Denemeler

TEŞKİLATI MAHSUSA FEDAİSİ ALMAS EFENDİ
Okunma: 148
MUSTAFA ESER - Mesaj Gönder


1.Dünya Savaşı’nda T. E. Lawrence ve Gertrude Bell gibi İngiliz ajanlarının isimleri bıkmadan zikredilir. Oysa Teşkilat-ı Mahsusa ajanları bilinmez,zira haklarındaki belgeler
son derece kısıtlı. Savaş şartlarına göre yeniden yapılandırılan TM,faaliyetlerini bir şekilde gizli tutmayı başarabilmişti.Biraz da bu yüzden mensuplarıyla ilgili bilgiler sonradan yazılan çalışmalarda çoğu zaman anılar, söylentiler,bazen de hakikatle ilgisi olmayan kurgular
çerçevesinde şekillendi.Ancak yabancı devlet arşivlerinde bulunan kayıtlar zaman zaman bu
gizlilik perdesini aralamamıza imkân tanıyor.Bu çerçevede bir TM ajanı olarak İstanbul’dan
başladığı yolculuk Sudan’daki Mısır/İngiliz karargâhında noktalanan Almas Efendi’nin
hikâyesi,TM’nin gayrinizami harp operasyonlarına ışık tutması bakımından önemli.
   Sudan’ın yerlisiydi Almas Efendi.1900 yılında 9. Sudan Birliklerine Mısır Sahil Koruma Görevlisi olarak katıldı. Mısır ordusunun görev ve yetki sahasında 1907 yılında Yüzbaşılığa
terfi etti ancak beş yıl sonra kaçakçılığa göz yumduğu gerekçesiyle görevden uzaklaştırılacaktı.Öyle anlaşılıyor ki, Trablusgarp Harbi sırasında İtalyanlarla savaşan Türkler lehine sahil kaçakçılığına göz yummuştu.
   Derne’de Enver Bey’e katıldığını ve Jandarma Yüzbaşısı olarak atandığını biliyoruz.Daha sonra İstanbul’a giderek özel bir eğitim aldı.Enver Paşa’ya yakınlığıyla bilinen Almas Efendi (İngiliz kayıtlarında Almaz Abdulla olarak geçer) İngiliz soruşturma dosyalarında kaydedildiği üzere “rengi ve milliyeti” sayesinde 1. Dünya Savaşı arifesinde kendi topraklarında çok özel bir görev üstlenmiştir.İstanbul’dan ayrıldıktan sonra bir aralık Kahire’de, ardından Mısır’ın batı sınırında görüldüğü kaydedilir.Muhtemelen bu bölgeyi
İngilizler aleyhine tehdit eden Sunusilerle de teması olmuştu. Buradan Cidde’ye gitmiş olabileceği tahmin ediliyor.
   İlk seyahatine dair kayıt 16 Ekim 1914’ü, yani Osmanlı Devleti’nin henüz savaşa dâhil olmadığı günleri gösterir. O yola çıktıktan kısa süre sonra savaşa girilecekti.Derviş
kılığında subay 7 Kasım’da Cidde Valisi’nden emir alan Almas Efendi, beraberinde
altı kişiyle birlikte bir sambuk (Basra Körfezi’nde ve Kızıldeniz’de kullanılan bir çeşit yelkenli tekne) ile denize açıldı. 12 Kasım gecesi Port Sudan dışında bir Takarna (Sudan ahalisinden bir sınıf - Batı Afrika kökenli Sudanlılara verilen isim) köyünde “yerliler
gibi giyinmiş şekilde” görülen ekip burada kalacakları odayı temin etti.16 Kasım saat
11’de Almas Efendi derviş kıyafetinde çıkıyordu karşımıza.Port Sudan’da Mısırlı subayların
bölgesine gelerek 3. Tabur komutanına görüşme talebinin bildirilmesini istedi.Amacı Mısırlı subaylara -kendisine verilen emir çerçevesinde- Türk ordularının durumu ve hareketi hakkında bilgi vererek onların görüşlerini almak,muhtemelen İngiliz ordusuna karşı itaatsizliğe ve Osmanlı Devleti lehine olabilecek her türlü harekete teşvik etmekti.Tabur
komutanı Binbaşı geldiğinde kendisini Türk binbaşısı kıyafeti içinde bekleyen biriyle karşılaştı.Oysa bekleyenin bir “dilenci” olduğu söylenmişti kendisine. Öyle anlaşılıyor ki karargâha girene kadar bir münzevi görüntüsü çizen Almas Efendi’nin kıyafetinin altında
Türk subay üniforması vardı.
   Binbaşı odaya girmeden üzerindeki kıyafeti çarçabuk çıkartmıştı.Görüşmeden sonra akşam 7’de yine yöresel kıyafetlerle Binbaşı ile görüşmek üzere karargâha geldiği anlaşılıyor. İstanbul’dan Enver Paşa’nın emriyle “gizli bir misyonla” “Mısırlı subayları görmek” ve savaş hakkında görüşlerini öğrenmek üzere geldiğini söyleyen Almas Efendi,Mısırlı subayları İngilizlere karşı “baştan çıkartmaya” çalışmıştı.Ancak Binbaşı ve yardımcısı subayların yüksek “sadakatleri” sayesinde karargâha çağırılan Wilson Paşa tarafından tutuklanıp üzeri aranınca şifreli dokümanlar ortaya çıkacaktı. Kaldığı odada yapılan aramada
