Romanlar

Kutsal Cezaevi 7
Okunma: 108
Serdar Adem - Mesaj Gönder


7 Zor Şartlar Altında

Kapıyı ürkek vuruşlarla tıkırdattı. Bir süre bekledikten sonra içeri girdi. Kerem hoca, masa üstündeki evrakları doldurmakla meşguldü. Masanın bir adım önünde bir öğrenci ayakta bekliyordu. Kapıyı kapayıp birkaç adım ileri geçerek beklemeye başladı. Kerem hocanın biraz işi vardı anlaşılan. Rahatsız etmek istemedi. Teneffüse de yeni çıkmışlardı. İşi çok sürmez diye düşündü.
Gerçekten çok sürmemişti. Birkaç dakika sonra öğrenci teşekkür ederek dışarı çıktı. O sıra Rukiye’yi fark etti. Sık sık geldiği için durumu biliyordu. Eliyle karşısındaki koltuklardan birine oturmasını işaret etti.
‘Gel bakalım Rukiye. Nasılsın?’
‘Teşekkür ederim hocam, iyiyim. Siz nasılsınız?’
‘İyi diyelim, iyi olalım.’
‘Şey.. beni çağırtmışsınız...’
‘Doğru ben çağırdım.’
Rukiye’nin gözlerindeki tatlı telaş ve ümit dolu merak hoşuna gitmişti. Bu manzaranın tadını çıkarmak istiyordu ama Rukiye’yi daha fazla üzmeye gönlü el vermedi.
‘Öncelikle tebrik ederim Rukiye!’
Rukiye birden oturduğu koltukta sıçradı. Kulaklarına inanamadı. Bugüne kadar hiç tebrik edilmemişti. Suçlu bir bedene sahip olarak dünyaya geldiğinden hep itilip kakılmış, horlanmıştı. Horlamayanlar da bedeninden yararlanmak için sürekli köşeye sıkıştırmaya çalışmışlardı. Biraz önce kulaklarına çalınanlar kürek mahkumuna verilen özgürlük beratı kadar inanılmaz ve bir o kadar da heyecan vericiydi. Nedenini bir an kestirmeye çalıştıysa da kısa zamanda mantıklı bir sonuca ulaşamadı. Gülmeye çalıştı. En azından memnun olduğunu belli etmeliydi karşısındaki güzel adama. Aslında hani sebebini de bilseydi, bu gibi durumlarda ağız dolusu gülünürdü. Kahkahalarla gülünürdü. Ama yapamadı. Acı ve öksüz bir tebessüm, bıçak izi gibi yanaklarına saplandı.
Kulaklarına inanamıyordu. Tebrik etmek ne demekti? Basit bir şey tebrik edilmezdi herhalde? Üstelik bir varoş kızı olarak böyle bir tebrike layık olmadığını düşünüyordu. Düşündüğünden çok öte bir şeyse, bunu kendine yakıştıramıyordu. Onca sıkıntı ve eziyete rağmen böyle bir başarıyı yakalamak eşyanın tabiatına aykırı gibi geliyordu.
‘Nasıl yani?’ diyebildi.
‘ÖSS sonuçları açıklanmış, duydun mu?’
Rukiye içinde mutluluk yakamozlarının kaynaştığı donuk bakışlarla öylece kalakaldı. Sahi üniversite birinci basamak sınavına girmişti. Ama nasıl haberi olacaktı ki? Sabahtan beri okuldaydı. Gazete alacak parası bile yoktu.
‘Nasıl yani, iyi mi?’
Kerem hoca pişkin gülüşüyle devam etti:
‘İyi mi ne demek? İyi de laf mı Rukiye? Bana göre süper!’
Rukiye boş bulunup ne zamandan beri içine hapsettiği nefesini boşaltıverdi birden. Kulaklarına inanamıyordu:
‘Gerçekten mi?’
Kerem hocanın ağzı kulaklarına varıyordu. Hem Rukiye’nin gülmeyen yüzünü güldürmeye hem bu anın tadını çıkarmaya çalışıyordu. Bir rehber öğretmen olarak Rukiye’nin durumunu çok iyi biliyordu. Hatta belki ana babasından bile iyi... Dolayısıyla onun kendine güvene ve mutluluğa diğer arkadaşlarından çok daha fazla ihtiyacı olduğuna inanıyordu. Lafı döndürüp dolandırmadan söylemesinin sebebi buydu.
