Hikayeler

Kırgızca Türkçe Hikayeler Angemeler 10 Bişkek 2014
Okunma: 107
Serdar Adem - Mesaj Gönder


Yaktın Beni Be Hocam!

Valla yaktın ki hem de nasıl yaktın. Gayri iflah olmam ben. Yaktın beni be hocam. Nasıl desem bilmem ki; Marmara Çırası gibi yaktın. Bundan kelli ben neyleyim, kime ve nereye gideyim?
Dağladın ciğerimi be hoca kebap eyledin. Ne sokağa çıkacak cesaretim kaldı; ne çocukların yüzüne bakacak hal…
Nerede bakacağım çocukların yüzüne? Nasıl bakacağım. Oğlum bile düşman kesildi bana. Bacak kadar çocuk, geçen gece söylemesi ayıp hanımla şakalaşırken birden bağırmasın mı:
--- Çek elini anamın göğsünden!
--- Ulan ben baban değil miyim? Tanıyamadın mı lan hayvan, denir; bizim buralarda. Büyüklerimizden duyduğumuz, gördüğümüz bu. Ama diyemedim.
Nasıl derdim ki? Ben sarışın biriyim kardeşim. Ellerim kara kara. Sanki benim değil. Ne sankisi be, tabi senin değil. Şimdi en derin uykusunu uyumakta olan bir rahmetlinin. Herifin yüzünü bile görmedim. Tanımam etmem. Ama şimdi ben o muyum; o mu ben, doğrusu artık karıştırır oldum.
Sıpa haklı. Yerden göğe kadar haklı... Bazen bende de oluyor aynı hal. Gece uyku sersemi uyandığımda karımın omuzları üzerinde kara ellerimi görünce o an celalleniyorum. Hatta bir seferinde almışım makineyi elime, valla billa hatırlamıyorum bile. Karım iyisinden çimdiklemese, Allah muhafaza kendisini temize havale edeceğim.
Bizde namus cinayeti modadır. En ufak bir şüphe, en sıradan bir dedikodu kırıntısı, aslan bedenine sığınmış aciz bir fare hükmündeki erkekliğin buharlaşması anlamına gelmektedir. Ve bunun bir tek çaresi vardır Anadolu’da: Karıyı temizlemek…
Vurdun mu karını, temizledin mi olmayan namusunu, birden adam oluverirsin. Artık erkekliğin kanıtlanmış olduğu için elini kolunu sallaya sallaya alnın açık gezebilirsin memlekette. Kahvede, meyhanede bir itibarın olur. Verdiğin selam ortada kalmaz; derhal alınır.
Buna çölde kaybolmuş bedevinin suya özlemi kadar ihtiyacın vardır. Marketlerdeki kasiyer kızlardan başka seni bugüne kadar adam yerine koyan bir Allahın kulu yoktur çevrende. Acilen adam olmaya, toplumda hatırı sayılır bir yer tutmaya ihtiyacın vardır. Vurursun karını alnın ak, yüzün açık yürürsün artık bildik tanıdık mekânlarda.
Ama ben vuramadım. Daha doğrusu vuramamışım. Dedim ya uyku sersemiyim. Ne yaptığımı hatırlamıyorum ki ne yaptığımın farkında olayım.
Bizim oğlan gecenin bir yarısında karıdan yediğim kuvvetli çimdiğin etkisiyle attığım çığlığı duyarak odaya dalmış. Yatak odasının lambalarını yakınca, karımın omuzlarına asılan kara ve kıllı elin benim olduğunun farkına varmışım.
Ah be hoca yaktın beni. Meslektaşlarınla sidik yarıştırmak adına kobay haline getirdin beni. Üç maymunu oynatıyorsun bana. Toplama bilgisayara döndüm be. Hangi parça bana ait karıştırıyorum artık. Çalıntı üç otomobilden oluşturulmuş yandan çarklı araba gibiyim.
