Hikayeler

Çizgi Filmlerinde Eski Tadı Kalmamıştı
Okunma: 63
münzevi .. - Mesaj Gönder


1. Bölüm
 
On iki yaşındaydım. Karşı dairemizde üniversite öğrencisi bir kız otururdu, adı Elif. Sürekli bakımlı, sürekli telaşlı ve sürekli güzel kokardı. İnce uzun parmakları, simsiyah ojeleri, kocaman memeleri, bembeyaz teni ve topuklularının apartmanda çıkarttığı yankılarla kısa zamanda kafamın içinde ufak çaplı galaksiler oluşturmuştu. Parfümü apartmana öyle bir sinerdi ki hala o kokuyu duyduğumda ansızın binlerce hatıra yığını zihnime hücum eder, göğsümün ortasında birileri sanki hala havai fişekler patlatır. Her neyse… Arada bir asansörde denk gelirdik. Bazen başımı okşar, bazen makas alır, bazen de siyah uzun saçlarıyla kazara yüzümü yalardı. Kendisini tanımadan öce cinselliği hayal dahi etsem burnuma hormon ve enzim kokuları gelirdi halbuki. Kadınlar nazarımda bir nevi kalsiyum, oksitlenmiş besin, karbonhidrat, su ve moleküller toplamıyken hayatımın tek odak noktası haline gelmişlerdi sayesinde.
 
Sancılı bir geçiş dönemiydi. Süper Mario’dan Mortal Kombat’a, önlükten kravata, oyuncaklardan mastürbasyona doğru ani bir geçiş yapmıştım. Fakat eski alışkanlıklardan kurtulmak öyle kolay değildi. Arada bir canım hala oyuncaklarla oynamak istese de artık bunu gizli saklı yapmak gerekir olmuştu. Belki yazılı bir kural değildi fakat bir şekilde permatik kullanmaya başladıysan artık oyuncaklarla oynamak utanç verici bir meşgaleydi. Hiç biri söylemese de biliyordum ki aynı dönem akranlarım bir yerlerde hala araba yarıştırıyor, robot dövüştürüyor, zulalarından türlü oyuncaklarını gün yüzüne çıkartıp bir yerlerde gizli saklı oynamaya devam ediyorlardı. Hatta bence birçoğunu hala anneleri yıkıyordu.
 
Çizgi filmlerinde eski tadı kalmamıştı artık. Hafta sonları sabahın yedisinde uyanmıyordum eskisi gibi, onu-on biri buluyordu. Zaten sabah kuşağını kadın programları istila eder olmuştu yavaş yavaş. Tek tük çizgi film kalmıştı televizyonda. Sırf bu yüzden Esra Ceyhan’dan hala nefret ederim. İlk o başlatmıştı çünkü bu istilayı. Amına kodumun karısı!
 
Karşı daireye giren çıkan belli olmuyordu. Uzun saçlı, uzun sakallı ve nedense hep siyah deri montlu, tekinsiz tiplerdi misafirleri. Kapı deliğinden dikizlerdim. Annem arada bir börek falan yaptığında; “Kıza da verelim.” derdi babama “Kokmuştur, günah olur.” Babam her defasında “Manyak lan bu karı.” derdi bana bakarak “ Valla manyak! Len sen karnını bi doyur bakam, Sonra düşün el âlemi!”
 
Babamın rızası olmasa da annemi bir şekilde ikna etmeyi başarır, tabağı kaptığım gibi soluğu Elif’in kapısında alırdım. Zile basmadan önce bir süre kapıyı dinlerdim. Sürekli kahkaha sesleri gelirdi. Evdeki zibidilerden daha çok bu gülüşmeler sinirimi bozardı. On iki yaşında olamama rağmen ben bile o volümde yılda ancak birkaç kez gülebilirken bu eşek kadar adamaların neye bu kadar güldüğünü hiç anlayamazdım. Çok sonraları anlamıştım ama bunun sebebini. Böyle kızlı-erkekli kalabalık ev ortamlarında en ufak bir espriye bok varmış gibi gülmen gerekiyordu ki gecenin ilerleyen saatlerinde gerçekleşecek muhtemel sırnaşmalar çok daha makul görünsün.
 
