Denemeler

SIRADANLIK-NEFS
Okunma: 68
MUSTAFA ESER - Mesaj Gönder


   Bismillahirrahmanirrahiym.
   Hamd alemlerin rabbi Yüce Allah’a’dır.Yüce Rabbime sonsuz şükürler olsun ki rahmetiyle bizleri kuşattı ve bizleri Müslüman olarak son peygamber Hz.Muhammed Mustafa (asv)nın ümmeti olmayla şereflendirdi.
   Salât-ü selam Efendimiz Hz. Muhammed(sav) ve onun âli ashabına olsun.Yüce Rabbim bizleri Peygamberimizin “Kardeşlerim” diye vasıflandırdığı ümmetinden eylesin inşallah.
   Sıradan deyince ne anlıyorsunuz?
   Sizleri bilmem ama benim anladığım şu: Yaşadığı zaman parçasında herkesin yaptığını yapan,herkesin yaşadığı gibi yaşayan,herkes gibi düşünen insan sıradan insan.Hayatını
“Toplumun genel kabulleri ve kurallarına göre şekillendiren ve düzenleyen,”Ortama uyan” insan demek.Sıradan insanın her meslek grubu için farklı bir tanımı var.O meslek grubunun
önceliklerini ve kurallarını bilmeyen,ilgilenmeyen insan olarak kullanılıyor bu kavram.Mesela bugün için sıradan insan “En kaba tabirle “Düğüne gidip oynayan, Ölüye gidip ağlayan insan”
*****************************************
   Peygamberimiz Efendimiz(sav) i seven herkes özeldir. Ne peygamberimiz Efendimiz(sav) ne sahabe i kiram efendilerimiz, ne de Peygamber âşıkları Sıradan değildi. Bilakis hayatında ve vefatının ardından onları sıradanlaştırmaya çalışanlar sıradandı.
   Sıradan insanlar nefislerinin esiridir. Yaşadıkları dönemdeki herkes gibi yaşarlar, düşünürler.
*****************************************
   Buraya nokta koyup konumuzu değiştirmek için izin istiyorum okuyuculardan. Bediüzzaman Said Nursi Hz.lerinin güzel bir tespiti vardır:
-Doğunun gelişmesi Din iledir. Batının gelişmesi ilim ve fen iledir.
*****************************************
   Bu satırları okuyanlar ne düşünürler bilemiyorum ama ben hayatımızdaki önemli bazı kavramların bilerek veya bilmeyerek içinin boşaltılarak asıl manasından uzaklaştırıldığını
düşünüyorum.Sıradanlık "İnandığı gibi yaşayan,yaşamaya çalışan insanlar için İnsanı yaratılış amacından saptırarak,şeytanın yoluna sevkedip sonuçta hüsrana uğrayanlardan yapmak.”
   Yazılanların çok iddialı olduğunu düşünebilirsiniz.
   İnsanlık tarihinden bahsederken değişik kavramlar kullanılır her zaman.İman-Küfür. Hak-Batıl gibi. Şüphesiz bu kavramların hepsi de doğrudur. Ben bu kavramlara farklı bir kavram eklemek istiyorum:Sıradan insan-Özel insan.
   İlk insan ve Peygamber Hz. Adem (as) atamızdan bu güne kadar insanlık tarihi Sıradan ve Özel insanların mücadelesine şahit oldu. Beşeri aklına ve nefsine öncelik veren ve putlaştıran sıradan insanlar ile aklını kalbinin emrine vererek iman etmiş, vahiyle peygamberine gelen iman esaslarını kabul ederek Tevhide öncelik veren Özel insanlar.

   Sıradan insanların belirgin özellikleri vardır. Şeytanın ve nefislerinin iğvasıyla zekâlarını-akıllarını ve nefislerini putlaştırarak Akil insanlara eziyet etmeyi ve “Yalanlamayı” marifet telakki ederler.Beşeri aklın Şüphe-araştırma-ispat-inanma mantığını putlaştırdıkları için bilerek Peygamberleri ve mü’minleri akılsızlık, yalancılıkla suçlamaktan kaçınmazlar. Çünkü
Mü’minlerin en büyük vasıfları imanlarıdır.Nefsine ve şeytana köle olmakta sakınca görmeyen sıradan insan içinse inkar etmenin en kolay yolu Yalanlamak değimlidir?

