Romanlar

Fötr/Bölüm 1-Oğlunu Öldürten Baba
Okunma: 61
Kerpetenovski . - Mesaj Gönder


Bir anlığına sigarasını yakmak için durduğunda,biraz sonra daha iki gün önce aldığı pahalı ıskarpinleri ile geçeceği kirli ve bakımsız kaldırımlara baktı. İyi temizlenmediklerini saniyesinde anlamıştı ama temizlik görevlilerinin düşük maaşları yüzünden birkaç aydır grevde olduklarını ve ordunun zorla grev kırıcılığı yaptığını unutmuştu.Gözlerini göğe yükselterek kendi kendine söylendi.
Sigarasını yaktı.
Durgun bir yüz ifadesiyle tekrar yürümeye başladı. Şehir kalabalığı yavaş yavaş dağılıyordu.İnsanlar, saatler boyunca yorulan vücutlarını, hiçbir zaman tam olarak yapamayacaklarını adları kadar bilmelerine rağmen dinlendirmek için evlerine çekiliyordu.Birkaç saat sonra caddeler evsizlerin,tinercilerin ve mafyaların hakimiyetine geçecek ve gün ışıyıp yorgun bedenler tekrar fabrikalarına dönerken normal insanlar tarafından tekrar hükümleri altına alınacaktı.Onun yürümekte olduğu saat dilimi ise ara vakitti.Şehir, hesaplamalar için hesaplaşacaklara alanlar yaratıyordu.
 
Fötr şapkası, takım elbisesi, deri eldiveni ve James Bond çantasıyla ulaşması gereken noktaya yaklaşmaktaydı.Sigarasından son bir fırt çekti ve ardından izmariti en yakın çöp kutusuna attı.Diğerleri kirletirken o her zaman temiz olmalıydı,inancı buydu.Ceketinin iç cebinden siyah bir not defteri çıkardı, bir süre cebelleştikten sonra üzerinde yazı olan en son sayfaya ulaşmayı başardı.Göz ucuyla çarprazındaki apartmanın neon ışığıyla pavyon tabelasına benzetilmiş tabelasına baktı.Birkaç saniyelik sessizliğin ardından kafasını salladı ve sırıttı.
Aradığı yeri bulmuştu.
Defteri cebine geri yerleştirdi ve hızlı adımlarla karşı kaldırıma ulaştı.
 
Yaşlandığını fark etti, eskisi gibi atik değildi.Gençlik zamanının gözde atletlerindendi ama şimdi karşıdan karşıya geçerken bile nefesi tıkanıyordu. Yarın spora başlamalıyım,diye düşündü.
 
Sonra da apartmanın kapısına yöneldi. Kapı 19.yy erken dönem mimarisinden izler taşıyordu.Şimdiki ustalar maliyetleri 3 kuruş azaltıp kârlarını artırmak için birbirlerinin karbon kopyası kapılar yapmaya başladıklarından beridir bu tür kapıları bulmak zor işti.Kendi kendine bu kapıyı tekrar görmesi gerektiğini düşündü, sonra zillerin bulunduğu kapının sol tarafına yöneldi.Defterinde kapı numarası olarak 4 yazmıştı,bu yüzden 4 numaranın karşısındaki zile hafifçe dokundu ve ardından ellerini çantasının tutma yerinde birleştirerek beklemeye başladı.Apartmanın zil sesiyle birlikte ayarlanmış mikrofon sisteminden gelen ses kısa süreli beklemeyi bitirdi ve sadece şunu söyledi. "Buyurun kimsiniz?"
 
Şaşırmadı,karşısındaki ses genç bir ciğerden geldiğini o anda belli etmişti. Mikrofonun düğmesine basarak cevap verdi.
 
"Babanız Bay Altaylıoğlu tarafından gönderildim,beyefendinin avukatıyım."
 
