Hikayeler

Kırgızca Türkçe Hikayeler Angemeler 6 Bişkek 2014
Okunma: 82
Serdar Adem - Mesaj Gönder


Bu Karıyı Boşarım Abi

--- Boşarım abi, vallahi billahi boşarım. Yalan borcum mu var size canım. Boşarım diyorsam boşarım. Öyle bir iki değil ha, hem de üç talakta boşarım.
--- Hımmm! Meğer ben yıllarca koynumda yılan beslemişim de haberim yokmuş...
--- Suyu ayranı bahane edip elin herifinin kucağına tüneyen avradı ben boşarım arkadaş. Ayağımın altına alıp sakız gibi bir güzel çiğnemediğime şükretsin deli karı.
Elin adamıyla sarmaş dolaş gördüğümde felekler üzerime yıkıldı sandım. Nevrim döndü Allahıma dinime. İnsan kendi avradını başkalarının kollarında gördüğünde ne hissederse; aynısının fazlasını hissettim. Gene ben Allah’ın sevgili kuluymuşum ki; çekip vurmadım. Hak tarafından gelen Eyüp sabrı beni alıkoydu yanlış iş yapmaktan.
Elimizde avucumuzda başka neyimiz var avradımızdan gayrı? Ona el uzatmak demek evimize, arabamıza, keçimize, koyunumuza uzatmak demektir. Anadolu erkeğiyiz biz. Öyle gomonis şeylere izin mi veririz sanıyorsunuz?
Ya mahalleliye ne demeli? Kırk yıldır aynı mahallede yaşıyoruz. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez. Komşuluk bu günlerde belli olur. Bu mu sizin komşuluktan anladığınız? Yazıklar olsun be! Boyunuz posunuz devrilsin emi! Tuuu size!
Demek komşuluğun ne olduğunu anlayabilmek için sular seller gibi yağmur yağması gerekiyormuş. Bardaktan boşanırcasına yağan o yağmur olmasaydı ciğerinizin beş para etmediğini ömrümün sonuna kadar öğrenemeyecektim.
Hele Tabansız Osman, seni var ya kara deftere öyle bir yazdım ki; son nefese kadar unutmam mümkün değil. Komşu komşunun külüne muhtaç derler. Hay tüküreyim ben senin külüne!
Ne demeye bırakmazsın beni. Avradım, bebelerim Azrail’le cebelleşirken arkadaşına dolap beygiri gibi gem atmak yakıştı mı sana? Böyle mi yazar adamlığın kitabında be adam? Yok, başaramazmışım da… Yok, sel beni de alır götürürmüş de… Kaçın kurasıyım ben be!
Şimdi iyi mi oldu sanırsınız? Bre ahmaklar, bre imansızlar, bre münafıklar beş paralık ettiniz namusumu. İnsan içine çıkacak yüz bırakmadınız. Bundan kelli teneke bağlasalar gıçıma yeridir.
Bizde namus her şeydir. Namus yoksa hiçbir şey yok demektir. Ne malımız var, ne ağalığımız, ne paşalığımız. Ne selam verenimiz var, ne selam versek alanımız. Sözümüz avradımızdan gayrısına geçmez. Erkek olduğumuzun tek nişanesidir namusumuz. Hatta adam olduğumuzun…
Bir göz odada dünyanın tüm nimetlerinden mahrum yaşamaktır hayattan payımıza düşen. Bizim oturduğumuz yere sosyetik kokonalar fifi köpeklerini bağlamaya tenezzül bile etmezler. Değil ki bizi adam yerine koysunlar.
Bu dünyada sırtımıza semer vurmak için izin verirler nefes almamıza. Alnımızın terine, dişimizin tırnağımızın semeresine ihtiyaçları olmasa kökümüze kibrit suyu dökerler alimallah. Bunu yaparken gözlerini dahi kırpmazlar.
Neyimiz var şu dünyada? İnsan olduğumuzu birbirimize şeklen benzerliğimizle çıkarsamaya çalışıyoruz. Yoksa insanlıkla filan yakından uzaktan alakamız yok.
