Hikayeler

DENGE DENETLEME VE FREN
Okunma: 531
Başarısız YAZAR - Mesaj Gönder


Anti erotik bir adamdım ben. Kaba saba, terli ve pişmiş. Kollarındaki hormonlu damarlarını gösterip şikayet eden yenilmiş metal işçileri gibi. Uyanıp hemen bir sigara içtim. Sıçıp bir daha içtim anında. Lavaboya giderken anlayıp geri döndüm. Arazide işeyen kadınları taklit edip yeniden yere çömeldim. Hayır koridorda değil. Bu işi genelde tuvalette yapıyorum. Yüzümü yıkayıp bir süre bir şey olacakmış gibi öylece durdum. Beton bir zemin gibi hareketsiz. Bir şey olmayınca aynaya tükürüp evden çıktığımda işçi servisini kaçırdığımı anlamıştım.
 
Evimde huzur vardı duraktan geri döndüğümde. Sabah haberleri sıkıcıydı. Bir saat sonra telefonum çaldığında camdan dışarıyı izlerken yeniden yatmayı düşünüyordum. Şehirler. işçi durakları sayesinde hepsi üzgündü ve hepsi ölü bir yılan gibi eskimiş derisini kıvrıldığı delikten atmaya asla fırsat bulamıyordu. Burnuma çürük pas kokusu geldi. Eskimiş demir. Peki ya ben?
 
Alo dedim.
'' Neredesin '' dedi itoğlu it! İstanbul'dayım diye yalan söyledim fabrikanın şoförüne.
'' Gördüm, camdasın '' dedi. Oradaydı. Kapıma dayanmıştı. Kapımı çarpıp patronun cibine bindiğim gibi minimum bir ücret karşılığı fabrikaya kendimi satmaya çıktım.
 
Size söylemeyi hep unutuyorum. Hamamda suyun kaldırma kuvvetini bulan ve sevinçle öylece dışarı çıkıp sokaklarda 'Eureka eureka (buldum buldum)' diye bağıran integral hesabın fikir babası Arşimet değilim elbet, ama iyi bir işçiyimdir ben. Ucuz. Sağlıklı. Patronların kan bankasına her zaman hazır, birbirine yedeklenmiş gönüllü bir çift denor. Çorap gibi, Yol üstü benzin istasyonu gibi. Bütün götleri sevindiren eskitilmiş moda bir pantolon gibi. Kim istemez ki?
 
Sunta fabrikasının elektrik ustası ile çene çalıyordu vardiya amiri girişte. Siyah patron camının içinden görebiliyordum onu. Rahattı. Şoföre sence tedirgin niye olmadı dediğimde. '' Sence '' dedi. Tahmin etmiştim deyip bir sigara daha yaktım.
 
Her zaman ki gibi. Geç kalmıştım. Patronun metresi için fabrikasında tuttuğu yedek cibi beni almaya gelmişti. Vardiya amiri sayesinde almıştı, Her zamanki gibi. İşe gelmiştim. İşe koşulup vardiyanın bitmesini bekledim. Her zamanki gibi. Servis arabasıyla akşam eve gelecektim. Vardiyam bitince eve gelmek için servise bindim yine.
 
İyi şeylerde oluyordu ama. Döngü. Günler uzamıştı bu bir. Yaz gelmişti, işte buda iki. Kışın alınan kiloları besili bacaklarından atmak isteyen kadınlar sabah akşam çoğalmıştı etrafta. Sinsi herifler ise, ya bir emanet köpek bulup, yada evden, oda olmadı bir komşu çocuğunu gezdirme bahanesiyle alışveriş torbası gibi onları eline, koluna takıp, onların peşinde dolanıyorlardı. Besili bacakların. Yoz bir kesimin miting alanını izlemek. Pazularımı yoklayıp ara sokağa saptım. Ara yer, kara yer. Her neyse işte. İkisinde de hayat vardı. Gerçek bir hayat. Sadece sert olanların ayakta kaldığı, güçsüzlerin bile güçlü olmaktan başka bir yolu kalmadığı bir sahne çekimi. Gerçek olaylardan uyarlanan filmlerin çekim merkezi. Sokaklar! '' Buraya işemek her zaman serbesttir '' 
 
