Romanlar

Kutsal Cezaevi 1
Okunma: 106
Serdar Adem - Mesaj Gönder


       Birinci Bölüm

1 Ölü Toprağı

Merhaba minik kuşum. Sana böyle hitap ettiğim için belki bana kızıyorsun. Biliyorum büyüyüp serpildin, on yedi yaşında koca kız oldun. Bu yaşta birine minik kuşum diye hitap etmek biraz garip geliyor. Ama bu sadece aramızda kalacak olan bir anlaşma şekli, bundan emin olabilirsin.
Aslında biraz da isminden hoşlanmadığım için sana minik kuşum demek istiyorum. Rukiye, ne kadar sıradan bir isim. Rakun der gibi... Annemle babamın cahilliği işte... Arap isimlerinde keramet görüyorlar tamam ama kulağa daha hoş gelen başka bir isim olabilirdi. Ayşe gibi, Fatma gibi yani... Sanki benimki çok mu farklı: Kezban... Buradan çıkar çıkmaz ilk işim kendi ismimi değiştirmek için mahkemeye başvurmak olacak. Kadınlara böyle de örnek olmak istiyorum. İnşallah gelecekte en azından yakın çevremdeki kadınlar, kendilerince ders çıkarırlar yaptıklarımdan.
Neyse geçelim şimdi bunları…
Dört yaşında olmama rağmen doğduğun günleri o kadar net hatırlıyorum ki. Sanırım bunda pabucumun dama atılmasıyla birlikte tüm bedenime hakim olan karşı konulmaz kıskançlık duygusunun birinci derecede etkisi vardı. Kardeş kardeşi kıskanır mı diyeceksin. Belki sana karşı hissettiğim bu saçma evet saçma duyguları ilk defa duyduğun için şaşkınlık içindesin. Üstelik benim ağzımdan... Kıskançlık böyle bir duygu işte minik kuşum. Avuçlarının içine aldığı bedeni en acımasız bir efendi gibi istediği şekilde kullanır.
Bu davranışımda çocuk olarak haklı olduğumu sanıyorum. Eğer bu durumun tersi olsaydı, yani ben senden sonra doğmuş olsaydım aynı hastalık sende ortaya çıkacaktı. Sonuçta sahiplenme duygusunun dışavurumundan başka bir şey değil kıskançlık dedikleri... Ana babamı seninle paylaşmak istemiyordum. Şimdi olsa bedava versen almam.
Sorun aslında bende değil. Ya da sende... Nasıl anlatayım bilmiyorum ama farklı bir sebep olmalı. Bütün sebepleri kuşatan bir sebep... Geçmişten geleceğe eskimeyen bir sebep. İnsanüstü bir kaynaktan belki...
Kardeşi kardeşi düşüren, insanı insana kırdıran şey her neyse insanla sınırlı olamaz. İnsanın boyunu çok aşan bir sebep olmalı. Belki kozmik alemden, yani şu hakkında binlerce kitap kaleme alınan öte alemden insan ruhuna bulaşan bir virüs. Büyü ya da nazar gibi bir şey belki... Kazanın doğurduğuna inandığımız gibi buna da inanmak zorunda hissediyorum kendimi. Yani en azından bu konuda başka bir çıkış yolu bulamadım.
Yoksa seni kendi irademle kıskanır mıyım hiç güzel kardeşim? Ama şunu iyi bil ki üç kardeşim içinde en çok seni severim. Aranızda ayrım yaptığımdan filan değil. Seni daha içten, daha temiz gördüğümden. Aynı zamanda içimi yakan vicdan azabından... Sanırım bunu sen de hissediyorsundur? Kiraz’a acıyorum. Daha on yaşında ama yakında kurban edileceğini bilen bir koyun gibi sözde alınyazısına adı işlenen bir erkeğin yatağına layık olmak üzere semirtilmek için yaşayan bir gariban. Meryem desen, dört yaşında… Belki onun yetişkinlik çağına kadar kadınlar uyanır da töre ve inançların kendilerine kader olarak yazdığı bu işkenceden kurtulur. Hiç ümidim yok ama…
Nasıl olsun ki minik kuşum, kadın müstakil olarak yaşamaktan korktuğu için mi, zaman içinde kölelikten zevk almaya başladığı için mi bilinmez gayet memnun görünüyor halinden. Dünyanın neresine gidersen git, hangi zamana yönelirsen yönel gördüğün manzara aynen bu. Ne bir eksik ne bir fazla... Sen hiç çevrende ikinci sınıf varlık olmaktan, itilip kakılmaktan rahatsız olan tek bir kadın gördün mü? Daha acısı dünyanın birçok coğrafya parçasında kadın köleliği yaratıcısına layık olmak ve O’na yaklaşmak amacıyla bir tür ibadet olarak kabul etmekte…
Sonuçta köy dediğin, bir avuç yer. Birbirini tanımayan yoktur neredeyse. Hatta at mesafesindeki köylerin halkı bile birbirini tanır. Dolayısıyla içli dışlı yaşarlar. Bu yüzden özellikle uzun kış gecelerinde birbirine sokulan köylünün dedikodu etmekten başka bir işi olmaz. Bu gereksiz derecede yakın ilişkilerde evin en küçüğü olarak sürekli ön plandaydım. Sen doğuncaya kadar yani… Ondan sonra bez bebek ya da bir avuç kara üzüm de olsa nasip olmaz oldu. Milletin elinde avucunda zaten pek bir şey yoktu. Olanı da sana vermeye başlayınca kıskançlık damarım kabarmaya başladı doğal olarak.
