Romanlar

Gerdek Gecesi Cinayeti 3
Okunma: 120
Serdar Adem - Mesaj Gönder


3. İftira

Duruşmanın ikinci celsesi davacı tarafın avukatı Şahin Bey’in suçlamaları ile başladı. Şahin’e göre sanık Zeynep baştan aşağı yalan söylemekte ve adaleti yanıltmaya çalışmaktadır. Bunun için bütün hünerini büyük bir aşkla sergileyen Şahin’in hali görülmeye değerdi doğrusu.
‘Sayın hakim birinci celsede sanık bölmesinde duran Zeynep isimli katil zanlısının savunmasını büyük bir ibret ve dehşetle dinledik. Mahkemenin huzurunu bozmamak için çok zorunlu olmadıkça sözünü kesmedik. Ancak takdir edersiniz ki anlattıklarının gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmaması hasebiyle kabul edilir tarafı bulunmamaktadır.’
Şahin denen herifin kim olduğunu mahkeme heyetinden bilmeyen yoktu. Nerede pis bir iş varsa, bu çoğu zaman Karaların işleri olurdu, Şahin ayrık otu gibi biterdi orada. Kambersiz düğün olmaz dedikleri, bundan başkası olamazdı. Şahin’in olduğu her yerde mutlaka pis kokular duyulurdu.
Yalnız hakkını teslim etmek de gerekir. Girdiği davaları kolay kolay kaybetmiyordu. Yetenekli, zeki bir avukattı. Davalarını sadece masa başında kazanmaz, arazi çalışmasını da başarıyla yapardı. Onun kaybetmezdi. Tek sıkıntısı para için mesleğinin onurunu ayaklar altına almasıydı. Bu yüzden baroda arkadaşları tarafından da pek sevilmezdi. Ama bu durum onun umurunda bile değildi. Şahin’e göre ne arkadaşları ne toplum umurunda değildi. Tanrı bile sevmese olurdu. Onun için Karaların sevgisi yeter de artardı…
Vekaletini aldığı maktul Recep’in ne menem biri olduğunu avukatından anlamak mümkün olsa da kendisine ayrıca bir sayfa açmak gerekiyordu. Görünürde inşaat sektöründe ün yapan bu, adı gibi sicili kara ailenin özellikle sahil şehirlerinde olmak üzere birçok batakhanesi olduğu bilinmektedir. Ancak yapılan baskınlardan istenen sonuç alınamadığı için bugüne kadar hakkında ciddi bir yargı kararı bulunmamaktaydı.
Öyle de olsa gerek polis kayıtlarında, gerekse adli sicillerde bu aile ile ilişkilendirilen birçok vaka kaydı bulunmaktaydı. Zeynep doğru söylüyordu. Hangi olayın üzerine gidilse biri çıkıp suçu üzerine alıyordu. Batakhanelerin hiçbiri üzerine kayıtlı değildi. Üzerine kayıtlı olmadığı için fuhuştan basılan otellerinden de takibat yapılamıyordu. Neredeyse her yerde adamı vardı. Çoğu zaman içerideki adamları sayesinde yapılacak baskınları önceden haber alıyordu. Bu yüzden bugüne kadar tekerine taş değmemişti.
Yine değişen bir şey olmayacaktı. Büyük ihtimal Zeynep on beş yıldan az olmamak üzere hüküm giyecekti. Ve bu hükmü istemeye istemeye mahkeme başkanı Salih verecekti. Kitap öyle istiyordu çünkü. Karar heyet halinde alınsa da vicdan azabı noktasında Salih açısından değişen bir şey olmayacaktı. Verdiği yanlış karardan mı, adaletin Zeynep’in dediği gibi yerine gelmemesinden mi bilinmez uzun süre yastığa başını koyduğunda gözüne uyku girmeyecek. Vicdan azabı ahir ömrünü zindana çevirecekti.
