Romanlar

Kadınlığını Arayan Kadın 12
Okunma: 99
Serdar Adem - Mesaj Gönder


12. Farklılık Kanına İşlemiş

Mekan olarak hemen hemen aynı yeri tercih etmişti Metin. Belki birkaç cadde farkla… Burası daha emin görünüyordu. Genelde sürü halindeyken tutucu görünmeye dikkat eden yakın çevresinden kimsenin böyle bir yere değil gelmesi, önünden geçmesi bile düşünülemezdi. Yine tenha bir kafe ve yine köşelerden biri. Tek farkla ki bu sefer Metin salonu gören tarafa geçmiş, karşısına da Esra oturmuştu. Böylelikle her ihtimale karşı gelen geçenin dikkat etmediği sürece gözüne çarpması pek mümkün olmayacaktı.
Yaklaşık yarım saat geçmesine karşın aralarında birkaç duygusuz kelimeden başka konuşma geçmedi. Esra tedirgindi. Geçen sefer olduğundan daha belirgindi tedirginliği. Alışık olmadığı şekilde böyle bir ortamda bulunması endişelerinin tavan yapmasına sebep oluyordu. Ankara gibi bir yerde olmasına karşın görülme ihtimali yüzünden kendi kendini yediği her halinden belli oluyordu.
Metin’in de pek rahat sayılmazdı. Seçimine güveniyor, bu güvenle misafirine moral vermek için dik durmaya, güçlü görünmeye çalışıyordu. Hepsi o kadar… Basit birkaç atıştırmalıktan sonra şarap içmeyi teklif etti. Esra böyle bir alışkanlığı olmadığı halde hele ki böyle bir ortamda, içinde kopan fırtınaları dindirmesini umut ederek yine tek kadeh olmak şartıyla kabul etti.
Bir süre daha böyle geçti. Zaman geçtikçe Esra’nın zihninde beliren ihtimallerin gerçekleşmemiş olması, şarabın da yardımıyla endişelerini dağıtmaya başlamıştı. Ortamın gittikçe yumuşamaya başlaması Metin’in de cesaretini artırıyordu. Bir yerden başlamak istedi:
‘Sizi olması gerektiğinden çok daha fazla tedirgin görüyorum Esra Hanım. ‘
‘Bunda haklı sebeplerim var ama. Oldukça haklı…’
Metin aldığı cevaba acıyla karışık bir tebessümle karşılık verdi. Esra’nın ne demek istediğini anlamıştı. Ama anlamamış görünmek daha çok işine geliyordu. Konuyu saptırabilme şansı yakalamıştı böylece:
‘Duyan da bir seri katil ya da tecavüzcü olduğumu sanacak…’
‘Kiralık katil kısmına katılmıyorum. Tecavüzcü olduğunuz da söylenemez. Ama bunlar karşınızda huzur bulmama yetmiyor Metin Bey.’
‘ O halde içinizi kemiren nedir? Bana da söyleseniz de kendimi savunma imkanı yakalasam.’
‘Bilmez gibi konuşuyorsunuz…’
‘Ha yine şu Nihal meselesi... Kabak tadı verdi biliyor musunuz bu mesele?’
‘Ben meseleye aldatma yönüyle bakıyorum Metin Bey.’
İlk buluşmalarında bu meseleyi hallettiğini sanıyordu Metin. Duyduklarına bakılırsa hala başladıkları noktadaydılar. Bu kadın ya laftan anlamıyordu ya da başka bir takıntısı vardı aslında. Onu söyleyemediği için bu noktadan saldırıya geçiyordu sürekli. Daha yolun başındaydılar. Masaya oturalı yarım saat ancak geçmişti Günün ilerleyen dakikalarında bu meseleye bir çözüm yolu bulacağını umuyordu. Onun için şimdilik bozuntuya vermeden markaj yapmaya çalışıyordu:
‘Biliyor musunuz Esra Hanım, o mesele sandığınız gibi değil.’
‘Aranızda bir ilişki yaşandıysa, bunda bilinmeyecek ne kalmış olabilir?’
‘Meseleye geniş bakmak zorundayız. Dar çerçeveden, başka bir ifadeyle at gözlüğüyle bakmaya çalışırsak körün fili tarif etmesine benzeyen bir hatanın içine düşeriz istemesek bile.’