Bey bile demezler bize. Nasıl desinler; çulumuza çul denmez, pulumuza pul denmez. En kibarları fazladan efendi derler o kadar. Hele beyefendiliği kim kaybetmiş ki biz bulalım… Bey kelimesini bir kerecik işitmek için, büyük marketlerin nazik kasiyerlerine ‘ buyurun beyefendi paranızın üzeri’ dedirtmek için ekmeği bile teker teker alan yağlı gölgeleriz biz efendi!
Kadınlarımızın iki metrelik bedenlerinden gayrı tapulu bir karış malımız mı var tabansız? Biz namus için varız. Namus yoksa biz dahi yoğuz. Bizim kadınımıza ucunda ölüm olsa kimse dokunamaz. Değil dokunmak erkek sinekten bile sakınırız. Gücümüz kadınlarımıza yeter; hükmümüz kadınlarımıza geçer.
Sen de anlamadın beni Rafet Emmi değil mi? Sen ki benim dert ortağım, sırdaşımdın. Ne zaman başım sıkışsa eşiğine başvururdum. Beni benden iyi bilendin. Namussuz yaşayamayacağımı benden iyi bilendin. Bırakacaktın, devirecektim o iki deyyusun da boyunu.
O zaman hangi akla hizmet çıktın karşıma, taş koydun yoluma? Yağmura ne gerek… Biz yerin bir metre altındaki kondumuzda zaten nefes alamıyorduk. Bir kulaçlık selden mi korkacağız? Atlardım Allahın izniyle suya, kurtarırdım çoluğumu çocuğumu… Biz ki feleğin sillesini yemişiz. Selden rüzgârdan korkumuz yoktur. Vız gelir bize.
Yoluma çıkamayacaktın Rafet Emmi. Karalar çalmayacaktın alnıma. Senden başka sığınağım yoktu. Yaktın beni. Yıktın beni. Bundan sonra yaşamak haram bana. Ama o avrat mezarıma çöğdüreceğini sanmasın. Kına yakacağını sanıp ümitlenmesin. Önce onun hesabını görüp defterini düreceğim. Hiç merak etmesin. Söyleyin bundan kelli abdestsiz gezmesin. Ben bu kadarını söylerim. Gerisini bilmem.
Geçen yıl yeni çıktım damdan Rafet Emmi. Avradıma iğne yapacak diye doktoru dövdüğümü nasıl unutursun. Ben hemşire vursun derken, hemşire izinli, sağlık memuru yapsın diye direten doktorun kabasına sallamayı saplamış adamım. Namus benim her şeyimdi Rafet Emmi. Ben unutsam sen unutmazdın Rafet Emmi! Konuş, bir çift kelam et, Rafet Emmi. Yalansam, yalansın de!
Şimdi ben avradı boşamaz mıyım? Boşarım tabi. Boşamam gerek. Namusum beş paralık olmuştur. İnsan içine çıkmamın imkânı yoktur. Boşarım ben bu avradı hem de üç talakta; üç talak yetmez, beş talakta boşarım.
Kadın dediğin herifinin namusunu düşünmeli her daim. Kadın dediğin bir iş etmeden evvel acaba sahibim, erim, erkeğim ne der diye düşünmeli; sonra ne edecekse etmelidir. Atalarımızdan, ana babalarımızdan böyle görmüşüzdür.
Herife karşı gelmek mi Allah muhafaza… Allah çarpar öylesini. Üstelik Cenabı Rabbim yasak demiştir avrada. Orasını burasını mahrem olmayana göstermesin demiş. Velev ki karşı gelirse atarım cehenneme, yakarım demiş. Ben de seni yakacam şart olsun Fadime. Ben de seni yakacam. İbreti âlem için şehrin orta yerinde yakacam.
Erine karşı durmuş, erinin yüzünü kara çıkarmış bir avradı ne kulu sever ne yaradanı. Öylesi yaşamasın daha iyi.