   Bizleri halifesi olarak yaratan ve kainatı emrimize veren Yüce Rabbimizin(cc) insana verdiği en büyük nimetlerden birisi hiç şüphesiz ki Akıldır. Kitabımız Kuranı Kerimde “akl”a sık sık vurgu yapılmaktadır.
"Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler.İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.(Bakara -13)
Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.(Bakara-269)
O,sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kuran’ın) bazı ayetlerimuhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık
yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler.Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.(Ali İmran–7)
   Yukarıda yalnızca üç tanesini yazdığımız ayetlerden de anlaşılacağı üzere Allah-ü Teala Akıllı insanlardan iman etmelerini beklemekte ve başka bazı ayetlerde ise Yüce Rabbimiz (cc) yaratılış evrelerimizi bizlere bildirerek “Akl” etmemizi emretmektedir.Başta
yazdığım gibi bilerek veya bilmeyerek dini hayatımızdaki pek çok kavramı içini boşaltmak suretiyle asıl manasından uzaklaştırmış durumdayız.
   Mesela Kuranı Kerimde sık sık vurgu yapılan “Akıl” Allahın varlığına ve birliğine iman ve peygambere itaat eden kişilerin yani müminlerin vasfıdır. Günümüzdeyse “Zekâ”kelimesinin
karşılığı olarak “Akıl” ı kullanmaya başladık. Akil olmayla Zeki olmayı birbirine karıştırdık. Akıllı olan mümindir. Yüce Rabbimizin lütfettiği aklını imanını kuvvetlendirmek için kullanan, Nefsini bilen, etrafında gördüğü her tabiat olayında Allah-ü Tealanın bir mucizesini müşahede eden mü’min akıllıdır. Aksi olsaydı bütün ilim adamlarının hepsinin Müslüman olması gerekmez miydi?
   İman ispat istemez. Çünkü kalple iman edilir. Zekâ ile değil.Mü’minin kalbi aklına hükmetmeye başlayınca inanmak zor olmaz.
10 Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
11.Kalp,(gözün) gördüğünü yalanlamadı.
12. (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?(Necm Suresi)
   Kalp akla hükmetmeye başladıktan sonra imanda Zafiyet olmaz. İnanan insan Akil olur. Görülen her şeyle bu iman güçlenir. Mü’min ispat istemeyi düşünmez bile.Beşeri akıl sahipleriyse her zaman ispat ister. Beş duyusuyla ispatlamak,zekâsıyla kabul etmeyi gerektirir bu akıl sahipleri için. Bu yüzden peygamberlerin göstermiş oldukları mucizelere bile karşı çıkıp kabullenmek istemezler çoğu zaman. Bilirler ki mucize zaten bütün fizik kurallarının aczini ifade etmesidir. Yüce Rabbimiz (cc) in kâinat düzenini, Elçisinin doğruluğunu ispatlamak için devre dışına çıkarmasıdır. Mucize “büyü vb. şeylerle yapılamayacak ancak Allah-ü Tealanın kudretiyle olabilecek olaylardır. Beşeri aklın aciz kalacağı kabul edemeyeceği için ya kabul ya da ret edeceği ama asla açıklayamayacağı olaylara mucize denilmiyor mu zaten?
   Kaldı ki Kâinatın ve içindeki her şeyin sahibi olan Yüce Rabbimiz(cc)in aramızdan seçerek vahyettiği peygamberlerin özelliklerine göz atacak olursak Sıradan-Özel insan ayrımını daha iyi anlatabilirim zannediyorum.Yüce Rabbimiz(cc) in insanlara emir ve yasaklarını tebliği etmek için gönderdiği bütün peygamberlerin ortak özellik ve sıfatları ilmihallerde
şöyle sıralanmaktadır.