Yine böyle bir gecede içinde onlarca sigara böreğinin olduğu bir tabakla yine kapısına dayanmış, her zamanki gibi bir süre kapıyı dinledikten sonra da zile basmıştım. İçeride kopan kahkahalar aniden fısıltılara bırakmıştı yerini. Her ihtimale karşı etrafa biraz çeki düzen verme ihtiyacı hissetmiş olacaklardı ki herhalde kapı normalden biraz geç açılmıştı. Her zaman kendisi açardı kapıyı. O gecede de siyah tayt üzerine giydiği beyaz tişörtüyle zebra gibi belirmişti kapının eşiğinde. Çoğu zaman yerinde bile kullanmayı beceremediğim basmakalıp birkaç giriş cümlesi de yine aklımdan çıkıvermişti o an heyecandan. Neyse ki elimdeki tabağı görünce vaziyeti anlamış ve hemen akabinde üzerine basa basa “Aaaa! Yine mi börek yaptınız? Sen mi yaptırıyorsun her gün annene bu börekleri bakayım?” deyip usulca yanağımdan bir makas almıştı. Bense hiçbir şey diyememiş, başımı eğip aptal bir gülümsemeyle iktifa etmiştim. “Annene çok teşekkür ettiğimi söyle.” demişti kapıyı kapatırken. “ Bir ara bende sana bir sigara böreği yapayım, bakalım benimkini de beğenecek misin?” Kapının kapanmasına ramak kala o ufacık aralıktan göz kırpmasına benzer bir ifadeyle göğsümde üç gün yetecek bir kalp sancısı bırakmayı da ihmal etmemişti sağ olsun.
 
Genelde en fazla ağzının kenarıyla kuru bir teşekkür eder, ardından da kapatırdı kapısını. Ama o gece hem börek yapma sözü vermiş, hem de tüm işvesiyle bir göz kırpmıştı. O an bunun nedenini anlayamamıştım. Eve döndüğümde herhalde saçlarımı her zamankinden daha iyi taradığım için böyle oldu diye düşünmüş, keyiflenmiştim hiç yoktan. Ama maalesef o söz verdiği sigara böreğini hiçbir zaman yapmadı kahpe! Aylarca apartmana yayılan her kızartma kokusunda ümitlenmiştim halbuki. Her kapı çalındığında belki bu kez odur deyip kapıya koşmuştum. Hatta sırf bu yüzden annemin çat kapı, ansızın gelen ihtiyar komşularına ifrit olmaya başlamıştım. Tabi ki börek falan umurumda değildi. Tek maksadım ben biraz daha büyüyünceye kadar aramızdaki ilişkiyi bu tip türlü bahanelerle olabildiğince sıcak tutabilmekti. Evet, bu derece ince düşünüyordum.
 
Çok sık banyo yapar olmuştum. Bu ani değişikliğin ev halkı tarafından fark ediliyor olmasının verdiği o mahcubiyet hissini en yoğun yaşadığım dönemlerdi. Ayrıca şofben tüplü, babamda olabildiğine cimriydi. Emekli olduktan sonra kafayı ev işleriyle bozmuştu zaten. Kaçta yatılacak, kaçta kalkılacak, banyoda kaç dakika durulacak, kaç ekmek alınacak… Her şeyin hesabını kendisi tutuyordu artık. Akranları gibi ne camiye gidiyor ne de parklarda pinekliyordu. Olmadık yerde unutulmuş, terkedilmiş bir bavul gibi salonun ortasında bütün gün oturup, tasarruf planları yapıyordu. Eskiden böyle değildi ama. Hiç kimsenin dinlemediğini düşündüğüm o çok sevdiği şarkıları ve futbol dışında hiçbir şeyle ilgilenmezdi ne güzel. Gerçi hiçbir maçı da tamamlayamazdı doğru dürüst. Ne zaman bir maç izlesek, maçı bırakır yetmişlerin Ajax’ından bahsetmeye başlardı “Curuf vardı.” derdi “Curuf. Adam da soba gibi bacak vardı yemin ediyom. Mermi gibi şut çekerdi. Ama hepsi öküz gibiydi adamların o zaman. Şimdi bu ne len! Top mu oynuyo len bunlar? Takımın isminde bile hayat yok. Fildişi mi fil siki mi ne o ya? İlk defa duyuyom ha!”
 
