Hikayeler

BEŞİNCİ SİGARA
Okunma: 91
Ayberk K - Mesaj Gönder


Öldüm. Öldüğümü zannettim. Saat 23.50´ydi, yatağın
karşısında duran o koca saat bunu söylüyordu. Başımda iki kadın duruyordu,
gözlerim bulanık bir halde sadece sağa sola bakıyor ve duruyordu. Öldüğümü
zannediyordum, nereye geldim? Bu sabah 4´te kalktım, güneşin doğmasına saatler
vardı. Kalktım. Kalktım evet, 4´te kalktım tuvalete doğru birkaç adım attım.
İçeri girdim, sadece yutkundum. Ne bir kelime edecek halim kalmıştı ne de
kendimle yüzleşebilecek cesaretim. Pijamamı indirip, işedim. 2 bira içip
yatmıştım, işedikçe işedim. Elimi yıkadım, uyuyamam dedim. Yüzümü olabildiğince
soğuk akan suyla yıkadım. Tuvaletten çıktım, odaya geçtim. Masada duran sigara paketine
baktım, o da bana baktı. Paketten aldım, yaktım bir tane. Değiştireyim deyip duruyordum
ama haftalardır vazgeçemedim şu paketten. Televizyona hiç dokunmadım, daha güneş
doğmamışken televizyon kaldıracak kafam yoktu. Bilgisayarı açtım, gelen
e-postalara tekrar baktım. Araya yayınevine aylar önce gönderdiğim bir kitap
başvurundan gelen mesaj vardı. Okumayı unutmuşum. Okumalı mıydım? Okumamalı
mıydım? Sigaramdan uzun ve içten bir şekilde çektim, kafamı tavana doğru
kaldırdım, yavaşça çıkan dumanı izledim. Bir anda çıkıp, usulca dağılıyorlardı.
İnsanda böyleydi. Yıllar evvel böyle bir dumanın birlikteliğiyle yaşıyordum, şimdi
yalnız başına bir apartman köşesinde kalmış, hayatımı sorguluyordum. Mesajda
görüşmeye bekleniyordum. Mutfakta kısa bir kahvaltı yaptım tabi buna kahvaltı
denirse. Bunca şeyi yaparken saat anca 5 buçuk olmuştu. Gökyüzü hala
yıldızlarını saklamamıştı, biraz seyretme umuduyla dışarı çıktım. Lanet olsun!
Bu koca şehri sevmiyorum, bu binaları dikmeseler olmuyordu değil mi? Her
yanımız griler içerisinde her yanımız betonlar içerisinde. Kimiz biz? Her yıl
sinemalarda gösterime giren ya da garip garip animasyonlarda sergilenen X
gezegeninde yaşayan varlıklar mı? 20 katlı bina mı olur? 20 kat! Gökdelenler
şart mıydı? Göğe çıkınca ne olacaktı? Bulutlara ellerimizle dokunup, onlarla mı
konuşacaktık? Bir şey olacağı yoktu, ikinci sigaramı yakıyordum ki yine öksürük
tuttu. Boğazıma gelen balgamı az evvel küfrettiğim insanlara benzer bir şekilde
yola tükürdüm. Kimse yoktu sokakta, yokuş aşağı yürüdüm. On belki on beş dakika
sonra sahile geldim. Denizin sesini kulaklarımda duymak, açıklıkta yıldızları
biraz seyrederim diyordum. Saat 6 oldu, hatta geçmeye başlamıştı. Gitti. Birçok
şey gibi o yıldızlarda güneşe boyun eğip gitti. Şafak söküyordu. Ceketimden
ikinci sigarayı çıkarıp öyle yaktım. Yıldızlar için yaktım bu sefer. Onlar için
hiç içmemiştim. Üsküdar´ı seyrettim karşı kıyıdan, şöyle Kız Kulesi´ne baktım
uzaktan. Sonra kafamı sola çevirip Galata´ya baktım. Galata Kulesi, Kız
Kulesi´ne onu sevdiğini bir kez olsun söyleyebilmiş miydi acaba? Umurumda
değil. Nasıl olsa bu insanlar onların aşklarına da engel olurlar. Bu şehri sevmiyorum
artık. Dillere destanmış, birçok devletin himayesine girmişmiş! Bana bunları
anlatmayın diye söylenip duruyordum. Sabah evden çıkarken ne yapacağımı
düşünmemiştim. Öylesine, sadece yıldızlar için çıkmışken şimdi saatlerdir
yürüyordum. Günlerden neydi? Neydi gerçekten bugün? Haftanın kaçıncı günüydü?
