Hikayeler

MAVİ GELİNLİK
Okunma: 67
Rümeysa ZENGİN - Mesaj Gönder


MAVİ GELİNLİK
Dilinin görevini gözleri üstlenmişti beyaz başörtülü kadının. Gözlerimin içine öyle derince bakıyordu ki sanki benimle gözleri konuşuyordu bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Elleriyle ellerimi kavrayıp bir kağıt parçası tutuşturdu. Kağıdı açtığımda ise şu dizeler vardı. ‘’Ne hasta bekler sabahı/ Ne taze ölüyü mezar/Ne de şeytan bir günahı/Seni beklediğim kadar.’’ Bu dizelerden ne anlamam gerektiğini bilmiyordum. Evet, bu dizelerin Necip Fazıl’a ait olduğunu herkes bilirdi. Bu dizeler bekleyenin sesiydi. Aklımda sürüsüyle soru işaretleri dolanıyordu; kadının bana ne demek istediğini anlamıyordum. Daha fazla düşüncelere dalmadan kadına sordum:
-Kim bekliyor beni?
Sanki bu soruyu sormamı beklermiş gibi donuk suratını bir tebesssüm kapladı ve bana:
-Mavi Gelinlik
Ne olup bittiğini anlamıyordum. Şaka mıydı bu? Mavi Gelinlik neydi ki! Ben hayatımda bir tek gelinlik bilirdim o da mürvetin rengi beyaz gelinliği. Sordum:
-Bu mavi gelinlik tam olarak ne ki?
-O senin gelinliğin. Seni bekliyor. Çok yakında, çok yakında sen de anlayacaksın mavi gelinliğin tam olarak ne olduğunu. O mutluluğun adresi. Sakın geri çevirme, sakın!
Bu cümleleri söyledikten sonra beyaz başörtülü kadın kayboldu. Arkasından’ ’Dur, gitme!’’ diye bağırsam da durmadı, kayboldu.
‘’Dur, gitmeeeeeeee!’’ diye bağırırken annemin dürtmesiyle uyandım. Yüzüm ter içinde kalmıştı, o kadar gerçekçiydi ki rüya gördüğümü anca kendime gelince anladım. Annem:
-Betül ne oldu yavrum, kabus mu gördün?
-Bilmiyorum anne. Bu kabus muydu, yoksa sadece bir rüya mıydı ben de bilmiyorum.
Annem endişeli yüzümü görünce fazla uzatmadı:
-Rabb’im hayra yorsun İnşaalah! Hadi, kalk! çocuklar camide seni bekliyorlar.
Annem söylemese unutuyordum. Bugün camide çocuklara namaz kılmayı öğretecektik, Yeliz ablalarla. Onun için kalktığım gibi hazırlanmaya başladım ve caminin yolunu tuttum. Tahmin ettiğim gibi birazcık geç kalmıştım. Resmen beni caminin kapısında karşıladılar. Çok heyecanlı olduklarını ben de kendimden biliyordum, ilk öğrendiğim gün dün gibi aklımda idi. Neyse Yeliz ablalardan dert etmeyeceklerini bilsem de yine de özür diledim. Vakit su gibi geçmişti, çocuklarla birlikte hem eğlenmiştik hem de bir şeyler öğretmiştik. Çıkış saati gelmişti ve ben de evimin yolunu tuttum. Hala rüyamın etkisinden çıkamamıştım. Düşünüyordum; rüyamın ne anlama geldiğini. Gelinlikten başladım. 25 yaşında bekar genç bir kızdım. Görücüler elbette geliyordu ama sonuçta bu işler nasip işiydi. Benim için bir türlü doğru kişiyi bulamamıştım ya da gelenler için ben doğru kişi değildim. Belli başlı kriterlerim vardı. En azından evleneceğim kişi beş vakit namazında olmalıydı. Bu benim için kafiydi. Biraz bayat cümle olacaktı ama gerçekten para pul benim için önemli değildi. Sonuçta paranın huzur getirmediğini ünlülerden olsun haberlerden olsun görüyordum… Gelinlik ile ilgili kısım bu olabilirdi ama neden mavi gelinlikti? Benim bildiğim beyaz gelinlik var dı o da evlenilirken giyilirdi. Mavi kısmını anlayamasam da sadece gelinlik kısmını düşününce kendi kendime bir karar verdim. Bu kendime verdiğim bir söz olmuştu benim için. Rüyamdan sonra gelecek ilk görücüleri kabul edecektim. Sorgusuz sualsiz. Evet, belki de dünyanın en saçma kararıydı ama bazı zamanlar olur ki düşündüğün şey senin doğru olur ve bana böyle olmuştu. Kararımdan dönmemeye yemin bile etmiştim…
Cuma akşamı olduğu için elime Yasin alıp okumaya başladım. Annem yanıma geldi, bana bir şey söylemek istediğini anlamıştım. Annem bitmesini bekledi ben de yarım saat kadar sonra okumamı bitirdim ve annem bana anlatmaya başladı:
-‘’Kızım bir arkadaşım gelecekti ya bugün. Onun da bir tanıdığı varmış kadın oğluna kız arıyormuş da bana seni sordu kabul eder mi, diye. Ama bir şey var’’ Annem durakladı, beni meraklandırmıştı:
-Ama, ama ney Ayşe Sultan?
