Romanlar

Kadınlığını Arayan Kadın 7
Okunma: 77
Serdar Adem - Mesaj Gönder


7. Hayaller Gerçek Olsa…

Koridoru kollayan merceğe yavaşça bir gözünü dayadı. Beklediğini gördüğüne emin olunca açık bıraktığı kapıyı zile basmasına gerek bırakmadan araladı. Koridor karanlıktı ama gelenin kim olduğunu belliydi. Bekliyordu çünkü. Komşuları ayağa kaldırmadan kapıda karşılamıştı konuğunu. Metin kendinden emin hareketlerle dikkat çekmemeye çalışıyordu.
‘Merhaba Esra!’
‘Merhaba!’
Karşısındaydı işte, sabahtan beri beklediği. Ayaklarını yerden kesen bir sabırsızlıkla… Bir aksilik olur da gelmezse diye içi içini yemişti. Ayaküstü geçen saniyeler asırlara bedeldi sanki. Sonunda bütün kötü olasılıklar geride kalmıştı. Karşısındaydı evet tam karşısında. Zemheride doğan güneş gibi. Geceleri aydınlatan mehtap belki…
Esra kapıyı kapar kapamaz Metin boynuna sarıldı. Alışık olmadığı bir şeydi bu. Rüyasında görse inanamazdı böyle bir şey yaptığına. Belki rüyaydı bütün yaşadıkları. Aksi takdirde anlamlı bir cevap veremiyordu kendi kendine. Hala inanamıyordu. Kendisine yakıştıramıyordu bir kere. Nasıl yapabilmişti bu çocukluğu? Genç kızlığında yapmamıştı böyle bir hafifliği. Kapıdan adımını atmasına izin vermesi bile felaketlerin en büyüğü olmalıydı. İçini kasıp kavuran korku ve utanç duyguları yüzünden ne yapacağını şaşırmıştı.
Eve mi gelmişti? Aman Tanrım, böyle bir şeye nasıl izin vermişti? Evli barklı, yaşını başını almış bir kadındı Esra. Biri duysa, biri görse nasıl açıklardı bu durumu? Kim bilir belki de görmüştü komşular. Başka işleri yoktu ki bütün gün ürkek perdelerin arkasında pusuya yatan eli boş insanların. Hatırladığı sadece iki eliyle Metin’i iterek kendisinden uzaklaştırdığıydı. Ve arkasındaki duvara yaslandığı.
Yokluk insana neler yaptırmıyordu. Evli bir kadını, yine evli bir erkeğin kollarına atabiliyordu. En son yapması gereken şeyi daha ilk anda yaptırıyor, geri dönüş olasılığını ortadan kaldırıyordu. Oysa bu anı kaç gece hayalinde canlandırmıştı Esra. Her seferinde utanmış, pişman olmuştu. Hatta kendisini odalardan birine kilitlediği bile olmuştu gördüğü hayaller yüzünden.
Başka bir imkan ya da ihtimal yoktu çünkü. Kadındı Esra. Bir erkek gibi kafasına eseni yapamazdı. Böyle şeyler yapması hoş karşılanmazdı. Üstelik evliydi. Metin’inin kapıdan içeri bir adım atması bile içinde yaşadığı toplum tarafından dışlanmasına ve orospu damgası yemesine fazlasıyla yeterliydi.
‘Esra, iyi misin sen?’
İyi mi, nasıl yani? Kötü mü görünüyordu? Yoksa bu soruya muhatap olmazdı. Böyle bir ortamda iyi olmak mümkün müydü? Gözlerini henüz açmaya cesaret edemiyordu. Görecekleri karşısında yüreğinin daha fazla dayanabilecek miydi? İçinde bulunduğu hali anlamaya ç ve en kısa zamanda bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordu. Olan değil olduğunu sandığı şeyler hayalinden film şeridi gibi geçiyor, daldan dala atlayan sahneler net bir karar almasını güçleştiriyordu.
Daha ilk adımda karşılaşması pek muhtemel pişmanlık dalgalarına direnebilmek için sarılmıştı boynuna. Öyle olmalıydı. Kollarında Metin’in erkeksi sıcaklığı başını döndürüyordu. Belki bu sarhoşluğu daha ilk anda kırılan cesaretini kurtarabilirdi. Gemileri yakmaktı niyeti. Öyle olmalıydı. Böyle planlamıştı günlerden beri. Başka türlü isteğine kavuşması mümkün değildi. Cesareti yoktu çünkü. Ondan sonrasını Metin’e bırakacaktı. Başka çaresi bulamamıştı. Deneyimliydi Metin. Nasıl olsa bir çıkar yol bulurdu. Bulmalıydı…
Kapı kapadıktan sonra Metin’in ellerine bırakacaktı kendini. Ne olacaksa onun yüzünden olacaktı. Esra karşı koyacak, itiraz edecek, gözyaşı dökecekti belki. Ama sonunda teslim olacaktı. Karşısında ne yapacağına karar vermekte zorlanan deniz gözlü sevgilisinin Esra’ya geceler boyu hayalinde yaşadıklarını, yaşamak istediklerini, yaşamaya aşerdiklerini fazlasıyla yaşatacağına emindi.