Daha fazla konuşamadı. Aynı konunun olur olmaz yere önüne konması hem de en beklemediği kişiden yani Esra’dan, canını sıkmaya başlamıştı. Bir sigara çıkardı. Yakmadan önce elini şıklatarak pusuda bekleyen garsonu yanına çağırdı. Eliyle sigara içme izni aldı. Ardından kadehini tazelemesini istedi. Bunu yaparken karşısında bir kadın olduğunu unutmuş gibiydi. Esra’nın da bir şey isteyebileceğini hesaba katmadan garsonu geri gönderdi. O da masaya hakim olan gerginliği anlamış gibi üstelemeden siparişi getirmek üzere geri çekildi.
Bunun bir nezaketsizlik olduğunu bile bile yapmıştı Metin. Karşısındaki kadından akıl almaz derecede hoşlanıyordu. Ve onunla beraber olmak için yanıp tutuşuyordu. Ama mesele Esra bile olsa, kişilik özellikleri değişmiyordu. Ne kadar zorlarsa zorlasın değiştiremiyordu kendini. Şimdi içinde bulunduğu ruh hali bu durumun yarattığı anafordan başka bir şey değildi. Eğer biraz ısrar etse, masadan bile kalkabilirdi. Naza eyvallah da, kaprise dayanamıyordu. Esra bile olsa.
Evet Esra bile olsa. Onu istemesinde gizemin tahrik ettiği cazibenin birinci derecede etkili olduğunu en iyi bilenlerdendi. Bugüne kadar aşık olduklarından soğumasının sebebi de bu gizemin çözülmesi ve büyünün bozulması yüzündendi.
Dünyanın en güzel coğrafya parçalarında yaşayanlar, yaşadıkları yeri kanıksadıkları için hayatlarından zevk almazlar. Bir başka yere göçmenin hayalini kurarlar. Esra’nın vücudu da Nihal’inki gibi esrarını kaybedince cazibesini de kaybedecekti. Metin bu sefer başka bir gizem peşine düşecekti.
Bunu önlemenin yolu var mıydı? Elbette vardı? Esra beraberliklerinin her aşamasında bugün karşısında olduğu gibi makyaj ve parfüm desteğiyle yoğun bakım poziyonunda kalmaya devam ederse, aynı şekilde kendisi de ilk zamanki büyünün sanılanın çok ötesine taşınması mümkündü. Ama bunun garantisi yoktu. Hiçbir zaman da olmamıştı. Hem olsa bile bu sefer kişiliğinin bilinmeyen yönleri ortaya çıkacak ve büyüyü bozacaktı. Onun için bu kadar risk için, Esra bile olsa katlanılamadı.
Gerçekten iyi bozulmuştu Esra. Sinirden dudaklarını yiyecekti neredeyse. Kendisinin bile zor anlayacağı şekilde kırık dökük cümlelerle söyleniyordu
Esra kırık plak gibi kaldığı yerden devam ediyordu. Şimdilik Metin’de yarattığı olumsuz değişimi fark etmemiş görünüyordu:
‘Geniş bakalım derken Metin Bey, aklımıza estiği gibi istediğimiz anda istediğimizi yapalım mı yani? İçimizden ne geliyorsa… Asalım, keselim, hatta sevişelim…’
Metin istihza ile gülümsedi. ‘Aynı şeyi kocan olacak herife de söylesene sıkıysa!’ diye mırıldandı. Şaraptan bir yudum daha aldı. Esra’nın önündeki kadehin boş olduğunu fark etti. Eli bir an şişeye gitti. Ancak öylece kalakaldı. Sonra kendi kadehine yöneldi. Bir yudum daha çekti. Şarabın ekşisi boğazından geçerken gözleri iyice kamaştı. Ortamdan pek mutlu görünmüyordu. Esra tam bir bozgun yaşıyordu. Karşısında cereyan eden ve gördüğünü sandığı şeyin bir serap olduğuna dair fikri sabite kapılmaya ramak kalmıştı. Başını sert bir şekilde iki yana hızla çevirdi. Fakat bu boğazındaki yanmaya karşı bir refleks miydi yoksa Esra’ya karşı bir meydan okuma mıydı? İkisi de bu harekete mana verecek cesareti kendilerinde göremedi.
Esra önce ikinciyi içmeyeceğine dair kararı kesin olmakla beraber, içini kemiren masadan kalkma duygusunu bastırabilmek için bir sefere daha razı oldu. Garsonun tekrar gelerek servis yapmasına itiraz etmedi.