Sana olan sevgim aklıma geldikçe unutmayı bir türlü beceremediğim bir suçun vicdanımı kanattığını düşünüyorum. Ne suçu diyeceksin. Ne zamandan beri sana bunu itiraf etmek için can atıyordum. Fırsat bu fırsat deyip paylaşmak istiyorum. Yoksa vicdan azabına dayanamayacağım.
Kelimenin tam anlamıyla çulsuz dedikleri bir aileydik o zaman. Bugün de farkımız yok ya... O zaman öyleydi işte. Oyuncak dediğini kim kaybetmiş ki biz bulalım… Buna rağmen bez bebek olsun, dokununca elde kalan milyonluk oyuncaklardan olsun, tek tük bir tane evimize girmişse o da sana kısmet oluyordu. Çocuk aklıyla ben de kıskançlıktan çıldırırdım bu duruma. Ve ne yapar yapar, en kısa zamanda oyuncaklarını kullanılamaz hale getirirdim. Üstelik bunu başarılı bir manevra ile senin üzerine yıkar, bir güzel azar işitmeni de sağlardım. Daha kötüsü ne biliyor musun? Bundan akıl almaz derecede vahşi bir zevk alırdım. Aynen öyle canım, hiç kusura bakma. Onun için minik kuşum hiçbir oyuncağını doya doya oynayamadın benim yüzümden. Ablan bu kadar kötü yürekli işte…
Bu yüzden güzelim insanlığı sevemediğim gibi, insan olmaktan da hep nefret ettim. Uyduruk bir oyuncak için kardeşine hayatı zehir edebilen insan denen varlığın, aralarında hiçbir yakınlık olmayan hemcinslerine yapabileceği vahşet ve eziyetin sınırlarını düşündükçe, hatta çevremde bunun somut ve canlı örneklerini gördükçe nefretimde ne kadar haklı olduğumu her seferinde bir kez daha fark ediyorum. Geldiğimiz ya da akıbet gideceğimiz uhrevi alemden ruhumuza virüs bulaşmış sanki. Öyle karşı konulmaz bir virüs ki... Ağzını açtığında mangalda kül bırakmayan insanı avucunda oynatan, eylemleriyle söylemleri arasında aşılmaz uçurumlar yaratan bir virüs. İşte bu yüzden insanlığımdan nefret ediyorum. Ve sen sürüklenmekte olduğun felakete yaklaştıkça, eminim en az benim kadar nefret edeceksin, seni ve tüm evreni birbirine düşüren her neyse, ondan..
Sözü çok mu uzatıyorum canım, ne dersin? İnsan gücü yetene eziyet etmekten hoşlanırmış bebeğim. Evrensel yasa böyle. Katlanacaksın artık. Neyse şaka yaptım, şaka alınma hemen. Bu mektubu kaleme almamın asıl sebebi sana müşteri çıkmış olması. Suratını ekşitme hemen, istemediğini adım gibi biliyorum. Nereden biliyorsun, diyeceksin. Okuldaki başarından elbette... Aklı oynaşta olanın dersleri iyi olmaz canım. Hem seninki iyiden öte bir şey, süper minik kuşum süper!
İstemiyorsun ama senin isteyip istememe gibi bir seçeneğin bile yok değil mi? Evet bu acı gerçeği bilmiyor olamazsın. Sen kızsın ve bir kız olarak ne töreler, ne inançlar kendi bedenin ve ruhun üzerinde karar verme hakkı tanımamış sana. Ne yazık ki kaderin bir erkeğin iki dudağı arasında takdir. Asla karşı gelemezsin. Haşa huzurdan böyle bir şeye cüret edersen sadece bu dünyanı yakmakla kalmaz, öbür dünyanı da berbat edersin.
