Hikayeler

Madam Sokak Kadını
Okunma: 1846
Verda Pars - Mesaj Gönder


“Ah benim güzel Marya’m!” diye inledi Alyoşa, kanatlı kapıdan içeri hızla girerken.

Kadın, genişçe salonun ortasında durmuş ağır parfüm kokusunu etrafa yayarken hafifçe gülümsüyordu kollarının arasına doğru koşmakta olan genç delikanlıya. Etli kollarıyla sımsıkı kavradı onu. Bir süre salonun orta yerinde sarmaş dolaş durdular.

Alyoşa tekrar kavuşmalarından dolayı oldukça memnun, ağzı kulaklarına varana dek gülüyordu kadının boyunu öperken.

Marya’nın içi gıcıklandı.

“Kocan olacak o sümsük nerde?” diye sordu delikanlı imalı imalı. Bir yandan da gözleriyle etrafı kolaçan ediyordu.

“Aman Alyoşa’m! Bırak şimdi onu. Kimbilir kimlerin içini bayıyordur şimdi yok yere. Sen anlat bakalım neler yaptın görüşmeyeli? Bizim kızlar nasıl? Aksak İlyiç hala keranede çalışıyor mu? Çok özledim o piç kurusunu.”

“İyi, iyi hepsinin sana selamları var. Konuşuruz sonra bunları, kurt gibi açım bana yiyecek birşeyler hazırlatsana. İki gündür yollardayım.” Derken Alyoşa alışkanlığı gereği hırsız gözlerini amcasının malikanesinde gezdirmeye devam ediyordu.

“Ah seni hınzır!” dedi neşeli bir ses tonuyla Marya. Alyoşa’nın tarzını çok iyi tanırdı. “Amcanın evini mi soymaya geldin yoksa?”

“Neden olmasın?” dedi Alyoşa, Marya’nın tecrübeli bedenine arsız arsız sırnaşırken.

Alyoşa’nın keyifli dokunuşlarını bedeninden uzaklaştırabilmek için Marya, “Neli! Neli!” diye bağırdı tüm cırtlaklığıyla.

Yaşlı hizmetçi içeri girer girmez Alyoşa’yla göz göze geldi ve yüzü yeni yıkanmış bir çamaşır gibi birdenbire asılıverdi. Marya, kadının asık suratından damlayan suları görür gibi olduysa da fazla umursamadı.

“Buyrun madam!” dedi Neli duygusuz bir sesle. Bir yandan da delikanlıyı kötü kötü süzmekteydi.

Kafasını Marya’nın dolgun göğüslerinden zorlukla kaldıran Alyoşa, hizmetçiyi kapıda görür görmez, aynı arsız tavrıyla bu sefer ona yılışmaya başladı.

“Ooo Neli! Beni özlemedin mi? Gel sarıl bakalım Alyoşa’na.” Diye bağırdı neşeyle.

“Hoşgeldiniz küçük bey! Uzun zamandır ortalıklarda görünmüyordunuz.” diye yanıtladı Neli onu, yanına yanaşmasına engel olmak için duygusuz tavrını korumaktaydı.

“Ne o, beni hiç mi özlemedin yoksa Neli’ciğim?”

“Son ziyaretinizden sonra buraya hala ne yüzle geldiğinizi anlamıyorum küçük bey?” Diye yanıtladı yaşlı hizmetçi onu, herşeyi dün gibi hatırladığını belli edercesine ekşitmişti yüzünü.

Hizmetçinin tavrına sinirlenen Marya oturduğu yerden hışımla kalkarak; “Bu ne cürret? Hemen çık odadan!” diye bağırdı olanca gücüyle.

Zaten eve gelin geldiği günden beri bu koca karıyla arası hiç düzelmemişti. Fakat kendi tabiriyle ‘mızmız’ kocası ona çok güveniyor ve yeni bir insanı da eve sokmak istemediğinden bir türlü bu kadını kovdurabilmeyi başaramıyordu.