Bir taksi durağına kadar yürüdüm. Genelev havasını solumuş bir taksiciye sür dedim iş çıkışı evime gitmek yerine.
'' ne tarafa peki '' dedi taksimetresini açmadan.
sen sür dedim yeniden. Şimdilik emin değilim.
'' abi, beni soymayı düşünmeyip, Hal'e karpuz falan bakmaya gidiyorsan tarlası bereketli bir yer biliyorum ''
hımm, devam et.
'' evet abi, istersen tabi, sen iyi bir abimize benziyorsun abi, gün görmüşsün sen ''
seçmece peki?
seçmece abi
sür o zaman...
Direksiyon ondaydı. ''eyvallah abi, sen iyi bir abimize benziyorsun '' dedi ve kafasına göre sürdü.
 
'' Seni seviyorum '' demişti bana. ikramiye, artı tam maaşa patlamıştı ama '' seni seviyorum '' demişti ve ben bunu duymuştum menekşe birahanesinde. Dipteydi masa. Daha çok karanlık ve adil bir yerde. Bir kalbim olduğunu hatırlayıp kentsel dönüşüme uğrayan duygusal eski binalar gibi hissediyordum kendimi. Yıkılsan bir dert, yeniden ayağa kalksan bir başka dert. Sevinç yada hüzün arası, ne olduğuna karar verilmemiş bir yer. Kısacası kararsız bir duygusallık sarmalı.
 
İnsan en çok böyle zamanlarda sarsılıyor. Yol ayrımlarında. Bir karar vermesi gerektiğinde. Köşeye sıkıştığında. Umarım demir hırsızı, kum çalıcı, çimento aşırıcısı avantacı bir mütahite denk gelmemişimdir yine diye geçirdim içimden. Bende seni seviyorum Kamuran Çörtük dedim.
'' o kim? '' dedi.
Sen dedim.
Müziğin desibel ayarından zor duyuyorduk birbirimizi.
 
Cengiz Kurtoğlu'nun '' gelin olmuş gidiyorsun '' parçasının üstüne bir liralık bozukluk atan içmiş bir gencin önce bana, sonra da müzik kutusuna bakmasını kıskanıp bir sigara daha içtim. Nemli bakıyordu. Temiz ve öfkeli. '' evet '' dedim garsona. Sıla'nın boş kırklığını çoktan eline almıştı yine.
'' seni seviyorum ''
Daha önce de duymuştum bunu Sıla dedim. Çok defa.
'' biliyorsun ama değil mi? ''
Kadın spikerlerin dışında gözümün içine bakmaktan bıkmayan kadınlardan birisiydi Sıla. Biliyorum deyip limonlu hıyardan bir parça'da ona uzattım.
 
