Hikayeler

SİMİT ATMAK MARTILARA
Okunma: 419
Yalnız Ardıç - Mesaj Gönder


SİMİT ATMAK MARTILARA
Yine kuş cıvıltılarının sesiyle açtı gözlerini Hira. Güneş
doğarken şakımaya başlayan kuşlar, uykusundan uyandırdığı için kızan insanların
aksine Hira’ nın şükretme  sebebi
oluyordu. Güneş doğar doğmaz kalkıp koşa koşa evlerine çok uzak olan denize
giderdi. Vapurla karşıya geçer o sırada martılara simit atar ve tekrar geri
dönerdi evindeki sıcacık yatağa…
Her sabah tekrarlanan bu olay artık hiç kimseye garip
gelmiyordu. Halbuki kim sıcacık yatağından kalkıp sabahın köründe vapur
gezintisi yapardı ki?
Yatağından ok gibi fırlayıp pijamalarını dahi değiştirmeden
öylece çıktı evden. Yanına aldığı kumbarasına mutlulukla baktı. İki günü
kalmıştı iki gün sonra tekrardan başlayacaktı işe. Kumbarasındaki para onun
vapur parasıydı her hafta işe gider kumbarasını doldurur bir hafta idare
ederdi. Koştura koştura girdi vapura hep ilk önce girerdi onun bir yeri vardı
çünkü. Geç kaldığında yerine kimse oturmazdı. Sevinçle yerleşti yerine  elindeki sıcacık ve pamuk gibi olan simide
öyle sevimli bakıyordu ki vapura yeni binen birinin dikkatini çekti. Normalde o
vapura binmezken o gün binesi tutmuştu ve görmüştü Hira yı. Pijamalarıyla
sabahın bu saatinde küçücük çocuk ne yapıyor burada diye düşündü. Tam o sırada
Hira ayağa kalkıp simit atmaya başladı martılara. Her simit attığı martıya da
el sallamayı eksik etmiyordu. Yeni yolcuya çok garip geldi bu hareketleri.
Yaptıklarının arkasında mutlaka bir şey olduğunu düşündü ve bu sırrı çözmeye
karar verdi.
İki gün geçmişti. Hira’nın parası bitmiş ve çalışmaya
başlamıştı. İşi ise simit satmaktı. Vapura binen yeni yolcu Hira yı bu sefer
simit satarken görünce yanına gitti.
-Merhaba tatlım. Simitleri
çok seviyor olmalısın neden kendin de bir tane yemiyorsun?
-Evet, çok seviyorum
simitleri ama tatları güzel olduğundan değil. Postacıların simit karşılığında
mektubumu ilettiğinden dolayı.
-Nasıl yani postacılara
simit veriyorsun onlarda senin mektubunu mu gönderiyor?
-Hı hı aynen öyle. Almak
ister misiniz?
-Ah tabi ki ben üç tane alayım.
-Teşekkürler.
-Bu paralarla ne yapacaksın
bakalım? Bir bisiklet veya bir oyuncak mı?
-Hayır simit alacağım.
Bu cevap üzerine oldukça şaşıran yolcu vapuru kaçırmamak
için sorularını erteledi. Ama bu işin peşini bırakmayacaktı. Bu koca insan gibi
olan miniğin sorunu olmalıydı. Onu bu kadar olgunlaştıracak ne olabilirdi ki?
Yine bir sabahtı güneşin sımsıcak ışığıyla aydınlattığı,
insanların ona nefretle baktıkları. Vapura binen insanlar büyük bir eksiklik
hissediyorlardı. Neşe kaynakları olan Hira’nın vapurda olmadığını gördüklerinde
içlerini bir korku sardı. Ne olmuştu ki Hira vapura gelmemişti? Yeni yolcu ise
diğer insanlar gibi düşünmek, fikir üretmek yerine Hira’nın evine gitmeye karar
verdi. Çünkü insanların dediğine göre Hira karda yağsa fırtınada kopsa vapur
çalışmasa dahi her sabah buraya yani denize gelirmiş. Yoldaki insanlara sora
sora buldu sonunda evini. Şanslıydı çünkü Hirayı tanımayan yoktu. O
sokaktakilerin dilinde pijamalı deli çocuktu.
Hira’nın evini gördüğünde dehşette kaldı. Eski bir gecekondu
ufak bir rüzgarla yıkılacakmış gibi görünen bu evde, o huzurlu ve sıcak kalpli
simit satan çocuk yaşıyormuş demek ki dedi kendi kendine. Kapıyı çaldı. Çaldı..