-Sordum arkadaşıma çocuğun beş vakit namazında olup olmadığını sordum ve o da olmadığını söyledi. Bir de çocuğun bacaklarında sorun varmış. Tekerlekli sandalyede sürdürüyormuş hayatını.
Annem bana bunları söylerken kendime verdiğim hatta yemin ettiğim sözüm aklıma geldi ve ben de anneme:
-‘’Ayşe Sultan senin de iznin olursa ben tekliflerini kabul etmek istiyorum.
-Sen istiyorsan benim senin sözün üstüne sözüm olmaz yavrum. İyi düşün ve kararını öyle ver.
-Düşünecek bir şey yok, Ayşe Sultan. Söyle tez zamanda gelsinler istesinler…
Bir hafta sonra kadar beni istemeye gelmişlerdi. İşin garibi beni isteyecekleri kişi yanlarında yoktu. Sözümü daima hatırlattım kendime. Hiç dert etmedim bunu. Hatta ben de onlara evleneceğim kişiyi düğün gününde görmek istediğimi söyledim. Biraz şaşırsalar da yine de bir şey demediler ve teklifimi kabul ettiler…
Düğün günü geldi, çattı bile. Ben hala rüyamı düşünüyordum. Hatta etkisinden hiç çıkmamıştım ve bundan dolayı mavi bir gelinlik aldım. Bekleme salonunda oturdum ve Yusuf’u beklemeye koyuldum. -İsmini de biliyordum yani- Yusuf da tekerlekli sandalyesiyle odaya geldi. İlk defa şimdi evleneceğim kişiyi görüyordum. Mavi bir takım elbise giymişti. Gözlerinin rengi ile bir bütün halinde idi. Odada tuhaf bir hava vardı. İki yabancıydık birbirimize, çünkü birbirimizi yeni görmüştük ve yarım saat sonra nikah masasına oturup evlenecektik. Annesi Selma Teyze Yusuf’tan bana bahsetmişti. Kaza geçirdiği günden beri hayata karşı ümidini yitirdiğinden gittikçe gözlerinin ışığının söndüğünden bahsetmişti. Onun için kendime yine bir söz vermiştim. Yusuf’u hayata Allah’ın izniyle yeniden kazandırmaya diye…
Evlendiğimizden bu yana iki ay kadar zaman geçmişti. Yusuf hala bana karşı mesafeliydi. İşi olduğunda yardım istemesi gerektiğinde bile benden istemezdi. Selma anneme söylerdi. Bundan dolayı elbette üzülüyordum. Halbuki ona yardımcı olmak onun dertlerini kendi derdim bilmek istiyordum. Bunu bir ara ona da söylemiştim ama o bana ‘’Benim gibi bir durumumda olmadığın için beni ve davranışlarımı anlayamazsın.’’ Bana bunları söylediğinde ona tek kelime bile edememiştim. Haklıydı, onun gibi değildim. Ne diyebilirdim ki? Ama bu pes edeceğim anlamına gelmiyordu. Verdiğim sözü kendime tekrardan hatırlattım…
Selma anneme Yusuf’un nerede olduğunu sordum. O da bana bahçede olduğunu söyledi ve bahçeye doğru yol aldım. Giderken zorlansam da pes etmedim. Arkadan kitap okuduğunu görmüştüm. Var gücümle yanına gittim ve kitaptan kafasını kaldırıp beni gördüğünde herhalde küçük dilini yutmuştu:
-‘’Betül, ne oldu sana?’’ Korkmuştu, çünkü tekerlekli sandalyedeydim. Kaza geçirdiğimi sanmıştı. Ben de ona ‘’Korkma? Elhamdülillah, iyiyim. Hani sen bana demiştin sen beni ve davranışlarımı anlayamazsın diye ben de seni anlamak istedim. Senin çektiğin sıkıntıyı ben de çekmek istedim. Onun için bir karar verdim. Ben de artık böyle hayatımı sürdüreceğim. Ta ki bana geri dönene kadar. Ta ki gözlerinin ışığı parlayana kadar.’’ Yusuf’umun gözleri dolmuştu, okuduğu kitap sayfasını gözyaşları ile ıslatmıştı ve yanıma gelip bana sarıldı:
-Özür dilerim! Sen yokmuşsun gibi davrandım. Hep seni es geçtim. Çünkü utandım, böle olmamdan beni böyle görmenden.