Onu gerçekten seviyordum. Elime fırsat geçmediği için değil. Eline geçen fırsatları geri tepen birisi olduğum için değil, bir şekilde onunla yetinmiş, kendimi mutlu hissediyordum. Fakat ara sokakların birisinde yine bir yürüyüş esnasında rayban gözlüklü bir herife sarılmasını görmesem çok daha iyi hissedecektim kendimi ama gördüm ve gördüğüm şey huzursuz etmişti beni.
'' Şey '' dedi Sıla
ney dedim,
'' şey '' dedi Sıla
ney dedim,
'' şey, ''
ney
'' şey ''
Bir süre durdum. Bir süre durmak korkutucudur. Bir süre durunca korkutucu oluyor insan. Orospusu çocuğu deyip raybanlıya bir tane geçirdim. Tekme! Tam taşaklarına. Yerde iki tane daha patlattım.
'' abi''
abinin amk, sen benim kim olduğu biliyor musun lan? 
'' Kim abi ''
pezevengiyim amk çoçuğu! pezevengi!
İndirmeye devam ediyordum. Bu şey senin için bir şey ifade etmesi gerek! Pezevengiyim! Yalan mı siktimin kancığı dedim sola. Solum boştu. Sıla'sız. Karanlık. Sağ yanımın esnaf kütlesi ise sikin birbirinizi diyordu camlar arkasından. Gönlünüz rahat olsun. Küçük molam çabuk bitmişti. On çayı gibi, hiç bir zaman yetişilemeyen üç çayı gibi. Bana borçlandın sen deyip devam ettim işe. Borçlandın bana orospu çocuğu. Üstünde çalışıyordum. Mesaiye kalmıştım. Mekik dokuyordum üstünde. Bükmüştüm. Bir pezevenge borçlanmanın ne olduğunu öğretiyordum ona. Lanet olsun! Doğru bir hamleydi onunkisi biliyorum, ama yanlış ata oynamıştı bir kere! Ve o bir kere, bir insanı öldürmese bile, kusursuz bir şekilde kalbini ikiye bölüp onu yaralayabilir.
'' ne kadar abi '' dedi yerde. Kanını gösterip bir acıma duygusu bekliyordu benden.
ne ne kadar dedim bir şeyleri kaçırmış gibi şaşırarak. 
'' borcum ne kadar? borçlusun dedin ya, al, işte düzdanım abi '' 
bana borçlandın orospu çocuğu! demekten başka içimden bir şey gelmiyordu. Devam ettim.
Oda devam ediyordu '' abi ne kadar ''
'' borçlandın ''
''abi borcum, ananı sikeyim abi borcum '' 
En sonunda yere sermiştim. Çok mutlu olmuştum yere serilince. İyi hissediyorum kendimi. Elde var bir.
 
Fakat elde ikiyi düşününce çokta mutlu olmadığımı anlamıştım hemen. Gerçekte üzgündüm. İnsan üzgün hissediyor kendini. Dönüp iki tane daha yerleştirdim. İnsan üzgün olunca Sıla'dan da ayrıca bir intikam alabilir miyim diye geçiriyor içinden. Benim muhteşem elde ikim. Kaçmıştı. Dönüp üç tane daha patlattım.
 
Mümkündü. 450 tl lik rayban gözlük faturasını atalı iki gün olmuştu yeni cüzdanımdan. Bulunmaz fırsat her zaman bulunmaz. Keşke bir kez daha dönse miydim diye geçirdim içimden. Bir sigara içtim. Sıra ona gelmişti. Sıla'ya. Elde ikime. Elde iki demişken. İşin içinde çarpma, bölme, toplama ve en sonunda çıkarma işlemi varsa bana öyle geliyor ki en iyi Matematik dehaları çağının kesin en üzgün aşıklarıydı. Çağdaşlarına bakıp bakıp dertlenen ve '' ben nerde yanlış yaptım '' diye kendi kendine söylendikleri bir anda dört işleme tesadüfen ulaşmışlardı farkında olmadan. Kesin böyledir deyip, çıkarıp taksinin içinde bir sigara daha içtim. 
 
Taksici kafa adamdı.
Peki ot? '' dedim içten bir samimiyet ile.
'' sadece hayalet var abi ''
dostane alışveriş bizimkisi.  iki tane dedim.
dünyada hala iyi insanların varlığını bilmek mutlu etmişti beni.
Telefonumu verip ayrıca saat başı beni aramasını, gel dediğimde aynı yerde onu bekleyeceğini söyleyip tarlanın önünde indim.
'' İkinci kat abi ''
 
Düşündüm elbet. İnsan düşünmeli.
Hayalet etkisini gösteriyordu merdivenlerden çıkarken.
ikinci katta tarla sahibi beyhude bir kadın kapıda karşıladı beni.
Oda bir kadındı ve içeride başka kadınlar da vardı.
Son kuruşuna kadar,
Perişan bir halde kalıncaya kadar bencilce ve adice iş tutmak istiyordum.
Bütün dünya ile.
Bütün dünyayı düzmek istiyordum.
Hayalet etkisini gösteriyordu.
 