Pişmandı. Yaptığına pişmandı, cennetin kapısının önünde içine düştüğü kararsızlık dalgalarına esir olduğu için de… Korkuyordu. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Korkuyordu ama böyle bir fırsatı bir daha yakalayabileceğine de emin değildi. Ve kaybetmek istemiyordu günlerdir rüyalarında kurduğu bu fırsatı.
Şaşkınlık ve aşermelerin naif ruhunda yarattığı derin kararsızlık dalgalarıyla boğuşmaktan yorulmuş, dizlerinin bağı çözülmüştü. Ama Metin’e güveniyordu. Yıllardır ruhunu kasıp kavuran ve kadınlığını unutmasına sebep olan itilmişlik, horlanmışlık ve ezilmişlik hastalığını tedavi edeceğini sanıyordu. Hatta sanmaktan öte inanıyor ve böyle olmasını bekliyordu. Sıradan bir kadın refleksiyle kaçacaktı. Belki ağlayacak, bağırıp çağıracaktı. Ama hepsi içgüdüsel tepkilerden öteye geçmeyecekti.
Yakalandığında çırpınacak ve ağlayacaktı. Sonunda teslim olacaktı. Yıllardan beri yaşamadığı böyle bir güzelliğe kavuşmak hakkıydı. Kadınlığını yaşamak, yılların mahrumiyetinden kurtulmak hakkı değilse yaşamanın ne anlamı vardı. Bir kere olsun Esra’nın dediği olacaktı. Kaderin çarkı bir kere de kendi lehine dönecekti. Bunun başka yolu olamazdı. Cesareti yoktu, deneyimi de. Ama Metin vardı ya. Yeter de artardı. Kadınlık hazinelerine kavuşmanın özlem ve hasretiyle gözlerini yumacak ve kendini akıntıya bırakacaktı. Gerisini daha önceki deneyimlerine güvenerek Metin’in yapacağını biliyordu.
Metin karşısındaki kadının içinde bulunduğu açmazın farkındaydı. Alınmadı. Tokat atsa, terliklerini kafasına çarpsa gene değişmezdi kararı. Kadındı çünkü. Yetişme tarzı onun gibi birinin daha farklı davranmasına olanak tanımıyordu. Acemiydi üstelik. Genç bir kız kadar toy acemi ve saftı.
Darılmak ne kelime, hatta hoşuna bile gitti. Belki böyle yapmasaydı belki içinde yaşadığı toplumun değer yargılarıyla düşünme hatasına düşerek Esra’yı hafiflikle suçlayabilirdi. Bu da içinde yaşayan şehvet ateşini söndürebilirdi. Eski zaman ilahelerini andıran yüzündeki tereddüt dalgaları daha önce böyle bir tecrübe yaşamadığını açıkça ilan ediyordu. Bu bile Esra’nın Metin’in gözündeki değerini ulaşılmaz doruklara yükseltiyordu.
Üstelemedi. Bir iki adım geri çekildi. Bakışlarını Esra’nın yeni yeni aralanmaya başlayan ve şehvet çöllerine gizlenmiş umut veren bir seraba benzeyen gözlerine dikti. Gözlerinde kalbinin çırpınışlarını gördü. Metin de boş değildi. Bakışları günlerce aç kalmış bir aslanın vahşetini haykırıyordu. Bir süre öyle kalakaldı. Dayanılır gibi değildi. Esra karşısındaki adamın aşka aşeren bakışlarındaki manayı anlamasıyla ürkerek başını yana çevirdi. Söyleyecek söz bulamıyordu.
Metin bir adım ötesinde yüreği pır pır eden yaralı kuşu ürkütmek istemiyordu. Bu yüzden olabildiği kadar sakin olmaya ve nazik davranmaya çalışıyordu. Yavaşça Esra’ya doğru süzüldü. Esra tekrar gözlerini bir çocuk ürkekliğiyle sımsıkı yummuş, avının saldırısını bekleyen bir av gibi kaderine razı bekliyordu.