birçok belge ele geçirildi.
   Mektuplardan biri Savaş Bakanlığı’na yazılmıştı.Almas Efendi’nin yargılamasından
evvel ele geçirilen mektupta Cidde Valisi’nden aldığı emirler, asker ve yerli halkı
nasıl isyana teşvik etmeyi planladığı,Kordofan’a (Sudan’ın orta kısımlarını kapsayan bölge) giderek Emir Ali Dinar’ı (ö. 1916) ve Şeyh Sunusi’yi (tam ismi Sidi Ahmed eş-Şerif,ö.1933) görme niyetine ilişkin malumat vardı.
   Bu isimler Almas Abdullah için hayli önemliydi. Her ikisinin de İngiltere ile mücadele etmek için yeterli sebebi vardı çünkü. Sunusi tarikatının önde gelen liderlerinden Şeyh
Sunusi, yıllarca Afrika’da işgalci Fransızlara ve İtalyanlara karşı mücadele etmişti. Ali Dinar ise Darfur Emiri olarak biliniyordu ve sınırları Fransız sömürge sahası tarafından daraltılmaktaydı. Bunun yanı sıra İngilizlerin ilk fırsatta sultanlığını ortadan kaldıracağını
biliyordu.
   Almas Abdullah çapraz sorguda mektubun kendi el yazısı olduğunu söyledi. Yargılanmasının ardından kurşuna dizilerek idamına karar verildi. Bu hadise Türk yetkililerin
denediği ve deneyebileceği yöntemleri İngiliz yetkililere göstermesi açısından oldukça tedirginlik verici bir hadise olarak kayda geçiriliyordu.Almas Efendi’nin Osmanlı Devleti’nin savaşa dâhil olmasından kısa süre önce başlayan ve 1915 Haziran’ında sona eren girişimi merkeze alındığı takdirde Osmanlı’nın Cihan Harbi’nde yürütmeyi planladığı
gayrinizami harp faaliyetlerinin ipuçları da ortaya çıkar.
   İlk olarak, İtilaf güçleri bünyesindeki Müslüman askerleri içinde bir kalkışma yaratarak bunun geniş bir alana yayılması hedefleniyordu.İkinci olarak da bölgenin yerlisi ajanlar vasıtasıyla “çete teşkil ederek” yerli Müslüman birliklerin nabzı tutulacaktı. Böylece İngilizlerde her an tehdit altında oldukları endişesi oluşturmayı planlıyorlardı.Almas Efendi’nin girişimi -Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı sırasında yürüttüğü propaganda ve
istihbarat faaliyetlerinin tamamı için söylenebileceği gibi- düşmana kıyasla yetersiz kalmıştır. Çünkü mücadele edilen devletler -başta İngiltere olmak üzere- birlikleri çok daha reel tezlerle iknaya çalışıyor,karşı propaganda yürütürken de sosyo-ekonomik durum başta
olmak üzere pek çok şartı göz önünde bulunduruyorlardı. Bu durumun Türk tarafınca doğru okunamayıp tedbir alınamaması, düşmanın yazılı ve görsel propaganda materyallerinin ikna gücünü artırıyor,sonuçta Almas Efendi gibi propagandacıların çabaları boşa çıkıyordu.Öyle ki İngiltere’de savaşın başında kurulan Wellington House [Propaganda Ofisi] bu işin merkezi
olmuş,görsel ve yazılı materyallerden faydalanılarak Britanya İmparatorluğu’nun savaştaki
güç ve etkinliği gösterilmiştir.Cihad-ı Ekber yolunda Almas Efendi’nin nabzını yokladığı
Sudanlı yerli birlikler gibi, Cihad-ı Ekber’in hedefinde olan uzak coğrafyalardaki Müslümanlar da Halife-Sultan’ın zaferi için ümitlenmişler,ne var ki sadece yerel seviyede
girişimlerde bulunmuşlardır.
    İngiliz karşıtı tutumunu, Cihad-ı Ekber’in ilanından sonra Enver Paşa’dan aldığı mektuplar ve belki de Almas Efendi ile irtibat kurduktan sonra fiile geçiren isim, Darfur Sultanlığı Emiri Ali Dinar olmuştu.Bu anlamda belli bir bölgenin sultanı olarak İtilaf  Devletlerine karşı Cihad-ı Ekber’i gerekçe göstererek harekete geçen az sayıda yetki sahibinden biriydi.Sudan’da özerk bir yapı olarak görülen Ali Dinar’ın emirliği kapalı bir