Karşısındaki genç cevap vermedi,kısa bir süre sonrasında ise kapıdan "tık" diye bir ses geldi,kapı açılmıştı.Kapının açıldığını fark eder etmez içeri girmek için kapının demir kolunu iteklemeye başladı, geçebileceği kadar bir alan bulduğu an demir kolu itmeyi bıraktı,artık apartmandaydı... Yavaş yavaş merdivenlere doğru ilerledi.Yüzüne bir ekşime geldi çünkü merdivenler en nefret ettiği şekildeydi:Dik ve dar.Böyle eski bir apartmanın asansörünün olamayacağını bildiğinden sıkıla sıkıla merdivenlerden çıkamaya başladı.Her 14 merdivende bir,bir dairenin kapısını görüyordu,bu hesaba göre 56. merdivene ulaştığı an hedefine varacaktı,ne ilginçti ki 56 onun uğurlu rakamıydı.
 
Sonunda üzerinde 4 yazan kahverengi kapıyı gördü.Kıyafetlerine çeki düzen vererek yavaş adımlarla kapıya yanaştı.Tam zili çalacaktı ki,içeriden bir ses kapının açık olduğunu söyledi.Hızlı bir hareket ile kapının kolunu tuttu ve içeri doğru geçti.Kapıyıda yavaş ama sağlam şekilde kapattı.
 
Karşısında 1.80 boyunda,uzun siyah saçlı,yakışıklı bir erkek vardı.Ya 20 ya da 22'sindeydi,böyle tahmin etmişti.Genç gülen bir yüzle elini uzattı ve neşeli bir ses ile konuşmaya başladı.. "Hoşgeldiniz, ben Selim.Size nasıl yardımcı olabilirim.Ya da kalmayın burada lütfen içeriye oturun."
 
Uzatılan eli kıvrak bir hamle ile kavradı ve sahte bir gülümseme ile içeriye doğru yöneldi.Ev eskiydi ama içindeki mobilyalar yeniydi, oturmak için yöneldiği tekli koltuğu bir yerlerden anımsadı,daha iki hafta önce evinin karşısındaki mobilya dükkanına sorduğunda aldığı 800 Lubi cevabı ile gözlerini faltaşı ile açtırtan mavi renk hakiki ceylan derisi koltuktu bu.Yüzüne inen "Ulan ne zenginler var bu dünyada." bakışı ile koltuğa hafif bir rahatlık ile kuruldu.Koltuğun yanındaki ufak zigonun üzerinde duran küllüğü görür görmez ceketinin dış cebinden sigara paketini çıkardı, içinden bir sigara aldı ve geri yerleştirdi.Sonrasında pantolonundan çıkardığı baba yadigarı çakmak ile tek çakışta çakmağını yaktı... O sırada ise Selim mutfaktan hızlı adımlarla elinde henüz açılmamış bir şarap ve iki şarap bardağıyla geri döndü. "Sormadığım için kusura bakmayın ama yarın mezun oluyorum hukuk fakültesinden, babam sizi galiba tebriklerini belirttiği mektubu getirmesi için yolladı galiba, hep böyle yapar o çünkü.Her zaman işleri var ve bu yüzden hiçbir zaman benim mezuniyet törenlerime katılamadı.Neyse,biraz şarap almaz mıydınız Bay.... şey Bay Avukat?"
 
Nazik bir şekilde elini salladı,Selim'in biraz yüzü düşmüştü.Peki dercesine kollarını açtı ve şarap bardaklarıyla şarabı geri götürmek için mutfağa yöneldi.Geri döndüğünde kanı donmuştu çünkü avukat dediği adamın elimde namusunda susturucu olan bir silah gördü.Korkak bir ruh hali ile koltuğun sol tarafına oturdu,titrek bir ton ile konuşmaya başladı..
 
"Bu...bu... Bu babamın mezuniyet hediyesi mi, yoksa bir şaka mı?"
 
Boğazını temizledi,silahı gence doğrulttu ve konuşmaya başladı. "Ne kadar iyi bir mezuniyet ödülü olabilir orası tartışılır ama sayın Selim Altaylıoğlu,sizi öldürmek için buraya geldim.
 
Şaka değil.
 