   Bunlara vacip sıfatlar denir. Bu sıfatlar şunlardır:
1.Sıdk. “Doğru olmak” demektir. Her peygamber doğru sözlü ve dürüst bir insandır. Onlar asla yalan söylemezler. . Bütün peygamberler peygamberlikten önce de sonra da yalan söylememişlerdir.
2.Emanet.“Güvenilir olmak” demektir. Peygamberlerin hepsi emin ve güvenilir kişilerdir. Emanete asla hainlik etmezler. Bu konuda bir ayette öyle buyurulur: "Bir peygamber için emanete hıyanet yaramaz..." (Âli- imrân 3/161).
3.İsmet.”Günah işlememek, günahtan korunmuş olmak” demektir.Peygamberler hayatlarının hiçbir döneminde şirk ve küfür sayılan bir günahı hayatları boyunca işleyemezler. Masumdurlar.
4.Fetânet.“Peygamberlerin akıllı, zeki ve uyanık olmalar¨” demektir.
5.Tebliğ.“Peygamberlerin Allah'tan aldıkları buyrukları ve yasaklarıümmetlerine eksiksiz iletmeleri” demektir. "Ey peygamber,Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan Allah'ınelçiliğini tebliğ etmemiş olursun" (el-Mâide 5/67)mealindeki ayet, bu sıfattan söz etmektedir.(Diyanetİlmihal-İnternet)
   Yazılanlardan anlayacağımız üzere Kainatın Sahibi Yüce Rabbimiz(cc) in içimizden seçerek vahyettiği Peygamberler hem beşeri özellikleri hem görevleri itibarıyla ÖZEL ve SEÇİLMİŞ insanlardır.Yaşadıkları zamanda beşeri özellikleriyle Örnek insanlardır. Hayatlarını ahlak timsali olarak yaşamışlardır.Beşeri özellikleriyle ÖZEL oldukları
bilinen Peygamberleri hayatları boyunca yalan söylemediklerini bildikleri halde yalanlamak Sıradan insanların en büyük özelliğidir her zaman.Sıradan insanların bu özellikleri Yüce
Kitabımız Kuranı Kerimde pek çok kere bildirimektedir.
-Andolsun,Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?(Bakara-87)
-Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren peygamberler de yalanlanmıştı.(AL-i İmran-184)
-Andolsun ki, senden önce de birçok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur.
Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor.(En-am -34)
Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler.(A’raf-64)
-Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’ayb’ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.(A’raf-92)
    Kuranı Kerimde kıssaları anlatılan Peygamberlerin tamamının bu tür davranışlara maruz kaldıkları anlatılmaktadır.Beşeri gücü temsil eden SIRADAN insanlar hayatları boyunca doğru sözlü emin ve masum insanları(Peygamberleri) ve bağlılarını yalancılıkla itham etmiş ve ellerinden gelen her türlü zulmü reva görmekten çekinmemişlerdir.
   Yüce Rabbimizin(cc) bizlere anlattığı hikayeler de göze ilginç bir ayrıntı göze çarpmaktadır. Peygamberlerini sırf şeytanın ve nefislerinin iğvasıyla inkar ederek zulmeden bu insanlar şirret bir edayla “AZAP” istemektedirler.Beşeri güçleri ve dünyevi servetleri onları buna itmiş olmalı!
   Şimdi güç yetirebildiğimiz kadarıyla Özel İnsanların özelliklerini anlatmaya çalışalım. Başlarken yazdığım gibi ,özel insanlardan kastım Peygamberler ve İman edenlerdir.Yüce
Rabbimizin övdüğü peygamberleri hiçbir beşerin övmeye gücü yetmeyeceğini  biliyorum. Yüce Rabbimiz(cc) in içimizden seçtiği ve koruyup gözettiği Peygamberlerimizi övmek ve anlatmaktan elbetteki bir beşer olarak acizim.Ama Peygamberlere iman ederek kurtuluşa eren özel insanların bazı özelliklerini anlatabilirim diye düşünerek bu satırları yazmaya
başladım.