Eskisi gibi helâda bile huzurlu değilim. Kalın bağırsaklar takma. Kara kara eller desen çakma. Taharetlenirken falan bir hoş oluyorum ki nasıl anlatayım bilmem ki… Sanki birisi benim mabadı elliyor gibi geliyor… Allah düşmanımın başına vermesin.
Allah düşmanıma bile vermesin diyorum ama sen başıma sardın bu belayı. Boyun devrile emi hoca! Daha ne diyeyim ben sana? Dayandığın ağaç yıkılsın! Canın cebinden çıksın be hoca! Üç kuruş kazanmak, devleti söğüşlemek için yıktın viran eyledin beni. Yedek parça dükkânına çevirdin. Çoluğun çocuğun maskarası yaptın.
Haydi diyelim evde sıkıldı canım. Kendimi dar attım dışarı. Nah atarsın dışarı. Dışarıda belanın katmerlisi var. Çakal Ercan var. Herifi tanımayan yok bizim oralarda.
Herifin beş parmağında beş hüner. Hırsızlığın kitabını yazmış. Tükürükçülük onda, tırnakçılık onda, karmanyolacılık, muslukçuluk, yankesiciliğin envai çeşidi onda… Bu kadarla kalsa gene iyi... Ah hocam ah! Tahta ata binesin. Yaktın, yıktın, viran eyledin beni. Kumar işi de ondan sorulur bizim mahallede.
Herif tam anlamıyla serseri. Adam demeye binlerce yemin ister. Tek başına kıçını yıkamaktan aciz. İki kelimeyi yan yana getiremeyecek kadar beceriksiz. Ama yanında kumarcı zibidiler oldu mu birden adam kesiliyor; erkek kesiliyor. Bu kadar kesilse ne var. Herif küçük dağların Tanrısı kesiliyor serserileri yanında görünce.
Hâsılı kelam yalnız yaşamayı beceremeyen ve gerdeğe bile tek başına giremeyenlerden yani. Böyle bir it kopukla baş edilir mi? Rahmetli Darvin bu devirde yaşamış olsaydı; bizim Çakal’ı Araform olarak değerlendirirdi gibi geliyor bana.
Neyse orası beni ilgilendirmez ama bittim ben bittim. Bundan sonra benimkine yaşamak mı denir? Ayakkabılarım bile bana yabancı. Eskiden kırk iki bilemedin kırk üç giyerdim. Şimdi kırk dörde zor sığıyorum.
Hele akşam olup da pijamalarımı giyince çizgi roman kahramanı gibi oluyorum. İncecik bacakların altında kırk dört, kırk beş numara iki ayak nasıl görünürse, işte öyle görünüyorum.
Dışarı çıksam Çakal borcunu istiyor. Ne kadar benim kumarı sevmediğime dair dil döktüysem nafile. Nuh diyor da peygamber demiyor. İlla ki borcum… Bizim rahmetli de maşallah sıkı kumarcıymış. Epey bir borç takmış arkasına. Bana da sadece ellerini ayaklarını değil, borçlarını da bağışlamış.
Yapacak bir şey yok. En iyisi gideyim diyorum bizim hocaya. Yanıma Çakal Ercan’ı da alayım. Kumar oynayan ellerimi kessin, çakala versin. Artık o nasıl değerlendirmek isterse öyle değerlendirsin. Kendi problemi, bana laf düşmez.
Hayır bir şey değil mahallenin de huzurunu kaçırdım. Benim yüzümden şehrin öbür yakasının eşkıyası Ercan, bizim mahalleyi mesken tuttu. Yolumu gözler oldu. Ne zaman yollarımız buluşsa en kısa zamanda ona olan borcumu ödememi ihtar ediyordu.
Mahalleden taşınmam şart oldu. Dedikodumu da çıkarmışlar. Bir bu eksikti. Meğer biz hanımla nikâh kıyarken bu eller, bu ayaklarım mı varmış. Eee… Eeesi efendim açıkçası zina yapıyormuşum. Aslında bir dakika, ben değil bizzat yengeniz zina yapıyormuş; ben de güya göz yumuyormuşum.