“Hemen sinirlenme Marya, bakma sen onun böyle nemrut göründüğüne, çocukluğumdan beri sever beni Neli, az yıkamamıştır beni çocukken, değil mi Neli?”

“O zavallıcığı hamile bırakıp kaçtığınızdan beri değil küçük bey.” Diye yanıtladı onu tavrından ödün vermemeye kararlı olan hizmetçi.

Alyoşa, arsız arsız gülümsemeyi sürdürüyordu. “O kız mı? Biraz oynaştıysam n’olmuş sanki canım. O da tüm gün evde kırıta kırıta dolanmasaydı.” Diye savundu kendini. Yaşlı kadını kızdırmaktan zevk aldığı her halinden belli oluyordu. Kadının suratı, az önce mutfak tezgahında bıraktığı pancarlar kadar kırmızıydı.

“Bay Nazark sizi burda görmekten memnun olmayacaktır küçük bey.” Demekle yetindi.

“Ne münasebet?” diye çıkıştı olduğu yerden Marya, “Sen artık haddini baya aşıyorsun Neli, burası Nazark’ın olduğu kadar Alyoşa’nın da sayılır. Babasının evine nasıl konduysa bunu yeğeniyle de öyle paylaşacaktır. Ayrıca bu seni ilgilendirmez; Bay Alyoşa yoldan geldi ve karnını doyurmamız gerek. Burada sohbet edeceğine koş mutfakta birşeyler hazırla da yiyelim.”

Neli, delici bakışlarının istifini bozmadan hizmetine layık olmadığına inandığı sokak kadını kılıklı Marya Kutsapyetov’a bakmayı bir kaç saniye daha sürdürdü ve yavaşça odadan çıkarak mutfağa doğru yollandı.

Az önce çıkmış olduğu odadan nahoş kikirdemeler duyulmaktaydı.

Akşam geç saatlerde Nazark Kutsapyetov, yorgun argın eve geldiğinde tatsız bir süprizle karşılaştı.

Salondaki koltukta karısı, yarı çıplak vaziyette sere serpe uzanmış iyiden iyiye sarhoş halde şuh kahkahalar atmaktaydı. Daha da beteri, karşısında oturmakta olan kişi, hayırsız yeğeni Alyoşa’dan başkası değildi.

Bozuntuya vermemeye çalışarak gülümsedi.

“Aleksey Kutsapyetov, sevgili yeğenim; ne hoş bir süpriz bu böyle. Hoşgeldin.”

Nazark, yeğeninden nefret ederdi. Onu kan emici böceklere benzetirdi; kovsan da bir yolunu bulup insanın kanını emmeye devam ederdi fakat babasından kalan malikanenin yarısı resmi olarak hala Alyoşa’nındı ve onu kızdırıp huzursuzluk çıkartmasından endişeleniyordu.

Nazark’ı kapıda gören Alyoşa, sallana sallana koltuktan kalkıp “Hoşbulduk amcacığım!” diye bağırarak abartılı hareketlerle amcasının boynuna sarıldı.

Selamlaşma faslı kısa sürdü. Nazark bir sigara yakarak yanlarına oturdu. Mahsenindeki en pahalı şarabı ziyan ettiklerini fark ettiğinde ise yüzü biraz asıldı ama hissettirmemeye çalıştı; bir kadeh de kendine doldurdu.

“Eee Aleksey! Burada ne kadar kalmayı düşünüyorsun?” diye soruverdi Nazark birdenbire. Sorar sormaz da pişman oldu; bu kadar çabuk davranmamalıydı. Bunun için elindeki pahalı şarabı suçladı.

“Bilmiyorum.” Diye yanıtladı amcasını Alyoşa. “ Belki de artık hep burada kalırım. Ne dersin? Hem tatlı yengem burada oldukça yanlızlık çekiyor. Ona da arkadaşlık etmiş olurum.” Konuşurken Marya’ya çapkınca göz kırpmayı da ihmal etmedi.

