Romanlar

Karganın Yolculuğu (Fragman 14)
Okunma: 65
Karga Kara - Mesaj Gönder


İnsanlarla ilişkilerim sırasında dönüşümün doğasının bambaşka bir tarzının da sırrına ermiştim: ölmek ve yeniden dirilmek.

Gecelerden bir gece karanlığın ve hiçliğin cazibesine kapılmış gökyüzüne uçmaya başlamıştım. Hatırlamıyorum neden hiçliğin sonu var mı bilmek ister gibi karanlığa dalmış, kendi karalığımla karanlıkta kaybolmuştum. Hatırladığım zaman mefhumunu kaybedinceye kadar uçtuğum. Hiçbir şeyi kendimi dahi görmeden belki günler belki yıllar belki yüzyıllar yani zamansızlıkta uçarken önce bedenimi sonra sesimi ve nihayet bilincimi unutuncaya kadar uçmuş, nihayet uçmaktan da çıkıp düşmeye başlamıştım yukarı. Ölmüştüm.

İçinden çıktığım hiçliğe karışıp ne kadar zaman ölü ve bedensiz kadım kim bilir. Ama bir gece insan torunlarımdan birinin bedeninde ezeli tarihimi hatırlayıp yeniden kendi bilincime kavuştum bir gece.

Fakat bütün dönüşümlerin bir başka yanı da dönüştüğünüz şeylerin etkisi altında kalmaktı. Mesela insan bedenine sahip olmak bir bakıma güzeldi, çünkü Karga bedenimle yapamadığım pek çok şeyi yapabiliyordum insan bedeninde. En önemlisi söze sahip olabilmekti. Söze sahip olan ve onu kullanabilen her şeyi etkileyebiliyordu. Beri yandan sözcüklerin laneti karga iken farkına varmadığım pek çok melun düşüncenin de anahtarı olmalarıydı. Bu yüzdendi ki insan bedenindeyken akıl öyle konuşuyor öyle sözlere sürüklüyordu ki kişiyi, kişi kendi farkına bile varmadan yalnızca bir insanın hayal edebileceği eylemlerin içinde bulabiliyordu kendini. Hayvanların sahip olmadığı kelimeler insan zihninde öyle biçimlerde bir araya gelip öyle düşünceler oluşturuyordu ki akılda kendi sözlerinin esiri olabiliyordu insan.

Mesela karga bedenimin asla duymadığı kıskançlık acısını da insan bedeninde tatmıştım. Hem de bir insana göre oldukça ihtiyar bir yaşta. İlk insan ömrümde torunlarımın soyundan gelen bir kabilenin içinde gelmiştim dünyaya. Adımı Akıllı Karga koymuştu ilk anne babam. Gençliğim boyunca kabilenin en iyi avcısı, en gözde erkeği ve en şöhretli üyesi olmuştum. Sonraları ise kabilede sözü geçen bir şaman sayılmıştım. Ne var ki yaşlandıkça gözden düşmeye başlamıştım. İnsan bedeninde doğmadan önce hiç tatmadığım ihtiyarlık ve onun getirdikleri beni içten içe kemirmiş, huysuz biri yapmıştı. Oysa Plain Feather adında bir avcının şöhreti günden güne artıyordu. En az benim gençliğimdeki kadar şöhret sahibi genç bir adamdı bu. Ben gözden düşerken onun iyi avcılığıyla, cesareti ve gençliğiyle kabilede ön plana çıkışı kıskandırmıştı beni.

Halbuki biliyordum o da benim soyumdandı, benim kanımı taşıyan bir karga soylu olarak onunla gurur duymam gerekiyordu. Ne var ki insan bedeninde olmak ve onun çürüyüşüyle ruhun çürüyüşünü de beraberinde getiriyor, beni karga doğamdan uzaklaştırıp öyle ya da böyle yozlaştırıp kötücül hale getiriyordu.