Hareketlenmeyi veya saçma bir şey yapıp kaçmayı aklınızdan geçirmeyin çünkü kapı kilitli,telefonla polisi aramaya çalışamayın çünkü hatlar an itibariyle kesik durumda, üzerime çullanmaya çalışamayın çünkü siz atlamak için hareket ettiğiniz an namluda sizi vurmak için bekleyen kurşun sizi bulur ve ben sonra sizi öldürmek için bir şarjör mermimi harcamak zorunda kalırım,hem sizin canınız yanar hem de beni yorarsınız.Neyse teoride siz ÖLÜSÜNÜZ.Sadece bunu fiiliyatta gerçekleştirmek için bir mermiyi kafanıza isabet ettirmem gerekiyor.Beni yormayın,bu işi hemen çözelim.Malum, gece yarısından sonra sokaklar tekinsiz oluyor."
 
Selim nefes bile alamadı.Ter bir anda musluklarını açmış ve vücudundan bir akarsu misali akmaya başladı, hoş daha banyo yapalı bir saat daha olmamıştı.Tek yapabildiği yutkunmak oldu,sonrasında dudaklarından sadece tek bir kelime çıktı.
 
"Ne...den?"
 
"Ben sebepleri sorgulamam Selim Bey, sadece verilen adrese gider ve eşgale veya fotoğrafa uyan kişiyi sessizce öldürürüm.Sizden önceki 48 kişi beni gördükten sonra sadece birkaç saniye yaşayabildiler ama sizin yarın mezuniyetiniz var olduğunu düşünürsek, ki aslında bu olmayacak,size bir ayrıcalık tanıyabilirim.
 
Babanız tarafından öldürülmeniz istendi.
 
Sebebi eşcinsel oluşunuz. İlk görüşmemizde, ki bu aynı zamanda sondu zaten,sizin tercihinizden dolayı utanç duyduğunu ve sizi kaza süsü verdirerek bir kaç defa öldürmek istediğini söyledi ama olmayınca olmuyor işte anlarsınız ya..
 
Bakın ben kimseye kin gütmem.Böcek bile öldürmem ama bizimde mesleğimizin böyle kirli tarafları var elbet.Neyse sallayalım bunları,son bir sözünüz var mı?"
 
Selim'in dudaklarından dökülen son iki kelime "Demek öğrenmiş." oldu.Sonrası ise susturucu sayesinde duyulmayan bir ateşleme ve mermi çekirdeğinin Selim'in kafasına saplanışı oldu,kan Selim'in oturduğu tarafta olan zigonun üzerine yayılmıştı.Üzerinde altın varaklı harflerle "Mezuniyet Töreni" yazan zarf kan ile dolmuştu. Selim gerçekten de mezundu artık,ama yıllardır hayalini kurduğu fakülteden değil,gerçek yaşamdan mezun olmuştu.
 
Derin bir iç geçirme ile Selim'in sessiz bedenine baktı.Fötr şapkasını onun gövdesinin üzerine yavaşça yerleştirdi.Sonrasında telefonun ahizesini kaldırılarak Mapi Polis Şefiği'ni aradı.İhbarını bildirdi,yavaşça telefonu kapattı.Kolundaki İsviçre malı lüks saate baktı.Saat 10'u 20 geçiyordu.Sonrasında gülümser bir tavırla "Rinod'da hala bir bira içebilirim." diye düşündü.Hızlı adımlarla kapıyı açtı.Koridorlarda kimsenin olmadığından emin olarak dışarı çıktı ve yine hızlı adımlarla apartmanın büyük kapısına doğru ulaşmak için 56'dan geriye doğru saymaya başladı.Apartmanın büyük kapısına ulaştığında cebinde bulunan keçeli kalem ile duvarın bir köşesine 49 yazdı.
 
Gülümsedi ve apartmanı terk etti...
 
 



Kerpetenovski .



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6173
2 Firari Fırtına 4242
3 Mustafa Ermişcan 3444
4 Hasan Tabak 3317
5 Nermin Gömleksizoğlu 3016
6 Uğur Kesim 2915
7 Sibel Kaya 2743
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2486
9 Enes Evci 2442
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1321 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com