   Peygamberimiz (asv) efendimizin hayatının her anı biliniyor.Yüzyıllardır yazıldı ve anlatıldı.Niyetim amiyane tabirle Amerikayı yeniden keşfetmek değil şüphesiz.Kuranı
Kerimde pek çok kere tekrar edilen Peygamberleri yalanlama olayı artık yok.İnsanlar artık Kuranı Kerimi ve Peygamberimizi yalanlamayı akıllarına getirmiyorlar bile.Ama bilinçli olduğunu düşündüğüm bir kampanya yapılıyor sanki.
   Mantık çok basit aslında:”Peygamberimizin (asv) getirdiğini inkar edemem, o zaman Peygamberimizin (asv) beşeri kişiliğini ön plana çıkartırsam büyüklüğüm anlaşılır!Ben peygamberin seviyesine çıkamam o zaman peygamberi kendi seviyeme indireyim ki
büyüklüğüm anlışılsın!”
   Günümüzde SIRADANLIK altın çağını yaşıyor desek yanlış olmaz her halde.Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyor.Bu teknolojiyi kullanan insanların “Ego”ları zirve yapmış
durumda.Okuduklarınızdan sıkılmadıysanız sıradan insanların özelliklerini anlatmaya
çalışayım biraz da.
   Bu özelliklerden bahsetmeden önce bir konunun altını çizmem lazım.Günümüzde bazı kavramların içinin boşaltılarak dönüştürüldüğünü belirtmiştim.Bu kavramların başında AKIL geliyor.Kuranı Kerimde sıklıkla vurgu yapılan AKIL la bu gün zihnimizdeki Akıl kavramı aynı mı sizce?
   Toplumumuzun genelinde Zeka ile Akıl karıştırılıyor.Zeka Aklın yerine konuluyor.Kuranı
Kerimde Akıl,İman eden insana karşılık kullanılan bir kavram.
   Yani Akıl=İman etmek.Peygamberlerini ve müminleri yalanlayanlar karşısındakileri akıl noksanlığıyla itham etmişler.
   Peygamberleri ve müminleri yalanlayan ve zulmedenlerin Zeka özürlü olmadıklarını bir gerçek olarak kabul etmemiz gerekli.Yalanlayanların ortak özelliklerinden biri kavimlerinin
liderleri,önde gelenleri olmaları.Beşeri mantığımızla zeka noksanlığı olan birinin lider pozisyonunda olamayacağını kabul etmek zorundayız.Ayrıca beşeri mantığımızı biraz zorlayacak olursak rahatlıkla şunu anlayabiliriz;Yalanlayanlar şahsi menfaatlerini korumak derdinde olan inatçı insanlar. Yani;”Peygamberlik niçin benim gibi asil,güçlü,zengin birine değil de kavmimdeki diğer insanlar gibi beşeri özelliklere sahip hatta fakir ve güçsüz birine geldi?” mantığı.Bugün de biraz farklılaşmış olarak devam eden küfür mantığı.
 
   Öncelikle bir gerçeği tespit etmekte yarar var. Beşeri Akıl şüpheyle beslenir. Batı dediğimiz toplumlar da teknolojik gelişmelerini“şüphe” ye borçludurlar. Yaşadıkları zamandaki genel kabulleri sorgulayan insanlar bu günkü batı medeniyetinin temellerini atmışlardır. Galileo “Dünyanın düz olduğu,Güneşin döndüğü” genel kabulünü sorguladığı için Dünyanın Yuvarlak Güneşin sabit durduğunu iddia etti. Oysaki aynı zamanlarda İslam toplumu gerçekliği geçen yüzyılda ispatlanan “Güneşin de kendi yörüngesinde akıp gittiğine
”(Yasin Suresi) inanmıştı.