‘Devlet yalan söyler mi Rukiye? Elbette gerçek. Güneş kadar, ay kadar gerçek…’
‘Yani…’
‘420 almışsın. Nasıl ama?’,
‘Gerçekten süper.’
Rukiye’nin gözlerinin içi gülüyordu. Bu, içinde bulunduğu şartlar göze alındığında gerçekten göz ardı edilemeyecek, süper bir başarıydı. Tanrı o gün izinde miydi diye düşünmeden edemedi. Öyle olmasa şeytanın uşağı bir kız çocuğuna, hele kendisi gibi varoş artığına bunu nasip etmezdi. Hoş bu puana rağmen pişman olup kendisine hayatı zehir etmek için yine kader kalemini aleyhine oynatacağına adı gibi emindi. Bu muhasebe yüzündeki tebessüm yakamozlarının gölgelenmesine sebep oldu.
Kerem bu durumu fark etmekle beraber ortamın güzelliğini bozmamak için üzerine gitmedi. Eğer tahmin ettiği ya da etmediği bir sorun varsa, Huriye’nin ağzından duyana kadar üzerine gitmeyecekti. Şimdilik kısa bir durum değerlendirmesi yapmayı uygun gördü. Daha sonra kendisi hakkında düşündükleri planı açıklayacaktı:
‘Ben her zaman söylemiştim, dershane mersane palavra diye. Çoğu öğrenci hava olsun diye gidiyor dersaneye. Belki birkaç ciddi dershane dışında hiçbiri beş para etmez. Ne çare ki ellerindeki büyük ekonomik güç yüzünden kimse karşı gelemiyor. Bir gün devletin bu paralel eğitim kurumunu yok edeceğini ümit ediyorum. Şimdilik önemli olan sensin.
‘Ne varsa öğrencinin kendinde… Gerisi hava cıva. Öyle olmasa sen bu kadar yüksek bir puan getiremezdin. Ne yaparsın ki moda olmuş bir kere. Moda rüzgarına uymak için gitmek adet olmuş. Lise okuyan öğrencilerin neredeyse yüzde doksanı, yani en azından şehir merkezlerindekilerin yüzde doksanı bir dershaneye devam etmekte… Neden gittiklerini, nasıl gitmeleri gerektiğini bilmeden…
‘Diyeceksin ki hocam o kadar parası var mı milletin, yani yüzde doksanın. Ona bakan mı var? Mecburiyetin gözü kör olsun. Hakkıyla eğitim yapılsa bu oran yüzde yirmi beşi geçmez. Sadece para için değil, devlet okullarında adam gibi ders yapılabilse bu kadar öğrenci hafta sonunu ziyan etmezdi emin ol. Öğrenci merkezli eğitim diye bir şey uydurmuşlar, öğrenciyi bozuk para gibi harcadıklarının farkında bile değiller. Kalmanın olmadığı, yönetmeliklerin bakandan bakana değiştiği bu haliyle yazboz tahtasını andıran bir eğitim sisteminde öğrencilerin çoğunun dört dörtlük olmasını beklemek biraz fazla hayalcilik olurdu.’
Sonra telefonun ahizesini kulağına götürerek acele tarafından iki çay söyledi.
Rukiye fazla zamanının olmadığını hatırlatmak istedi:
‘Ama hocam, zil çalmak üzere…’
‘Zili dert etme sen. Bu ders benim ve idarenin misafirisin.’
Rukiye’nin şaşkınlığı bir kat daha artmıştı. Kerem onu daha fazla merakta bırakmak istemedi:
‘Gelelim sana bakalım Rukiye Hanım. Ne dersaneye gittin ne de tek bir test kitabı aldın. Üstelik senin gibi okuma öğrenme aşkıyla dolu birine Allah öyle bir ana baba nasip etmiş ki… Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ablanın durumu da malum… Biliyorum hak verdiğin halde düştüğü durum yüzünden acı çekiyorsun. Ama üzülme Rukiye. Ablan bana göre de en iyisini yaptı. Bunu aramızda kalması kaydıyla ve sana güvenerek söylüyorum haa… Ve öğretmen Kerem olarak söylemiyorum. Böyle söylediğim duyulsa aforoz ederler beni. Ben bunu vatandaş Kerem olarak söylüyorum. En doğrusunu yapmış. Zaman olursa sonra tartışırız. Şimdi lafı çok uzatmak istemiyorum.