‘Sayın hakim cinayeti kasten ve planlı bir şekilde işlediğini bizzat kendi ifadesiyle itiraf eden bu kızın biraz önce söyledikleri tamamen yalan ve tezvirattan ibarettir. Bahsettiği gibi ortada zoraki bir evlilik akdi yoktur. Bir kere zorla evlendirildiği iddia edilen zanlı on dokuz yaşını bitirmek üzeredir. Reşittir bir kere. Evlilik sürecinin en az altı ay olduğu dikkate alınırsa bu süre zarfında resmi olarak herhangi bir kuruma şikayette bulunmamış olması haklılığımızın en önemli kanıtlarından biri olarak takdirlerinize arz ediyorum.’
Söylenenlerin akılla mantıkla alakası olmadığını iddia etme sırası savunma avukatına gelmişti bu sefer:
‘İtiraz ediyorum sayın hakim. Şahin Bey müvekkilimin savunma istememesinden yararlanarak kelime oyunu yapmak suretiyle üste çıkmaya çalışmaktadır. Evet müvekkilim kendini savunmak istememiştir. Ama bunun sebebi suçu kabul etmek değildir. Müvekkilimle aramızda geçen uzun müzakereler ve edinmiş olduğum izlenimler bunun karşı tarafa olan güvensizlikten kaynaklandığını göstermektedir. Yaşadığı acı tecrübelerden sonra doğrusu müvekkilime hak vermemek mümkün değil.’
Hakim baş işaretiyle devam etmesini ihtar eder. Avukat Ayşe davacı tarafın sözünü kesmesine fırsat vermeden kaldığı yerden devam eder:
‘Sayın hakim halk arasında bir tabir vardır, affınıza sığınarak söylemek istiyorum. Gözü oynaşta olmak… Eğer müvekkilim Zeynep’te böyle bir yatkınlık olsaydı lise yıllarında derslerine ağırlık verip derece yapar mıydı? Bir koltukta iki karpuz olmaz hakim bey. Hepimiz bu sıralardan geçtik, biliriz ne kadar zor olduğunu okumanın. Dolayısıyla gözü dışarıda, yani mesela evlenmekte olanın bu kadar başarılı olduğu görülmüş müdür?
‘Müvekkilimin merhum Karazade Recep ile tanışması tabiri caizse babası Abdullah Bey’in komplosu sunucu ortaya çıkmıştır. Kendisinden on beş yaş büyük birinin kendisinden böyle bir talebi olabileceğini aklının ucuna getiremeyecek kadar kendi halinde bir lise öğrencisi olan Zeynep’in merhum ile tanışması arz ettiğim gibi babasının yanında olduğu zamanlara tesadüf etmektedir. O çağda sayın hakim, geleneksel yapı ve değer yargılarına göre olanları ve olayları sorgulamak istese bile buna imkan bulabilir miydi? Bizim coğrafyamızda genç bir kızın kendi bedeni üzerinde bile tasarruf hakkı olmadığı herkesçe malumken, ondan böyle bir tepkiyi beklemek biraz fazla olmaz mı? Özellikle kız çocuklarının ve genelde kadınların en tabii hak taleplerinin erkek egemen toplumun çıkarlarına uymadığı takdirde en ağır şekilde cezalandırıldığı malumlarınızdır. Dolayısıyla müvekkilimin böyle bir hareket serbestisi olmadığı, daha önce söylediğim gibi olayın perde arkasını anlamamaktaki aymazlığı nedeniyle zamanında itiraz edememesi evlenmek istediği şeklinde yorumlanamaz. Ayrıca kanunlarımıza göre bir cürmü işleme ehliyeti olmayanın cezai mesuliyeti de olamaz. Yaşı on dokuz bile olsa bizim toplumuz kadına kendi kendini yönetme hakkı vermemektedir. Bu durumda müvekkilim biyolojik olmasa da sosyolojik açıdan cezai sorumluluğa haiz değildir. Toplumsal çevre yüzünden kendi kendine karar alma yeteneği gelişmemiştir. ‘
‘Ayşe Hanım olayları yine saptırıyor sayın hakim. Sanık Zeynep elbette başta itiraz etmedi. Çünkü bir sebebi vardı. Son noktada ayağıyla teslim olması kaçacak bir yeri olmamasından kaynaklanmaktaydı. Savunma talep etmemesi sedece duygu sömürüsü yoluyla kendisini temize çıkarma umudundan kaynaklanan bir durumdur. Belki son bir çırpınış… Katiyetle itibar edilmemesi gerekir.
