Romanlar

Karganın Yolculuğu (Fragman 8)
Okunma: 87
Karga Kara - Mesaj Gönder


Böyle ne kadar kaç yıl, kaç yüzyıl ağaçtan ağaca tüneyerek bilinmez. Sonra bir gün geldi dinmeyen yağmurlar başladı yeryüzünde. Önce insanlar ve hayvanlar bunun uzun süren bir yağmur olduğunu sanıp fazla aldırmadılar. Ama yağmur yeryüzünün her yerinde yağdı, günlerce haftalarca, aylarca yağdı. Hem öyle yağdı ki uçarken bile yüzer gibiydim. Öyle yağdı da ne bulutlar azaldı ne güneş açtı. Bu gördüğüm ilk tufandı.

Yağmurlar ovaları bastı insanlar dağlara çıkmaya başladı. Ne var ki bu da çare olmadı çünkü önce nehirler taştı, sonra yer yarıldı yarıklardan sular fışkırdı. Öyle oldu ki denizler, okyanuslar da taştı. Sular yükseldikçe yükseldi; dağlar bile suyun altında kaldı; yeryüzü ilk zamanlardaki gibi sularla kaplandı. İnsanlar ve toprak hayvanlarından bazıları bir süre yüzdüyseler de eninde sonunda hepsi boğularak öldü. Başka kuşlar bir süre uçabildilerse onlar da bir bir yorulup sulara gömüldüler. Terk ettiğim kadınım ve çocuklarım da her şey gibi tufanda yok olup gitmiş, yaşayan bir ben kalmıştım yağmur damlaları arasında yüzer gibi uçan. Uçsuz bucaksız sular üzerinde kimbilir ne kadar uçtum konacak bir yer bulamadan.

Sonunda yağmurlar dindiyse de konacak bir yer yoktu. Ve böyle sular üzerinde uçmaya devam ettim ben. Sonsuza kadar böyle uçamayacağımı ve yeniden karanlıkla bir olacağımı sanıyordum bir defa daha bilincime varana kadar. Ama yorgunluktan kendimden geçmek üzereyken onu gördüm, Tunkashila’yı; Yaratıcı Gücü. Kutsal çubuğuna ve kocaman çubuk torbasına oturmuş, suların üzerinde yüzüyordu. O benim karşılaştığım ilk Tanrı’ydı. Ondan sonra anlayacaktım, her tufanın ardında bir Tanrı olduğunu.

‘Tunkashila,” dedim ona üzerinde uçarken “Büyükbaba, acele konup, dinlenecek bir yer bulmalıyım,’ demiş. Cevap vermedi. Çaresizdim bir daha konup kestirebileceğim bir yere ihtiyacım vardı. Bir daha istekte bulundum ondan bir yer için. Yine cevap vermedi. O yine cevap vermedi ama benim bir daha istemekten başka yapacak bir şeyim yoktu. Ona konacak bir yer için bir defa daha istekte bulundum. Ancak bu defa yanıt verdi Tunkashila bana: “Artık çubuğu çıkınından çıkarıp, çubuk torbasını açma zamanı geldi.” Anladım ki en az üç kere isteğini tekrarlamazsan, ısrarcı olmazsan karşılık bulamıyordun bu Tanrı’dan.

İçi her cinsten hayvan ve kuşlarla dolu olan çıkın ve çubuk torbasından, uzun zaman su altında yaşayabilecek dört tanesini seçti. Bir şarkı söyleyerek ilk başta dalgıçkuşunu çıkardı torbasından. Dalgıçkuşuna sulara dalıp, gagasında bir parça çamur çıkarmasını buyurdu. Dalgıçkuşu daldı ama eli boş çıkmış sulardan; ‘Daldım ha daldım ama bir türlü dibe ulaşamadım,’ diye dert yandı, “Az kalsın ölüyordum. Su çok fazla derin.”

Yaratıcı Güç ikinci bir şarkı söyleyerek, torbasından su samurunu çıkardı. Aynı şeyi ondan istedi. Besili su samuru derhal dalmış sulara, o güçlü, perdeli ayaklarını kullanarak. Uzun bir zaman geçirmesine rağmen, yüzeye çıktığında onun da eli boştu.

Bunun üzerine üçüncü şarkısını söylerken kunduzu torbasından çıkaran Yaratıcı Güç, ona da aynı buyrukta bulundu. Kunduz o kocaman yassı kuyruğunu kullanarak, bir telaş attı kendini sulara. O diğerlerinden de uzun süre kaldı suyun altında ama sonunda suyun yüzeyine çıktığında, onun da getirdiği hiçbir şey yoktu.

Sonunda Yaratıcı Güç dördüncü şarkısını söyleyerek su kaplumbağasını çıkardı torbasından. Yaratıcı Güç bu defa su kaplumbağasına, “Bu çamuru getirmelisin” dedi. Hayvan derhal daldı suya ve o kadar uzun bir süre kaldı ki suyun altında, diğer üç hayvan telaş içinde, ‘Su kaplumbağası öldü; bir daha asla çıkamayacak yukarı’ diye bağrıştılar.