Neyse ki o dönem büyük abimin düğün masrafları çığırından çıkmıştı da benim banyoda geçirdiğim zaman gözüne pek batmaz olmuştu.
Hayalperestliğin sınırlarını zorladığım dönemlerdi ayrıca. Dünyayı kurtarmadan uyuyamıyordum o zamanlar. Bir gün zamanı durduruyor, bir gün görünmez oluyor, bir gün kurşungeçirmez oluyor ama her gece bir şekilde kurtarıyordum dünyayı kötü birilerinden. Ama ne zaman o karşı daireye taşındı bıraktım dünyayı kurtarmayı. Artık her gece onu düşünüyordum. Bazı geceler hırsızlardan kurtarıyordum onu, bazen enkaz altından çıkarıyordum, bazen rengârenk bir sıcak hava balonuyla semalardan semalara yol alıyor, bazen de uçan bir gondolun içinde galaksiler arası seyahat ediyorduk birlikte. Tabi ki bunca cengâverliğin ve fantezinin bir mükâfatı olarak da sonunda küçük bir öpücüğü hak ediyor, ardından da sevişmeye koyuluyorduk. Maalesef bu fantastik hayalleri kurmaya mecburdum o zamanlar. Çünkü hiçbir gerçekçi plan ve hayal dairesinde buluşamıyordum kendisiyle. Ama tabi bu boş hayaller de bir yere kadardı. Zamanla tıpkı oyuncaklardan, çizgi filmlerden ve Süper Mario’dan sıkıldığım gibi bu aptal fantezilerden de sıkılmaya başlamıştım. Ayrıca hayata dair bir şeyler yapmadıkça da içimden bir şeyler kopuyordu sanki günbegün. Artık elle tutulur, gözle görülür bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti. Günlerce süren derin mülahazaların ve beyin fırtınalarının da ardında aklıma mantıklı bir şeyler gelmeye başlamıştı.
 
Bir gece anneme “Bi ara sigara böreği yapsana.” dedim. “Elif’i de yemeğe davet edelim.”
 
”Nerden çıktı şimdi bu?”
“Yapar mısın bu güzelliği?”
“Niye taktın kafaya sen bu kızı böyle ya?”
“Ne takması ya! Sevap olur.”
“Baban kızar oğlum.”
“Bir iki saatliğine yollayamaz mısın bi yere?”
“Valla hiç uğraşamam.”
 
Bir iki hafta kafasının etini yedikten sonra ikna etmeyi başarmıştım annemi. Tüm organizasyonu da kendisi halledivermişti sağ olsun. Ve bir cuma gecesi Elif bizi kırmamış, koyu mavi bir kot pantolon ve üzerine
giydiği dar siyah bir tişörtle icabet etmişti davetimize. Evde sadece o, ben ve annem vardık. İlk önce mutfağa geçtik. Kocaman bir tabağın içinde onlarca sigara böreği yemek masasının tam göbeğinde bütün ihtişamıyla öylece duruyordu. Ama Elif oralı bile olmadı. Ne sigara böreğinin nede benim yüzüme bile bakmadı o an. Annemle muhabbet ede ede çorbasını içti, yemeğini yedi, üstüne de utanmadan iki üç tane sigara böreği gömdü. Bana verdiği sözü unutmuştu herhalde diye geçirdim içimden. Allıkla kırmızıya boyadığı yanaklarına dikkatlice baktım. Ekstra hiçbir kızarma belirtisi yoktu. Açıkçası ben böyle olacağını hiç ummamıştım. Şahsen ben böreği gördüğü an utancından ağlayarak evine gider ya da en azından kendisini bağışlatmak adına yanağıma ufak bir öpücük kondurur diye bekliyordum.
 