Metin demek istemediklerinin burnuna kakılmasına alışmıştı. Hayatı hep kuş beyinlilerin kısa devre mantık açmazlarıyla mücadele etmekle geçmişti. Sadece Esra’nın ağzından duymak moralini bozmuştu. Şu anki duygularına bakılırsa böyle güzel bir kadının elinden ölmeye bile razıydı. Varsın istediğini söylesindi. Tek korkusu kendisi hakkında yanlış duygu ve düşünceler beslediği yönünde bir saplantıya kapılmasındı. Ne kadar böyle düşünse de yanlış anlaşılma hissi içini yakıp kavuruyordu. Öncelikle bu noktada bir savunma yapmak istiyordu:
‘Hayatın gerçekleri karşısında siz de ne yazık ki diğer birçok insan gibi gaflet içerisindesiniz. Bunu suçlamak için söylediğimi düşünmenizi istemem. Kimseyi yargılama hakkı görmüyorum kendimde. Ama bu bir gerçeği ifade etmeme elbette engel olmamalı değil mi? Biz insanlar çevremizin dolduruşuyla yaşarız. Bana göre buna yaşadığını sanmak dense daha yerinde olur. Kendi kafamızı kullanmak, kendi irademizle hareket etmek zor gelir. Uçaklardaki otomatik pilot gibi sürünün önünde sürüklenerek yaşamayı matah bir şey sanırız. Yanılıyoruz belki ama bundan kurtuluşumuz yok. Bu bir çıkmaz sokaktır. Çıkan olmamıştır. Hayat kumarsa bu bir el almazdır. Bu kumardan kazanan görülmemiştir.’
‘Bir tek siz mi gerçekleri görebiliyorsunuz yani?’
Metin ne zamandan beri masanın üzerinde bilinmez bir noktada kaybolan bakışlarını Esra’ya çevirdi. Gözlerindeki derin maviliklerde kızgın okyanuslar kaynıyordu. Değil içine düşmek görüntüsü bile göreni yakıp kavuracak bir vahşeti haykıran mavi alevler, Esra’nın ruhunun en mahrem noktalarını yakmaya başladı.
Metin bir sigara daha yaktı. Gittikçe insanlıktan çıktığını hissediyordu. İçinden sövüp saymaya bile başlamıştı. Sinirlendiği zaman kendini kaybediyor, ileride pişman olacağı şeyleri yapıyordu. Şimdi de bundan farklı değildi durumu. Dudakları kıpır kıpırdı. Bakışlarındaki vahşilik dudaklarındaki titremelerle birlikte Esra’ya artık buradan öteye girmemesini ihtar ediyordu.
Zaten Esra da yaptıklarından, daha doğrusu söylediklerinden pek memnun değildi. Hiçbir şeye emin olamıyordu çünkü. Amacı Metin’i yanlışlarından dolayı sorguya çekmek ya da yargılamak değildi. Ama nasıl oluyorsa Nihal aklına geldikçe kendini kaybediyor, kendisine belki hayatında ilk defa anne yakınlığı hissettiren bir adamı kaybetme pahasına kendine hakim olamıyordu. Tarif edemediği ya da bilip de itiraf etmekten çekindiği bir duygunun tutsağı olmuştu. O ne derse onu yapıyor, ne yana çekerse o yana yöneliyordu. Yoksa Esra da çok iyi biliyordu Metin’in mantıksızlıklara karşı nasıl geri dönülmez davranışlar sergilediğini. Böyle giderse arkadaşlıkları daha yolun başında çıkmaza girebilirdi.
‘Bu ikici defa söylediklerimi polemik ortamına çekişiniz. Bilmem farkında mısınız? Geçenki görüşmemizde bir parça olsun sizi ikna ettiğimi sanmıştım. Demek yanılmışım. Ama ben buna o kadar alışkınım ki, şerbetliyim adeta Esra Hanım. Başkası olsa uyurken üstünü ört der, konuşmaya bile tenezzül etmeden çeker giderdim. Ama siz başkasınız. Onun için müsaade ederseniz kendimi savunmaya çalışacağım, mantık mahkemenizde?’
‘Bunun neresi polemik Metin Bey Allah aşkına? Dünya uygarlıkları uzay çağını yaşarken siz insanların düşünmediklerini iddia ediyorsunuz. Bu inanılır bir bahane olamaz.’