Ah hocam ah! Kör müydün de kara kara, kıllı kıllı kolları, yaba gibi, çocuk mezarı gibi ayakları dayadın bana? Başka yedek parçan yok muydu? Hadi ben bilmem, bilemem. Neticede cahil adamım. Sen koskoca doktorsun. Altı yıl mı on altı yıl mı bilmem, dirsek çürütmüşsün. Hiç mi aklına gelmedi. Sormak soruşturmak, önünü sonunu düşünmek… O kadar zor mu geldi? Bu kadar kol bacak sakatatı yama gibi alelusul dikip, sardın başıma. Reklamı sana, cefası bana düştü.
Mahallenin şıhı yemlenmek için sakatatın da nikâh edilmesi gerekir diyesiymiş. Herifin niyeti başka. Nikah ayağıyla üç beş kuruş yemlenecek aklınca.
Günahı diyenlerin boynuna. Aslında bu fikir benim de aklıma yatmıyor değil hani.
Çıldırmamak işten bile değil. Hani benim yerimde bir başkası olsa çoktan kafayı yerdi. Ne kadar dayanıklı bir adammışım doğrusu ben bile şaşıyorum. Kurban olduğum Allah öyle bir sabır verdi ki teşbihte hata olmasın, Eyüp sabrının tıpkısının aynısı…
Ne yaparsınız evladı ayal var hanede. Sabretmeyip de ne halt yiyeceğim. Ben de yelkenleri suya indirirsem kim bakar onlara. Zaten bu güne kadar çorbaya bir tutam tuz atamadım. Bari bundan sonra elimin emeğiyle alnımın teriyle bir şeyler yapayım. Eve ekmek tuz getireyim.
Sabırla koruk helva olur demiş atalar. Boşa dememişler. Var bir bildikleri. Bütün acılarımı içime atıp dayanabildiğim kadar dayanmak zorundayım.
Zorundayım diyorum ama beni bana bırakmıyorlar. Zaten benim, ben olduğum bile şüpheliyken; bir de beni bana bıraksalar. Belki o zaman daha kolay olurdu her şey.
Her şeye dayanmak zorundayım. Dayanacağım. Ben aslında dayanıklı bir adamım. Değil mi ki yıllarca yarım yaşadım. Sabırla hep bugünü bekledim. Şimdi böyle eften püften bir sorun yüzünden sabrımdan geçecek değilim. Ama yaktın beni be hocam.
Bardağı taşırmasalar kendi yağımda kavrulmaya devam edecektim. Bardağı taşırmasalar sana da bu kadar yüklenmezdim. Ne yapayım hocam? Biliyorum iyi niyetlisin. İyi niyetten öte dünyanın tanıdığı bir bilim adamısın. Ama ne çare ki nazım sana geçiyor.
Bardağı taşıran son damla dün ortaya çıktı. Evdeydim. Her zaman olduğu gibi çocuklarla el öpme konusunda tartışıyordum. Kapı çalındı. Büyük oğlan açtı kapıyı. Karşısında dev gibi bir başçavuş vardı. Arkasında, birinin elinde evrak çantası olan iki asker. İkisi de hazır olda bekliyorlardı.
Başçavuş aslında o kadar da dev değil miydi ne? Yoksa yüz yıldır Demokles gibi başımızdan eksik olmadıkları için mi bize abartılı geliyordu? Her neyse, kısa süren şaşkınlıktan sonra buyur ettim.
--- Buyur başçavuşum, kimi aradın?
Hıyar, sivil herkesi iki boyutlu ve siyah beyaz mı görüyor ne? Komutanım demedik diye yüzü ekşidi. Bugün sivil olabilirim ama askerliğimi teğmen olarak tamamladım. Eğer birinin birine komutanım demesi gerekirse başçavuşun karşımda hazır olda tekmil vermesi gerekirdi.
--- Kemal Beyin evi mi?
--- Evet efendim ben Kemal. Hayırdır başçavuşum oğlanın askerlik çağı geldi ama okulunun tecil etmiş olması gerek. Hani onun için…
Başçavuşun Zeus sesi lafı ağzıma tıkadı:
--- Evrakı ver asker.