‘Bendeniz evlilik sürecinde başından itibaren merhum müvekkilimin yanında bulunmamdan dolayı olayı yakından takip etme fırsatı buldum sayın hakim. Dolayısıyla olayın perde arkasına aslında bu salondaki birçok kişiden çok daha fazla vakıfım. Merhum ile olan arkadaşlığımız neredeyse yirmi yıla yaklaşmaktadır sayın hakim. Böyle uzun süreli bir arkadaşlıktan sonra insanın arkadaşının en mutlu anıda yanında olması gayet doğal bir olay…’
‘Biraz önce zanlının bizzat kendi ağzından işittiklerimizden farklı bilgilerinin olduğunu mu demek istiyorsun yani?’
‘Evet sayın hakim. En azından yorum noktasında bazı yanılsamaları düzeltmek isterim müsaade buyurursanız.’ Böyle demekle birlikte, arkasına güvenmenin yarattığı şımarıklıkla başkanın müsaade buyurup buyurmadığına bakmadan devam etti kaldığın yerden. ‘ Kendi ayağıyla teslim olan, alacağı cezadan kurtulma umudu olmadığını bildiği için kendini savunmaya bile yanaşmayan biri olarak kendini hiçbir çıkar beklentisi olmayan bir mazlum olarak tanıtması göz boyamaktan başka bir şey değil. Böylelikle mağdur rolü oynayarak yaşının ve cinsiyetinin toplum üzerindeki etkisini kullanmak ve aklınca hedef saptırmak niyetindedir.
‘Sanığın savunma yapmak istemediğini söylediği halde çok güzel bir savunma yaptığı da dikkatlerimizden kaçmamıştır sayın hakim. Adaletin tecelli etmesi adına bu savunmada dikkati çeken iki hususu başka bir açıdan ele alarak yüksek mahkemenin takdirlerine sunmak istiyorum.
‘Bir kere ortada bir anlaşmazlık olduğunu tamamen inkar etmemek gerektiği kanısındayım. Merhum müvekkilimle Zeynep arasında… Ancak merhum müvekkilim ile onu vahşice katlettiği halde insafınıza mazhar olmak için huzurlarınızda süt dökmüş kedi masumiyeti takınan sanık arasında yaşanan bu mücadele sanıldığının aksine sadece basit bir alacak verecek meselesinden kaynaklanmamıştır. Davalı tarafın saptaması gerçeği yansıtmamaktadır. Zeynep merhum müvekkilimden istediği dünyalığı koparmayı becerebilseydi, bugün hiçbirimiz burada olmayabilirdik sayın hakim. Dolayısıyla bu saptama tamamen yanlıştır ve hedef saptırmaya matuf bir bahaneye dayanmaktadır.
‘Sanığın babası tarafından zorla adeta merhum müvekkilime peşkeş çekilir gibi sunulmaya çalışması da gerçeği yansıtmamaktadır. Hangi çağda yaşıyoruz sayın hakim? Bu çağda kim kime bu kadar kolay eziyet edebilir? Bir kere sanığın merhum müvekkilimle tanışmalarının mazisi bir yıla yaklaşmaktadır. Olay sanığın lise son sınıfa geçtiği yıla dayanmaktadır. Babasının aracıyla müvekkilimin bulunduğu ofisleri ziyaret etmeleri danışıklı dövüşten başka bir şey değildir. Bu gerçeği ben bizzat merhum müvekkilimin ağzından duydum.’
‘Kimden duydun Şahin Bey? Ve duydukların neydi?’
‘Sanık ve babasının ziyaretlerinin birinin arkasından bizzat müvekkilimin ağzından işittim sayın hakim. Müvekkilim, Abdullah efendinin paraya olan tamahını biliyordu. Bu yüzden de kızını kendisine yamamak istediğini anlamıştı. Bunu bizzat kendisi bana söylemişti. Kız için de iyi aile kızı numarası yapan kenar mahalle dilberi, bataklık gülü gibi yakıştırmalarında bulunmuştu defalarca. Rahmetli müvekkilime göre sanık kendini ağırdan satmaya çalışmaktaydı. Kızda gönlü olan birinin böyle ifadeler kullanması takdir edersiniz ki pek makul olmasa gerektir sayın hakim.’