Marya, birden kıpkırmızı kesiliverdi. Nazark’ın birşeylerden kuşkulanıp kuşkulanmadığını anlamak için dik dik kocasına baktı.

Şarap etkisini göstermiş olacak ki; Nazark, karısının varlığını bile unutmuş görünüyordu. Onun canını sıkan şey bambaşkaydı.

“Nasıl? Hep burada kalmak mı? N’aparsın ki burada Aleksey? Yok, ben tabi isterim bizimle kalmanı da gençsin sıkılırsın bu bomboş kasabada.”

“Sanmıyorum amcacığım. Bence gayet renkli bir kasaba, sen ne dersin yengeciğim?” diye sordu bu kez de Marya’nın alev alev gözlerinin içine bakarak.

Marya, olup biteni Alyoşa’nın gözlerinden okuyabilecekmiş gibi dim dik bakıyordu ona. Alyoşa gülümsemekle yetindi. Marya ise, ‘bunu sonra konuşcaz.’ Dermiş gibi bir hareket yaptı başıyla. Koyu kestane rengi saçları hafifçe havalandı. Alyoşa dudaklarının arasından ıslığa benzer bir ses çıkardı sadece. Marya sessizce kikirdedi.

Nazark düşünceliydi. Son bir kez daha şansını denemek istedi.

“O zaman sana bir iş bulmak gerekecek Aleksey. Ben bu işin çaresine bakarım.” Dedi ümitle. Nasıl olsa Alyoşa çalışmaktan nefret ederdi. Bunu çok iyi biliyordu Nazark.

“Bakarız amcacığım. Hele bir yarın olsun konuşuruz. Belki de malikanedeki payımı satar, onunla yaşarım. Hadi ben artık yatmaya gidiyorum. Geç oldu.” Diyerek yerinden kalktı ve gülümseyerek herkese iyi geceler diledi.

Nazark çaresizdi. Şarabın bittiğinden emin olduktan sonra, “Sabah ola hayrola!” dedi içinden ve yatmak için odasına doğru yollandı. Merdivenleri tırmanırken aklına gelen bir fikirle kendi kendine gülüyordu.

‘Aleksey, asla uzun süre çalışamaz. Payını da satmaya cesaret edemez, o zaman onu burada tutmayacağımı bilir. Ona tren istasyonunda sıkıcı bir iş ayarlamalıyım. Marya bu konuda bana yardımcı olacaktır! İstasyon şefi, benim güzel karım Marya’nın kırığı değil mi?’

Huzur içinde uyudu Nazark.

Gece geç saatlerde Marya gizlice evin karanlık koridorlarında ilerleyerek Alyoşa’nın yatmakta olduğu odanın kapısının önünde durdu. Kapıyı yavaşça araladığında, Alyoşa’nın henüz uyumamış olduğunu gördü.

“Sen ne yapmaya çalışıyorsun Alyoşa?” diye sordu sinirle.

“Ooo Marya’m hoşgeldin gerçek bir erkeği özlediğini biliyordum.”

“Saçmalama Alyoşa. Akşam amcana söylediklerin de ne demek oluyor? Bana bir cevap ver. Ne işler karıştırıyorsun?”

Alyoşa ciddileşmişti.

“Gerçeği mi istiyorsun? Bizim kerane battı Marya. Çok borç var; amcamdan para bulmalıyım.”

“Peki sana her ay gönderdiğim paralar n’oldu bok herif?” diye çığlık kopardı Marya dehşet içinde; madamlığını kapının dışında bırakmıştı. Sonra gecenin yarısı olduğunu hatırlayarak kendine hakim olmaya çalıştı.

“Kumarda kül oldu sevgilim.” Diye yanıtladı onu Alyoşa gevrek gevrek ve hemen ardından da eklemeyi ihmal etmedi. “Sen gittikten sonra işler çok bozuldu Marya’m, bunun için gururlanmalısın aslında. Artık senin çalışmadığını duyan müşteriler, keraneye ayak basmaz oldu.”