 Kapıda durdum bir süre.
'' İyi misin '' dedi bana.
Önce bir öpücük dedim.
'' İçeri gel o kolay'' dedi.
Hayır dedim tam burada. Uluorta. 
Merdivenleri altlı üstlü bakındı ve öptü beni.
Şimdi de sarıl dedim.
Sarıldı  bana.
Hayalet etkisini gösteriyordu.
Bırakma dedim. İçeri girmeme izin verme.
Sarıldı bana. Taşralıların da bir kalbi varmış demek
'' biliyorum '' dedi. Sarıldı bana.
Sıla oradaydı, Tam karşımdaydı sanki.
Hayalet etkisini gösteriyordu.
İçeri girmeme izin verme dedim.
Sarıldı bana.  '' sakin ol çocuk ''
'' avuç içini yıldız tornavidaya batırıp üstten çıkmasını sağladın değil mi? ''
geçer mi dedim.
'' bilmem '' dedi umutsuzca...
 
Elime baktım. Üst ve alt derisine.
İçinde gözyaşı birikmiş bir bulutun arkasına saklanmış mavimsi duvara gümüşten bir tepsi asılmıştı. Kışla aramdaki soğuk mesafenin çoktan kapanmak üzere olduğunu anlamıştım. 
Değişen hiç bir şey yoktu. 
Bandajı söküp elime baktım yeniden. 
Alt ve üst dersine. 
Aşk gibi,
tornavida gibi,
siyasi ve ekonomik haklar gibi sorunları ortadaydı.
Kanın özelliğini düşündüm. Kan pıhtılaştırır adamı. Kan bankalarını ve onların gönüllü denorlarını. Kırmızıyı.
Aradan binlerce yıl geçse bile sıcak, kırmızı ve nemli olan hiç bir şey değişmiyordu.
 
Bir sigara yakıp hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir yolculuğa çıktım.
Tam vaktiydi.
Arka sokaklardaki kirli, soğuk ve kimsesiz tüm yollar evime çıkıyordu yine.


KIRKLIK   : Pavyonlarda erkek masasına oturan konsomatrist kadınlara söylenen içkinin fiyatı.
 
HAYALET : Narkotik bir bileşen. Aspirin olmayan.
 
OT              : Şifalı şaman bitkisi. 

Başarısız YAZAR



Yorumlar (13)
Ozan Can Şahin 12.04.2017 00:52
Gerçekten okurken ne oluyor lan neredeyim ben kafasına giriyorum,pek aram yok romanlar ile eğer kendi yazılarınsa cidden kalemin çok sağlam

Başarısız YAZAR 12.04.2017 02:50
Alıntı yapmayı oldum olası sevmiyorum, sanırım buda beni bu öykünün ve diğer öykü ve bazı şeylerin yazarı yapıyor. Ama kitaplar ile arayı iyi tutmakta lazım. Merak önemli dostum. En az yazmak kadar önemli. Hatta onunda ötesi diyebilirim.

Zeynep Durmus 12.04.2017 21:17
Çok okumuş olduğunuzun göstergesi bu yazı evet çok güçlü bir üslup roman okuyomuşsun hissi veriyor ama bence biraz kopukluk var sonuna gelince başında ne bahsettiğini unutturuyor.Bir de bana göre hayatın gerçeklerinden bile daha kasvetli yazıyorsunuz(ve de çok fazla argo). Ama bu tarz sevenler için tatmin edicidir heralde.

Başarısız YAZAR 13.04.2017 15:37
Yazılarımın romantik olduğu pek söylenemez dostum. Nedeni sanırım dünyanın en iyi aşk öykü yazarı olmam. Ve bu konuda emin ol iddalıyım. Fakat bu tarz edebiyatta iyi olduğum söylenemez. Demek ki daha kasvetli ve bol argolu şeyler yaşayıp en kısa zamanda okura ulaştırmam lazım. Misal iki gündür bir gurup işçi ile istasyon boyunun demir korkuluklarının boyama işini yapıyoruz bir çingene mahallesinin kenarından geçen. Hatta raylar mahalleye o kadar yakın ki, devlet bazı evleri kamulaştırıp yerine küçük küçük yeni kondular yapmış. Eskisinden tek fark var evlerin. Çingenelerde evinin içine sıçacak artık.