Ona zarar vermek değildi niyeti. Bütün masumiyetiyle kendisini avcısının insafına bırakmış görünen masum yüzlü kadına değil zarar vermek, dokunmaya bile kıyamazdı. Bütün tecrübeleri boşa çıkmıştı işte. Bıyığı yeni terlemiş bir genç telaşı içindeydi. Ne yapacağını bilmiyordu. Kararsızlık bir süre hareket etmesini engelledi. Şimdilik tek isteği onu olabildiğince rahatlatmak ve kendisine güvenmesini sağlamaktı.
‘Müsait değil miydiniz Esra Hanım? Galiba sormadan acele ettim. Özür diliyorum yaptığım bu kabalıktan dolayı…’
Esra önce cevap veremedi. Sadece evet anlamına gelecek şekilde başını hafifçe sallamakla yetindi. Gözleri hala kapalıydı. Esra’nın iki sevgili gibi birbirine kenetlenmiş uzun kirpikleri Metin’e ayrı bir heyecan veriyordu. Çok geçmeden cevabının yeterli olmadığını düşünen Esra’nın ince ve bir ressamın elinden çıktığı izlenimi uyandıran şehvetli dudaklarından belli belirsiz birkaç kelime süzüldü:
‘Bugün Kayseri’ye gitti. Geç saatlere kadar gelemez.’
Bahsettiği kocası Zeki’ydi. Bu sefer Esra’yı çanta gibi peşinde sürüklememesinin sebebi hafta içine denk gelmesi ve günübirlik gidecek olmasıydı. Yoksa herhangi bir eşya gibi yine peşinde sürüklerdi. Esra onun için kişiliksiz, kimliksiz bir köleden, çevresine görüntü vermek için kullandığı dolgu malzemesi bir aksesuardan başka bir kıymet ifade etmiyordu.
Zaman geçtikçe Esra’nın içine yılan soğukluğuyla bir korku çöreklenmeye başladı. Yine aynı şüphe ve tereddüt dalgaları coşmaya başlamıştı acemi gönlünde. Acaba yanlış mı yapmıştı? Öyleyse nerede hata yapmıştı? Evet, onu çok hızlı iteklemişti. Bir dostu değil de tecavüzcüye yapılabilecek kadar kaba davranmıştı galiba. Ya beklediğini bulamaz da arkasına bile bakmadan giderse? Dayanabilecek miydi buna?
Şimdi değil elini omzuna atmak, dudaklarına yapışsa yok demeyecekti. Yılların orucunu şimdi burada ayaküstü bozmak istiyordu. Önünü sonunu düşünmeden... Ölümden ötesi mi vardı? Ama ya yaptığını kendine yediremez de çıkar giderse…
Acaba kadınlık gururunu ayaklar altına alıp o gün arabada birkaç saniye içinde ateşli bakışlarında yıllardır aradığını gördüğünü sandığı bu adamın kollarına atılsa mıydı? Aç tavuk fırın duvarı delermiş. Kaç yıldan beri açtı. Ve Metin’in sıcak bakışları çölde kalmış bir bedevinin gördüğünü sandığı vahayı andırıyordu. Gerçek olup olmadığını kestiremediği bu kurtuluş ümidine teslim olmak istiyordu. Bir rüya bile olsa yaşamak, baba evinden beri haram kılınan güzellikler adına ne varsa… Kocasının evinde göremediği ne varsa… Bir kadın olarak yaşamaktan mahrum bırakıldığı her ne varsa… Yaşamak… Sonuna kadar yaşamak...
Bütün haramlara, yasaklara, günahlara başkaldırmak… Kendisini kız çocuğu olduğu için horlayan babasına, üç kuruşluk para ve bilgisine kapılarak kendini dev aynasında gören kocası olacak adama başkaldırmak. İstemeden geldiği şu dünyada tek başına hareket etme imkanı vermeyen, onu insan yerine koymayan topluma, yakarışlarına kulaklarını tıkayan ve gözlerini kapayan Tanrılara baş kaldırmak…
Tozpembe bulutlar arasından uzanan şefkatli bir elin kararsız titremelerle omzuna dokunuşu baştan aşağı irkilmesine sebep oluyordu. Neredeydi? Ve bu el neyin nesiydi? Yoksa yine Zeki miydi, istemediği bir şeyi yine zorla yaptırmak mı istiyordu? Zeki’nin dokunuşu bile tecavüz tiksinmesi yaratıyordu Esra’da. Ne yazık ki on yıldan beri koca evi dedikleri kutsal cezaevinde tecavüze uğruyordu. Ağlaya ağlaya, ilene ilene… Ama ne Zeki’nin umurundaydı, ne de her şeyi gören ve duyan Tanrı’nın.