“Bunu konuşmuştuk Alyoşa, amcanı bana sen yamadın. En fazla birkaç yıl daha çalışabileceğimi ikimizde biliyorduk. Bunun için kafalamadım mı amcanı; ücretini ödemiyor muyum senin? Şimdi gelip buraya yerleşmek de neyin nesi oluyor? Burada kalırsan eninde sonunda borcun yüzünden seni bulacaklardır. Bu da benim işimi bozar. Buradan gitmelisin.” Marya’nın paniklediği her halinden belli oluyordu.

“Sakin ol sevgilim. Alyoşan herşeyi planladı. Burada kalmak gibi bir planım yok tabi ki! Senin şu istasyon şefinden n’aber? İşler yolunda mı?”

“Sen gelene kadar yolundaydı. Adamdan tıkır tıkır para alıyordum, amcanın haberi bile yoktu. Şimdi herşey berbat oldu salak herif!”

“Hemen öfkelenme sevgilim. Hem ben olsam da olmasam da eninde sonunda tüm işin mafolacaktı. Prens Mikhail sağda solda senin Drebeski’de yaşadığını anlatıp duruyor. Çok kısa bir süre sonra buralarda senin orospu olduğun duyulmaya başlanacak; o zaman amcam seni evinde tutar mı sanıyorsun?”

“Deme!” diye küçük bir çığlık daha kopardı Marya, ama bu kez daha temkinliydi. Sesi çok çıkmadı.

“Öyle sevgilim. Eninde sonunda foyamız meydana çıkacaktı zaten. O yüzden yol yakınken kaçalım derim ben. Amcamın kasasının yerini bildiğini yazmıştın bana. İçininde para dolu olduğunu. Yalan mı?”

Marya yeniden işveli bir halde sallanmaya başlamıştı. Yüzü sakinleşmiş, rahatlamıştı. Geceliği, omzundan kayar gibi oldu.

“Evet biliyorum. Benden sır gibi saklıyor fakat hem yerini, hem de anahtarını nereye sakladığını biliyorum. Paralarını mı çalıcaz? Peki sonra nasıl kaçıcaz? Bunu da düşündün mü benim tatlı Alyoşa’m?”

Alyoşa, bir yandan Marya’nın çıplak omuzlarını öperken bir yandan da anlatmaktaydı.

“Beni bulmaları uzun sürmez. İçlerinde bir amcam olduğunu ve nerede yaşadığını bilenler var. İlk bakacakları yer burası olacaktır. Bu işi hemen yarın gece yapıcaz. Sabaha karşı 2:40 treniyle de buradan kaçıcaz. Fakat burada asıl iş sana düşüyor. Yarın gece bir vesileyle amcamı evden uzaklaştırmalısın. Ben yarın evde olmayacağım. Siz çıktıktan sonra gelip para işlerini hallederim. Sen yeterki kasayı benim için açık bırak. Sabaha karşı da istasyonda buluşuruz.”

Marya yarı kendinden geçmiş hızlı hızlı solurken bir yandan da “Sen onu takma kafana Alyoşa’m” diyordu. “Ben amcanı evden nasıl uzaklaştıracağımı çok iyi biliyorum. Ne zamandır istasyon şefiyle konuşmak istiyordu zaten. Artık zamanının geldiğini söyleyiveririm olur biter. Herşeyi kendinin planladığını düşünür üstüne üstlük. Senden tek isteğim paraları aldıktan sonra yazacağım notu kasanın içine bırakman!”

“Sen beter bir kadınsın Marya!” diye sayıklıyordu Alyoşa.

Konuşmaları tatlı, kesik kesik gülüşmelerle kesildi.




Verda Pars



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6348
2 Firari Fırtına 4409
3 Mustafa Ermişcan 3801
4 Hasan Tabak 3516
5 Nermin Gömleksizoğlu 3165
6 Uğur Kesim 3029
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2920
8 Sibel Kaya 2878
9 Enes Evci 2588
10 Turgut Çakır 2282

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1198 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com