kutu gibiydi. Hiçbir Avrupalının başkentine girişine izin vermeyen Ali Dinar’a İngilizler kontrollü bir özerklik tanıyordu. İngilizler tarafından ele geçirilen 3 Şubat 1915 tarihli,
Enver Paşa imzalı mektupta Ali Dinar, Enver Paşa tarafından Cihad-ı Ekber’e davet ediliyordu. Bu davet ve devamındaki muhtemel yazışmalar silah ve mühimmat desteği de
vaat ediyordu kendisine.Ekim 1915’e gelindiğinde çeşitli sebepleri gerekçe göstererek İngilizlerle ilişkilerini -öncelikle yazışmalardaki üslubunu sertleştirerek,hatta hakaret ederek- bozduğu görülüyordu.
   Sudan Serdarı Wingate ile yaptığı yazışmalarda, “…senden korkmuyorum,Allah adına ve
onun yardımıyla seninle savaşacağım…” gibi ifadeler kullanmıştı.Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın görevden alınarak yerine Hüseyin Kâmil’in atanması gibi gelişmelerden duyduğu
rahatsızlığı dile getirmekten de geri durmuyordu.
   Ancak Ali Dinar’ın İngiliz karşıtlığının altında öncelikli başka nedenler olduğunu söyleyelim. Her şeyden evvel, sınırlarını Batı kabilelerinden korumak için İngilizlerden
istediği silahlar, İngilizlerin engellemesi nedeniyle henüz gelmemişti.Diğer taraftan, Fransızlarla olan sınırına (Emir Ali Dinar’ın bölgesi Fransız Sudanı ile sınırdı) Fransız birlikleri tarafından yapılan ihlaller nedeniyle babasından beri kendi Sultanlığı sınırlarında olan bazı toprakları kaybetmişti. Kendisi bu işgale son verilmesi için başvurduğu halde
İngiltere bu konuda herhangi bir adım atmayı reddetmişti.İngilizlere göre “dini fanatizm”
yanında A li Dinar’ın “cihad-ı e kber” in etkisiyle İngilizler aleyhine harekete geçmesinde bu tip faktörler de etkili olmuştu. Ancak Ali Dinar’ın çabaları boşa çıkacaktı. Mart 1916’da
İngiliz saha birlikleri harekete geçecek ve Kasım 1916’da tamamlanan harekat neticesinde Ali Dinar hayatını kaybedecek ve oğulları esir edilecekti.
   Almas Efendi ile bu seyahati sırasında temas kurması muhtemel bir başka isim Şeyh Sunusi idi. Osmanlılar ile bağlantısı 1911’den, yani İtalyan işgalinden sonra kayıtlara
geçmişti.1. Dünya Savaşı başlarında Türklerle ilişkisi hayli muğlaktı.Mısır’daki İngiliz yetkililerle de irtibatı vardı.
   Şeyh Sunusi’nin pozisyonu yalnızca Türkler ve İngilizler için önem arz etmiyordu. İtalyanlar için de kritik bir konumdaydı. İngilizler Mısır’ın batısına saldırması ihtimalini
göz önünde bulundurmalarına rağmen,faaliyetlerinin bölgedeki İtalyan varlığını kısıtlayıcı bir tesiri olduğunu göz önüne alarak ona karşı ılımlı bir tavır sergiliyorlardı.Yine de savaşın devamında İngiltere’nin Batı sınırını tehdit etmeye devam etmişti.
   Almas Efendi hakkında hazırlanan istihbarat dosyasında Mısır’ın batı sınırında görüldüğünden bahsediliyordu.Bunun sebebi muhtemelen Şeyh Sunusi veya temsilcisiyle
görüşmekti.
   Sonuç olarak, Osmanlı Devleti’nin özellikle Mısır’daki İngiliz varlığını tehdit amaçlı faaliyetlerine katılan Ali Dinar ve Şeyh Sunusi gibi bölgesel liderlerle muhtemelen temas
kurmuş olan Almas Efendi, 1.Dünya Savaşı yıllarında benzer görevlerle çeşitli bölgelere gönderilen diğer Osmanlı ajanları gibi riskli bir görev üstlenmiş, ne var ki yakalanarak
idam edilmişti.



MUSTAFA ESER



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6186
2 Firari Fırtına 4252
3 Mustafa Ermişcan 3468
4 Hasan Tabak 3332
5 Nermin Gömleksizoğlu 3029
6 Uğur Kesim 2924
7 Sibel Kaya 2754
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2527
9 Enes Evci 2454
10 E.J.D.E.R *tY 2221

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2271 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com