Bir süreliğine nefes almaya ara vermiş gibi, ne olduğuna dair hiçbir ihtimal gelmiyordu aklına. Kelebek hafifliğiyle omzunu okşayan bu el Zeki’nin pençelerine benzemiyordu. Korku ve şüpheyle kaldırım taşını andıran göz kapaklarını aralamaya çalıştı.
Meraklı bir sükunetle karşısında duran Metin’di. Evet Metin… Onun da kendisinden pek farkı yoktu. Ne yapacağını bilmez halde görünüyordu. Sanki evet sanki incitirim, ürkütürüm kaygısıyla nefes almaya bile korkuyordu. Tekrar gözlerini yumdu. Artık olacakları kestiremiyordu. Kendini tamamen Metin’e bırakmak istiyordu. Ve kısacık bir mola vermek hayat denen işkenceye.
Omzundaki Metin’in elinin üzerine kendi elini koydu. Gayet sakin ve şehvetli bir dokunuşla ilk hareketin karşıdan gelmesi için ona yardım etmek istiyordu. Esra’ya biraz daha yaklaşan Metin verilen mesajı anlamıştı. Yaklaştı, biraz daha… Nefesini hissediyordu artık. Ilık ve şehvetli nefesini… Göğsü körük gibi hızla inip çıkıyordu. Aman Allahım o ne güzel kokuydu… Dayanılır gibi değildi. Eter gibi... Ayaklarının bağının çözüldüğünü hissetmeye başladı. Bu şekilde biraz daha devam ederse ayakta duramayacağını tahmin ediyordu.
Bundan sonra ne yapsa sarhoşluğuna verebilirdi. Kadınlığına hasret kalan bir kadının nefesi kadından anlayan bir erkeğin başını döndürmeye ve ayaklarını yerden kesmeye fazlasıyla yeterdi. Biraz daha rahat hareket etmeye başladı. Bir kelebek hafifliğiyle keyfinden titreyen kirpiklerine doğru yaklaştı. Şehvetli nefesini daha yakından hissediyordu. Cennet kokusu dedikleri bu olmalıydı... İçine çeke çeke gözlerini öpmeye başladı.
Küçük, sempatik başını iki elinin arasında alarak saçlarını kokladı. Gözlerini öptü. Alnını, kulaklarını öpmeye doymuyordu. Esra göğün en üst katından kendini seyrediyordu. Ayakları yerden kesilmişti. Gözlerinden iki damla sessizce süzülürken, bunun devam etmesi yönünde bir işaret olduğunu düşünen Metin, aşkın madeni kırmızı dudaklarıyla çoktan kaynaşmıştı.
Bu halde ne kadar kaldıklarını ikisi de tahmin edemiyor, böyle bir şeyi merak bile etmiyorlardı. Tek istedikleri bu güzel anın sonsuza kadar sürmesi, hiç ama hiç sonlanmamasıydı.
Mutluluk zamanı hızlandırır derler. Aynen öyle de Esra ile Metin’in ayaküstü kaynaşmaları birkaç saniye gibi kaşla göz arasında gelip geçmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar gün akşama kavuşurken, asırlık ateşi sönen iki beden külçe gibi yığılmışlardı oldukları yere.
Esra gözlerini açtığında bütün bunların ayaküstü gördüğü bir rüya olduğunu anlayınca şaşırmakla sevinmek arasında kaldı. Böyle bir hayal gördüğüne göre içinde ona karşı meyil olduğunu artık inkar edemezdi. Fakat bunu nasıl gerçekleştirecekti. Hem günahtı, hem de bir gören olursa artık bu diyarda yaşama şansı olmazdı.
Zeki öğrense kıyameti koparırdı bir kere. Ama onun kıyameti koparması erkeklerin çoğunda olduğu gibi gerçekten namuslu ve şerefli olduğu için değil, tamamen kendine ait bir malın başkası tarafından hem de kendisinden çok daha verimli ve keyifli bir şekilde kullanılmış olmasına karşı duyduğu kıskançlığın sonucuydu.
Erkekler gerçekten namuslu oldukları için değil, çoğunlukla toplumun kendisine biçtiği rolü hakkıyla yerine getirebilme gayretiyle namus havariliğine soyundukları için kadına bu noktada uyguladıkları şiddet ve işkence tamamen içinden çıktığı topluma poz verme amacını taşımaktaydı. Yoksa kadın meselesinde ortalığı birbirine katan erkeklerin gerçekten namuslu ve şerefli oldukları çok su götürürdü. Öyle olmasa şerefli ve namuslu erkeklerin çoğunlukta olduğu bir memlekette kadınlar istediği saatte kendi ülkesinin sokaklarında gönül rahatlığıyla dolaşabilirlerdi.