Umurumda değildi. Ne olacaktı öğrenince? Geçen bir günün daha ardından bir bok
yapamadım mı diyecektim? Otobüse bindim, Anadolu yakasına mı geçseydim acaba? Yok,
İstanbul´dan gidiyordum nasıl olsa. Bavul almadım, sadece bir çantam vardı.
Bavul kadar da vardı meret çanta. İçine kıyafetlerimi koymuştum,
bilgisayarımdan vazgeçemezdim. Şarjlar, parfüm… Ivır zıvırlar vardı. Nereye gideyim?
Param vardı. Çeviriden gelen para ile halimden memnundum, seviyordum çalıştığım
şirketi. Ben çok şey seviyordum da acaba o çok şeylerden sadece birazı beni az
çok seviyor muydu? Muamma. Atatürk Havalimanı´na geldim. Ah ah, şöyle bakayım
uçak kalkarken şu şehre. Şirketten bir haftalık izin almıştım, iki günümü evde
geçirdim. Üçüncü gündü ama haftanın hangi günüydü, unuttum. Saat 9 oldu. 6´da
sahilde yıldızlar için sigara içerken saat 9´da Atatürk Havalimanı´na yeni
geldim. Vay anası, ne yapmışım onca saat? Niye düşünüyorum ki? Gereği yoktu.
Biletim de yoktu acaba kaç paraya alacaktım bileti? Pasaportum ve vizemi de atmıştım
çantama. Evden çıkarken ne kadar da çok şey yapmışım. Acaba saat 6´da sahilde
miydim? Yoksa daha evden mi çıkıyordum? Ah, bir de saate yanlış bakmış
olmayayım. 9´u çeyrek geçiyordu, ilerledim. Hangi havayolu olduğu umurumda
değildi oraya gidene kadar ama vazgeçemedim. Gittim THY´den aldım bileti. 10´a beş
kala bir uçağın olduğunu ve beş kişilik yer olduğunu diye bir başladı anlatmaya…
Tamam sakin, niye bu kadar uzun anlatıyorlar ki? Aldım. Üçüncü sigaramı
içemedim. Havalimanına girmeden içerim diyordum. Pakette sadece iki tane kalmış
meğer. Siktir! Olacak iş mi bu? Burada bir şey içmeye kalkıp para harcama niyetinde
değildim. Tamam, maaşımdan memnundum ama bu kadar da para harcamaya hevesli
biri değildim. Öğlen yemeğine Roma´da olacaktım. Roma… Niye İtalya? Günlerden…
Ah, evet şükür ki tarih yazıyor bilette. Kadıncağıza sormadım bile. Telefonumu
daha açmadım, iki gündür kaç kez aramışlardı acaba? Arayan olduysa ne mutlu
bana. Bilgisayardan niye bakmaz ki bir insan? Neyse bilette yazıyordu. 8 Nisan 2018
Pazar. Bula bula bugünü mü buldum? Kalan haftamı da İtalya´da geçiririm diye
umut ediyordum. Perona gelmiş uçak, bindim, oturdum koltuğuma. Cam kenarı
kalmamıştı maalesef. Ah keşke bir gün daha sabredebilseydim. Dönmek
istemiyordum bu şehre. Sıkılıyordum. Hem de çok sıkılıyordum. Otuzumu aşmış,
bir bokun olmadığını yeni anlamıştım. Niye yaratıldım? Gerçekten niye? Uçak
inene kadar uyumak istiyordum, kimse uyandırmasın! Hostesler bir şeyler vermesin
bana, es geçsinler beni ama kahvaltı yapmadan da uçağa binilir mi? Evde bir bok
yemedim. Sabah oyalanarak iş yaptım. Yumurta ile geçiştirdim. Keşke bir çorba
içseydim. Sabahları içilen çorba kadar sevemedim şu hayatta hiçbir şeyi. Çocukken
babamla bazı sabahlar gider beraber içerdik. Ben okula o işine giderdi. Şimdi?