Yoksa öldürsem mi bu karıyı? Boşasam temizlenmiş olur mu namusum? Alnımın akıyla çıkabilir miyim insan içine? Abdestsizin oğlu Sidikli Remzi’yi hatırlasana. Namusunu temizlemek için nasıl da gözünü kırpmamıştı. Çerçiden mandal aldı diye Hande yengenin adı sokağa düşünce, dedikodusu kahve köşelerinde dillendirilir olunca hiç düşünmeden basmıştı tetiğe.
Alnının çatından vurup devirmişti yengeyi. Ondan sonra Sidikli Remzi’nin çalımlarını görmeliydiniz. Cendermelerin arasında dama giderken sanki dama gitmiyordu da hazreti Süleyman’ın tahtına çıkıyordu.
Hele meydandan geçerken milletin elleri şişinceye kadar alkışlaması yok mu, hatırlayınca bile tüylerim diken diken oldu valla… Vatanı kurtaran bir kahraman belki bu kadar canla başla alkışlanabilirdi.
Böyle bir kahramanlık her kula nasip olmaz.
Ben de bizim Fadime’yi tahtalıköye göndereyim ki en azından Sidikli Remzi kadar itibarım olsun memlekette. Çocukları anama bırakırım. Yok demez kurban olduğum. Hem bizim avrattan bin kere daha iyi bakar. Hiç değilse çocuklar kurtulsun.
Yok, yok en iyisi gidip vurayım. Anlasın bakalım, yağmuru seli bahane edip itfaiyeciyle polisle sarmaş dolaş evin penceresinden çıkmak neymiş, anlasın. Sel basmış da, bodrum katta mahsur kalmışmış. Elin herifi gelmiş, alıp kucağına kurtarmış.
Vadem yetmemiş, alacak nefesim varmış demiyor da haşa elin herifini kurtarıcı kabul ediyor. Bu kadın dinden de çıkmıştır. Namusuna özen göstermeyen kadının dini olur mu Allasen? Ben de kendi kendime saçmalıyorum…
Bunun başkaca yolu yordamı kalmamıştır. Bir bizim mahalle değil ki kameralar vardı o gün. Tüm dünya alnıma sürülen karayı görmüştür. Memlekettekiler öğrendiyse makaraya sarmaları yakındır.
Bırak Rafet Emmi, hiç boş yere mübarek ağzını yorma. O gün olanları nah şu gözlerimle kendim gördüm. Kahve köşelerinden işitmedim. Allahıma şükür gözlerim daha sağlamdır Rafet Emmi. Kimsenin aklına ihtiyacım filan yoktur. Bunu böylece bilesin.
Ölürse ölsün be Rafet Amca. Namussuz yaşamaktansa ölsün bin kere daha iyi. Memleketin kadın polisi yok mu? Haydi diyelim beni salmadınız kurtarayım. Kadın polis de bulamadınız mı?
Elin herifleri gidecek; sözüm ona biri polismiş, diğeri itfaiyeci. Sen onu benim külahıma anlat. Elin herifleri gidecek; güya benim karıyı kurtaracak. İki maganda herif başörtüsü düşmüş, etekleri açılmış, ıslaktan kıçı başı görünen avradı, benim avradı Rafet Emmi benim avradı, alıp kucaklarına kurtaracaklar. Kurtarmasalar daha iyiydi. Keşke gebereydi de namusum iki paralık olmayaydı.
Haydi be! Öyle iş mi olurmuş? Ben bu yüzden doktoru bıçaklamış adamım. Ölürse öleydi de bu günleri görmeyeydim. Bana sayıyla mı verdiler? O gider ben başkasını alırım. Bana avrat mı yok? Namusuyla yaşayan karı mı yok memlekette?
Ben bu karıyı yaşatmam. Siz Seyit’i ne sandınız? Fakirsek fukaraysak, cahilsek cühelaysak namusumuzu yolda bulmadık ya… İmkânı yok bir nefes daha aldırmam. Herkes bunu böyle bilsin. Öyle selmiş, fırtınaymış dinlemem. Polismiş, itfaiyeymiş yaka paça hayatını kurtarmış anlamam. Basarım kurşunu.
Bizde namus her şey… O yoksa ne kalır geriye...





Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:749 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com