Romanlar

Kadınlığını Arayan Kadın 10
Okunma: 82
Serdar Adem - Mesaj Gönder


10. Her şey Bir Anda

Metin bir avukat olarak hayatında ilk defa zanlı durumuna düşmüştü. Hiç kimse böyle bir pozisyonda olmayı istemez ama bazen olanın önüne geçmek mümkün olmuyordu. Metin işte böyle bir maceranın kahramanıydı şimdi. Kanunları ezbere bilen Metin böyle bir durumda başına gelebilecek olasılıkları tahmin edebiliyordu. Yüzünde korkunun izi yoktu ama derin bir pişmanlık dalgası zaman zaman bütün vücuduna derin titremeler şeklinde hakim oluyordu. Tek umudu istemeden de olsa kimsenin canına zarar vermemiş olmaktı.
Burası daha önceden defalarca gördüğü bir yerdi. Defalarca müvekkillerinin sorgusunu izlemek için bulunmuştu bu küçük odada. İlk defa farklı pozisyonda bulunuyordu. Zanlı… En ince ayrıntısına kadar tanıyordu burayı. Hatta burada kimlerin ağırlandığını ve kendilerinden ne istendiğine de vakıf biriydi. Şimdi aynı şey kendisinden istenecekti. Halinde telaş yoktu. Biraz yorgun görünüyordu o kadar...
Geniş aynalı tepe lambasının altında küçük bir masa ve etrafında iki sandalye vardı. Hepsi bundan ibaretti. Duvarlardan birisi yarıya kadar sadece dışarıdan içerisinin görülebildiği camlı bölmeden oluşuyordu. Bir kenarında kapı ve kapının sağ tarafında duvara aslı bir telefon. Aynı filmlerdeki gibi…
Elleri masadaki halkaya kelepçelenmemişti. Belki avukat olduğu için biraz daha saygılı muamele görmekteydi. Suçu da ağır değildi. Sonuçta polisle çatışarak yakalanmamıştı. Başkası olsa böyle olmazdı. Olay yerine gelen polis tarafından önce hastaneye kaldırılmış, daha sonra buraya getirilmişti. Polisler saygıda kusur etmiyorlardı. Kası yoktu ortada, kazadan dolayı buradaydı. Yarım saatten beri yalnızdı. Avukatı bekleniyor olmalıydı. Büyük bir ihtimal gizli ya da açık o kadarını düşünecek durumda değildi ama kayda alınıyor olmalıydı.
Kendi evindeki oturma odası kadar alıştığı bu oda, bugüne ne kadar da sıkıcı geliyordu. Bazen nefes almakta bile zorlandığını hissediyordu. Sıkıntısı alnında biriken damlacıklardan anlaşılıyordu. Ara sıra cebinden çıkardı kağıt mendille alnını temizliyor, derin bir nefes aldıktan sonra bakışları masanın derinliklerinde kayboluyordu.
Camın arkasında içeride olanları bilgisayara kaydeden bir polis, arkasında da iki rütbeli polis amiri duruyordu. Yaklaşık on dakikadan beri buradaydılar. Yılların tecrübesiyle avukatı gelene kadar zanlının beden dilinden, davranışlarından suçlu olup olmadığı hakkında tahminde bulunacaklardı. Soruşturmada bu ön izlemenin bazen çok önemli bir yeri oluyordu.
‘Ne dersin Macit, olayda bir kasıt olabilir mi?’
‘Ben olmadığı kanaatindeyim baş komiserim.’
‘Sicilini sormaya gerek yok. Adamın kendisi hukukçu zaten... Ama hukukçu da olsa suç işlemeyeceğini garanti edemeyiz kimsenin.’
‘Haklısınız baş komiserim. Eğer çok iyi bir oyuncu değilse, doğru söylüyor o zaman. Yani kasıt yok bu işte, bence yani…’
’Göreceğiz bakalım. Dereyi görmeden paçaları sıvamamak gerek.’
‘Haklısınız baş komiserim.’
Bu arada içeri bir polis memuru girdi. Selam verdikten sonra avukatın geldiğini haber verdi. Baş komiser eliyle çıkabileceğini ihtar etti. Polis saygılı bir şekilde geri çekildi. Sonra Macit’e dönerek gülmeye başladı:
‘Ne garip değil mi, Macit? İnsan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Bir avukatın düştüğü duruma bak. Eli yüzü düzgün birine benziyor. İnşallah tahminimde yanılmayız.’