‘Bu bir bahane değil. İsterseniz birlikte irdeleyelim iddiamı? İçinde yaşadığımız toplumun neredeyse bütün etik ve ahlaki değer yargılarını doğaya karşı olmak pahasına cinsellik üzerine bina ettiğini görebiliriz mesela. İşin daha garip ve bir o kadar da acı tarafı cinsellik üzerine bina edilen ahlaki ve etik değer yargıları kadınları hedef almakta ve onların dışlanmasına, horlanmasına ve ikinci sınıf varlık olarak görülmesine sebep olmakta. Daha fenası bu kısırdöngü anlayışa, bu kısa devre mantığa en büyük destek yine kadından gelmekte. Acı ama gerçek… Bu mu uzay çağının göstergesi? Kadının üzerine oynanan erkek egemen yaşam tarzı komplosunu görmesi ve rest demesi gerekirdi, eğer uygarlığın dediğiniz gibi bir faydası olsaydı.’
‘Görsek ne değişecek? Rest diyebilecek gücümüz mü var? Kendiniz itiraf ediyorsunuz zaten. Erkek egemen bir dünyada yaşadığımızı…’
‘Restten ne anladığımıza bağlı Esra Hanım. Birtakım hakları elde etmek için yıkıcı olmak gerekmez. İndra Gandi gibi müspet hareketle de haklar elde edilebilir. Kafamızdaki tabulardan kurtulmak bile yolun yarısını aşmak demektir. Her kadın kendi çocuklarına tabusuz, takıntısız ve kuruntusuz bir bakış açısı aşılayabilse, dünya bugünkünden çok daha yaşanabilir olurdu. Emin olun Esra Hanım.’
‘Tabulardan kurtulmak için serbest bir yaşam tarzını benimsemek gerekir diyorsunuz ama bu nasıl mümkün olabilir ki? Söylediklerinizi kabul etmek için inanamayacağınız derece kendimi zorluyorum. Ama olmuyor. Galiba dediğiniz gibi içinde yaşadığım sürü psikolojisi engel oluyor kendim gibi olmaya. Bakın ben mesela şimdi şu ortamda sizinle oturmaya bile alışamadım. Neredeyse iki saat geçtiği halde...’
‘Kusura bakmayın siz sürekli en doğal içgüdülere tepki göstermeye konuşlamışsınız hayatınızı. Düşünce ufkunuzdaki fırtınalı hava mantıklı muhakemeler yapmanıza engel olmakta doğal olarak.’
Aslında karşısındaki adamın doğru söylediğine dair inancı tamdı Esra’nın. Çünkü eğer duyduklarına itibar edecekse, Metin’in tarafsız ve adil olması, çıkarları için kıvırmaması gibi övünülecek yönleriyle ilgili söylentilere özellikle inanması gerekiyordu. Ama Nihal’le yaşadıklarını da hazmedemiyordu bir türlü. Belki kıskanıyordu. Asıl fenası bu olsa gerekti. Henüz aralarında ciddi hiçbir şey geçmemiş olan birini kıskanması, olacak iş değildi.
Aralarında ne geçerse geçsin kendi kocası olmayan bir adamı kıskanması hangi mantığa sığardı, hangi kitapta yazardı? Metin’in dediği gibi galiba Esra da diğer kıskanç kadınlar gibi dış görünüşüne ve iç dünyasına güvenmiyordu. Yani sahip olduğu güzelliklere… Kadın bir çiçekse erkek de bir arı, o kadar çok çiçek çeşidi vardı ki. Metin’i kendisine çekmeyi becerebilse bile bunu ne kadar sürdürebilecekti? Necla’nın pes ettiği, geride kaldığı yerde, bir başkasına karşı aynı hezimeti yaşama ihtimali çok yüksekti.
O zaman Necla haklı olmalıydı. ‘Aman Allahım.’ diye mırıldandı. Komşusu Necla’nın yüzüne nasıl bakacaktı? Arada hiçbir şey yokken kıskanabiliyorsa; kocasını elinden aldığında onun kıskanmasını nasıl görmezden gelebilirdi? Olacak şey değildi bu.
‘Galiba doğru söylüyorsunuz. Ama aldatma meselesini kabullenemiyorum.’
‘Siz aldatmıyorsunuz da ne oluyor?’
Bu sefer saldırıya geçme sırası Metin’e geçmişti. Evet söylediklerine cevap vermeye cüret ederse ne olursa olsun onu sözleriyle ezecek ve onun bir böcekten farksız olduğunu açıkça yüzüne haykıracaktı. Sözü burada bitirmemişti elbette. Gözlerini tekrar masaya çevirdi. Huzursuz hareketlerle yerinde duramayan parmaklarına döndü. Dudaklarına hapsettiği sözleri içinde yankılanıyordu.
