Romanlar

Karganın Yolculuğu (Fragman 6)
Okunma: 90
Karga Kara - Mesaj Gönder


Sabaha kadar uyku tutmadı. Gün ışıyana kadar öylece uzanarak oturdum yatağımda. Güneş doğarken kalkıp dışarı baktım pencereden. Sokağın karşısındaki apartmanın bir iki penceresinde ışıklar yandı. İşe gitmek için erken kalkanlardı bunlar büyük ihtimalle. Binalardan güneşin doğuşunu göremesem de zayıf ışıklarından doğmakta olduğunu fark ediyordum. Nice zamandır sabahlara kadar böyle oturmamış, güneşin doğuşunda ayakta olmamıştım.

Tekrar yatağa uzandım ve biraz sonra uykuya dalmışım.

Uyandığımda işe bir saat gecikmiştim. Birkaç gün önce olsa bunu dert edebilirdim ama şimdi işe gidip gitmemek konusunda bile tereddüt içindeydim.

Evde oturmaktansa işe gitmeye karar verdim. Kitapların arasında olmak iyi bile hissettirebilirdi. Sonra yavaş yavaş giyindim ve çıktım evden.

Bir buçuk saatlik bir gecikmeyle şehir kütüphanesine vardım. Merdivenleri çıkarken müdürle karşılaştım. Tıknaz, tombalak, takım elbiseli, badem bıyıklı, orta yaşlı, hafiften kel bir adamdı. Karşılaşınca toparlak yüzüne olabildiğince ciddi bir ifade takınarak bir şeyler söyleyecek gibi olduysa da umarsız yüz ifadem ve direk bakışlarım karşısında vazgeçip merdivenleri inmeye devam etti. Özelliklerimden biri de buydu bu insanları okuyabildiğim gibi istemediğim bir şey yapmalarını engelleyecek bakışları, ifadeyi bulabiliyordum.

Kütüphaneciydim: Hem de kendini Borges sanan bir kütüphaneci. Tanıdığım bütün kütüphane memurlarından daha çok okuyan bir kütüphaneciydim; iyi bir kütüphaneci kitap okumaz şiarına aykırı biçimde. Severdim işimi. Aslında işimi değil de işimin bana sağladığı imkanları severdim: Ne kadar çok okursam okuyayım bitmeyecek kadar çok kitabın elimin altında olmasını; kitapları kayıt altına alırken bir yandan şunu da bir ara okurum diyebilmeyi ve depoda kimsenin yıllardır açmadığı harika kitapları fark edip çaktırmadan eve götürüp kitaplığıma koymayı… Okudukça okunacak daha ne kadar çok kitap olduğunun farkına varıyordum.

Burada insanlarla pek fazla iletişim kurmam da gerekmezdi. İnsanları sevmediğim söylenemezdi. Okuduğum her şey bir insanın elinden çıkmıştı nihayet. Ama Sabahattin Ali’nin de dediği gibi çevremde romanlarda rastladığım insanların olmaması değil miydi beni biraz da kitap okumaya iten. İşte kütüphaneler de pek az insanın uğradığı yerlerdi bu ülkede. Biraz kalabalıklaşsa kütüphane biraz fazla kişi gelse huzursuzlanmaya başlardım. Hele bir de kitap kabul ve verme kısmındaysam ve insanlar sıraya girmişse önümde daha da huzursuz olur hatta beni kitap okumaktan alıkoyup zamanını çaldıkları için sinirlenirdim bile. Sanki gerçek işim bu değilmiş gibi. Bu ülkedeki kitap okuyanlardan da haz duymazdım beri yandan. Hep belli sebeplerden gelirdi bu okurlar.

Kütüphanenin en sevmediğim yeri çocuk bölümüydü kesinlikle. Hele ebeveynlerin çocuklarını oynamaları için kütüphaneye getirdiği hafta sonları. Buraya çocuklardan çok ebeveynler gelirdi kitap almaya. Çocuklarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için çocuk kitapları alırlardı. Sonra liseliler vardı tabi. Onlar da birçok okur gibi en iyi pazarlanan en berbat kitapları alır giderlerdi. Kimisi milliyetçi olurdu bunların. İçinde bir sürü saçmalık olan şovenist tarih kitaplarını alırlardı ecdadlarıyla övünebilecekleri başka yeni yalanlar bulmak için. Kimileri de dindar olurdu. Dini kitaplar alırlardı ama hakikaten değerli olanları değil. İçi bir dolu ideolojik saçmalıklarla dolu olanlarından. Onlar da tarihçi olurdu az çok ama ecdadları daha geniş olurdu; o dinin bütün mensupları. Solcuları onlara göre severdim. Gerçi onlar da kendi cenahlarının idollerini okurlardı gençlik hevesiyle. Ama bütün bunlardan çok belirli dönemlerde hep aynı kitabı sormaya gelirdi liseliler. O zaman anlardım ki lise öğretmenleri bu kitabı okumalarını istemiş. Bu kitaplar iyi kitaplar olurdu ama eğitim bakanlığınca belirlendiğinden midir nedir hiç değişmezlerdi. Liseli bir genç o kitaplardan birini sordu mu bilirdim ki bu furyanın gerisi gelecek ve gelirdi de. İşte böyle diline düşmesin lise öğretmenlerinin bir kitap bir kuşak için bir daha okunamayacak sıkıcı bir metin haline gelip solar giderdi. Nedeni basitti kimse lisede not almak için zoraki okuduğu bir kitaptan zevk almaz ve ileride de o kitabın kapağını açmazdı. Bundan başka bir moda kitap takipçileri gelirdi bazen. Edebi olarak beş para etmez bestsellerleri okuyup dururlardı. Üniversiteliler yine ders icabı bazı kitaplar için gelirdi. Bazen de sadece okumak için okumaya gelenler olurdu. Bunlar fikrimi sorarlardı bazen: ‘Bana iyi bir polisiye romanı önerebilir misiniz? Şu konuda bir kitap okumak istiyorum sizce hangi kitabı okumalıyım?’ En kötüsü bazıları şöyle sorardı: ‘Bana iyi bir kitap önerebilir misiniz?’