Zanlı Metin bir hukukçuydu. Şayet varsa suçu, henüz kanıtlanmamıştı. Bu aşamada kimsenin normal bir suçluya davrandığı gibi davranmak gelmiyordu içinden. Baş komiser ciddi ve ağırbaşlı bir selamdan sonra Metin’in karşısında oturdu. Avukatı sağ tarafındaki masaya uzak bir sandalyede sorguyu dinleyecekti. Selamı duygusuz bir sesle karşılayan Metin boş bakışları Cengiz’in omuz hizasında belirsizliklerde kaybolmuştu.
Bir süre baş komiser ile Metin karşılıklı olarak birbirlerini bakışlarıyla tartmaya çalıştılar. Metin’in yerinde daha ağır suçtan yakalanan başka biri olsaydı, bu muamelenin adı psikolojik savaş olurdu. Oysa şimdi yapılan samimiyet testinden başka bir şey değildi. İkisi de karşısındakinin niyetini öğrenmeye çalışıyordu, o kadar.
Kimsenin kaybedecek zamanı yoktu. Çoktandır belki ilk defa sorgu bu kadar sıkıntılı geçiyordu. Karşısındaki uzun zamandan beri tanıdığı bir avukattı. Daha kötüsü sicili tertemizdi. En ufak bir yanlışına rastlamamıştı bugüne kadar. Böyle bir adamı sorgulamak, beyaza siyah demek kadar zor gelecekti... Bu yüzden Macit sorguyu bir an önce tamamlayıp dosyayı savcılığa göndermek niyetindeydi. Göz hapsini gevşettikten sonra derin bir nefes aldı. İlk soruyu Macit soracaktı:
‘Metin Bey, daha önce arkadaşlara ayaküstü anlatmış olabilirsiniz. Anca bir kere de biz dinlemek istiyoruz. Malum bu iş böyle oluyor. Zahmet olmazsa olayı hatırlayabildiğiniz kadarıyla hiçbir ayrıntıyı atlamadan bir de bize anlatın bakalım.’
Metin anladığını belirtmek için hafifçe başını salladı. Haklıydılar. Bu masaya oturan kim olursa olsun hemen hemen aynı muameleden geçmek zorundaydı. Sorgu dedikleri şeyden... Yasa böyle buyurmuştu. Kimsenin yasa önünde ayrıcalığı olmadığına göre polislere gönül koymanın anlamı yoktu. Üstelik doğruyu söylemek gerekirse tahmin edemeyeceği kadar nazik davranıyorlardı. Sonuçta burası bir sorgu odasıydı. Ve bu masa suç işleme olasılığı bulunan zanlıların sorgulandığı bir masaydı. Ne gerekiyorsa yapacaktı. Sorgunun nasıl yapılması gerektiğini en iyi bilenlerden biriydi:
‘Anlatacağım baş komiserim, hiç endişeniz olmasın. Biliyorum anlattıklarımdan sonra suçlu bulunma ihtimalim yüksek ama ben bir hukukçuyum biliyorsunuz. Ve gerçeklerin ne kadar gizlenirse gizlensin nasıl olsa bir gün ortaya çıktığını en iyi bilenlerdenim.
‘Aslında fazla bir şey yok söyleyecek. Son zamanlarda kafa çekmeye başlamıştım. O gün de öğleye doğru Sakarya Caddesi’nde birkaç kadeh attıktan sonra yola çıktım. Batıkent’e gidiyordum. Bir müvekkilimle görüşmeye. Kendini kaybedecek kadar sarhoş olmadığımı sanıyordum. Yani öyle hissediyordum kendimi. Ama yanılmışım galiba… Yol boyunca herhangi bir problem de olmadı. Sadece…’
‘Evet, sadece…’ dedi Macit.
‘Sadece o şeyi görene kadar. Yani arıyı. Eşek arısı olmalı. Belki alerjim olduğu için öyle zannetmiş olabilirim. Alerji derken fobi gibi bir şey yani… Camlardan biri açıktı. Oradan girmiş olabilir. Ya da önceden beri oradaydı. Farkında değilim. Sadece bir an bana doğru geldiğini gördüm. Ondan sonrası karışık...’