‘Geri zekalı!’ diyordu. ‘Okumuş yazmış meslek sahibi olmuş güya. Kuş beyinli, bana karşı bir karış uzayan dili, Zeki’nin karşısında kaçacak yer bulamıyor. Bilmiyoruz sanıyor. Ne halin varsa gör! Çok da umurumda aq.’
Bu arada toparlanmaya başlamıştı. Sigara paketini gömlek cebine yerleştirdi sakin hareketlerle. Garsona eliyle uzaktan hesabı getirmesini emretti. Esra’nın başka bir isteği olup olmadığını sormaya gerek görmemişti. Kadehin dibini bir dikişte temize havale ederken Esra’nın konuşmalarını fark etmeye başlamıştı. Acaba deminden beri konuşuyordu da yeni mi fark etmişti? ‘Amaaan…’ dedi kendi kendine, ‘Sabahtan beri konuşsa ne olacak, dönüp dolaşıp aynı yere geldikten sonra.’
Bu sefer fena halde bozulmuştu Esra. Eskisinden bin beter… Sadece Metin’in söylediklerine değildi galiba. Onu masada yok sayan davranışlarına da. Nihal’e böyle davranmadığına adı gibi emindi. Nihal kadar kendisine değer vermeyen bir adamla neden buluşmuştu o zaman? Birden çok ani bir tepki verdi:
‘O kadar da değil Metin Bey. Kendinize gelin lütfen!’
‘Kızacak bir şey yok. Ben kızıyor muyum? Deminden beri Kerbela ayini gibi beni yaraladığınız halde. Yani aldatma kötü de hayatınızı zehir eden kocanızın yaptıklarına katlanmak ne derece doğru? Onu demek istiyorum. Bilmiyor sanmayın. Necla’dan öğrendim. Dedikodu olarak değil. Sizde yani gözlerinizde sönmüş bir volkanın tekrar harekete geçmeyi bekleyen ateşini gördüm. Yüzünüzdeki ifadede yaşanmamışlıklara duyulan özlemin masumiyetini yakaladım. Dudaklarınızda suya hasret bir çölün ölümcül kuraklığını hissettim. Bunun üzerine sizde bu derece derin izler bırakan derdinizin ne olduğunu öğrenmek istedim.
‘Yani tekrar söyleyeceğim ama aldatma kötü de içinde bulunduğunuz hayatı kabullenme daha mı doğru? Adam yerine konmuyorsunuz, hatta insan yerine bile. Sözde okumuş yazmış, meslek sahibi bir kadınsınız. Köyde bir kadın olsanız belki kabul edebilirdim işkence ve eziyetlere razı olmanıza. Ama başkent kültürünü tanıyan bir kadın olarak, bunu benden beklemeyin. Kabullenemem. Ha bu arada pasif, yüreksiz bir kadın olduğunuzu da sanmıyorum. Bana karşı gayet şiddetle karşı koyabildiğinize göre, aynı basireti hayatınızı cehenneme çeviren kocanıza karşı da gösterebilirsiniz…’
Kılıcı düşen Esra bütün aile sırlarının Metin tarafından bilinmesi karşısında utancından kıpkırmızı kesildi. Necla’nın ağzında bakla ıslanmayacağını bile bile nasıl böyle bir hata yapmış ve bütün mahremini onunla paylaşmıştı? Hala akıl erdiremiyordu böyle bir hatayı nasıl yaptığına. Komşuları içinde ağzını tutamayanların başında geliyordu Necla. Zavallı kadının kocasıyla sorunları yaşadığı için, derdini dedikodu yaparak rahatlamaya çalıştığını tahmin ediyordu. Buna rağmen söylenecek en son kişiye söylemişti bütün söylenmemesi gerekenleri.