İş güzel. Her üç buçuk saatte bir geçen yük trenlerini taşlıyoruz kızlı erkekli çocuklar ile. Başka şeylerde yapıyoruz tabi. Misal az önce iki tanesine sigara uzattım. Mola da oturup topluca içtik. Birisi beş, diğeri sekiz yaşında olan aldı önce. Diğerleri de istedi. Toplam 17 kişi. Yeterli paket olmadığı için mecburen kızlı erkekli aramızda döndürdük her üç sigarayı da. Yakında görürsün argo ve küfür ne demek! Kasvet ne demek! Hayatın gerçekleri ne demek! Çok mu okumuşum gerçekten? Bu konu da ciddi misin? Biz yazarlar hep böyleyiz işte. Çok okur, çok öğreniriz ve yazarız. Artan fazla kelimeleri de israf olmasın diye arada bir dürüp götümüze bile sokuyoruz lüks konaklarımızda

Zeynep Durmus 13.04.2017 20:40
Sonuç olarak eleştiri kaldıramıyorsunuz. Ki objektif eleştirileri bile.En azından saldırganlık içermiyor benim elestirilerim.Sizin argo seviyor olmanız bunu bize kullanma lüksünü vermiyor size. Bana göre abartılısınız ve bu sadece benim fikrim. Hayatta kasvetli görmek istersen onu görürsün biraz da için neyse dışın onu çeker. Hayatın her yerinde her alanında kendine özgü gerçekler vardır acılar vardır bunu bir tek sen görüyor etrafa da ders veriyor gibi davranman tam bı kendini beğenmişlik hemde temelsiz bı beğeni. Eleştirileri kaldırabilmen temennisiyle.

Başarısız YAZAR 13.04.2017 21:01
Eleştiri yapsaydın bunu anlardım. '' Çok okumuşsun, güçlü bir üslup '' demenin neresi eleştiri. Bu düpedüz aptalca bir övgü. Bu tür şeyleri sevmiyorum. Birde tutturmuşsun bir küfür yada argo. Bu mu eleştiri. Bir hikaye ortaya koyuyorum ve senin gördüğün bu mu? Küfür ve argo! Kafanız almıyor bir türlü. Hiç bir yazar ve edebiyatçı yazılarında argo ve küfür etmez ve kullanmaz. Bu yüzden sana diyorum ki hayatta kasveti görmek istersen kasveti görmezsin. Orada olan biten başka bir şeydir. Bu sadece algıyla orantılı. Fakat neyi görmek istersen onu göreceğin kesin. Biraz cesaret edip sende gördüklerini yazda görelim! Bu yürek ister tamam mı? Hiç bir zaman yazmayacaksınız! Bir yalancı peygamber olarak yaşayıp gidecek ve ben size götümle gülmeye devam edeceğim. Beni anlamıyorsunuz, yazdıklarımdan tek bir kelime bile size bir şey ifade etmiyor. Bunu bildiğim için ortalıkta dolaşıp insanlara ders vermeyi bıraktım ben. Şimdi onlarla sadece kavga ediyorum. İnsan bir filozofun dediği gibi sadece bir evrim hatası hepsi bu! Onlara ders verip bir faydam dokunmaz benim. Sadece küfür ve argo kullanmadığımı en azından kafanız alsın. Bari bu kadarını yaparsın. Az biraz daha dikkatli oku yeter. Eleştiriyi kaldıramıyorum öyle mi? Kafama bir taş vursaydın daha iyi! Çok kızdırdın beni. Ve ciddiyim.