‘Hiçbir şey hatırlamıyor musunuz Metin Bey. Biraz daha zorlayın bakalım hafızasınız.’
‘Hatırlamıyor değilim ama her şey bir kabus gibiydi. Sanırım oldukça hızlıydım. Yani birkaç araba solladığım için normalin biraz üzerine çıkmıştım.’
‘Her zaman böyle mi yaparsınız Metin Bey?’
‘Yok aslında, yani alışkanlık olarak söylüyorsanız pek adetim değildir. Yani genelde kurallara uyan biriyim. Emniyet kemerini şehirlerarası otobüste takacak kadar. Bugüne kadar trafik cezası bile almadım, diyebilirim. Tabi bazen şans yardım ettiği için almamışımdır. ‘
Macit yanındaki memura göz ucuyla doğrudur anlamında bir işaret çaktı. Bu arada Metin ifadesine gayet sakin bir halde devam ediyordu. Sözünü kesmek istemediler.
‘Son zamanlarda biraz sorunlarım oldu. Kafaya taktığım şeyler gibi. Belki bu yüzden biraz fevri hareket etmiş olabilirim. Birkaç araba solladığımı hatırlıyorum. Hatta sonuncusunu solladıktan sonra şeridime geçerken o mendebur şeyi gördüm burnumun ucunda. Gayrı ihtiyari irkildim. Nasıl oldu anlayamadım ama o andan sonra sağa sola yalpa yapmaya başladı araba. Hakim olamıyordum. Sanırım frene biraz sert yüklendim. Yoksa arabam kolay kolay kontrolden çıkacak bir araç değil. Bir arabanın nasıl sakinleştirilebileceği noktasında başkalarına ders verdiğim halde, aynı şeyi kendim beceremedim. Son hatırladığım sağ tarafa savrulduğum. Ve şiddetli bir darbe…’
‘Hepsi bu kadar mı?’
‘Yani sanırım bu kadar. Ani gelişen bir olaydı zaten. Arkadan darbe alınca, her şey daha bir hızlandı sanki. Onun için olsa gerek hatırlamaya değer bir ayrıntı bulamıyorum. Tek temennim kimseye zarar vermemiş olmak…’
‘Biz de aynı şeyi umuyoruz Metin Bey.’ dedi Macit.
‘Ama zincirleme kazaya sebep olduğunuzu söylemeliyim. Şu an için hayatını kaybeden kimse yok ama iki yaralımız var. İnşallah başlarına bir şey gelmez.
‘İnşallah…’
‘Sizin bir sorunuz var mı avukat bey, müvekkilinizin sorgusu hakkında? Belki bir itirazınız?’
Sorgu hukuki açıdan açık ve adil bir şekilde tamamlanmıştı. Öyle ki sorgu esnasında ne kendisinin müdahale etmesini gerektirecek bir olumsuzluk olmuş, ne de müvekkili Metin’in böyle bir talebi. Zaten müvekkilinin kendisi avukattı. Bu yollardan defalarca geçmiş, deneyimli biri. Ne konuşacağını en azından kendisi kadar iyi bilen biri. Dolayısıyla itiraz edeceği bir durum yoktu.
‘Hayır baş komiserim, bir sorun yok benim açısından. Müvekkilimin de ekleyeceği bir husus yoksa, kalkabiliriz.’
Metin’e döndü. Yüzüne baktı. Herhangi bir problem olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Metin baş hareketiyle sorun olmadığı belirtti. Macit de son sözü söyledikten sonra odayı terk etmek üzere ayağa kalktı:
‘Şimdi arkadaşlar, ifadelerinden derledikleri tutanağı getirecekler. Okuyup incelersiniz. Eğer itiraz edeceğiniz bir nokta yoksa imzalarsınız. Sonra da hemen adliyeye sevkinizi yaparız. Zaten bu işlerin nasıl yürüdüğünü en az bizim kadar biliyorsunuz.’
Polisler çıktıktan sonra Metin avukatıyla durum değerlendirmesi yapmak için bir süre daha sorgu odasında kaldı. Sebep olduğu facianın boyutları hakkında net bilgi almak istiyordu. Tek umudu hayatını kaybeden birisi olmaması yönündeydi. Polislerin tutumuna bakılırsa, çok büyük bir faciaya sebep olmamıştı. Yoksa avukat bile olsa kendisine bu kadar yumuşak muamele etmezlerdi herhalde diye düşündü. Sonra avukatına olayın boyutlarını ve son durumu sordu:
‘Turan Bey sebep olduğum olayın tam olarak boyutları nedir? Yani aklıma getirmek istemiyorum ama can kaybı oldu mu mesela?’