Bir sigara dumanın ağızdan çıkışından iki dakika sonrası gibiyim. Dağılmış,
savruk. Tek yön almıştım bileti de. Tanrı´dan bir işaretti belki. Bu şehre uzak
kalmak mutlu edecekti beni. İtalya´yı seçtim. Neden falan diyorum da biliyorum
aslında en güzel sebebini. Özlediğim, çok özlediğim biri vardı. Bu hayatta
sevdiğim birçok şeyden daha çok sevmiştim. Standart bir aşk hikayesi değildi. İtalya´ya
ben git demiştim. Son gecemizde iki şişe şarap devirmiştik beraber. Son kez
sevişmiştik. Sarı saçları vardı, masmavi gözleri. Bir nimetti belki bu iki
birleşim şu hayatta. Sarışın bir kadındı, gözleri sabah baktığım denizdi.
Denizi de onun için sevmiştim. Yıldızları da… Fiziği güzel bir kadındı. Ne
giyerse giysin yakışırdı. Bacakları Roma İmparatorluğu´ndan kalma sütun bloklar
gibiydi. Vücudunu mermerlere oyabilirdiniz. Güzeldi, çok güzel. Ben niye onun
yanına gidiyordum? Ne yapacaktım ki onun yanında? Haberi bile yoktu, nereye
gittiğimi bile bilmiyordum. Ulan Roma´ya niye gidiyorum ki? Ya farklı bir yere
gitmişse? Ya İtalya´da yoksa? Saatlerce aklımı kemirdi bu sorular. İnene kadar
ne olacağından habersizdim. Saatin kaç olduğu önemsizdi. İnince bir şeyler
yemek istiyordum ve güzelce bir sigara içmek. İtalyan sigaraları güzeldir
umarım. Pilot açıklamasını yaptı, inişe geçtik. Bir kuşun özgürlüğüne kavuşması
gibi indim uçaktan. Bacaklarım uyuşmuştu. Uyurum diyordum ama uyumamıştım.
Roma´ya gelmiştim. Ne kadar da çok bilirdim ya Roma´yı. Çıktım, aldım sigaramı.
Üçüncüydü bugün. Kaça kadar gideceği de umurumda değildi. Güzelce içtim. Her
içime çekişimde birçok kelime daha geçti aklımdan. Taksiye bindim. İtalyanca
falan bildiğim yoktu, İngilizce olarak tarif ettim bir şeyler. Roma´da
dolaşmaya başladım indikten sonra. Girdim bir yere, kahvaltı falan erteledim. Öğlen
olmuş güzel bir makarna yerim diye aklımdan geçirirken, yok farklı bir şey
olmalıydı. Etli değişik bir ismi vardı meret yemeğin. Söyledim, yanına da şarap
istedim. Bir sürü şey saydı. Ha, dedim bu. Şu İtalyan şarabından getir bana.
Fransız şarabı falan içecek halim yoktu. Geldi hepsi. Dördüncü sigarayı işte o
zaman yaktım. Şimdi bir otele gitmeliyim diye düşünürken benim oturduğum
masanın üç masa ilerisinde sağ çaprazımda güzel bir kadın ilişti gözüme. Eteği
siyah, bacaklarına güzel bir çorap geçirmiş, bordo topuklu ayakkabıları içtiğim
şarap kadar çekici duruyordu. Giydiği gömleğin dekoltesinin ise hesabı yoktu.
Esmerdi. Siyah saçları dalgalıydı, güzel küpeleri ve muazzam dudakları vardı. Bakıştık
dakikalarca bakıştık. Yanına gitmedim. Gönül eğlendirme ya da cinsel şehvetin
doruklarına çıkma niyetinde değildim bugün. O denli bir adam değildim ama gönül
eğlendirmeyi seviyorum iki yıldır da böyle olması gerekiyordu. Gecelik bin
liralık otel mi olur ulan? Otellere bak. Neyse ideal bir fiyata buldum bir yer.
