Hikayeler

ÖZGÜR KUŞLAR TUTSAK İNSANLAR - BÖLÜM 3
Okunma: 88
Murat A. - Mesaj Gönder


                                                              BÖLÜM 3
 
    Bizim herif az sonra hikayesine başladı. Pürdikkat oldum ve kulak kesildim. Biraz sessizlik ve yutkunuş. Devam:
 
 
    “Şeytan kuştan korktuğumu biliyordu. Bu yüzden rutubetin keskinliği genzimi kesmek üzereyken bir odaya bırakıldım. İki güvercinin, tavanı insanlar kadar alçak bu kutuda dans edercesine döndüğünü gördüm. Öyle bir tuttum ki adamların kolunu keşke daha fazla kuş olsaydı dedim içimden. Çünkü o kuvvetle oradan kaçmayı bile başarabilirdim. Olmadı. Bayılmış falanım o sıralar. Kendime geldiğimde kuş sesleri kesilmişti. Yerlerde danstan kalma konfetiler vardı. Daha sonra korkumdan fark edemediğim bir ayna gördüm duvar kenarında. Aynada suratıma baktım. Şimdi betimleyemeyeceğim ama nasıl baktıysam. Aynadan arkamdaki tahtanın üzerinde yan yana duran güvercinleri görmem dakikalar aldı…”
 
 
    Burada durmak istedim. Aman tanrım bu herif nasıl da anlatıyordu yaşadıklarını. Halktan biri olmadığı çok belliydi. Hele sokaktaki o amcalar gibi hiç değildi. Hatta benden bile üstün olduğunu kabul edebilirdim. Çünkü ben ancak yazarken bu kadar iyi anlatabilirdim. Fakat bu herif konuşurken bile böyle iyiydi. Galiba normal şartlarda olsaydı mükemmel bir ikili olabilirdik. Devamını açıkçası merak etmiyorum. Çünkü benden iyi bir herifi duymamak için kulaklarımı kapatabilirim. Merakım ağır basacaktı yine biliyorum. Evet merakım kazandı ve dinlemeye devam:
 
    “…Köşeme yaslandım ve korkumu terbiye etmeye çalıştım. Hayır sakın bağırma! Asla titreme! Tek bir organım bile benim sözümü dinlemiyorken koskoca vücudumdan bunu istemek saçmalıktı. Zaten beni dinleyeceği yoktu. Dinlemedi ve bağırdı. Naralar ata ata ağlamaya başladım. Kuşlar, kuşlar, kuşlar her yerde. Tüylerim, tüylerim diken diken. Ben bağırınca kuşlar da dansa başladı. Konfetiler temizlenmeden yenileri serpiliyordu yere.Belki beni sakinleştirmek için dans ediyorlardı. Öyleyse bile bunu hiç beceremiyorlardı. Gözüme dolan yaşlardan kuşları net de göremiyordum. Sonrasını hatırlamıyorum…”
     
    Ben de hatırlamıyorum-doğrusu hatırlamak istemiyorum- çünkü o adamın kuşlardan etkilendiği kadar ben de ondan etkilendim. Bunu belli etmemek için iki elimi birleştirip öylesine sıkmışım ki bir Rus poposu kadar bembeyaz parmak izimi bırakmışım. Birkaç saniye kanın hücum edip beyazlığı fethedişini izledim. Bu sırada hikayeyi kaçırmamayı umdum. Evet kaçırmamışım. Şöyle devam etti:
 
 
    “Uyandım hemen saate baktım daha 1 saat geçmişti. Kuşlar yine yan yana tahtanın üzerinde duruyorlardı. Sanki az önceki tamamen bir rüyaymış ve ben birazdan aynı şeyleri
tekrar yaşayacağım gibi geldi. Aynaya baktım telaşla ve istemsizce. Bu defa gözümün kanlandığını gördüm. O zaman kanaat getirdim rüya olmadığına. Fakat her şey az önceki gibi ilerliyordu. Fark ettim. Duvara yaslandım ve kendimi iğfal etmeye çalıştım. Gözümü sımsıkı kapadım içimden şarkı söylemeye çalıştım. Tabi ilk bölümünü bitirmeye yakın titremeye ve sesim boğazıma hapsolmaya başladı. Yutkundum ve sertliği hissettiğim o an da yeniden ağlamaya başladım. Sıcaklık yanağıma varmadan bağırmaya başladım. Kuşlar yeniden dansa kalktı. Az öncekinin bir rüya olduğunu ve aynı şeyleri yaşıyor olmam benim ağlarken gülmeme sebep oldu. Daha önce yalnızca film ve dizilerde tanık olmuştum. En son gözüm yine bulandı ve netlik gittiği anda uyuyakaldım…”
 
