Hikayeler

ÖZGÜRLÜĞE Mİ UÇUYORSUN?
Okunma: 272
Melekk Kimsesiz - Mesaj Gönder


Umut ettikçe yaşamanın anlamı vardır bence. Umutsuzluğa düşmek ise yok olmaya sürükler. Dünya yalan diyoruz ama yalan olduğunu bile bile koşmaktan asla vazgeçmiyoruz. Vazgeçmemeliyiz de. Eğer vazgeçersek zamanla ruhumuzda gitgide bir boşluk oluşmasına sebep oluruz. Kendime bir yol çizmiştim yıllar önce. Yaşadığım köyde sanki herkes beni izliyordu. Saçlarımı örtmüş müyüm yoksa açık mı geziyorum? Köy minibüsüne bineceğim yere yaklaştığımda saçlarımı kapatıyordum. Bu baskı beni boğuyordu ama başka seçeneğim yoktu. 12 yıllık eğitim hayatımda hep bu oldu. Mezun olup öğretmenliğe başlayacağım zaman ne yapacağımı bilmiyordum. Bu baskıya nasıl dayanacaktım? Kafese konmuş bir kuş gibiydi yüreğim. Bu baskılardan kurtulmayı umut ediyor ve bir an önce özgürlüğüme kavuşmayı istiyordum sabırsızlıkla. Asi ruhluydum anneme babama göre. Deniyordum ama olmuyordu, dayanamıyordum. Fransızca öğretmeni olmuştum ama Fransızca dili okutulmuyordu artık okullarda. Dolayısıyla atamamız yapılmadı. Bir yıl boyunca ücretli öğretmenlik yaptım yaşadığım ilçede ama zamanın nasıl geçtiğini tahmin etmek hiç zor olmasa gerek. Korkuyordum. Birisi hocanın kızına bak saçları açık geziyor diyecek ve azar işiteceğim diye çok korkuyordum. Babam bana emek vermiş, sayesinde meslek sahibi olmuştum ve benim yüzümden üzülmesini istemiyordum. Sevdiğim vardı. Üniversitede tanışmıştım onunla. Aslen Kahramanmaraşlı olsa da Ankara' da yaşıyorlardı. Şimdi düşünüyorum da ne kadar aptalmışım. Nereye atanacağım belli değildi. Nasıl olsa gidecektim bu açık hapishaneden. Gençlik işte. Sevdiğim de mezun olmuştu. Aşırı kıskanç bir adamdı. Ama ben onu çok seviyordum. Kıskançlığının evlenirsek geçeceğini düşünüyordum. Düşündüğümün yanlış olduğunu öğretti yıllar bana daha sonra. Bir insanın karakteri neyse oymuş, yaşadığı ortama göre değişmezmiş. Her daim takip edildiğimi düşündüğüm köyümde değildim ama hala özgür değildim. Sadece hapsimin yeri ve tarzı değişmişti. Sevgiye aç bir aşık olarak bunu şimdi görebiliyorum. O yıllarda mutluydum kendimce. Sevdiğimle yaşamayı ve mutlu olmayı umut ediyor ve sabırsızlanıyordum. Atamalar yapılmadan önce nikah kıydık. Tayinim sevdiğimin iş imkanı bulabildiği köyüne çıktı ve oraya gelin gittim. Cehennemi yaşadım mutlu olacağımı sandığım günlerde. Çünkü öyle bir köymüş ki orası sıcaklık kırk dereceye kadar yükseliyormuş yaz mevsiminde. Geceleri ağlıyorum sıcaktan ama sevdiğimin pek de umurunda değil benim rahatsızlığım. İkimiz de henüz çalışmaya başlamamıştık ve maddi imkanımız çok kısıtlıydı. Yeni gelindim ama ne evim vardı ne işim. Eşimin akrabalarının evinde kalıyorduk. O günlerde çok da şikayetçi değildim bu durumdan ama şu anda o şartlarda yaşamayı asla kabul etmezdim. Neden mi? Çünkü sevmek onunla mutlu olacağın anlamına gelmiyormuş. Hayallerinin bir gün gerçekleşeceğini umut ederek sabrediyor insan. Sevdim, evlendim, bunu ben tercih ettim diye düşünüp hayallere sarılıyor. Şu