Yemekleri yedikten sonra hiçbir şey olmamış gibi annemle beraber salona geçtiler. Ben de hemen karşılarına oturdum. Annemle öyle koyu bir muhabbete koyulmuşlardı ki sanki kırk yıllık komşuydular. Elif her ne kadar ben yokmuşum gibi davranıp kalbimi incitmiş olsa da en azından yüzüme bakmadığı için o an rahat rahat memelerine bakabiliyordum. Onlar konuşmaya devam ederken bende daha önceden sehpanın üzerine koyduğum kibrit kutusunu yemek masasının üzerinde yıllardır süs olarak duran sürahinin içine basket atmak için elime aldım. Elif’e ne kadar yetenekli bir adam olduğumu kanıtlamanın vakti gelmişti. Ama bir an tereddüt ettim. Normal şartlarda çok daha uzak mesafelerden yüzlerce isabetli atışım vardı fakat bu sefer kibrit kutusunun yarısından çoğu boştu. Dengesiz bir atış çıkabilirdi yani. Ama böylesine bir fırsatı da bir daha yakalayamazdım. Muhakkak değerlendirmeliyim bunu. Neyse ki birkaç dakika sonra nefesimi tutup, iç sesimi de susturup kibrit kutusunu yumuşak, bombeli bir atışla sürahiyeye yolladım. Kibrit kutusu havada süzüldü süzüldü ve sürahinin kenarına çarpıp masanın üzerine yuvarlandı. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü sanki o anda. Başka zaman olsa on atıştan sekizini- dokuzunu kesin sokardım o mesafeden. Ama Allah’ın belası kibrit kutusu bu kez tam oturmamıştı elime. Çok öfkelenmiştim bu duruma. O sırada annem:
 
“Niye atıyorsun oğlum kibriti” dedi “ Güzelce yerine koysana.”
 
“Anne sende biliyorsun ki daha önce hiç kaçırmadım. Kibrit kutusu boş olduğu için böyle oldu. Rüzgâr uçurdu havada.”
 
Çok pis rezil olmuştum. O anı unutmak için iç sesime çığlıklar attırmaya başladım. Bir ara kibrit kutusunu alıp daha uzak bir mesafeden tekrar mı denesem diye düşündüm. Ama yine kaçırırsam bu kez çok daha büyük bir rezillik yaşayacaktım. Vaz geçtim. Zaten birkaç dakika sonra da Elif müsaade isteyip gitti. Kibrit kutusunu alıp öfkeyle camdan dışarı fırlattım. Anasına bacısına küfrettim kibrit kutusunun. İsminde de hayat yoktu zaten. “Malazlar ne amına koyayım!” deyip birde koltuğa tekme attım. Hiç olmazsa yangın merdivenlerinin dışından dördüncü kata kadar nasıl tırmandığımı görebilseydi diye düşündüm. Hiç olmazsa yeteneksiz ama cesaretli bir adam olduğumu düşünürdü. Ama onun da balkonundan yangın merdivenleri görünmüyordu. Bizim balkondan görünüyordu aksine. Bu yüzden babamdan fırça yiyip duruyordum zaten. Ne kadar şansız bir adamdım.
 
Bir hafta evden çıkmadım. O talihsiz geceyi unutmak için oturup bir hafta boyunca sadece Sega oynadım evde. Sonik, Aladdin, Street of Race… Hepsini tekrar bitirdim. Tabi ki babam arada bir gelip “Len kapat şunu biraz soğusun, patlatçan amına kodumu televizyonunu” deyip tadımı kaçırmayı da yine ihmal etmemişti. Elif’i düşünemedim bile o hafta. Zaten aklıma geldiği an var oluyor olmaktan bile büyük bir hicap duyuyordum. Tiksiniyordum adeta kendimden. Ancak bir ay sonra kendime gelebilmiştim. O zamana kadar da mümkün mertebe apartmanda karşılaşmamaya özen gösterdim kendisiyle. Kim bilir belki de abimin düğünü olmasaydı zamanla kendisini unutacak, o eski, neşeli halime geri dönecektim...



münzevi ..



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6124
2 Firari Fırtına 4192
3 Mustafa Ermişcan 3357
4 Hasan Tabak 3256
5 Nermin Gömleksizoğlu 2972
6 Uğur Kesim 2885
7 Sibel Kaya 2702
8 Enes Evci 2402
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2280
10 E.J.D.E.R *tY 2206

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:421 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com