Ben de ona sımsıkı sarıldım ve aynen şu cümleleri kulağına fısıldadım:
-Sorun yok, canım benim. Ben hiç üzgün değilim. Hatta mutluyum. Çünkü ben beni bekleyen mavi gelinliğimi buldum. Gerisi hiç önemli değil.
Tabi o da bana mavi gelinliğin ne olduğunu sordu. Ben de ona başından beri rüyamı ve verdiğim kararlarımı ve sözlerimi anlattım. Bana bir kez daha sımsıkı sarıldı ve o da benim kulağıma:
-O zaman sen de benim mavi gelinliğimsin. Bana huzuru, saadeti ve mutluluğu getiren o renk sensin!…
Ben tekerlekli sandalyeyi kullanırken çok zorlanıyordum ama neyse ki Yusuf daima yanımdaydı. Bana nasıl kullanacağımı gösterip öğretiyordu. Benim için ilk zamanlar çok zor olmuştu. En çokta tuvalete girerken zorlanmıştım. Tabi canımın içi bana onu da öğretmişti. Her bir gün yeni bir şey öğreniyordum. Dışarı da öyle gidiyorum. Hatta lokantada bizi tebrik bile etmişlerdi, çok güzel bir çiftsiniz. Mutluluğunuz daim olsun diye sürüsüyle dualar ettiler. Bize de ‘’Amin!’’ demek düştü.
Birkaç gün sonra Yusuf yanıma geldi ve benimle konuşmak istediğini söyledi:
-Betül’üm! Benim güzeller güzeli karım. Artık tekerlekli sandalyeyi bırakabilirsin, çünkü ben de senin gibi kendime pes etmeyeceğime ve düzenli olarak fizik tedavi göreceğime söz verdim.’’
Bunları duymak benim için harikaydı. Yusuf’un gözlerindeki ışığı artık görmüştüm. Allah’ın izniyle bana geri dönmüştü ve ben çok mutluydum…
Beyaz başörtülü kadın bana tebessüm ederek:
-‘’Mavi gelinliğini buldun değil mi?’’ Ben de ona tebessüm ederek:
-Evet, buldum! Senin de dediğin gibi hiç bırakmayacağım. Ta ki ölüm bizi ayırana kadar. Teşekkür ederim!
Bu cümlelerimden sonra yine kayboldu ve Yusuf bana seslendiği zaman anca rüya gördüğümün farkına vardım. Uyandığımda çok mutlu olmuştum. Yusuf’un konuşmasına bile müsaade etmeden sımsıkı sarıldım. Sarılırken de defalarca:
-Mavi Gelinlik. Benim mavi gelinliğim. Seni hiç bırakmayacağım ta ki ölüm bizi ayırana dek. MAVİ GELİNLİK!


Yarışma için yazmıştım ama buraya nasipmiş.  Belki hepimizin karşısına mavi gelinlik çıkar:)
Rümeysa ZENGİN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6222
2 Firari Fırtına 4283
3 Mustafa Ermişcan 3501
4 Hasan Tabak 3365
5 Nermin Gömleksizoğlu 3061
6 Uğur Kesim 2947
7 Sibel Kaya 2782
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2666
9 Enes Evci 2484
10 E.J.D.E.R *tY 2230

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:167 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com