‘Sayın hakim bunlar iki kişi arasında geçen ve kanıtlanması imkan dahilinde olmayan ifadelerdir. Suya yazı yazmak kabilinden bu sözlerle mahkemeye devam edilemez.’
Ayşe haklı olmakla beraber Şahin’in yalan ya da kanıtlanması imkan dahilinde olmayan sözleri de yabana atılacak şeyler değildi. Şimdilik Ayşe’ye hak verecekti.
‘Şahin Bey sözlerin doğru bile kanıtlanması mümkün değil biliyorsun. İnandırıcı bir kanıtın yoksa, bu şekilde devam etmen uygun değil.’
Anlıyorum sayın hakim. Özür diliyorum. Bu dediklerimin hepsine şahidim ama başka da şahidim olmadığı için devam etmeyeceğim. Sözün kısası merhum müvekkilimle sanığın tanışması fikri sanığın babasından çıkmış olup kendisi de buna itiraz etmemişti. Eğer ortada bir zorlama olsaydı, daha baştan böyle bir görüşmeyi kabul etmez ya da devamını getirmezdi. Sanık o meşhur inadını baştan gösterebilseydi, müvekkilim bugün hayatta olacaktı belki de. Kendisi de karşınızda sanık olarak oturmak zorunda kalmayacaktı. Son olarak tekraren söylüyorum. Genç bir kızın babasının işyerinde ne işi olabilir, eğer ortada böyle bir amaç yoksa? Bunun başka bir cevabı olabilir mi sayın hakim?’
Hakimlerin hatta savcının kafası karışmıştı bu söz üzerine. Evet eğer birden fazla gerçekleşmişse bu eylem, sanığın da haberi varsa; ortada en azından maktulün reddini gerektiren bir sebep yok demekti. O zaman geriye bir tek sebep kalıyordu. Davacı tarafın dediği gibi maddi birtakım beklentilerde anlaşamamış olmak…
‘Delilin var mı bu iddianı kanıtlama noktasında Şahin Bey?’
‘Olmaz mı sayın hakim. Bu olaya defalarca tanık olan işyeri çalışanlarının ifadelerine başvurulursa, olayın bu şekilde geliştiği bizzat tanık ifadelerinden anlaşılabilir.’
Davalı tarafın avukatı kendince yanlış anlaşılma ihtimaline izin vermemek için müdahale etti:
‘İtiraz ediyorum hakim bey, işyeri çalışanlarının ifadelerinin gerçeği yansıtması mümkün değil. Patronlarının insafına muhtaç olan ve gazabından korkan çalışanların doğruyu söyleyeceklerine nasıl güvenebiliriz? Bu konuda en doğru kanıt, varsa kamera kayıtları olabilir.’
‘Evet haklısın avukat hanım galiba. Şahin Bey iddianızı kanıtlamak istiyorsanız, diğer duruşmaya işyeri kameralarının kayıtlarını getirin. Ses kaydı olmasa da yüz ifadelerinden, hal ve hareketlerinden ortada bir zorlama olup olmadığı konusunda bir fikir sahibi olabiliriz belki bu sayede.’
‘Anlaşıldı sayın hakim. Diğer duruşmaya getirmeye çalışacağım. Efendim aralarındaki anlaşmazlıktan bahsetmek istiyorum biraz da. Sanığın babasının çoktandır kendi işinin patronu olmak gibi bir niyeti vardır. Bu da doğal bir istektir. En azından altındaki araca sahip olabilirse, başkası için çalışmak yerine bundan sonra tamamen kendi adına çalışacaktır. Sanığın merhum müvekkilimle yakınlaşmasına babası cephesinde bu fikrin oldukça etkili olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Abdullah Bey’i suçlamıyorum. Zanlı bir genç kız olarak nasıl olsa bir gün evlenecektir. Babasının tarafından düşününce bir çulsuzla evlenmek yerine merhum müvekkilim gibi hali vakti yerinde, itibar sahibi, dürüst ve çalışkan birisiyle evlenmesi elbette daha hayırlı olacaktır.’