Sonuçta kadına karşı yaşanan olumsuz olaylar başka bir gezegenden dünyamızı ziyarete gelen uzaylı varlıklar tarafından gerçekleştirilmiyor. Yine bizim insanımız tarafından belki büyük bir açlığın sonucunda ortaya çıkıyordu. Toplu haldeyken ahlak abidesi kesilen ve namuslu ve şerefli rolüne soyunan erkekler tarafından… Bir fırsatını bulunca değil güneş battıktan sonra, punduna getirdi mi apartman boşluğunda, merdiven loşluğunda acımadan tecavüz etmekten hiç geri kalmazdı namuslu şerefli geçinen erkek müsveddeleri.
Metin’le bir kere görüşmek, duyduklarına itibar etmek yerine yakından görerek tanımak istiyordu. Gerçekten rüyada gibi nazik ve ateşliyse ona bir fırsat daha verebilirdi. Bu seferki gerçek olmak şartıyla… Bu hayal bile tekrar nefesini hareketlendirdi. Dudaklarından süzülen nefes, lav gibi değdiği yeri yakıyordu. Henüz tam olarak kendine gelememişti. Bu haldeyken bir iki saat kadar önce aldığı mesaja tam olarak cevap vermek istedi:
‘Açıkça söylemek gerekirse duyduklarımın etkisiyle sanırım, size tam anlamıyla güvenemiyorum.’
Metin on bir buçuğa doğru gelen mesajı Necla’yı huylandırmadan geçiştirerek cevapladı. Belki yıllardan beri ilk defa tava getirmişken, gecenin tadını kaçırmak istemiyordu:
‘Size kendimi inandırmak ve anlatıldığı gibi bir canavar olmadığımı kanıtlamak isterim, mümkünse…’
‘Bilmiyorum, nasıl olabilir ki?’
‘Sizi yine pazartesi sabahı iş yerinize götürebilirim mesela… Aynı gün müsait olursanız, öğle yemeğine de çıkabiliriz. Tabi mahallenin sapığına güvenebilirseniz...’
‘Ay estağfurullah ya, öyle demeyin lütfen.’
‘O zaman?’
‘Tamam dediğiniz gibi olsun. Bir aksilik çıkmazsa yani…’
‘Nezaketiniz için teşekkür ediyorum. İyi geceler.’
Esra cevap vermedi. Uzun süreden beri ayakta olduğunu fark etti. Mutfaktaydı. Buraya neden, ne zaman ve nasıl geldiğini bilmiyordu. Rüyanın etkisi iç çamaşırlarının ıslaklığına bakılırsa henüz geçmemişti. Bir bardak su içtikten sonra yemek masasının yanındaki sandalyeye oturdu. Üzerinde pembe ipek geceliği vardı. Telefonda gizlice çektiği bir resmi olacaktı Metin’in. Şifreli dosyanın içinden onu buldu. Ekranda büyüttükten sonra bir süre bakarak iç dünyası hakkında yorum yapmaya çalıştı.
İnsan ne kadar istese de ruhunu tamamen gizleyemezdi. Mutlaka bir kısmı ya da daha fazlası yüzündeki çizgilere aksederdi. En azından atacağı adımları daha dikkatli atma noktasında yararlı olabilirdi bu hareket.
Aslında o kadar da fena birine benzemiyordu. Deniz mavisi gözleri, gerilmiş yayı andıran kaşları ve keskin çizgilerle çerçevelenmiş ıslak ve şehvetli dudaklarıyla erkek güzeli sayılabilirdi. Üstelik hayalinde canlandırdığı erkek tipiyle neredeyse aynıydı. Acaba biraz önce hayalinde yaşadıklarını gerçekte de yaşama imkanı olacak mıydı? Böyle bir şey olsa bile cesaret edebilecek miydi? Sonra kendisine kızdı. En doğal ihtiyacını bile karşılamaktan aciz bir varlık olduğu için…



Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6151
2 Firari Fırtına 4218
3 Mustafa Ermişcan 3404
4 Hasan Tabak 3292
5 Nermin Gömleksizoğlu 3000
6 Uğur Kesim 2901
7 Sibel Kaya 2726
8 Enes Evci 2423
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2359
10 E.J.D.E.R *tY 2213

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:366 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com