Zeynep Durmus 13.04.2017 21:14
Herşeyi anladığını bildiğini zannediyorsun ama müthiş bı yanilgidasin. Sana yapılan yoruma övgü diyor ve bunu sevmediğini söyleme özgürlüğünü hissediyorsan başkalarının da senin yorumlarının argo ve irite edici olduğunu soyleme özgürlüğünü sunman gerekiyor.Kafanda kurduğun kadar kötü niyetli değil insanlar bı yorumdan gereksiz ve aklımdan geçmeyen şeyler çıkarmissin yorucu bı kafaya sahipsin anlasilan. Ve biz senle aynı yerden bakmak zorunda değiliz kendini fazla önemsiyor herkesten de bunu bekliyorsun. Fikirlere,yorumlara kendinden farklı karakter insanlara saygı duymak gerek senin gibi olmayan insanlar kötü değiller. Dünyanın en iyi aşk öykü yazarısın ya umarım aynı başarıyı insanlarla doğru iletişim kurmakta yakalarsin.

Zeynep Durmus 13.04.2017 21:16
Hikaye ortaya koymuşsun onu da eleştirdim sonuna kadar başını unuttum kopuk dedim istersen seni nasıl eleştirmemiz gereken bı yazı da kalem al sözünden cikmayayim sen herkese istediğin gibi yorum yazabiliyoken

Başarısız YAZAR 13.04.2017 21:29
Dostum benim yazılan yorumlardan bir anlam çıkardığım yok, onları anlamlandırmam ben. Niyet okuyuculuğu yapmam. O falcıların işi. Beni ilgilendiren kısmı yorumların bazılarının bana yorucu geldiği. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Ve bu şekilde yorum yapıyorum. Sadece övgü, onaylanma tuzağına dikkat çekiyorum. Herkes eleştirilebilir. İyi yada kötü. Ama eleştirinin bana bir faydası olacaksa tabi. Ayrıca insanlar ile aram iyidir benim. İftira atma bana. Bunu kanıtlarım. Hele şu lafa bak! Ne demiş '' kendini fazla önemsiyorsun '' sevsinler. Hiçte değil. Bir kere böyle bir şey de yok. Olsaydı yağ çekerdim. İşte o muhteşem aşk öyküleri yazar, imza günlerinde ibneler gibi kasardım kendimi diyeceğim ama şimdi sen buna da bir kulp bulursun.

Başarısız YAZAR 13.04.2017 21:38
Ayrıca eleştirdiğin kısmını ( kurgusal anlamda kopukluk ) dikkate alıp öyküyü yeniden düzenledim ve aklıma yeni şeyler geldiğinde de yeni eklemeler ve çıkarmalar yapmaya devam edeceğim elbet. Benimde içime sinmeyen yerleri vardı ve canlı bir organizma gibi yeniden okuyor ve o canlıya müdahale ediyorum.

Ben benim ve istediğim gibi yorum yaparım ama sen sen değilsin ve istediğin gibi yorum yapamazsın. Bu yüzden bu konuda bir yazı kaleme almama gerek yok sanki.

Zeynep Durmus 13.04.2017 21:40
Neden kulp bulayım ki seninle hiç bir derdim yok. Zaten konu nasıl buraya geldi bilmiyorum sanırım senin marifetin. Elestirim gelistirmediyse oku geç darlama beni. Sen de yoruyorsun insanı bence yorucu yorum yazanlara kızma. Farklı noktalardan bakan iki insan için ve bu iki insandan biri hep direten tarafken fazla bile iletişim kurduk bence. Sana göre sen zaten herşeyi basarmissin sayın başarısız yazar ama yine de nacizene başarılar diliyorum. Kolay gelsin

Zeynep Durmus 13.04.2017 21:48
Ben ben değilim öyle mi cidden zor bir kafayla yaşıyorsun bunun içinde kolaylıklar diliyorum

Başarısız YAZAR 13.04.2017 21:53
Teşekkür ediyorum dostum. Sana da kolay gelsin.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4401
3 Mustafa Ermişcan 3789
4 Hasan Tabak 3506
5 Nermin Gömleksizoğlu 3156
6 Uğur Kesim 3023
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2899
8 Sibel Kaya 2870
9 Enes Evci 2580
10 Turgut Çakır 2277

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1211 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com