Mahkeme başkanı içinden ‘Böyle hayrın aq.’ dese de çok geçmeden mesleğinin ağırlığına yakıştıramadığı için devamını getirmedi. Ama savcının bir süre verip veriştirdiği dudaklarını titremelerinden anlaşılıyordu. Bayan hakim Ayça Hanım sanki savcının böyle yapacağını biliyormuş gibi gözlerini ona doğru kaydırdı. Savcı yine kızardı. Fakat Ayça Hanım hafif bir tebessümle, bunda utanacak bir şey yok, hatta yerden göğe kadar haklısın. En azından bir bayan olarak benim diyemediğim ve adalet dağıtıcı olarak açıktan asla dile getiremeyeceğim şeyleri dile getirdiğin için sana müteşekkirim, demeye getirdi.
‘Hangi baba istemez çocuklarının iyiliğini? Ufak tefek kusurları olabilse de işinde sevilen biridir Abdullah Bey. Beyefendinin de malum hayırsever bir işadamı olduğunu memlekette bilmeyen yoktur.’
Böyle demekle beraber Şahin’in kendisi de biliyordu beyefendi diye arkasını tapışladığı adamın ne şerefsiz olduğunu. Ama yakaladığı yağlı kemikten olmamak, daha kötüsü bütün pis işlerine vakıf olduktan sonra canından olmamak için böyle söylemek zorunda olduğunu kendi de biliyordu. Hatta en iyi kendisi biliyordu. Davacı tarafın avukatları olarak yer alan Recai, Faruk ve Özcan da içlerinden söz birliği etmişçesine beyefendi aleyhine kallavisinden birer ‘siktir’ çektirler. Ardından yan gözle etrafı kolaçan ettiler bir süre. İçlerinden geçeni anlayan olmuş mu diye. Maazallah beyefendi denen mafya bozuntusunun bir kulağına gitse böyle bir şey alimallah analarını bellerdi hiç şüphesiz. O zaman embesil canlarını onun gazabından ne devlet kurtarabilirdi, ne de dünyayla ilgisini keserek hesabını öbür dünyaya havale eden Tanrılar.
İnanmasa, yüreği kanasa, vicdanı sızlasa ve aklı isyan etse de Karaların avukatı olarak böyle söylemek zorundaydı. Aslan değilsen çakal olacaksın ve hep bir aslanın peşinden gideceksin. Aksi takdirde kuzuya döner, kolay bir av olursun. İmtihan dünyası dedikleri mezbelenin kanunu böyleydi. Dolayısıyla ne vicdanı, ne mantığı ne de aklı suçlayamazdı onu. Böyle olması gerektiği için böyle davranıyordu. Hem sanki mahkemede kaç kişinin alnının ve vicdanının tam anlamıyla temiz olduğu söylenebilirdi ki, Karaların pisliğini temizlemeye çalıştığı işin Şahin’i suçlayabilsinler? Herkes kendine baksa, kendisini suçlayacak bir Allah’ın kulu kalmazdı çevresinde. Adı gibi emindi buna.
‘Abdullah Bey kendi işini kurmak için desteğini talep etmiş. Beyefendi kendi işini kurması yönündeki bu isteğini geri çevirmemiş. Meselenin aslı astarı bu efendim. Ne ekersen onu biçersin demişler... Yani beyefendinin ağzını kapatmak maksadıyla rüşvet olarak altındaki tırı verdiği külliyen yalandır. Emeğinin karşılığı olarak aracın fiyatını makul seviyeye indirerek, vadesini ödeyebileceği bir aralığa yaymıştır. Hepsi bu. Eğer bu olayda bir etken aranacaksa rahmetli müvekkilimin sanık ile yapmayı düşündüğü evlilikten ziyade babası Abdullah Bey’in çalışkanlığıyla beyefendinin takdirlerini kazanmış olması aranmalıdır. Haddizatında beyefendi böyle basit işlere tenezzül bile etmez.’
‘İtiraz ediyorum sayın hakim. Olay çarpıtılmakta. Bunun böyle olmadığını kanıtlayacak kuvvetli delillere sahibiz. Müsaade buyurursanız tetkikinize arz etmek isteriz. Bahse konu tırın satış fiyatına denk gelen bir borç senedi tanzim edilmiştir. Bunun açıklamasını davacı taraftan bekliyoruz. Ayrıca aynı dosyada düğün gecesi yaşanan olayları gösteren resimler de bulunmakta. Dikkat buyurursanız resimlerde müvekkilimin nasıl darp edildiği görülmektedir.’