   Bozulmuş dinlerinden ve kilise baskısından kurtularak her şeyi sorgulamaya başlayan Batı insanı kendisinin teknolojik gelişmesinin de yolunu açmış oldu.En önemlisi de sıradan insanlar Peygamber aşığı olamazlar.“Anam babam sana feda olsun Ya Resullullah” diyemezler.Sıradan insanların akılları fikirleri servetlerini çoğaltmaktır.Fakir diye diğer insanları aşağılamaktır.Nefislerinin esiri oldukları için devamlı şekilde “ben yaptım,ben ettim,ben kazandım,haşa küçük dağları ben yarattım havasındadırlar.
   124000 peygamberin hiç birisi ve o peygamberleri seven bağlanan insanların hiç birisi sıradan değildi.Hepsi “ÖZEL”di. Nefslerini bildikleri için Rablerini bilen,Peygamberlerine aşk ile bağlanan ÖZEL İnsanlar.
   Bu özel insanların hepsi de sıradan insanların eziyetlerine aşağılamalarına maruz kaldılar.
Peygamberimiz Efendimizin (sav) beşeri hayatını hepimiz biliyoruz.Bizler gibi doğdu. Yaşadı. Çoluk çocuğa karıştı.Zamanı gelince de Refiki Alaya,Rabbinin(cc) huzura gitti.
Benim şöyle bir iddiam var.İlk insan ve İlk Peygamber Hz. Adem(as) dan bu güne kadar insanlar hep aynıydı.” SIRADAN” İnsanoğlunun SIRADAN’lığı hiç değişmedi. Nefsinin esiri olan Beşeri aklında ve zihniyetinde bir değişme olmadı. Değişen sadece zaman ve teknolojik aletler. Bu teknolojiyi kullanan insan hep aynı:Sıradan,bencil,nefsinin esiri. Kendisi gibi sıradan olmayan insanlara tepkili,hatta düşman.Çünkü sıradanlıktan kurtulmak ve Özel olmak herkesin yapabileceği bir iş değil.Özel olmak demek her dönemde öncelikle Lailahe illallah demeyi gerektiriyordu. Lailahe illallah demekse nefsi bir kenara atmak demekti. Özel olmak demek dünyevi zenginliği , makamı mevkiyi göz ardı etmek önemsememek demekti. Hürriyeti seçmek demekti.Çünkü Hür olmak için “Kul” olmak gerek.Kulluğu kabul etmek gerek.
   Müslüman olmak için önce Allah (cc) dan başka bir ilah olmadığı ardından Peygamberimizin “Kulluğunu” ve Resullüğünü zikretmiyormuyuz şehadet cümlesiyle ?
(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.(Maide-27)
   Kabil’in zayıf ve değersiz kurbanı kabul edilmedi. Sıradan insanların ilk örneği Kabil nefsinin ve şeytanın iğvasıyla “Ben kazandım “diye düşünerek Yüce Rabbimize karşı üstünlük taslamış olmadı mı? Suçu kendinden değil Habil’den bilerek kardeşini katletti. Habili öldürerek Sıradanlığın ilk dünyevi zaferini kazanmış oldu.Bu gün olduğu gibi o günkü mantık aynı(Malımdan istenildiği gibi değil istediğim gibi veririm.(Lütfen 2000 yılındaki kriz dönemini hatırlayın.Adının önünde bir sürü unvan bulunan insanların ‘Horoz kurban edin,yok kurban parasının yarısını depremzedelere bağışlayın,yok efendim Kurban değil
Kavurma bayramı gibi sözleri hatırlayın) Kabil’in mantığı ile 2000 yılındaki insanın mantığı arasında pek fark yok gibi.
  Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.(Kamer-9)
Nuh, onları Allah Teâlâ'ya davet ederken şöyle dediler:"Biz sana mı iman edeceğiz? Sana
ancak aşağılık ve fakir kimse­ler uymuşlardır."Nuh'tan bu fakir kimseleri kovmasını istediler! Fakat Nuh, bunu reddederek;"Ben müminleri kovuculardan değilim. Benim kapım bir hüküm­dar kapısı değildir. Ben ancak apaçık bir davetçiyim." dedi. Ey kavmim, eğer onları kovarsam Yüce Allah'ın azabından beni kurtarmakta kim yardımcı olabilir?”(Ebu’l-Hasen en Nedvî, Kur’an’da Adı Geçen Peygamberlerin Hayatı, Risale Yayınları, İstanbul, 2005:39-41)
   Hz.Adem (as) ile başlayan insanlık tarihi boyunca dünyevi zenginlikleriyle ve ünvanlarıyla kendilerini üstün gören Sıradan insanlar Nuh (as) ı yalanladılar.
    Peygamberlerin sıfatlarını yukarıda yazmıştık.İnanan insanlar olarak şunu biliyoruz ki çalışmayla peygamber olunmaz.Yüce Rabbimiz seçtiği insanlara peygamberlik verir. Takdiriden sual olunmaz.Allah-ü Teala her şeyin en doğrusunu bilir.
   Nuh (as) un vasıflarını kavmi biliyordu elbetteki.Ama sıradanlıkları iman etmelerini engelledi.Dünyevi zenginlikleri ve ünvanları Peygamberlerinin tebliğini kabul etmelerini engelledi. Niçin?Nefis. Sıradan insanlara “Kerameti kendinden menkul “ bir üstünlük hissetmelerini sağlayan nefisleri.
   Halbuki Özel olmak için zengin veya makam sahibi olmak gerekmiyor ki?Özel olmak için Peygamber oğlu olmak bile yetmiyor.
Kim de rabbinin makamından korkmuş ve nefsini kötü he-veslerden alıkoymuşsa, onun barınağı da cennettir.(Nâziât/40-41)
Bunlar o kimselerdir ki Allah kalplerini takvâ için imtihan etmiştir.(Hucurât/3)
   Mü'min bir kimse beş şey arasında kıvranmaktadır: 1. Kendisini kıskanan bir mü'min, 2.
Kendisine buğzeden bir münâfık, 3. Kendisiyle dövüşen bir kâfir, 4. Kendisini dalâlete götüren bir şeytan, 5. Kendisiyle çekişen bir nefis!
Kitaplarda yazdığına göre Yüce Rabbimiz nefsi pek çok şeyle imtihana tabi tutar.En son Sen kimsin diye sual edince nefis Ben benim sen kimsin diye cevap verir.Yani nefis Yaratıcıya bile karşı gelecek vasıftadır.
   Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde Allah-ü Tealanın bizlere bildirdiği gibi insanoğlu nankör ve zalimdir.Allah-ü Tealanın hidayete erdirmediği bu çirkin nefisli insanlar her zaman şeytanın emrinde olmayı marifet bilmiştir.Şeytanın emrinde olan bu nankör ve zalimler Rabbimizin dinini tebliği eden peygamberlere yaşarken sayısız kabalıkta ve eziyette bulunmuş,vefatlarından sonrada bu zulmünü devam ettirmekten çekinmemiştir.Yaşarken en büyük çirkinliklere ve eziyetlere muhatap ettiği peygamberlerini putlaştırmaktan ve peygamberlerin manevi şahsiyetinden rant elde etmekten utanmamıştır.Hz.Adem (as) dan bu yana maalesef böyledir. Günümüzden bahseden herkesin ortak olarak söyleyeceği şeyler az çok bellidir.Teknoloji çağında yaşadığımızı,insanlara,kadınlara.çocuklara ve hayvanlara sayısız haklar verildiğini velhasıl çok şeyin değiştiğini söyleyeceklerdir.Oysa ben ilk insan ve peygamber Hz. Adem (as) dan bu güne değişen pek bir şey olmadığını düşünüyorum.Evet
Hz.Adem atamızdan bu güne insanlar açısından pek bir şey değişmedi.Tarih devamlı tekerrür ediyor.Hak ile batıl arasındaki mücadelede insanların çoğunun tarafı hala aynı:Şeytan ve
Nefis.
