Hikayeler

DÖNÜŞ / HİSTERİK RÜYALAR
Okunma: 486
Başarısız YAZAR - Mesaj Gönder


Çorlu'da, Amore Cafenin önünden daha önce de geçmiştim. Gaz pedalını kökleyen orospu çocuğu az kalsın kibritimin el değiştirmesine sebep oluyordu.  Boşuna israf deyip bir şeyi unutmuş gibi anında geri döndüm.
 
Cafenin giriş tabelasında '' sadece aşıklar girebilir '' yazsada, duyguları günlük traşlı, düzgün giyimli, iyi beslenmiş, limiti ve cüzdanın doluluk oranı bir taşraya göre yüksek olan, yada ona özenen, belkide babadan şanslı, metropol yüzlü saçma sapan herif ve kadınların, yine tam bir saçmalık olan Fransız erotizmini ve duygusallığını taklit ettikleri ve paraya çevirdikleri ciddi bir yerdi Amore cafe. İçeri girmek için kalbi kırık, vesaire durumlara göre iki damla göz yaşını, yada mutluluğunu, duruma göre ilanlarını yanında taşıman yeterli değildi oturduğun masada. Bazı yerlerde her şeyin tansiyonu yüksek bir fiyatı vardır. Çayın bile.
 
Fakat çayın yanında eşantiyon kurabiye falan da veriyorlardı.
Belki yine verirler diye düşünüp iki çay söyledim kendime.
 
Duvarda üzgün bir palyaço aynaya bakıp kendi resmini çizmeye çalışıyordu tabloda. '' bu iş yerinde askeri ücret uygulanır '' yazısının hemen yanında duruyordu. Üzgün duruyordu. Bazı şeylere dudak büküp, yolunda gitmeyen kendine,kendi yüzüne fırça çekmeye hazırlıyor gibi bir hisse kapıldım.
Sence hokkanın içine tükürmüşmüdür dedim garson kıza teşekkür edip.
'' Anlamadım '' dedi resme bakıp.
Bence kendi yüzüne tükürenler geçinebilmek için palyaço olur dedim ayağa kalkıp.
'' Bunu bilemezsin '' dedi,
hayır dedim, bilirim
'' peki nasıl '',
Yaklaşık 12 saattir orada ve ayaktaydı bir yıl önce. Ve şimdi bir yıl sonra askeri ücret levhasını gösterdim yanına bir adım daha yaklaşıp.
Çünkü iz bırakan tek şey, bir insanın yüreksiz aynalar karşısında yalnız kaldığında belli etmeden kendi yüzüne tükürmesidir.
 
Masaya dönüp son yudum çayımı çekip dışarı çıktım.
 
Bedavaya getirdiğim 745 km yolculuktan sonra, ara sokaktaki evimin penceresi her zamanki gibi Menekşe birahanesinin kapısına bakıyordu. Aynalı bir tabelanın dışında bıraktığım gibiydi.  Hala hüzünlü ve hala Sıla'sız.
 
Üst katlardan silkelenen sofra bezi artıkları için birbirine düşen serçelere ve nereden geldiği belli olmayan başıbozok, sarımtırak, kararsız, bir şeyleri ima eder gibi kümelenmiş, kısacası  bok rengi, ne idiğü belirsiz yapraklara bakılırsa bodrum kattaki Öküz Kültür Cafe iflas edip çoktan taşınmıştı. Yatak odam vaktiyle Cafenin dört duvar arasına sıkışmış açık alanındaki masalarının üstünde, hemen otuzbir mesafesindeydi.
 
Bir yıl öncesi ve ondan öncesi iki yılın yazının avantajını kullanıp tüllü perdeyi araladığım gibi güya sigara içme bahanesiyle o istikamette balkona atardım kendimi.
Belli etmeden sarhoş olmuş, ama daha çok sarhoş taklidi yapan kadınların aşağıda kalmış çatallarını izliyordum fırsat buldukça.  Fakat ne hikmetse şansım dönmüyordu izleme konusunda. Er yada geç bir grup kunduzun arasında Amerikan porno yıldızlarını taklit eden bir sabotajcı masanın üstüne kendini uluorta atar, kıçını hiç olmadığı kadar çirkinleştirir, bravo alırdı kunduzlardan.
 
Belkide asker eğlencesi aç açtan kalma bir alışkanlıktı benimkisi, bilemiyorum, ama ne zaman masa üstünde, oynak, gönüllü, fırıldak bir kıç görsem, bir başka gece yarısı topuklu ayakkabılarının kalp atışlarını teselli etmeyi bir türlü başaramayan gerçek kadınların siyah ve ölü rujları, fırtınalı bir yağmurun tesellisine yakalanırdı. Seri katillerin, sinirli bencil adamların, gerçekten koca bir hayatı sikecek ve asla kim oldukları bilinmeyecek o sihirbazların 365 gün 6 saat en sevdiği o puslu, kriptolu havalar aklıma gelir.
 