Turan ciddi ama sakindi. Bu bile hiçbir şey söylemeden Metin’in içine soğuk su serpmesine yetmişti. Öyle ya eğer altından kalkamayacağı elim bir olaya sebep olmuş olsaydı, bu kadar sakin olamazdı en azından. Turan en kötüsünden başladı söze:
‘Metin Bey zincirleme bir trafik kazasına sebep oldunuz. Bunu söylemeye bile gerek yok aslında. Tahmin etmişsinizdir…’
‘Evet ya, etmez miyim? Trafik deli gibi akıyordu. Hem de o kadar basit bir sebepten. En çok da neye yanıyorum biliyor musunuz?’
Avukatın gözlerini dört açması, cevap yerine geçmişti. Devam etti:
‘En çok da üfürükten bir arı yüzünden olması… Gören de karşıma vahşi bir aslan çıkmış sanır. Belki aslan olsa bu kadar ürkmezdim. Ya üzerine sürerdim ya da yani canımı kurtarmak için son hızla kaçardım. Üstelik ben aslında normal zamanlarda hayvanlardan pek çekinmeyen biriyim. Artık bir anlık dalgınlığa mı esir oldum, yoksa başka bir sebep mi var, inanın ben de anlayamadım.’
Turan zaman kaybetmemek için konuyu iyice dağıtmadan kaldığı yerden devam etti:
‘Araçlarda ciddi bir hasar var. Sizin araç ters dönüp orta refüje çarparak takla atmaktan kurtulmuş. Takla atmamanız gerçekten büyük mucize. Fren yapmanızla birlikte arkanızdaki araç bütün süratiyle aracınıza çarpmış. Direksiyon hakimiyetini asıl o zaman kaybetmiş olmalısınız. Daha sonra zaten aracınız savrulmuş. Ama dedim ya takla atıp karşı şeride geçmiş olsaydınız, bugün burada konuşuyor olamazdık. Ama arkanızdaki araç o kadar şanslı değilmiş. Size çarptıktan sonra yan şeride geçerek kendi etrafında dönmeye başlamış. Bu arada arkadan gelen bir başka araçla çarpışmış. Şoför mahallinden darbe aldığı için hava yastıkları da tam anlamıyla koruma sağlayamamış. Ama Allahtan hayatını kaybetmemiş. İki günlük müşahedeyi atlattıktan sonra yani doktorların dediğine göre kefeni yırtarmış. Bu da sizin için tek teselli edici haber, diye düşünüyorum.’
‘İnşallah öyle olur. Buna da şükür ya.’
‘İsterseniz kalkalım. Kapıdaki polisi daha fazla bekletmeyelim. Prosedürü biliyorsunuz.’
‘Evet, tabi…’
‘Malum prosedür gereği şimdi tekrar nezarethaneye gideceksiniz Metin Bey. Ben sizin adınıza bütün işlemleri takip edeceğim. Söylemeye gerek yok ama tutuksuz yargılanmak üzere serbest kalacağınız umuyorum.’
‘Zararı yok, biliyorum yapılması gerekenleri. Cana zarar gelmedi ya, inanın gerisi umurumda bile değil.’
‘Benden istediğiniz bir şey var mı Metin Bey?’
‘Hayır, yani herhangi bir şeye ihtiyacım olacağını sanmıyorum şu aşamada. Sadece, evet sadece Necla’yı durumdan haberdar ederseniz sevinirim.’
‘Elbette Metin Bey... Hiç kuşkunuz olmasın.’
‘Teşekkür ederim Turan Bey. Kolay gelsin.’










Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6151
2 Firari Fırtına 4218
3 Mustafa Ermişcan 3404
4 Hasan Tabak 3292
5 Nermin Gömleksizoğlu 3000
6 Uğur Kesim 2901
7 Sibel Kaya 2726
8 Enes Evci 2423
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2359
10 E.J.D.E.R *tY 2213

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:366 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com