Yoksa Metin’e söyleyeceğini bilerek mi açılmıştı ona. Yani Metin’e attığı zarfı yemeyip içmeyip Metin’e vermesi için Necla’yı mı kullanmıştı. Bu muhakemeyi kabullenecek aşamada değildi henüz. Derhal şiddetle böyle olamayacağına dair bahaneler üretmeye başladı. Alnı terlemişti. Yüzündeki kızarıklık azalmak yerine gittikçe fark edilecek boyutlara ulaşıyordu. Kalbinin sıkıştığını, boğazının demirden bir pençe tarafından sıkıldığını hissediyordu. Ne diyeceğini, ne demesi gerektiğini kestiremedi bir süre. Öylece kalakaldı. Zamanla nefrete dönen utancını Necla’ya yöneltti:
‘Vay orospu vay…’ diye mırıldandı Esra. ‘Yememiş içmemiş kocasına yetiştirmiş benden duyduklarını. Geri zekalı, böyle yapmakla beni kocasına pazarladığının farkında bile değil.’
Metin’in son söyledikleri iç dünyasını iyice açık etmişti. Necla’ya duyduğu nefretin bir benzeri utanç şeklinde bütün benliğini sarıyordu. Daha fazla yüzüne bakamadı. İstemediği halde bir yudum daha içti şaraptan. Sonra saatine baktı. Üç buçuk olmuştu. Böylece kalkmak istediğini ima ediyordu Metin’e. Ama sadece blöftü bu hareketi. Gerçekte kalkmak niyetinde değildi. Nedenini bilemediği bir duygu yine bütün benliğini sarıyor ve kalkmasını engelliyordu. Başta kendisi olmak üzere tüm kadınları hedef alan aşağılayıcı konuşmalarına karşın hoşuna gidiyordu onunla sohbet etmek.
Esra da ne yaptığının, ne yapmak istediğinin farkında değildi. Bugün ikinci defa Metin’le buluşmasına ve buraya gelmesine anlam vermekte gerçekten zorlanıyordu. Belki bir dost arıyordu, belki bir yoldaş. Ama bunu neden bir erkekte özellikle de Metin’de bulduğuna bir anlam veremiyordu. Yüzüne akseden mutluluğa aş ermeleri sadece Metin fark etmiş olamazdı. Çevresinde bu kapıdan girmek isteyen öyle çok erkek vardı ki.
Hiçbiri bugüne kadar dikkatini çekmemişti Esra’nın. Hafızasını tekrar yokladı ama yok, kayda değer hiçbir şey bulamadı. Belki bir ikisi şehvet dalgalarıyla titremesine sebep olmuştu ama kocası olacak zebaniye karşın aldatmaya olan aşırı tepkisi yüzünden daha ileri gitmemişti. Aynı olay bu sefer de gerçekleşebilirdi. Öyle olmalıydı. Ama olmamıştı. Daha ilk karşılaşmalarında içinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetmişti. Metin’i şiddetle azarlaması bile içinde kıpırdanan şehvet meltemini bastırma çabasıydı.
Biraz sakinleştikten sonra ortamı bu kadar germemesi gerektiğini düşündü. Sonuçta zorla gelmemişti buraya. Metin’in ısrarı kadar kendi rızası da vardı buluşmalarında. Üstelik liseli aşıklar değildiler artık. İkisi de yaşını başını almış olgun insanlardı. Dolayısıyla bir şekilde konuşarak halledebilirlerdi meselelerini.
En azından kalkıp gidebilirdi. Arkasına bile bakmadan. O kadar istemiyorsa yani. Ama hayır işte… Nedenini kendisine bile itiraf edemediği bir sebeple bağlanmıştı Metin’e. Onda farklı bir şey vardı, kadın ruhunu mıknatıs gibi kendisine bağlayan. Belki şeytan tüyü... Ya da başka bir şey…
Karşısında süzülüp büzülen deniz gözlü adamı daha fazla üzmeye hakkı yoktu. En azından gönlünü almak anlamında birkaç söz söyleme gereği hissetti. Biraz da pişmandı galiba liseli aşıklar gibi tafra yapmaktan:
‘Özür dilerim Metin! Çok çok özür dilerim. İşte görüyorsun Nihal kadar olamayan, ezik bir kadınım ben…’
Devamını getiremedi. Sözleri boğazında düğümlendi. Gözlerindeki yağmur bulutlarını fark etmesini istemiyordu. Asıl kalkmak isteyenin kendisi olduğunu bilmiyormuş gibi bütün gücünü toplayıp son sözünü söyledi:
‘Kalkalım mı?’
Çıkarken ayakta duramaz haldeydi. Başı dönüyor, dizleri titriyordu. Bir yetim acizliğiyle Metin’in koluna girdi. Metin de itiraz etmemekle beraber bir korkuluk duygusuzluğuyla bilinmezliğe doğru adımlarını sürüklüyordu.



Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:736 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com