‘Getir bakalım avukat hanım, bir de biz görelim. Bu arada Şahin Bey, bu deliller karşısında söyleyecek bir şeylerin vardır sanırım.’
‘Bu da nereden çıktı? Nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri anasını bellediğimin karısı?’ diye içinden veriştirirken zaman kazanmaya çalışıyordu Şahin. Gerçekten yenilir yutulur cinsten değildi bu son hamle. Borç senedi de nereden çıkmıştı şimdi. Bu karının kulağını çekmedi mi beyefendi? Çekse böyle pervasızca hareket edemezdi. Bilirdi beyefendi ile aşık atmaya cüret etmenin nelere mal olacağını. Hayır davayı kimin kazanacağı pek umurunda değildi. Hatta Zeynep’in sonuna kadar haklı olduğunu duruşma salonunda ondan sonra en iyi bilen kişiydi. Onun derdi ne olursa olsun davayı kazanmaktı. Kaybettiği takdirde başta kendisi olmak üzere tüm avukatların anasını gözünü kırpmadan eskitirdi beyefendi diye yerlere göklere sığdıramadığı p.zevenk.
En iyisi her zamanki gibi çamura yatıp zaman kazanmaya çalışmaktı. Biraz zaman kazanırsa, olayı kendi lehine çevirmenin bir yolunu nasıl olsa bulabilirdi.
‘Sayın hakim takdir edersiniz ki, bu tür deliller tetkik edilmeden ve varsa imza sahiplerine ya da adı geçen kişilere söz hakkı vermeden ayağı yere basan bir karar almak kolay değil. Bu sebeple takdirlerinize arz edilen belgenin tetkikini ve belgeyle ilgili olduğu görülen kişilerin dinlenmesini talep ediyoruz.’
Şahin köşeye sıkışmıştı. Sadece bu belge bile davanın gidişini ciddi şekilde etkileyebilirdi. Ses tonu yaşadığı anaforu saklamaktan aciz kalıyordu. Başkan anlamıştı bu işte bir iş olduğunu. Buna karşın ne yazık ki talebinde haklıydı. Mahkemeye sunulan her belgenin gerçek ve güvenilir olduğunu tespit edilmesi yasal bir zorunluluktu. Aynen dediği gibi yapacaktı.
‘Yaz kızım. Davalı tarafın avukatı Ayşe Hanım tarafından delil olarak tarafımıza sunulan düğün resimleri ve sanık Zeynep’in babası Abdullah’ın ve maktul Serkan Kara’ya yüz bin lira borçlu olduğunu ihtiva eden senet kopyasının tetkikine, senetin taraflarının ekleyecek bir şeylerinin olup olmadığı sorularak kendilerinin mahkeme huzurunda dinlenmesi...’
Şahin yaşadığı bozgunu bastırmak adına sürpriz çıkışlara bel bağlamıştı:
‘Efendim tanıyanlar tarafından ricası emir, sözü senet kabul edilen beyefendinin böyle küçük işlerle uğraşmayacağını tekrar tekrar ifade etmeyi malumun ilanı olarak görüyorum. Hele kendi ifadesiyle bir kenar mahalle dilberi, bir bataklık gülü için… Rahmetliyi tanıyan bilirdi. Yakışıklı, zeki, çalışkan erkek güzeli bir genç işadamıydı. Kızlar çevresinde pervane oluyordu. Elini sallasa ellisi yoluna kurban olacakken neden sanık gibi özelliksiz bir kız için bu kadar riske girsin? ‘
Ayşe derhal ayağa kalkarak sözünü kesti:
‘İtiraz ediyorum sayın hakim. Davacı avukatı müvekkilimin kişilik haklarına tacizde bulunmaktadır. Hiçbir muhakeme hakaret ve taciz üzerine bina edilemez. Müvekkilimin sanık olması onun kişilik haklarına saldırılmasına izin ve ruhsat vermez sayın hakim!’
‘Doğru söylüyorsun. Seni bu kaçıncı uyarışım Şahin Bey? Biraz dikkat et sözlerine. Bilmiyor değilsin. Kaç yıllık deneyimli bir avukatsın.’