Ama üzülme bu makus kader gene biz kadınların üzerimizdeki ölü toprağını silkelemek ve bu suretle ezeli ahmaklık hastalığından kurtulmakla değişebilir. Değişmek zorunda. Sen, ben ya da bir başka kadın sadece bunun böyle olacağını, böyle olmaktan başka çare olmadığını bir düşünelim ve içimizde bin yıllardır uykuya dalmış ümit tohumlarını yeşertelim yeter. Gerisi emin ol çorap söküğü gibi gelir. Buna züğürt tesellisi de diyebilirsin ama ben böyle umuyorum ve ummak istiyorum. Hem denemekten ne çıkar. Sen, ben ya da herhangi bir kadının canından başka kaybedecek nesi var?
Okumak isteyen, üstelik on yedi yaşında bir kızı istemek gibi bir edepsizliğe cüret eden öküzün kim olduğunu bilmiyorum. Merak da etmiyorum. Tahmin edebiliyorum çünkü. Yazacağın mektupta bahsetmek istersen, sen bilirsin... Ama şuna emin ol, eğer gerçekten istemiyorsan, bu işin üstesinden gelirsin. Bu konuda en kötü örnek benim. Öyle ya da böyle, hiç fark etmez… İstemiyorsan mücadele edeceksin...
Ben genel anlamda bu makus kaderi değiştirdim diyemem. Sadece kendi çapımda öyle bir devirdim ki, bir daha hiç kimse eski haline getiremez. Elbette bunu sana tavsiye edemem. Yenilir yutulur bir iş değil çünkü. Kolay hiç değil... Ama hayata benim bakış açımla bakabilsen, sen de gözünü kırpmadan aynısını yapardın eminim.
Her şeye rağmen sen gene benim yolumdan gitme sakın. Hiç tavsiye etmem. Evet belki büyük bir beladan yani evlilik adı altında mal gibi satılmaktan, bana göre kürek cezasından zerre kadar farkı olmayan ömür boyu nikahlı tecavüz cezasından kurtuldum. Ama ne pahasına?
Bu kurtuluş bana neredeyse beş yıl mahkumiyete mal oldu. Bir hayvanın beni parayla satın almaya, gafil bir babanın da paranın şehvetine kanarak satmaya çalışmasından kurtuldum. Kadın denen ahmak bunun farkına varır mı bilmem ama ben tek başıma kadının makus kaderini değiştirme noktasında ilk adımı attım. Ve bu ilk adım aya atılan ilk adımdan binler kere daha anlamlı ve önemli bana göre. Yani kader senaryosundan bir perdeyi daha açılmadan kapadım. Bu sefer de ondan pek geri kalmayan başka bir batağa saplandım. Ama en azından bunun bir sonu var. Erkek egemenliğinin yani evliliğin sonu yok. Müebbet mahkumiyet... Bir kere yakanı herhangi bir erkeğe kaptırdın mı, gerisi yok demektir. Ömür boyu sahibinin emrinde yaşamak zorundasın. Ona yaşamak denirse tabi…
Bizim beceriksiz, kişiliksiz, kimliksiz erkeğimiz ne yazık ki ezik ve horlanmış benliğini yükseltgeyebilmek için bizim omuzlarımıza basmak zorunda hissetmekte kendini. Başka çaresi yok çünkü. Mektep medrese görmemiş, öğrenmek, araştırmak ve yorumlamak gibi bir problemi olmadığı için bir primattan şekil dışında bir farkı olmayan ve bu gerçeği bütün engellemelerine rağmen en iyi kendisi hisseden erkek müsveddesi kurtuluşu egemenliği altındaki kadına eziyette aramakta. Ve bunu sırtını töreye dayayan ve kaynağını büyük ölçüde kutsanmış inançlardan alan içi boş ve anlamsız ahlak ve namus kavramlarıyla gerçekleştirmeye çalışmakta.
Hepsi bir yana minik kuşum, bir kadının hatta bir insanın özgür iradesine itibar etmeden hakkında başkaları tarafından karar verilmesi ve bu uygulamada özgürlüğü gasp edilene itiraz hakkı dahi tanınmaması kadar insafsızca bir durum olamaz. Ben bunu hiçbir zaman kabullenemedim. Kabullenebileceğimi de zannetmiyorum.
Ve bir şey diyeyim mi minik kuşum? Ama sakın ola bu diyeceklerimi kimseyle paylaşma. Çünkü insanlık henüz bu seviyede düşünmeye alışık değil. Mazallah duyanda şok etkisi yaratabilir. Evlenmek dediğin bana göre kadın açısından kurdun dağdan inip tasmaya alışmasından başka bir şey değil. Bu dediğim kulağına küpe olsun.