   Şeytanın kibri yüzünden İlahi Huzurdan kovulurken Yüce Rabbimizden aldığı
ruhsatın ardından değişen bir şey yok maalesef.
   Habil ile ;Kabil hikayesini hepimiz biliyoruz.Yüce Rabbimiz MaideSuresinin 27-31. ayetlerinde bizlere bu olayı anlatmaktadır;
27(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen,“Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah,ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder”demişti.
28“Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”
29“Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır.”
30Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.
31Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
   Kabil şeytanın ve nefsinin iğvasıyla Allahü Tealaya sunduğu değersiz kurbanı Hak Teala tarafından kabul edilmeyince suçu nefsinden bilmek yerine kardeşinden bilerek kardeşini öldürür.Bu kötü fiiliyle kötü bir yol açan ve kıyamete kadar suçsuz öldürülen her insanın vebalini üzerine alan Kabilin benzerleri günümüzde yokmudur?İnsanlar lüzumsuz ve gereksiz suçlamalarla kardeşlerini katletmiyorlarmı? Demekki Kabilden bu güne insanlar değişmemiş değişen sadece zaman ve mazeretler.
   İnsan olarak hepimizin işlediğimiz fiillerden başkalarına suç atmak gibi bir zaafımız var. Şeytan bile haşir günü verdiği vesveselerle günah işleyenleri yanından kovacak.”Ne yaptıysanız kendi isteğinizle yaptınız ben sizden beriyim.Benden uzak durun”demeyecekmi?
Bunu bildiği halde şeytanın vesveselerine uymakta zorlanmayan insanoğlu nefsine ve şeytana uyduğu sürece sadece tarihin tekerrürüne yardımcı oluyor.Aslında tarih tekerrür etmiyor,İnsanlar hep aynı hataları yapıyorlar.
Kuranı Kerimde çeşitli surelerde Nuh As. kıssası anlatılmıştır.
Onlardan önce Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Onlar kulumuzu yalanlayıp “Bu bir delidir” dediler ve kulumuz (tebliğ görevinden) alıkonuldu.
 O da Rabbine, “Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et” diye dua etti.
 Biz de göğün kapılarını dökülürcesine yağan bir yağmurla açtık.
 Yeryüzünü pınar pınar fışkırttık. Derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
 Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
 Gemi,inkâr edilen kimseye (Nuh’a) bir mükâfat olarak gözetimimiz altında yüzüyordu.
 Andolsun,biz onu (tufan olayını) bir ibret olarak bıraktık. Var mı düşünüp öğüt alan?
 Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (gördüler)!
Yüce
Rabbimiz Nuh (as) mın kıssasını Kuranı Kerimde yukarıdaki şekilde anlatıyor bizlere.Nuh (as) bildiğimiz gibi kaynaklarımıza göre 950 yıllık ömrü olan bir peygamberdi.Hz.İsa hariç diğer peygamberlerin 40 yaşında Peygamber olduklarını düşünürsek ömrünün 900 yılını peygamberlikle geçiren Nuh (as) mın kavmi kabul etmedi ve yalanladı. Her peygamberde insan olmanın da ötesinde birtakım sıfatların bulunması gerekli ve zorunludur.(Diyanet
ilmihal)
   Düşünün ki kendilerine gönderilen Peygamberlerini yalanlayan bütün kavimler biliyorlardı ki peygamber hayatı boyunca örnek bir yaşam sürmüştür.Ağzından hiçbir şekilde yalan söz çıkmamıştır.Biz bilmiyoruz ama peygamberlerinin bir çok mucizesine şahit oldukları halde Nuh(as) ı yalanladılar.Alay eder gibi istedikleri azaba müstehak oldular.



MUSTAFA ESER



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6186
2 Firari Fırtına 4252
3 Mustafa Ermişcan 3468
4 Hasan Tabak 3332
5 Nermin Gömleksizoğlu 3029
6 Uğur Kesim 2924
7 Sibel Kaya 2754
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2527
9 Enes Evci 2454
10 E.J.D.E.R *tY 2221

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2284 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com