Şahin Ayşe’nin çıkışında ve hakimin uyarısında haklı olduğunu biliyordu. Ama çamura yatmazsa öne geçemeyeceğini de. Bir süre böyle devam etmekten başka çaresi yoktu. Mahkemenin havasının kendi lehine çevirdiğine ikna olduktan sonra normale dönecekti.
‘Burada asıl dikkat edilecek husus Abdullah Bey ile şu an sanık koltuğunda oturan kızı arasındaki husumet ve sebepleri olmalıdır. Bu gerçeği göremediğimiz zaman merhum müvekkilimin sanığı ve ailesini evlenmeye zorlaması gibi seçenek kalıyor geriye. Böyle bir sonuç kabul edilir değildir. Olayın aslı Abdullah Bey ile kızı arasında düşünülen evlilikten elde edilmesi beklenen faydaların paylaşılamamasından kaynaklanmıştır. Baba kızıyla ters düşer mi diye bir soru akla gelse de, gömü bulan kardeşlerin birbirlerine düştükleri duyulmamış, görülmemiş işlerden olmadığı hatırlanmalıdır.
‘Yani sayın hakim merhum müvekkilimden duyduklarımdan hareketle şöyle bir sonuca ulaşabilirim. Abdullah Bey mal edinme noktasında kendisine karşı gösterdiği hayırseverlikten memnun kalarak burada kalmakla yetinmiş ancak aynı duyarlılığı kızı Zeynep gösterememiştir. Bir kere babasına güvenememiştir. Kendi menfaati için kızını bir çırpıda harcayabilen babasına güvenememektedir. İleride ayrılma ihtimaline karşı kendisini garantiye almak için merhuma ait Ankara Dikmen Vadisindeki yaklaşık bedeli beş altı yüz milyar lira olan bir evi kendisi ve reşit oluncaya kadar tapu şerhi konmak kaydıyla doğacak çocuğunun üzerine geçmesini istemiştir. Bu yenilir yutulur bir istek değildir sayın hakim. Nitekim gerek babası gerek merhum müvekkilim bunu defalarca sanığa söylemişlerdir. Ama sanık buradaki hallerinden anlaşılacağı üzere Nuh deyip peygamber demeyen bir karaktere sahip olduğu için sürekli reddetmiştir.
‘Son olarak eldeki deliler ışığında sanık Zeynep’in yüz bölgesinde görünen ayrıca tanıkların görüp ifadelerinde açıkladıkları gibi darp izleri müvekkilimden değil bizzat kendi öz babasından kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Aynı şekilde verilere dayanarak Zeynep’in sonradan kararını değiştirerek evlenmeye karşı ayak diremesi merhum müvekkilimi istememekten değil, tam tersine müvekkilimle yaptığı nikah pazarlığında babasının kendisini yalnız bıraktığını düşünerek ona karşı cephe açmasının bir sonucu olduğunu söylemek mümkün. Söyleyeceklerim bu kadar sayın hakim.’
Hakim kendisine teşekkür ettikten sonra yerine oturmasını ihtar eder. Bir süre iki yanındaki hakimlerle durumu karşılıklı müzakere eder. Salon nefesini tutmuş kararı beklemektedir.
‘Ayşe Hanım müvekkiliniz hakkında söylenenlere karşı eklemek istediğiniz bir şey var mı?’
‘Şimdilik yok efendim. Elimizde iki şahidimiz var. Kendilerini ikna edebilirsem, diğer duruşmada tanık olarak dinlenmesini talep ediyordum. İsimlerini bizzat elden arz edeceğim efendim. Teşekkür ediyordum.’
Duruşma yeni tanıkların ve tarafların dinlenmesi ve sunulan delillerin tahkik edilmesi için bir ay sonraki bir tarihe ertelenir.



Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6159
2 Firari Fırtına 4227
3 Mustafa Ermişcan 3417
4 Hasan Tabak 3303
5 Nermin Gömleksizoğlu 3006
6 Uğur Kesim 2907
7 Sibel Kaya 2732
8 Enes Evci 2429
9 Ömer Faruk Hüsmüllü 2390
10 E.J.D.E.R *tY 2215

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:523 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com