Çıktım odaya, üzerimi değiştirdim. Uyumayacaktım bu sefer. Bunca şey olurken
saat 5 olmuştu bile. Güneş batıya yönelmişti. Roma´da biraz gezdikten sonra otel
araması derken zamanı biraz geçirmiş olabilirim tabi. Otelin çok güzel manzarası
vardı. Sevdim. Uzun zaman sonra iyi gelen bir manzara idi. Telefonumu şarj
ettim, o kadar çok mesaj ve cevapsız arama vardı ki cevaplamayla uğraşacak
halim yoktu. Numarasını düşünüyordum. Acaba aynı mıydı? Değiştirmiş olabilir
miydi? Türk hatlarından birini kullanıyor muydu hâlâ? O telefon numarasının kaydı
hiç değişmemişti. 2 yıldır da o güzel ismiyle duruyordu. Adresini ayrılmadan
önce vermişti ama bu da aynı mıydı? Ah, niye geldim bu şehre ben? İtalya ölüm
sebebim olacak! Gerçekten öyle! Telefonun ana ekranına sabitledim adresi, telefon
numarasını da altına yazdım bir şey olursa direkt olarak bunu kullanırım diye
umut ediyordum. Balkona çıktım güneş alçalırken, gökyüzü kızıla boyanırken. Başımın
döndüğünü hatırlıyorum, etraf bir anda karardı, balkonun demirine tutunamadım.
Tutamadım o demiri! Göremeyecektim bir daha bana denizi hatırlatan o gözleri. Özgürlüğüne
kavuşmaya çalışan bir kuşun son kez havalanmaya çalışması gibi çırpındım, boşa.
Saat 23.53 olmuş, anlamsızca bakışımı sürdürüyordum. Sağ tarafımda biri vardı
İtalyanca bir şeyler söylüyordu. Ne söylüyordu? Ne söylemesinden ziyade kimse söylüyordu?
Sol tarafımda bir kadın vardı. Kimdi acaba? Yine gözlerimin kapandığını ve dudaklarımın
arasından çıkan bir ses. Onun ismini sakince söyledim. Bir el, elimi tuttu.
Sonrasını hatırlamıyorum. Sabah 7´de tekrar uyandım. Bu sefer gerçekten nerede
olduğumu, o kadının kim olduğunu bulurum umuduyla kalktım. Odada kimse yoktu.
Hiç kimse. Dün akşam biri vardı. Şimdi yok olmuştu. Sol tarafta iki çekmeceli,
beyaz bir komodin vardı. O tarz bir oluşumdu. Üzerindeki telefonun önünde bir kâğıt
duruyordu. Aldım, Türkçe ve İtalyanca birkaç satır. ‘’Geleceğim, bekle.’’ yazmış.
İtalyanca ne yazdığı hakkında da pek fikrim yoktu açıkçası. Düşünecek durumda
da değildim. Kim gelecekse gelsin ne oldu bana? Bu sözlerimin hepsi polisin benden
aldığı ifadeye geçti. İngilizce yazdırdım hepsini. Her bir kelimeyi, her bir
ayrıntıyı atlamadan son iki günümü geçirmişim ifadeye. Telefonumu zaten polis bulmuş,
ceketimin iç cebinde duruyormuş. Kilidi falan da yok telefonun, basınca
açılıveriyor. Muhtemelen ekranda öylece yazdığım adres ve telefon üzerinden
haber verdiler ona. Polis bittikten sonra anlamsızca yüzüme bakıp bir şeyler
dedi. Yanındaki hemşirenin İngilizcesi sayesinde öğrendim durumu. Geçmiş olsun deyip
iyi dileklerini iletmiş. Elbette gelmiş! Gerçekten geleceğim derken saatlerce
kapının önünde durmuş. Odaya geldiğinde sol tarafım duracak ve bu sefer
gerçekten öleceğim zannediyordum. Bundan sonra ne olacaktı? 



Ayberk K



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6159
2 Firari Fırtına 4227
3 Mustafa Ermişcan 3417
4 Hasan Tabak 3303
5 Nermin Gömleksizoğlu 3006
6 Uğur Kesim 2907
7 Sibel Kaya 2732
8 Enes Evci 2429
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2390
10 E.J.D.E.R *tY 2215

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:49 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com