açan kimse olmayınca endişelenip zorladı kapıyı ama fazla enerji harcamaya bile
gerek yoktu kapı kendiliğinden açılmıştı. Evin tek odası vardı zaten hemen
oraya yöneldi. Rutubet kokan odada yırtık, eski bir kanepede yatıyordu Hira.
Ateşler içerisinde.onu öyle görür görmez eli hemen telefonuna gitti ambulans
çağırmalıydı, Hira çok hastaydı. Ama onu engelleyen bitkin, telaşlı, Çaresiz minik
çocuğun sesi oldu.
-Dur lütfen önce beni bir
dinle. Hastaneye gitmeme gerek yok.
Öksürdü defalarca konuşamıyordu bir derdi vardı ama
anlatamıyordu kadına.
-Sakin ol canım hastaneye
gitmemiz lazım bu halde duramasın tek bir dakika bile kaybetmeyelim çok hasta
gözüküyorsun.
-Lü- lütfen dur. Mektup..
Mek-tubu al..
Hiranın gösterdiği yere baktı bir mektuptu. Hızlıca açtı ve
okumaya başladı. Mektup bittiğinde ömründen ömür gitmişti üzüntüden. Hira
kanserdi. Lösemiydi. Ailelerinde genetik olan bu hastalık Hiranın ikiz
kardeşini ve annesini almıştı ondan. Ve sıra ona gelmişti.
-Bugün gidemedim postacıya,
veremedim simit.
Diyerek ağlamaya başladı Hira. Kadın ne yapacağını
bilememişti. Ambulansı mı çağırmalıydı yoksa Hirayı mı sakinleştirmeliydi?  Dayanamadı kızın hıçkırıklarına ve zorlukla
konuşmaya çalışan kızı susturdu.
-Ben veririm simit postacıya
söz ama ona ne vereceksin götürmesi için hem kimmiş bu postacı?
-O.. O..  Vapurda her sabah beni bekler. Simit
karşılığında götürür...
-Neyi?
-Anneme ve miraya selam...
Nolur sen söyle...
Son cümlesiydi bu. Tamamlayamamıştı. Yetmemişti gücü.
Hira hastanede yatıyordu. Doktorlar ellerinden geleni
yapacaklardı.
Kadın Hiranın dediklerini anlamaya çalışıyordu. Ne demek
istemişti?  Vapura binip Hirayı tanıyanlara
sormaya karar verdi.
Ertesi sabah vapurdakilere Hira nın hasta olduğunu söyledi
ve birine olanları anlattı. Hiranın dediklerini bilip bilmediğini sordu.
Duydukları çok şaşırtmıştı kadını. Hira nın annesi ve ikizi Mira ile mutlu bir
hayatı varken, kanser belası gelip ikisini almıştı Hira dan. Ve bir akrabası
alıp Hira yı buraya annesinden kardeşinden uzaklara getirmişti. Ve Hira nın postacı
dediği kişi martılardan başkası değilmiş meğer. Her sabah vapura gelip
martılara simit atıp annesine ve ikizi ne selam göndermelerini söylermiş ondan
mış el sallaya sallaya simit atması. Minik yürekli, sıcak kalpli bu çocuk selam
yollarmış martılarla sevdiklerine. Kadın hemen bir simit alıp ağlaya ağlaya attı
martılara. El sallamayı da ihmal etmedi.
-Postacılar ! İletin Hiranın
selamını sevdiklerine.
Haftalar geçmiş. Kadın hep Hira nın yerine simit atmış martılara.
Doktorlar sıcak kalpli bu çocuğu iyileştirmek için söz vermişler.
Hikayesi dillerde destan olan Hira, günden güne iyileşiyormuş.

Ve Hira sayesinde anlamış insanlar martıların bu telaşını.
Meğer ne acılar ne sevinçler ne selamlar taşıyormuş onlar.
Eğer sizde öğrendiyseniz artık Hira nın hikayesi nı,
bir martı gördüğünüzde telaşlı,
emin olun ki Hira nın selamını taşıyordur...
“selam taşıyan martılara ”



Yalnız Ardıç



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6450
2 Firari Fırtına 4495
3 Mustafa Ermişcan 3959
4 Hasan Tabak 3621
5 Nermin Gömleksizoğlu 3251
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3116
7 Uğur Kesim 3097
8 Sibel Kaya 2960
9 Enes Evci 2663
10 Turgut Çakır 2339

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:129 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com