Nikah mikah palavra. İstemeden evlenen için nikahlı ya da nikahsız bütün birliktelikler tecavüz anlamına gelir. Üstelik nikahlı tecavüz diğerinden çok daha uzun sürdüğü ve toplum tarafından da destek gördüğü için çok daha sıkıntı verici. Örümcek ağını andıran bu tuzağa bir kere yakalandın mı kurtulmak neredeyse imkansızdan ötedir.
Boşanmak her ne kadar yasal bir hak gibi göründe de uygulamada böyle bir şey mümkün değil. Kadını tapulamaktan bunalan erkek egemen toplum, cinsel azgınlıklarını söndürebilmek için zincirinden kurtulmuş, hatta toplum dışına itilmiş kadınları bekler bir örümcek sabrıyla. Çünkü dul kadın yılkı atına benzer erkek aleminde ve etine paha biçilemez. O bir parça eti ele geçirebilmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek her türlü imkan ve ihtimali namus ve ahlak havarisi maskesi altında sahnelemeye çalışır. Hayat denen maskeli baloda bir kadının bu kirli tuzağa düşmemesi gerçekten çok ama çok zordur.
Alışveriş esnasında yanlış anlamaya yatkın bir söz, bir yere giderken ya da bir yerden gelirken istem dışı kırılan bir pot sensörlü dedikodu mekanizmasının anında devreye girmesine sebep olur. Bazen kadın çaresiz ve kimsesiz, ayrıca genç ve güzelse hata yapması beklenmeden başlar çalışmaya dedikodu çarkı.
Neyse bu sefer gerçekten çok uzattım galiba. Sana son olarak şunu demek isterim minik kuşum. Ne olursa olsun diren. Sakın evlenme. Elbette günü gelince evleneceksin. Gerçekte evlilik denen kurum, erkek egemenliğinin kadın tahakkümünde ulaştığı son ve en mükemmel nokta olsa da, birbirini gerçekten seven ve sayan kişilerden oluştuğunda sonuç itibariyle güzel bir dünyaya açılan bir kapı olarak da düşünülebilir. Ama bu durum çok büyük bir ihtimalle küçük yaşta yapılan evlilikler için geçerli değildir.
Sen daha on yedi yaşındasın. Henüz gençliğini yaşamamışsın. Çiçeği burnunda dedikleri bir çağdasın. Bu çağı en güzel şekilde değerlendiremezsen gelecekte mutlu ve huzurlu olman pek mümkün değil. Yaşın yirmi beşe geldiğinde, yani biyolojik ve psikolojik gelişimini tamamladığında evlilik konusunda daha mantıklı bir sonuca ulaşabilirsin.
Ablan olarak bunu beklemeni tavsiye ederim. Gerçi başımda zebellah gibi babam varken, töre diye anılan ve kadını yok sayan erkek egemen kokuşmuş bir mahalle baskısı varken nasıl olacak diyebilirsin. Ama kararlı ve tutarlı olursan başarırsın, emin ol.
Babamdan da o kadar çekinme. Benim olaydan sonra fazla ileri gitmemesi gerektiğini anlamıştır. Seni isteyecek kişi de herhalde aptal değildir. Önceden sen ve ailen hakkında bir araştırma yapmıştır. Elde edeceği sonuçlar ayağını denk alması noktasında etkili olacaktır. Yani minik kuşum eğilip bükülmezsen, küçük yaşta satılmaktan ve erkek müsveddesi bir ayının yatağına müebbet mahkûmiyetten kurtulabilirsin.
Benim durumuma da özenme, pek parlak bir durumda değilim anlayacağın. Burası da dışarıdan farksız… Kurtlar sofrası yani… Gücü gücü yetene… Gerekirse başka bir zaman anlatmaya çalışırım.
Senin yapacağın sadece dik durmayı başarabilmek. Eğilme, geri adım atma olur mu benim minik kuşum. Ve sakın ama sakın unutma Kezban ablan hep yanında olacak. Dört yıl sonra yani özgürlüğüme tekrar kavuşunca senin için gerekirse dünyayı yakarım. Bu aşamadan sonra benim için gelecek diye bir şey yok. Ha bir fazla, ha bir eksik, hiç fark etmez. Önemli olan bir kız daha ezilmekten horlanmaktan kurtulsun. Üstelik o kız benim minik kuşumsa, gözümü bile kırpmadan yakarım dünyanın çırasını.
Tekrar görüşmek üzere minik kuşum.







Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6171
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3442
4 Hasan Tabak 3315
5 Nermin Gömleksizoğlu 3014
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2477
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:539 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com