Romanlar

Karganın Yolculuğu (Fragman 2)
Okunma: 52
Karga Kara - Mesaj Gönder


“karga olsam simsiyah.”
Enis Batur

I

“En fazla altı ay daha yaşarsınız.” Eski Türk filmlerindeki gibi söylemedi bunu doktor. Bunu söylerken müşfik bir biçimde yüzüme bakmadı. Gözleri tahlillerde ciddi bir yüz ifadesiyle söyledi bunları. Sonra başını kağıttan kaldırıp bana baktı ve “hastanede yatarsanız bunun biraz daha uzamasını ve acılarınız arttığında bununla başa çıkmanızı sağlayabiliriz sadece” dedi, “İsterseniz yatış işlemlerine hemen başlayalım.” “Gerek yok” dedim ona “kendi başıma da ölebilirim nasıl olsa.” Doktor beklediği acınası tavırları görmemenin şaşkınlığıyla bir süre baktı yüzüme ama yalnızca birkaç saniye. “O halde size reçetenizi yazayım” dedi tekrar kağıtlara dönerek, “bu ilaçlar sayesinde giderek artan ağrılarınızı engelleyebilirsiniz.” Hızlı hızlı renkli reçete kağıdına bir şeyler çiziktirdi ve onu bir güzel mühürleyip bana uzattı. Teşekkür edip aldım reçeteyi. Sonra da “hoşçakalın” deyip çıktım odadan. İlk defa gerçekten veda etmiştim birine.

Bütün bu konuşma olmamış olsa o günlerden bir farkı yoktu bunun da. İşte o akşamüstlerinden biri, hani takım elbisenizle işten çıktığınız ve yalnız yaşadığınız evinize gitmeden önce kaybolmak için kalabalık bir bara uğradıklarınızdan biri; ya dünyada ya da sizin hayatınızda bir şeylerin eksik veya yanlış olduğunu derinden sezdiğiniz ama bir türlü adını koyamadığınız o koyu akşamüstlerinden biri. Giderek kararan ve insanların acele içinde sıcak evlerine koşuşturduğu o kış akşamı avare avare yürürken sokaklarda Pavese’nin o şiiri düşmüştü aklıma: “Ölüm gelecek ve gözleri gözlerin olacak-/ bu ölüm, bize eşlik eden/ sabahtan akşama, uykusuz,/ sağır, eski bir pişmanlık gibi/ ya da saçma bir alışkanlık. Gözlerin/ boş bir söz olacak,/ bastırılmış bir çığlık, bir sessizlik./ Böyle görüyorsun onları her sabah/ tek başına kendi üzerine eğilirken/ aynada. Ey sevgili umut,/ o gün bileceğiz biz de/ yaşam olduğunu ve hiçlik.” Haklıydı Pavese, ölümün bir bakışı vardı herkese. Kendimi bildim bileli sezmiştim bunu. Fakat hiç bu kadar yakından ve uzun uzun bakmamıştı daha önce bana. Bu akşam ise her yandan bakıyordu bana. Hemen hemen baktığım ve gördüğüm her şeyde göz göze geliyorduk onunla. Sokaklardaki insanların gözleriyle; yağan karı yarıp geçen araba farlarıyla, dükkanların neon ışıklarıyla bakıyordu bana; her yandan beni izliyor gibiydi o akşam.

Bir adama yakışan bir yaştaydım sanırım; otuzlu yaşlarımın son günlerinde. O günlerde sürekli gittiğim o bara götürüyordu ayaklarım beni ister istemez. Belirli bir tarihin yaşanmadığı; biteviye garip bir oyunun oynandığı; dışarıda devrim olsa atom bombası patlasa buradaki dumanaltı kalabalığında kimsenin fark etmeyeceği o köhne barlardan biriydi bu. Belki de herkesin bir kadeh daha içmek için yaşadığı özgür ve rezil bir yerdi; her yer gibi olan hiçbir yer. Burayı ne zaman keşfetmiştim ilk nasıl girmiştim kapısından içeri hatırlamıyordum. Bildiğim şey burasının her yerdeki yalnızlığımın ve yabancılığımın yadırganmadığı kopuk bir mekan olamsıydı; zamansız bir mekan: Hani o girer girmez, barın hep oturduğunuz aynı taburesine daha oturmamışken barmenin çoktan içkinizi hazırlamaya başladıklarından. Burada her hangi bir zaman ve her hangi bir şehirdeki bir barda oturduğunuzu ve çıktığınızda o sokağın kalabalığına karışabileceğinizi düşleyebilirdiniz.

Ama o akşam bira bardağına dalıp düşler kuramıyordum. Çünkü adamın biri gözünü dikmiş bana bakıyordu. Bir masada oturmuş bira içiyor; birasını yudumlarken bile gözlerini benden ayırmıyordu. İçeri girdiğimden beri beni izlediğini fark etmiştim. Şimdi de ne zaman onun olduğu tarafa baksam göz göze geliyorduk adamla. Tarif edilemez derece de silik bir görünüşü vardı adamın; ne yaşı belliydi ne de bakışlarının anlamı. İlk defa bu denli yaban bakışlarla karşılaşmıştım. Oysa yaşlı bir devenin bir bakışta insanı okuyan gözlerine sahip olmakla övünürdüm hep kendi kendime. Ama bu adamın ruhunu okuyamıyordum işte. Hayır, ne vahşi ne de kötücüldü adamın bakışları; fazla basitti. O kadar saf ve pürdü ki benim için bile düz ve anlaşılamazdı. Eğer okuyabilseydim bu bakışların anlamını kolayca görmezden gelebilirdim her zaman yaptığım gibi.

