07:15.
 
Çekiyorum uzuyor, bırakıyorum kaçıyor. Bir penisin fetüs güvencesi.
 
Kalkmalıyım. Balkonda asılı çamaşırlar... Toplamalıyım. Ayaklarımı istemsiz takip ediyorum. Ya da ayaklarım bedenimi sürüklerken çok isteksiz. Sert rüzgar elbiselerimi delip etimi buluyor. Tüm topladığım çamaşırları üst üste giyesim var.
 
“Bir kahve iyi gider. Belki ısınırım.”
 
Isıtıcının butonu ve yanan ışıklar.
 
Tütün poşetini alıp bir sigara hazırlıyorum. Hissizleşmek.
 
Duman altında hayata dair net bir görüntü yakalamaya çalışmanın çelişki olduğunun eminim siz de farkındasınızdır. Lakin belki de bazı şeylere flu bakmamız gerekiyordur. Doğru algılamak için. İki saatliğine...
 
Banyodayım. Ayna karşısında. Gözlerimin çevresindeki mor halkalar... Sabahın dördüne kadar hiçli koltukta boş çerçevelere bakarak geçirilen loş zamandan sonra, kendi kendime neden yatmıyorum acaba, diye soruşumun ve yatışımın üzerinden üç buçuk saat daha geçmiş olmasına rağmen dinç hissediyor, biraz da korkuyorum. Bu saatte sıcak su olmaz!
 
“Tık!”
 
Su kaynadı. Kahve kokusuna sarılıyorum. Sıcağa ve soğuğa karşı dayanıksızım. Sıcak kahve sigaramın bitmesini bekleyecek.
 
Flu...
 
Akşamdan yaptığım ama pişirmediğim biber dolması tenceresini buzdolabına, hemen kara lahanaların yanına bırakıyorum.
Her şeyin sesini duyuyorum. Pantolonumun içinde paçayı bulmaya çalışan bacağım, kazağımın içine yerleşmeye çalışan gövdem, halıya sürten terlikler...
 
İki gün önce eve giren sineğin ölüsünü buluyorum. İri, kara, kuru... Soğuğa karşı tek dayanıksız ben değilim. Merasimsiz cenaze organizasyonu... Sinek yerden alınır, ölüm düşünülür, iki gün önce uçabilenin bugün nefes alamaması garipsenir, dün birinin sevdiğiyken bugün hiçbir şeyi olmak anlaşılmaya çalışılır, ölü bir sinek önemsizleşir her şey gibi ve çöpe atılır.
 
Paltomu giyiyorum. Ellerim ceplerimde. Salıya ve diğer günlere ait tek değerli şey sağ cebimde. Yıpranmış bir sigara paketi. Bu paketi tuttuğumda onun elini tutmuş gibi bir his yayılıyor içime. İçinde altı adet sigara… İlçe görmüş son paket bu. Sonra bahar gelmiş, yaz gelmiş... Kışlıklar tekrar ortaya çıktığında cepte unutulmuş bir paketin elimi ısıtacağını hesaplamıyorum. Paketin üzerinde parmaklarımı hareket ettiriyor, kutunun kıvrımlarını okşuyorum. Parmaklarının üzerinde geziniyorum sanki, baş parmağımla onun baş parmağının çevresinde hafifçe geziyorum.  
 
İliklerime işleyen ayaz... Şehri çevreleyen dağların büyük çoğunluğu kar altında ve ben sadece aydınlatan güneş ışığından bile kaçmak zorunda hissediyorum. Ara sokaklar, gölgeler, sokaklar arasında sert hava akımları... Çingenelerin uyanmalarına daha çok var. Fırınların önünde poğaça kuyruğu...
 
Kayıtsızlık... Her şeye karşı.
 
Her şey herhangileşiyor. Özel isimlerinden arınıyor, genelleşiyor, değersizleşiyor. Genelleşiyorum, genelleştim... Yıllar önce hep bir adım olduğunu iddia ettiler diyordum, artık etmiyorlar.
 
Gün içinde telefonum çalacak. Yine yanlışlıkla aradığından bahsedecek, canımı yakacak, kapatacak. Onu ne kadar sevdiğimi görmek istiyor belki, belki de ne hale geldiğimi görmek. Margarin kayalara asit dalgalar... Acımasızca görünse de değil. Önemli insan doğası (ÖİD)...
 
ÖİD: Onlar ki önemlerini kabul ettirebilmek adına önemsizleri yarattılar. Kendilerini sevdirdiler, değerlerinin üstüne değer koyarak diğerlerinin değerlerini aldılar. Şüphesiz ki bazılarına merhamet veren Allah herkesi eşit yaratamadı...
 
Saat Kulesi'nin yanından geçiyorum, 08:30. Eski tramvayların arasından havuz başına...
 
Salı da pazartesi kadar değersiz, insan uydurması. Temmuz ya da şubat gibi, 2013 gibi 1974 gibi... Hepsi uydurma ve değersiz. Sigara paketinin köşelerinde nazikçe gezdiriyorum parmaklarımı. Kutunun karton kapağının onun tırnakları...
 
Titriyorum...
 
 
 



Altuğ Altıntaş



Yorumlar (2)
Başarısız YAZAR 18.07.2016 13:48
Dostum ben beğendim. Ama bir şey eksik sanki. Ne olduğunu bilmiyorum ama üstünde biraz daha düşünülebilir gibi hissediyorum.

Altuğ Altıntaş 18.07.2016 14:19
Eyvallah dostum, bu bir dizinin parçası... Yarın öbür gün diğerlerini de yapıştırırım. Eksik belki tamamlanır :)) Bu arada kimsenin demokrasi havarisi olmaması hoşuma gitti.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:187 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com