Bir de gerçek okurlar vardı. Bunlar o kadar azdı ki belki bütün kütüphanecilik hayatım boyunca karşılaştığım gerçek okur sayısı bir elin parmağını geçmezdi. İşte son bir aydır buraya dadanan otuzlu yaşlarındaki kızıl saçlı bir kadındı. Her zaman dalgın olurdu sanki uykudan yeni kalkmış gibi. Sadece aradığı kitaba odaklanır beni ya da başkalarını fark etmezdi bile. İlk gelişinde önce rafların arasında yürümüş; rafların neyle ilgili olduklarına bakmış nihayet mitoloji bölümünde karar kılıp kitapların sırtlarına bakmaya başlamıştı. Aradığı bir kitap vardı anlaşılan. Bir süre mitoloji kitaplarının ilk raflarında bakınmış nihayet buradaki kitapları iyice incelemeye başlamıştı. İncecik güzel bir kadındı; kızıl saçları sırtından aşağı süzülüyordu. Neden sonra bana doğru dönmüştü, belli ki aradığı baş harfinin olduğu yerde bulamamıştı. Yanıma geldi ve Yeni Dünya Mitolojisi kitabının olup olmadığını sordu. Bu yıprandığı için kayıttan düşülen ve benim eve götürdüğüm bir kitaptı. Ama ona kitabın bir kullanıcıda olduğunu ve bir hafta içinde burada olacağını söyledim. Yüzünde bir hayal kırıklığıyla teşekkür etti bana ve arkasını dönüp yine aynı rafa yöneldi. O an ona sarılmak geçmişti içimden. Onu kocağıma alıp saçlarını okşamak ve yorgun gözlerine uzun uzun bakmak. Bu his şaşırtmıştı beni. Çünkü hayatımda birkaç kadın olmuştu olmasına ama hiçbirine karşı böyle tuhaf şevkatli bir his duymamıştım. Bir kadınla ne yapılır ki diye düşünür olmuştum kimbilir kaç senedir. Oysa şimdi hiç tanımadığım bir kadına sevgi dolu bir istek hissetmiştim.

Onun o rafta kitapları teker teker eline alıp gözden geçirişini izledim. Neden sonra kitaplardan biriyle geldi ve o kitabı almak istediğini söyledi.

“Mitolojiyle ilgilisiniz galiba”

“Evet” diye cevap verdi kayıtsızlıkla. “Bu aralar.”

Kütüphaneye kaydı yoktu. Kayıt işlemlerini yapmaya koyuldum. Seçtiği bu kitap da bir dünya mitolojisi derlemesiydi. Adı Sevgi’ydi. Sevgi hayatım boyunca en çok eksikliğini çektiğim; en çok inkar ettiğim duygu belki de.

Tam bir hafta sonra elinde kitabıyla yine çıkagelmişti Sevgi. Onu kapıda gördüğüm an benim de bir haftadır onun gelişini beklediğimi anladım. Bu süre boyunca Yeni Dünya Mitolojisi’ni baştan okumuş ve masanın çekmecesine koymuştum.

Masanın önüne geldi ve ‘bu kitabı iade edecektim’ dedi.

“Peki başka bir kitap alacak mısınız?”

“Evet, geçen gelişimde istediğim Yeni Dünya Mitolojisi okurdan geldi mi acaba?”

“Evet” dedim kitabı çekmeceden çıkarırken, “Sizin için saklıyordum onu.”

Ve gülümsedi. İlk defa bana bir memura bakar gibi değil de bir arkadaşa bakar gibi sıcacık baktı. Çok sevinmişti. Bana teşekkür etti.



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3347
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2934
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2593
9 Enes Evci 2468
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3906 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com