    Adam biraz atlayarak anlatıyordu. Haliyle biz atlayamazdık yazarken. Fakat o konuşurken
atlayabilirdi. Bunu normal kılan bir başka sebep ise tanımadığı, samimiyeti
olmadığı bizim zibidiydi. Devam etti:
  
    “Bu kez 4 saat geçmiş uyandım. Kuşlara baktım yine yan yanalar. Konfetiler yerde. Ayna
duruyor. Aynı şeyleri yeniden yaşama korkusu öküz gibi oturmuştu üzerime. Yine aynaya baktım. Kırmızılık iyice artmış bu defa göz altım şişmişti. Rüya diye düşünmeme engel tek delil aynadaki kendimdi. Fakat köşeye istemsizce yeniden yaslanışımda kendimi sonsuz bir rüya döngüsünde hissettim. Hiç bitmeyeceğini düşündüm. Artık ipleri saldım ve korkumu unutup sadece kendime ağlamaya başladım. Ben ağladım kuşlar dans etti. Bu kez ilginçtir ki bağırmadım. Onları izledim. Zamanla görüntüm yine bulanıklaştı…”
   
       Ah kısır döngüye girdik. Sıkılmaya başladım be adam hadi biraz daha hızlan. Duydu durun:
 
    “Uyandım saate baktım. 1 günü devirmiştim. Sabah olmuştu. Tahtanın üzerinde yan yana iki güvercin. Baktım derin derin. Zararsız ve masumlardı. Niyetleri kötü olsa sabahı göremezdim. Sonra tahtada ıslaklık gördüm. Aynaya bakmadım nedense. Gece bir el gelmiş bana dokunmuş gibi sakindim ve de korkusuz. Kuşlara yaklaştım. Daha da ... Soldaki güvercinin sağ gözünden yaş geldiğini fark ettim. Utanmış olacak ki sırtını döndü. Sonra sağdaki güvercine baktım onun da sol gözünden yaşlar geliyordu. Fakat o dönmedi. Cesurca baktı gözüme. Sonra dönüp dostunu teskin etmeye çalıştı. Onu ikna etti ve ikisi de sonunda bana bakıyorlardı. Sanki onlar da benle aynı derdi paylaşıyor günlerdir belki de aylardır burada gözyaşı döküyorlardı. 3 saat sonra dünden beri çalınmayan kapımdan şişman, al
yanaklı ve beyaz tenli, bıyıklarının titremesinden konuştuğunu anladığım adam yüzüme bile bakmadan yere tepsi de yemek getirip bıraktı. Yarım ekmek , çorba ve bir bardak da su vardı. Yemeye başladım. Bitirdiğimde yarım ekmek arttı.
Sonra kuşların aç olduğunu düşündüm. Suyla ekmeği ıslatıp bıraktım…”
 
 
     Bu herife olan saygım arttı tam da şu an. Çünkü hayvanlara zor durumunda bile merhamet
gösteren insanların gözümdeki itibarı hep üstlerdedir. Onları severim. Hikayenin devamına gerek olmadığını düşünmemi engelleyen şey hala belirsiz oluşuydu. Sonu nereye varacaktı:
  “Daha sonra ilk cesur güvercin indi ekmeğe. Sonra dostunu davet etti. O da geldi daha sonra. Uyumaya karar verdim. İlk defa huzurla korkusuzca uyuyacaktım. 3 saat uyumuşum.
Kalktığımda kuşlar bitirmişti tabağı. Ve eski yerlerini almışlardı. Dans etmiyorlardı. Gerçekten beni sakinleştirmek için dans ettiklerine inandım bu kez. Sonra yine aynı şişman adam geldi:
 