Bense onların üzerinde uçarken artık yorgunluktan tükenmek üzere idim. Bari tütün çubuğuna konmama izin versin diye Tunkashila’ya yalvarıp duruyordum o ise hiç oralı olmuyordu bu sefer, çünkü tütün çubuğu ikimizi taşıyamayacak kadar küçüktü. Son ümidim olan su kaplumbağası da boğulup giderse benim kaderim de aynı olacaktı. Ama neden sonra su kaplumbağası göründü suyun üzerinde: “Yanımda bir parça toprak getirdim!” Gerçekten de ayakları, pençeleri ve hatta üst ve alt kabuklarının arası bile çamurla doluydu.

Kaplumbağanın ayaklarından ve yanlarından kepçe kepçe çamur çıkartan Yaratıcı Güç, şarkılar söylemeye başladı. Bir yandan şarkı söylerken bir yandan da elindeki çamura şekil veriyordu. Sonunda şekillendirdiği toprağı suyun yüzeyine serpiştirerek bir kara parçası yarattı. Dördüncü şarkısını bitirdiğinde, hem kendisi, hem de benim için yeteri kadar büyük bir kara parçası oluşmuştu.

Sonunda Yaratıcı Güç “Hadi gel aşağı da, dinlen biraz” diye seslenince belki günler belki aylar sonra ilk defa tekrar konabildim yeryüzüne.

Sonra Yaratıcı Güç torbasından iki tane uzun kanat tüyü çıkardı. Bu tüyleri kara parçası üzerinde salladı ve toprak her şeyi kaplayana dek bunu sürdürdü. Çok geçmeden bütün suların yerini karalar almıştı. Yaratıcı Güç, “Karasal oluşumların olmadığı su yığınları bir işe yaramadığı gibi, suların olmadığı bir yerde de karalar bir işe yaramaz” dedi. Sonra tufanda hem katlettiği ve hem de yaşasınlar diye çıkınında olan ama henüz can bulmamış yeni yaratıklar adına hüzünlenen tanrı gözyaşlarına boğulunca, okyanuslar, ırmaklar ve göller oluştu yeryüzünde. ‘”Hah, bak işte böylesi daha iyi” dedi sonunda.

Yaratıcı Güç tütün çubuğu torbasından her türden hayvanlar, kuşlar ve bitkiler çıkardı ve bunları yeryüzüne serpiştirdi. Sonra tepinmeye başladı. O böyle tepinerek yeri titrettikçe serpiştirdiği yaratıklar canlandılar birer birer.

Yaratıcı Güç bundan sonra topraktan erkek ve kadını yarattı. Kırmızı, beyaz, siyah ve sarı toprak kullanarak, başlangıç olarak gerektiği kadar çok insan yarattı. Bir daha dans eder gibi tepindiğinde bütün bu insanlar da canlandı, her biri yapıldığı toprağın rengini alarak. Yaratıcı Güç bunların hepsine zeka ve konuşma yeteneği bahşetti ve ait oldukları kabileleri anlattı.

Yaratıcı Güç onlara, “Benden önceki dünya kötüydü; üzerinde yaşayan yaratıklar kötüydü. Bu yüzden onu yakıp yıktım. Bana bakın, artık büyük su baskınları olmayacağı anlamında gökkuşağını yarattım. Her gökkuşağı gördüğünüzde, yağmurun sona erdiğini anlayacaksınız. Eh artık insan gibi davranmayı, aranızda ve ister iki ayaklı, ister dört ayaklı, ister çok ayaklı olsun, ister sinek, ister bacaksız olsun, isterse evrenin bütün bitkileri olsun, diğer canlılarla birlikte barış içinde yaşamayı öğrendiyseniz, hiçbir sorun yok. Ama bu şirin dünyayı gene boka çevirecek olursanız, inanın bu dünyayı da başınıza yıkarım, ona göre. Siz bilirsiniz artık” dedi. Sonra onlara tütün çubuğu verdi ve “Alın bu yaşam sembolünüz olsun,’ dedi. Bu dünya suların ta derinliklerinden onun çıkarmış olduğu çamurdan yapıldığı için, bu ülkeye ‘Su Kaplumbağası Kıtası’ adını taktı.

Sonunda Büyük Yaratıcı Güç, ‘Bakarsın bir gün gelir, başka bir dünya yaratırım,’ dedi ve gökyüzüne karanlığa uçarak gözden kayboldu.



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6202
2 Firari Fırtına 4265
3 Mustafa Ermişcan 3483
4 Hasan Tabak 3347
5 Nermin Gömleksizoğlu 3041
6 Uğur Kesim 2934
7 Sibel Kaya 2766
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2593
9 Enes Evci 2468
10 E.J.D.E.R *tY 2226

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3864 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com