işe bakın ki o köyde de yeni gelinler yazma takarlarmış. Oysa ben özgürlüğe kavuşacağımı hayal etmiştim. Artık imam kızı olarak bilindiğim bir köyde değildim ama köy halkının düşünce yapısı aynıydı maalesef. Sabret Melek diyordum. Çalışmaya başladığında bu durum değişecek nasılsa. Evet başörtüsü mecburiyeti kalmadı çalışmaya başlayınca. Bir başka köye tayin edildim. Kocam da çalışıyordu ama maaşı düzenli değildi. Dokuz eylülde göreve başladım ve ayın on beşinde ilk maaşımı aldım. Adak adamıştım lisedeyken. Yatılı lisede okudum. Bir hafta sonu okulumuzu kimsesiz çocuklar ziyaret etmişlerdi. O gün ilk maaşımı kimsesiz çocuklar yurduna bağışlayacağıma söz vermiştim. Ama olmadı, bağışlayamadım. Çünkü bizim başka paramız yoktu. Ne umut etmiş, ne bulmuştum. Ama bunu sorun etmiyordum. Başka köye çalışmaya gitmek zorunda olduğumdan kocama araba almak gerektiği ve bunun için de altınlarımı vermem gerektiği söylendi kocamın anası babası tarafından. Tamam dedim , sanki başka seçeneğim mi vardı? Hayır. Sorun değildi. Ben kimsenin bir şeyini istemiyordum. Sevdiğimle mutlu olmaktı tek arzum. Yeni evliydik ama bizi bize hiç bırakmadı sevgili anası babası. Çocuklarını çok seviyorlardı. Utanıyordum sevdiğimle uyumaktan. Utanarak dolaşıyordum onların yanında ama beni sevdiğim dahil kimsenin çok da umursadığı yoktu. Belki onlara göre normaldi. Hiç adil değildi hayat. Oysa eğitimli insanlardı sözde. Çevrelerinde oğlunun evinde kalan büyükler olmadığı halde yaptıklarından hiç rahatsız değillerdi. Ben ise tek başımaydım. Çok yalnızdım. Herkes birbirinin akrabası, ben yabancıydım. Tanıştığım insanlar gelin kimlerden diye soruyorlardı. Akrabalar 'Gelin yabancı, buralı değil.' diye cevap veriyorlardı. Yabancı olduğumu söyledikleri halde sevdiğim ve birlikte yaşamaya karar verdiğim adam bunu hiç duymuyordu sanki. Beni bilmem hangi akrabasının yanına bırakıp kahveye gidiyordu. Çok üzülüyordum. Benim hayalini kurduğum hayat bu değildi. Kocamın ailesi sözde varlıklı insanlardı. Oğullarının benimle evlenmelerini istememişlerdi. Çünkü benim ailem varlıklı insanlar değildi. Bana her bakışlarında sanki onların varlıkları için oğullarıyla evlendiğimi söylüyorlardı. Beni hep küçümsediler. Yıllar sonra kızım 20 yaşındayken kocam bir münakaşa sırasında bana onlar gibi düşündüğünü itiraf etti. Yıkıldım. Oysa ben sevdiğimin, sevgimin peşine takılıp gitmiştim açık hapishanemden mutlu olmayı ümit ederek. Bu talihsiz sözü duyduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı benim için.(...) Mutluluğu sevdiğimle bulma umudum kalmamıştı artık. Bir gün resmi bir yazıda yurtdışı öğretmenlik şansımın olduğunu öğrendim. Yaşasın kendime yeni bir ufuk bulmuştum mutluluğu yakalayacağımı düşündüğüm. Şu yalan dünyada kimsenin varlığında gözüm olmadı asla. Kendim kazanıp, kendim yiyebilecek durumdaydım. Allah'ım bana veriyordu arzu ettiklerimi yaşayacak kadar. Ama maalesef bu sefer de kazancımı gönlümce harcamama karışıyorlardı. Yok onu niye alıyormuşum, ne gereği varmış. Ben