     " 3 saat sonra bırakılacaksın. Patronların senin için gereken parayı ödediler. Ne kadar
değerliymişsin sen öyle onlar için." dedi ve samimiyetsiz gülüş atarak çıktı.
      Bir an da sevindim 3 saat sonra eski özgürlüğüme kavuşacaktım. Kuşların bana baktığını
gördüm. Sanki dilimizden anlamış gibi bakıyorlardı. Belki de tek kurtuluşları bendim…”
 
 
    Kuşlar diyordu bu herif. Allah’ım nasıl da bir sarhoşluğa kapılmışım bu herifi dinlerken.
Belki de o maaşlı modern robotların bahsettiği kuşlarla bu herifin hikayesinin bir bağı vardı. Ah kendime kızıyorum geç hatırladığım için. İşte daha da meraklandım :
 
   “Odanın ortasına geldiğimde birden dans etmeye başladılar tam tepemde. Konfetileri
üzerime yağıyordu. Önceden tiksindiğim bu şeylere şu an huzurla bakıyordum. Bana veda ediyorlardı. İkisinin oturduğu tahtaya kendimi bıraktım. Biraz daha dans ettikten sonra biri sol diğeri sağ omzuma kondu. Ağlamam için bir sebep yoktu belki ama o an akın akın geliyordu göz bebeklerime. Çünkü daha dün ölümüne korktuğum o kuşlarla şu an dertleşiyordum. Ayrıca onları sevmiştim ve yeni dostlarım olmuştu. Onları 3 saatin sonunda eskisi gibi yapayalnız kaderlerine bırakacaktım. Evet sonunda geldi. Haykıra haykıra ağladım. Güvercinler dans etmediler. Sadece kanat çırptılar omzumda. Benim derdime eşlik ettiler. Yine gözüm bulanıklaştığı zaman uyuyakaldım. Bu kez kapı sesiyle uyandım. Şişman adam beni götürmek için geldi. Kuşlar omzumdaydı. Daha sonra ikisini elime alıp öptüm. Bunu yaptığıma kendim bile şaşırdım. Çünkü bu odaya düşmemiş olsaydım. Ömür boyu asla bir kuşla aynı yerde bulunamazdım. Şuan bırakın aynı yerde bulunmayı onları öpüyordum. Kapıdan özgürlüğüme doğru yürürken mutlu ve buruk hissediyordum. Acaba dostlarım daha ne kadar orada yaşayabileceklerdi? Patronum beni karşıladı kapıda ve arabasına bindirdi. Ben arka koltukta otururken omzumda hala dostlarımın ağırlığını taşıyordum. Daha az önce oturdukları omzuma baktım. Omzumda ıslaklık gördüm. Onlar yoktu fakat onlardan bana kalan bir ders belki de bir hediye hayatımın geri kalanında omzumda taşınacaktı. Yeniden akın akın geliyordu sıcaklık. İki güvercin bir hayatı özetlemişti omzuma bıraktığı iki damla yaşla. Fakat ben onlarca kağıda yazdığım binlerce kelimeyle hayatı anlatamamıştım.”
 
     Bu kez kesmeden bitmesini istedim ve bitti. Son cümle beni biraz gülümsetmişti. Bu adamın böyle konuşması onun yazar oluşundandı. İyi de ben de yazardım fakat bunun gibi konuşamazdım. Konuşurken sokaktandım. Saygınlığım hepten artmıştı. Bu hikaye tam da bitmesi gerektiği gibi bitmişti. Tek solukta her şeyi anlatmıştı. Bu yorumları yaparken gözden kaçırmışım. Artık arabada değillerdi. İkisi de tekrardan kulübeye girmişlerdi. Bense anlattığı hikayenin güzelliğini düşünüyordum.
     Daha sonradan fark ettim ki bir yeri kaçırmıştım. İyi de tüm bunlar zibidiyi ikna etmeye yetmezdi ki? Bu sadece başından geçen bir olaydı. Arabasına zorla binip onu buraya sürüklemesi için bir sebep değildi. Belki de orayı kaçırdım. Bilmiyorum. Çünkü o sıralar herife hayrandım.
 



Murat A.



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6171
2 Firari Fırtına 4239
3 Mustafa Ermişcan 3440
4 Hasan Tabak 3313
5 Nermin Gömleksizoğlu 3014
6 Uğur Kesim 2913
7 Sibel Kaya 2741
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2469
9 Enes Evci 2440
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:724 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com