Ne zaman ava çıksa bütün kabileye yetecek kadar hayvan avlardı ne çok fazla ne az. Sezmiştim ki gençliğimde benim kulağıma fısıldayan Koruyucu Ruh artık onun kulağına fısıldıyordu. Çünkü ben ava çıkacak kadar genç iken bana da asla gereğinden fazla hayvan avlamamam için söz verdirmiş ve sözünü tuttuğum sürece tıpkı Plain Feather gibi benim de yeterince avlanmamı sağlamış; bu sayede ben de hiçbir avımdan eli boş dönmemiştim. İhtiyarlayıp ava çıkamaz olunca bana vizyonlar gösterip kabilenin şamanı olmamı sağlayan da Koruyucu Ruh’tu. Ama şimdi av zamanında cesur ve iyi savaşçı yanında olan Koruyucu Ruh bana vizyon da vermez olmuştu. Artık vizyonlar göremediğimden olmayan vizyonlar anlatıp halkı kandırır olmuştum gerçek bir şaman bile olmadığım bilinmesin diye. Ama seziyordum ki içten içe kabilem de anlıyordu bende bir şeylerin değiştiğini; fark ediyorlardı düşleri olan bilge bir kişi ayaklarına yattığımı. Ne kadar dualar etsem de artık vizyon vermiyordu bana Koruyucu Ruh.

Sonunda ben de Plain Feather’i genç avcıyı koruyucu ruhunun sözünden saptırmaya karar verdim. Henüz şamanlık ünüm tamamen elimden gitmeden Koruyucu Ruh’la aralarını bozmalıydım ki belki böylece Koruyucu Ruh tekrar bana dönsün.

Uydurduğum düşlerinden birinde güya Büyük ruh bana, gelecek kışın pek çetin, uzun olacağını söylemişti; görülmediği kadar kar yağacaktı.
Kabilemdeki insanlara, “Öldürebildiğiniz kadar hayvan öldürün,” diyordum “Bu çetin kış için et depolamak zorundayız.”

İnsanlar arasında korku çabuk yayılır hele de bilinmeze karşı korku çok daha hızlı yayılır ve gelecek kış da onlar için bir bilinmeyendi. Sonuçta eskisi kadar gözde bir şaman olmasam da yaydığım korku dolu kehanet kabile üzerinde şüphe uyandırmaya başlamıştı. Smart Crow’un eski vizyonları doğru çıkmıştı, belki bu da doğru çıkar diye düşünmeye başlamışlardı.
İlk başlarda Plain Feather onlara katılmamaktaydı ama ben durmadan kulağına, “Büyük Ruh bana çok çetin bir kış olacağını söyledi. Büyük Ruh et depolamamız gerektiğini söyledi,” diye fısıldayıp duruyordum.

Sonunda bütün kabile gibi onu da bu felaket senaryosuna inandırmayı başardım ve bir gün bütün kış boyunca kabileye yetecek kadar hayvan avlamak niyetiyle yanına arkadaşlarını da alarak yola koyuldu.

Bir bizon sürüsünün hepsini avlayıp köy meydanına yığacaklarına emindim. Sonunda Koruyucu Ruh’un yine benim yanımda olacağına emindim. Bu umudum bir hafta kadar sonra Plain Feather ve diğer arkadaşları tek bir hayvan avlamadan geri dönüp hiçbir şey söylemeden çadırlarına çekilinceye kadar sürdü. Ben çadırımın önünde neden elleri boş geldiğini sormak için dururken yüzüme bile bakmamışlardı. İşte ancak o zaman ne büyük bir hata yaptığımı anlamıştım ki o günün gecesi Büyük Ruh son defa bir vizyonda bana Bizon kılığında göründü. Çadırımda burnundan soluyan kocaman beyaz bir Bizonla baş başa kaldığımda korkunun ne demek olduğunu da anlayacaktım. Kocaman kafası burnumun dibindeydi ve bana “Neden durmaksızın dualarınla beni çağırıp durdun? İhtiyar, kibirli, kıskanç ve kötü bir Karga’ya görünmek zorunda mıyım!” dedi. Böyle dedi ve geldiği gibi gitti. Böylece Karga bedenimde hiç yaşamadığım utanç, suçluluk ve pişmanlıkla da insan bedeninde tanışmış oldum.

Bunları o kadar yoğun hissettim ki ihtiyar insan bedenim kaldıramadı bu kadar kahrı ve ben o gece bir karga olarak terk ettim insan bedenimi. Uzağa çok uzağa yeryüzünde beni kimselerin tanımayacağı suyun öte yakasına uçmaya başladım. Suyun öte yakası var mıydı onu da bilmiyordum. Engin sular üzerinde uçtum uçtum. Beni kimseler görmesin diye göğün karanlıklarına gizlenerek uçtum ki beni kimseler görmesin derken gökyüzünde bir başka Tanrı’yla karşılaştım. Göğün üçüncü katında yaşayan Ulu-Toyon’du o.



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:700 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com