galiba çok salak bir insanmışım. Yok aslında salak değildim ama huzursuzluk olmasını istemiyordum. Ama mutsuz oluyordum. Bir kız bir erkek iki çocuğum oldu çok şükür. Yavrularımı giydirmek için yaptığım harcamalar bile tartışma konusu oluyordu çoğu zaman. Ben bu adamı nasıl sevmişim? Bilmiyorum. Bir resmi tören esnasında milli eğitim müdürüne yurtdışı öğretmenlik sınavına o yıl girip giremeyeceğimi sordum. Henüz meslekte beş yılım dolmadığından sınava giremeyeceğimi söyledi. Çok üzüldüm ama ufukta bir ışık olduğunu ve beni girdiğim bu ikinci hapishaneden kurtaracağını düşünüyordum. Kocama bu durumdan bahsedince benimle dalga geçti. Sen mi kazanacaksın? O sınava tüm Türkiye' den binlerce öğretmen katılıyordur. Benim kazanabileceğime hiç ihtimal vermedi. İnat ettim, sınava girdim. Yıl 2000. Tanıdıklara sınav sonucunu tanıdıkları vasıtasıyla öğrenip öğrenemeyeceklerini sordurdular kocamın anası babası. Onlar sınavı kaybettiğimi söylediler. Nasıl üzüldüm anlatamam. Bir gün sınıfımın kapısı tıklandı. Gelen okul müdürüydü. Bana bir zarf uzattı. Zarfı açtım. Gelen mektup sınavı kazandığımı söylüyordu. Nasıl sevindiğimi bilemezsiniz. Sanki dünyalar benim olmuştu. Ama aynı yıl yurtdışına çıkacaklar arasında değildim. Olsun dedim kendime. Yedi yıldır buradasın, iki sene daha sabredersin. İki sene çok uzun bir zaman değildi geriye dönüp baktığımda. Kurtulacaktım. Bunun nasıl yüreğime sığmayan bir sevinç olduğunu bilemezsiniz eğer çaresizliğe düşmediyseniz. Zaman daha zor geçer olmuştu. Ne zaman bitecekti bu esaret. Evimde hiç gönlüme göre bir eşyam yoktu. Köydeydim ve gönlümün arzu ettiği eşyaları alma imkanım yoktu. Bu arada kocamın anası babası bir geldiler mi en az iki ay yanımızda kalıyorlardı. Yavrularımın düzeni, alışkanlıkları değişiyordu her seferinde. Tahta divanda anamın bana yaptığı çeyizlik yatağımda yatıyorduk. Eskiden anasının olan bir yatak odası dolabını bize vermişlerdi. Dolap olarak onu kullanıyorduk. Oğullarına ve torunlarına bir şey alacak olsalar sanki onu benim için yapmışlar gibi davranıp beni eziyorlardı oğullarıyla birlikte. Bir gün yine bizdelerken koltuk takımı alabiliriz, fiyatı şu kadarmış dediğimde sevgili sevdiğim öyle bir sinirlendi ki sanki ben o koltukları tek başıma kullanacakmışım gibi bunlar neyine yetmiyor diye bağırdı bana. Nasıl oldu bilmiyorum bir sinirle köyden ilçeye koltuk takımı almaya gittik anası ve babası da yanımızda. Ağlaya ağlaya bir takım beğendim istikbalden. Biri yatak oluyordu koltukların. Bu iyiydi çünkü misafir geldiğinde yatak gerek oluyordu.


Devam edecek.
Melekk Kimsesiz



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6338
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3787
4 Hasan Tabak 3503
5 Nermin Gömleksizoğlu 3154
6 Uğur Kesim 3022
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2897
8 Sibel Kaya 2869
9 Enes Evci 2579
10 Turgut Çakır 2276

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1811 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com