Başçavuş dedik ya elinden gelse çarmıha gerecek beni. Yiyecekmiş gibi bakışları gerçekten rahatsız ediyordu. Adam rütbesinden şikâyetçi, öfkesini bizden çıkaracak aklınca.
Asker hazır ol durumunu resetledi. Elektrik çarpmış gibi titredi. Kıllarına kadar irkildi:
--- Emredersin komutanım!
Çok geçmedi. Dizleri üzerine çöken asker el çabukluğuyla şeffaf kapaklı kırmızı bir dosya çıkardı. Çantayı kapattı. Ayağa kalktı. Tekrar hazır ola geçti. Ardından sağ elinin hareketiyle hazır olunu bozdu. Sağ elindeki dosyayı başçavuşa uzattı:
--- Buyurun komutanım!
Herif kendini Zeus mu sanıyordu ne! Boynunu bile çevirmedi. Sağındaki askere sağ elini uzattı. Bakmadan aldı dosyayı.
--- Herif kimseyi iplemiyor bile.
Ulan bir soru sordum sana cevap versene! Denmiyor tabi, herif başçavuş. Bunlar deve gibi kindar olur. Beklerler, vakti zamanı gelene kadar beklerler. Zaten o vakit ve saat kaşla göz arasında bir bakmışsınız gelivermiş…
Dedim ya herif başçavuş. Allah muhafaza yarın bir darbe olursa işte o zaman yandı gülüm keten helva hesabı…
Neyse biz alışığız vatandaş olarak adam yerine konmamaya. Çok koymuyor bize horlanmak, aşağılanmak.
--- Askerlik celbiniz Kemal Bey.
--- Oğlan üniversiteye resmen kaydını yaptırdı. Biz de bildirdik durumu askerlik şubesine. İletmemişler mi?
--- Celp sizinle ilgili Kemal bey!
Utanmasa dövecek ha. Banaysa bana, nolmuş yani?
Tuuu şimdi aklıma geldi. Terhisten sonra yıllık yoklamalar var ya... Mayıstan temmuza kadar olması lazım. Ben işlerin yoğunluğundan son dört beş yılını boş geçtim. Eee devletin gücüne gitmiştir tabi… Eyvah ki ne eyvah! Demişlerdi de ben kulak kabartmamıştım. Yoklamasını yaptırmayana hapis cezası var demişlerdi.
İyi ama öyle olsa hapse atmaları gerekirdi beni. Askere almak diye bir ceza yok ki…
Benim saf saf baktığımı anlayınca başçavuş artık acıdı mı üzüldü mü bilmem. Sesine gelen yumuşaklıkla açıklamaya çalıştı durumu:
--- Askere alınmanız ile ilgili Kemal Bey. Şaşırdığınıza şaşırmamak mümkün değil. Sevinmelisiniz. Erkek oluyorsunuz, adam oluyorsunuz. Yani askere çağrılıyorsunuz Kemal Bey. Yoksa siz vicdani retçilerden misiniz?
--- Hâşâ, diye bağırdım elimde olmadan.
Kâğıda çevirdim gözlerimi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
İlgi, Kemal Bey. Konu celp. Vücudunuza başarılı bir operasyonla nakledilen çeşitli iç organlar ve sakatatın vücut kitle endeksinizin yüzde ellisinden fazlasını teşkil ettiği; nakil alınan organların sahiplerinin askerlik hizmetlerini ifa etmedikleri göz önüne alınarak. . . ./ . . . Celbinde birliğinize teslim olmanız hususunu…
--- Hayda! Ne işin var çayda?
Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Film koptu sanki. Hiçbir şey hatırlayamıyorum. Hatırlamak bile istemiyorum.



Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6201
2 Firari Fırtına 4264
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3346
5 Nermin Gömleksizoğlu 3039
6 Uğur Kesim 2934
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2589
9 Enes Evci 2468
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2423 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com