Tuhaf bir biçimde bir aşinalığımız olduğunu da seziyor ama bir türlü sebebini kestiremiyordum bu duygunun. Ya da seziyor da sezmek istemiyordum kim bilir. Bildiğim şuydu ki buraya onunla karşılaşmak için gelmiştim besbelli. Barın kesiksiz devam eden uğultusu ve uğultuya karışıp boğulan müzik sesi; çevredeki insanların hareketleri konuşmaları, gülmeleri, bakışmaları, ayağa kalkmaları, oturmaları ya da yürümeleri hepsi ikimizin karşılaşmasının fonu gibiydi sadece.

Neden sonra ikinci biramı istedim ve ona doğru bakmamaya çalıştım. Ama bu karşılaşmadan kaçış olmadığını gayet iyi biliyordum ki ikinci biramın ilk yudumunda yanımdaki taburede belirdi. Barın aynasında yüz yüzeydik şimdi de. “Bir bira da ben alabilir miyim?” dedi barmene. Genç barmen bir garsonun tepsisini doldururken adamın yüzüne bile bakmadan verdi adamın birasını. O da benim gibi kalabalıkta kimsenin dikkatini çekmeyen, hiçbir bakışın üzerinde bir saniyeden fazla durmadığı kişilerdendi belli ki.

Ondan tarafa da aynaya da bakmadan biramı içmeye devam ettim. Nasıl olsa benim bir şey söylememe gerek yoktu, konuşmayı o başlatacaktı.

“İyi akşamlar” dedi biraz sonra. Sesi de görünüşü ve bakışı gibi saydamdı sanki. Hem duyduğum hiçbir insan sesine benzemiyor hem de duyduğum bütün insan seslerini barındırıyordu. “İyi akşamlar” deyip dönüp baktım yüzüne. Yakından da okuyamıyordum bu yüzü. Yüzünü kavramaya çalıştıkça dikkatim dağılıyor adamın yüzü belirsizleşiyordu. Gözleri renkten renge giriyor; burnu şekilden şekle bürünüyordu. Ağzı ve dudakları ise Mona Lisa’nınkinden beterdi; dudakları gülümseyişten buruşmaya şekilden şekle giriyor hatta bazen hepsi birden oluyordu. “Beni hatırlamıyorsun değil mi?” diye sordu. “Hayır,” dedim “tanıyamadım.” “İyice bak yüzüme,” dedi “ne görüyorsun?” “Hiçbir şey” dedim. “Tam da olması gerektiği gibi,” dedi. “Sizi kimsiniz?” diye sordum, artık daha fazla ona bakamıyordum. Bira bardağıma eğilmiş; gözlerimi bardağın dibindeki sarı sıvıya dikmiştim. “Aslında belki de en basitçesi bana baktığında gördüğün şeyim,” dedi “hiçbir şey.” “Ama asıl önemli soruyu atlıyorsun,” dedi “kendinin kim olduğunu.” Adımı söyledim ona. “Sadece bir isim mi?” dedi, “ismin senin kim olduğunu belirtmez. Benim pek çok ismim oldu ismim değişse de olduğum şey hiç değişmedi. Hele de senin isminin senin ne olduğunla yakından uzaktan ilgisi olmadığını ikimiz de biliyoruz.” O zaman onunla ilgili şüphelerimden birinin doğru olduğunu anladım: Ben onu hatırlayamasam da o beni tanıyordu hem de çok çok eskiden beri. “Beni tanıyorsun,” dedim. “Evet,” dedi “seni tanıyorum. Hatta şu anda seni senden çok daha iyi tanıyorum.” “Nasıl?” diye sordum. “Sen hatırlamıyorsun ama seziyorsun değil mi K,” dedi “Bizim mazimiz şimdi söyleyebileceğimden çok daha eskilere dayanıyor.” “Peki, kimmişim ben?” “Sana sadece kaybolmuş bir ruh olduğunu söyleyebilirim şimdilik. Gömlek değiştirmekten kendini gömlek sanan birisin şu anda. Kendini kendin bulmak zorundasın. Şimdilik sana tavsiyem rüyalarına odaklanman; çünkü aklın unuttuklarını rüyalar hatırlatır. Doktorunun verdiği ilaçları kullanmayı da unutma bu arada -özellikle kafa yapanları. Çünkü uyuşturucu sanılan şeyler gerçeğe uyandıranlardır çoğu zaman. Son olarak işaretleri takip et. Ölmeden birkaç kez daha görüşeceğiz seninle. Görüşmek üzere.” dedi ve kalktı yanımdan. Dönüp kim olduğunu; onu tekrar nasıl bulabileceğimi sormadım. Hem birden kaybolmuş olmasından korktum hem de her nasılsa tekrar görüşeceğimizden emindim. Birden gözden kaybolmuş olduğunu düşündüm çünkü insanlara kalırsa aklım bazen bana oyunlar oynuyordu. Sonuçta bu adam aklımın bir oyunu olsa da olmasa da onunda tekrar karşılaşacağımıza emindim. Neyse ki hesabı istediğimde barmenin yanıma oturan adamın hesabı kapattığını söylemesiyle onun bir ‘akıl oyunu’ olmadığına emin oldum.



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:691 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com