‘Bütün bu imkânsızlıklara karşın ne oldu biliyor musun Rukiye? Çok büyük bir başarı gösterdin. Bu sadece kendi açından değil. Biraz önce bazı istatistikler yaptım. Okulumuzda son sınıfta okuyup da üniversite sınavına giren yüz on iki öğrenci arasında üçüncü olmuşsun. İşte asıl başarı bu Rukiye. Ve seni bir kez daha canı gönülden kutluyorum.’
Tam devam edecekken kapı çalındı. Gelen çaycıydı. Saygılı bir tavırla çayları odadakilerin önlerine koydu. Boş olup olmadığını göz ucuyla kontrol etti. Üç boş ile sessizce odadan çıktı.
Rukiye ortada bir başarı varsa bunun tek başına kazanılmadığını düşünüyordu. Onun için de tevazu göstererek kendisine yapılan yardım ve destekleri bir kez daha vurgulamaya çalıştı:
‘O kadar uzun boylu değil hocam siz ve diğer öğretmen ve idareci arkadaşlarınızın yardım ve destekleri olmasaydı, bu aşamaya imkanı yok gelemezdim. Bunu çok iyi biliyorum ve sizin de bilmenizi istiyorum.’
‘Mütevazı olacağım diye kendini bu kadar harcama Rukiye. Bizim yaptığımıza yardım denmez aslında tam olarak. Okulların bir amacı da maddi durumu yetmeyen öğrencilerine yardımda bulunmaktır. Devletin birinci derece görevidir bu. Elbette yapılacak...’
‘Hem biz bu yardımları her sene yapıyoruz. Ama inanır mısın çoğu zaman boşa gidiyor. Yani yaptığımız eğer yardımsa, her öğrenci yaptığımız yardımın hakkını vermiyor. Veremiyor ya da vermek istemiyor. Bizi üzen bu sadece... Ama sen öyle değilsin. Sen sana yapılanların karşılığını fazlasıyla verdin. Yani bu demektir ki senin kimseye borcun yok. Bizim için artık bundan sonrası önemli. Sorunlarını senin kadar biz de biliyoruz. Başarına rağmen okuma imkânının son derecede kısıtlı olduğunu… İşte bu noktada sana asıl şimdi nasıl bir yardımımız dokunur, onun planını yapmaya çalışıyoruz.’
Saatine baktı. Epey oyalanmışlardı. Daha fazla vakit kaybetmeden kalkmaları gerekiyordu.
‘Haydi bakalım Rukiye, çayını bitirdiysen müdür beyin yanına gidiyoruz.
Rukiye neden, niçin diye sorgulamadan sehpanın üzerindeki kitabını alarak ayaklandı. Kapının yanına doğru hareket edip, Kerem hocanın önden çıkmasını bekledi. Onun peşi sıra odayı tek etti. Müdür beyin odasına gitmek üzere, merdivenlere yöneldiler.
Müdür, kapıda misafirlerini görünce ayağa kalktı. Bekliyordu zaten. Kapıya kadar gelerek onları ayakta karşıladı. Rukiye sadece şaşkınlık içindeydi gördükleri karşısında. Merakla etrafına bakınıyordu.
Müdür yerine geçtikten sonra utancından ne yapacağını şaşıran Rukiye’ye Hilmi Beyin karşısındaki koltuğu gösterdi. Yanına da Kerem hoca oturdu. Kendisi de oturur oturmaz adet olduğu üzere telefona sarılıp çay siparişi verdi.
Bu arada Rukiye’yi okul aile birliği başkanı Hilmi Bey’e tanıtmaya başladı. Rukiye’nin nasıl bir öğrenci olduğunu, onun için neler yapılabileceği konusunda kısa bir konuşma yaptı:
‘Hanım kızımız son sınıf öğrencilerimizden Rukiye. Yüzümüzü ağartan, son derece başarılı öğrencilerimizden... Bugün açıklanan sınav sonuçlarına göre son sınıf öğrencilerimiz arasında üçüncü oldu. Üstelik bu sonucu akıl almaz derecede zor şartlar altında ve imkânsızlıklar içinde başardı.’
Hilmi Bey pürdikkat müdürü dinlerken gözleriyle Rukiye’yi kontrol etmekteydi. Rukiye iyice utanmış ve biraz da sıkılmış vaziyette, başını önüne eğmiş sessizce dinliyordu. Müdür devam etti:
‘İsterseniz bundan sonrasını Kerem Bey anlatsın?’