Masaya çıkılır,
masaya çıkılınca anlamını yitirir sigara.
Bir tane daha yakıp korunaklı paralı duvarları,
özgürlüğü götüyle anlayanları
ve kunduzları filmin en çirkin yerinde aşağıda bir yerde
bir masanın üstünde bırakıp gülümseyerek içeri çekilirdim.
 
Gülümsemek deyince,
Cafe'nin müşterileri, işletme sahipleri de iyi geçinirdi benimle ilk zamanlar
Sürekli gülümsüyorlardı balkona çıktığımda.
Bunu kendilerine yeni müttefikler, müşteriler
yeni dostluklar edinmek için yaptıklarını düşünebilirsiniz
ama hayır,
benim dostluğum oldukça sıkıcıdır
Bina da oluşan gürültü kirliliğine imza vermeyen tek kişiydim
ve ipleri benim elimdeydi. Kapı zilimi çalıp teşekkür etmişti işletme sahibi.
Ne demek deyip, el sıkışıp karşılıklı gülümsemiştik.
Elbette büyük ödül benimdi.
Açık hesap ve gülümseme.
 
Bütün apartman sakinleri ile kötü olmuştum ama bu bana fazlasıyla uyardı.
Gülümsemeler arasında aşağıya arada bir sepet salıp düpedüz kullanıyordum orospu çocuklarını o günlerde. Güzel günlerdi. Neredeyse.
 
Boş masalara bakıp bir sigara daha içmek işten bile değildi. Boş masalara bakıp bir sigara içtim.
 
Dalından kopup tribe girmiş bir yaprak masanın üstünde dans ediyordu onlar yerine. Bir sigara daha içtim. Gerçekten dans ediyordu. İşçi olduğuma, hormonlu damarlardan ve erkeksi duygulardan ilham alıp pazu yaptığıma bakmayın, hala kas tutmamış azda olsa bazı yerlerim var. Bu yüzden ilkel insanların neden modern insana göre daha mutlu olduklarını, olması gerektiklerini bazılarına göre daha iyi anlıyordum. Yapay hiçbir zeka da duygu olmamasınıda.
Tanrım,
Kör bir yaprağı hisli bir rüzgar dansa kaldırmıştı buna eminim. Bir sigara daha içtim.
İşte gerçek özgürlük buydu içiyorken.
ve bazı insanlar istese de, asla özgür olamayacaklardı dansa kalkmış yol arkadaşlarıma bakıp bakıp içseler bile.
 
Daha fazla katlanamayacağımı düşünüp perdeyi sonsuza kadar balkonun üstünden tamamen kaldırıp yatak odama geri döndüm.
 
Sadece tek bir pencere kalmıştı geriye kapalı. Balkonu yoktu. Menekşe birahanesini gören salon bu yüzden yeni yatak odamdı. Arap Şükrü '' Götür Beni Gittiğin Yere '' parçasını söylüyordu karanlık bir yerde. Gülümseyip kör bir yaprağın hatırına kendimi iyi hissedip hemen uyudum.
 
Ve her zamanki gibi
 
Sütsüz bulunduğu için hor görülüp sürüden dışlanan bir teke gördüm rüyamda.
Yere yatırılmış.
Bir çoban, yumurtalarını avucuna almış ceviz gibi kırmaya çalışıyordu tekenin.
Bırak dedim ne yapıyorsun sen
'' kurtar beni İsa '' dedi Teke
'' sen karışma '' dedi çoban, kırmaya devam ediyordu cevizleri
İsa değilim dedim.
'' o halde ne işe yararsın sen, her kimsen yardım et bana ''
hiç dedim
'' hiçmiş '' dedi çoban, '' o sana yardım edemez ''
sicim gibi ağlıyordu teke
ağlama dedim, hiç bir şey için buna değmez
'' doğru '' dedi çoban sıkarak
doğru dedim ıslak bir kilotla aniden uyanıp.

Ve Çorlu. Bir hiç uğruna az kalsın yine altıma işemiştim ilk gün...



Başarısız YAZAR



Yorumlar (2)
Kara Visal 20.10.2017 16:22
Muazzam manalar içeriyor anlayana diye düşünüyorum şayet ben vakıf olamadım ama yüksek zümre hakkını verecektir yazar hangi zümreyi amaçladı orası muamma tabi

Başarısız YAZAR 7.11.2017 13:48
Teşekkür ettim Kara Sakal...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4401
3 Mustafa Ermişcan 3789
4 Hasan Tabak 3506
5 Nermin Gömleksizoğlu 3156
6 Uğur Kesim 3023
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2899
8 Sibel Kaya 2870
9 Enes Evci 2580
10 Turgut Çakır 2277

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:530 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com