Hilmi başıyla onayladıktan sonra söze Kerem devam etti:
‘Rukiye çalışma aşkı ve gayretiyle dolu, düzenli, disiplinli ve saygılı bir öğrencimiz. Ancak bu özelliklerine karşın içinde bulunduğu şartlar ne yazık ki değil bir öğrenciye, bir insana bile yakışmamakta.’
Hilmi az çok bildiği halde yeni bir şey duyacakmış gibi meraklanmıştı. Kravatını gevşetti, arkasına yaslanarak bütün dikkatini Kerem’e yöneltti.
‘Babasının doğru dürüst bir işi yok. Yazın çalışır, kışın yer cinsinden yani. Kışın da keyfine uyarsa, arada sırada çalışır. Genelde borca yaşar. Çevreden kopmamak ve toplumda bir yer edinebilmek için kahveye de gider camiye de… Arada sırada alkol de alır. Yani ne yaptığı, ne yapacağı belli olmayan bir adam... ‘
‘Köydeyken belki biraz daha derli toplu bir hayatları varmış. Ailevi bir mecburiyet karşısında İstanbul’a gelmişlerdi. Askerlik dönemi hariç doğru dürüst şehir hayatı görmeyen baba, büyük ihtimalle yeni hayat şartlarına ayak uyduramadı ve bilyeleri dağıttı.’
Hilmi Bey’in kafasına köyden göç sebebi takılmıştı:
‘Kan davası filan mı?’ dedi.
‘Yok Hilmi Bey, çok daha farklı bir şey. Aslında kan davası ihtimaline karşı göçülmüş olsa da olay daha başka bir şey.’
Hilmi’nin merakla dinlediğini görünce, hız kesmeden devam etti:
‘Ablası yüzünden göçmek zorunda kalmışlar. Zorla evlendirilmek istemişler kızı. O da direnmiş gücünün yettiği kadar. Sonunda yapacağı bir şey kalmayınca, kendisini başlık vererek zorla alan adamı düğün gecesi vurup öldürmüş.’
Bu cümleden sonra kimse açıkça söyleyemese de herkes içinden iyi olmuş demişti. Çünkü bu türden gözü dönmüş hayvanları konuşarak ikna etmek imkânsızdı. Bildiklerini okumaktaydılar. Ellerindeki parasal gücü, tevekkülü ters anlayan insanların vurdumduymazlığı ve menfaat karşısında kendi türünü satmaktan utanmayan düşük karakterli insanların ihanetleri onlara bu cüret ve cesareti vermekteydi. Bu gibi insanlıktan nasibi olmayanların korktukları tek ceza vardı. Onu da ablası vermişti. O anda o mecliste bulunmuş olsaydı, istisnasız herkes ayaklarına kapanıp tebrik ederdi. Bundan kimsenin şüphesi yoktu. Ama bunu dil ile söylemek karaktersiz bazı insan görünümlü varlıkların suiistimal ihtimallerine karşı her zaman kolay olmuyordu.
‘Neyse sözü fazla uzattım galiba. Hemen bitiriyorum. Bu hanım kızımız dersaneye gidemedi. Ekonomik hatta sosyal birtakım imkânlardan yoksun olduğu için. Biz göndermeyi düşünsek de babasının buna izin vermeyeceğini hesaba katarak vazgeçtik. Kendisini okuldaki imkânlar nispetinde yetiştirmeye çalıştık. Sağ olsun öğretmen arkadaşlar bu konuda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Her gün hiç olmazsa on dakika çalıştırıldı Rukiye kızımız. Ayrıca kendisine gerek kitapçı esnafından, gerek okulumuz kaynaklarından ve gerekse arkadaşlarının yardımlarıyla kaynak kitap desteği de sağlandı. Babası üç defa kitaplarını satmasına rağmen yılmadan bu destek sağlandı. Ama sonuçta Rukiye kızımız kendisi için yapılan fedakarlıkların karşılığını fazlasıyla ödedi. Doğrusu bu kadar yüksek başarıyı biz bile beklemiyorduk.’
‘Maşallah!’ dedi Hilmi Bey. ‘Gerçekten büyük başarı, takdir etmemek elde değil.’
Sonra Rukiye’ye dönerek bizzat ona hitaben:
‘Aferin Rukiye kızım. Allah başarılarını daim etsin.’
‘Teşekkür ederim efendim.’
‘Peki,’ dedi. ‘Bundan sonra ne yapabiliriz?’
Kerem daha etkili olacağını düşünerek sözün devamını getirmesini bekleyen bakışlarla müdürü işaret etti. Müdür durumun nezaketini anladı, bekletmeden devam etti:
‘Kızımızın ekonomik durumu belli... Birinci sınavda küçük bir destek olduk kendisine. Sınav ücretini yatırma noktasında yani. Ancak bu başarıdan sonra daha ciddi ve kalıcı desteğe ihtiyacı olduğu ortada... Bunu tek başına halletmemiz pek mümkün değil. Üstelik eğer bir an önce gereken önlemi almazsak, babası olacak insafsız, kızımızı kocaya verecek.’
Bunun üzerine düştüğü pozisyonun ağırlığına dayanamayan Rukiye sevinçle karışık utanç duygusunun etkisiyle için için ağlamaya başladı. Ağladığı gizlemeye çalıştığı hıçkırıklarından anlaşılıyordu. Bir süre sessizlik hakim oldu ortama. Kimsenin söyleyecek bir sözü yoktu. Böyle bir durumda ne söyleyeceğini, ne yapacağını kimse tahmin edemiyordu. En iyisi bir süre beklemekti. Öyle de yaptılar.
Kerem son bir noktayı daha ifade etmeden geçmek istemedi. Gözlerini Rukiye’ye dikti:
‘Sakın bana kızma Rukiye, bunu söylemek zorundayım.’
Rukiye’nin sessiz kalmasını kabul ettiğine yorarak devam etti:
‘İş güç olmayınca uçan kuşa borçlanmışlar. Rukiye kızımız kusura bakmasın ama babasının böyle bir derdi yok. Aile reisi olarak hiçbir görevini yapamadığı gibi, borçlanmak suretiyle ailesinin geleceğini bilinmez risklere ipotek etmekte. Bir torba kömüre, iki paket makarnaya ruhunu satanlardan yani… Sıkıştığı yerde, kendi tabiriyle iyi bir müşteri bulduğunda doğumlarından itibaren hiç hoşlanmadığı kızlarından en uygun olanını satmakta… Böylece içine düştüğü darboğazı bir süreliğine aşmakta...
‘Kızlarını mahalle bakkalına bu suretle vermeyi kendi aralarında anlaştıklarını haber alan Huriye Hanım, annesinden yadigâr tek bileziğini ki bunu kızının çeyizinden çıkarmıştır, satmak suretiyle tehlikenin önünü bir ölçüde almaya çalışmıştır. Kanaatimce tehlikeyi bu şekilde tamamıyla savması mümkün değil.’
Ne zaman bu olaydan bahsedilse duygulanan Kerem, sözün devamını getirmedi. Müdür kaldığı yerden devam etti:
‘Okul aile birliğinden kızımızın kayıt ve yerleşme sürecinde yapacağı harcamaları karşılamasını bekliyoruz. Biz kendi bünyemizde bir yardım kampanyası başlatacağız elbette. Kendi aramızda yani… Öğretmenlerimizin ellerinden geleni yapacağına ben inanıyorum. Sizden de kendi özverinizle bir yardım toplamanızı bekliyoruz. Ve en kısa zamanda kızımızın evine gidip, ailenin gözünün önünde borçlarını ödemeleri için annesine teslim etmek istiyorum. Annesinin şiddet gördüğünü biliyoruz. Onun için de ilçe emniyette görev yapan bir emniyet amiri velimizi de yanımıza almayı düşünüyorum.’
Genelde bu tür yardım kampanyalarına pek sıcak bakmayan Hilmi, bu seferki tablodan epey bir etkilenmişe benziyordu. Onun için hiç tereddüt etmeden kabul etti. Hem de bu iş için fazlasıyla gayret sarf edeceğini altını çizerek ifade etti. Yüz ifadesinden bunda gayet ciddi ve samimi olduğu açıkça belli oluyordu. Bu durum Kerem Bey’i ve müdürü rahatlatırken, Rukiye’yi sevindirmişti.




Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6171
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3442
4 Hasan Tabak 3315
5 Nermin Gömleksizoğlu 3014
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2477
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:569 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com