Romanlar

Karganın Yolculuğu (Fragman 16)
Okunma: 50
Karga Kara - Mesaj Gönder


Ömürler boyu zamanlarım burada bozkırlarda geçiyordu ki Nama adında meşhur bir şaman oğulları Sozun-uul, Sar-uul ve Balıksa’ya bir dağ tepesinde devasa bir gemi inşa ettirmeye başlayınca yeni bir sonun, yeni bir başlangıcın yani başka bir tufanın gelmekte olduğunu anlamıştım. Kör bir adam olan Nama, oğullarına geminin biçimi ve boyu üzerine direktifler veriyor; geminin mutlaka sınanmış sandal ağacından olmasını istiyordu. Bu işin arkasında yine Tanrı ya da Tanrılar olmalıydı mutlaka. Dağın tepesindeki geminin inşası sona erdiğinde Nama oğullarına geminin köşelerine ve duvarlarına her biri, sekiz kulaç boyunda halat asmalarını söyledi. Bunu da yükselecek suların boyunu ölçmek için yaptığını anlamak zor değildi benim için ki nitekim gemi hazır olduktan sonra çok sürmeden yeryüzünü sis kaplamış; karanlık basmış ve yerin altından sular fışkırmaya; bitimsiz yağmurlar yağmaya başlamıştı. Kimbilir hangi Tanrı yeni bir dünya kuruyordu. Yine yeryüzü hızla selin altında kalmaktaydı. Yağmur yağdıkça yağıyor; dereler taşıyor karaların suları denizle birleşiyordu. İnsanlar ve hayvanlar umutsuzca yükseklere dağlara kaçıyorlardı. Yalnızca şanslı olanlar ise benim bir zamanlar Garuda’yla karşılaştığım bu zirveye, Nama’nın ulaşabiliyordu. İşte burada olanların hepsini gemiye aldı Nama. Nihayet sular Nama’nın gemisine kadar varmış ve yerle göğün birleştiği bu dağdaki gemi bile yüzmeye başlamıştı. Bir hafta sürdü sürmedi gemiyi yere bağlayan halatlar da koptu. Yedi gün daha geçince Nama, en büyük oğluna geminin penceresini açıp çevreye bakmasını emretti. Sozun-uul her tarafa baktı ve dedi ki ‘her şey suya gömülmüş, sadece dağların zirveleri görünmektedir’. Daha sonra babası tarafından tekrar etrafa bakması söylenince şöyle dedi: ‘şimdi hiçbir şey görünmüyor, sadece gökyüzü ve su.’ Sonunda gemi birbirine bitişik olan sekiz dağın tepesinde durdu. Bu sefer Nama, pencereyi açtı ve beni etrafta inecek kara olup olmadığına bakmam için gönderdi. Evet, geminin oturduğu dağın zirvelerinden sular çekilmişti ve çekilirken ardında bir sürü ceset bırakmıştı. Nama belki de hemen geri dönmemi umuyordu, oysa ben o geminin içinde haftalarca kalmaktan sıkılmıştım ve dediğim gibi çok fazla ceset, yani çok fazla lezzetli göz vardı etrafta. Neden sonra bir güvercin uçarak yanımdan geçti. Anlaşılan Nama benden sonra onu salmıştı haberci olarak. Sonra Nama ve diğerleri geldiler. Gemiden inmişlerdi. Nama bana hemen geri dönmediğim için çok öfkeliydi ve beni “şimdi yaptığını dünyanın sonuna kadar yapmaya devam et!” diyerek lanetledi. İçimden güldüm bu ilenmeye. Evet, dünyanın sonuna kadar bunu yapacaktım ki ben birkaç dünyanın sonunu görmüştüm sevgili Nama.

Daha sonra da pek çok Nama görecektim. Hepsi seçilmiş olmanın kibirine kapılacaktı. İnsanlar Tanrıları hiçbir zaman benim gibi bütün çıplaklığı içinde göremeyeceklerdi; onların keyfiliklerini fark edemeyecekler; belki de gereğinden fazla yücelttikleri Tanrılarında kendi zaaflarına vurulacaklardı. Bu yüzden de hep hileli anlaşmaların altına imza atan peygamberlerinin peşinde yeni tufanlara sürükleneceklerdi.

Sel suları karadan tekrar çekildikten ve dünya asırlar sonra tekrar eski haline döndükten bilmem kaç ömür sonra batıya doğru ilerlemiştim. Ya da belki ben ilerlememiştim de yavaş yavaş hayatım oraya doğru akmıştı. Nihayet kendimi Fırat nehrinin kıyısında‘Tanrıların doluştuğu’ Şurrupak kentinde bulmuştum. İşte burada da Upanapişti diye zengin bir adam durduk yere tuttuğu ustalara evlerini yıkıp bu evlerin yapımından kullanılmış sedir ağaçlarından kocaman, görülmemiş, tuhaf bir gemi yaptırmaya başlayınca tufan çanlarının yeniden çalmaya başladığını anlayacaktım. Anlamıştım ki ne zaman yeni Tanrılar hiçlikten sökün etse Tanrıların izini silmek için beraberinde bir tufanla gelip eski yeryüzünü silip süpürüyor ve yeni bir Tanrıya kadar yeryüzü rahat ediyordu ki işte hiçlik yeni Tanrılar doğurmuştu.

Halkının gözünde bir meczup olan Upanapişti’nin yaptırdığı gemi de oldukça tuhaftı. Ancak Tanrıların direktifleriyle yapılabilecek kadar tuhaftı. Bu bir gemiden çok her tarafı kapalı kocaman ağaçtan devasa bir küp gibiydi. Nihayet geminin yapımı bittikten sonra Upanapişti hayvanlarını, ailesini, hane halkını gemiye bindirdi. Sonra ben dahil çevredeki yabani hayvanları ve gemiyi yapan teknisyenleri de gemiye aldı.
Ve seher vakti geldiğinde alacakaranlıkta gökten küçük ekmekler ve buğday yağmaya başladı. Gökyüzü korkutucuydu.

Upanapişti aceleyle ambara indi ve ambarın kapısını sımısıkı kapatmadan önce bir tek ustayı, Kayıkçı Puzur Amurru’yu dışarıya çıkardı. Ona geride bırakacağı sarayı her şeyiyle ona hediye ettiğini söyledi. Bunu neden yaptığını anlayamadım. Çünkü Puzur Amurru teknenin su geçirmez olmasını sağlayan en önemli ustaydı ve Upanapişti onu neden saçma bir saray vaadiyle geride bırakıyordu. Belki Tanrı Amurru’yu sevmiyordu – çünkü Puzur Amurru o dilde Amurru’nun koruduğu anlamına gelirdi- belki de bu geminin yapılış sırrının da Puzur Amurru’yla beraber sular altında yok olup gitmesini istiyordu –Amurru’nun koruduğu aynı zamanda ‘sır’ anlamına gelirdi çünkü. Öyle ya da böyle Puzzu Amurru’yu saray vaadiyle kandırıp gemiden çıkardıktan sonra ambarın kapılarını sımsıkı kapattı Upanapişti.

Tanyeri ağardığında ufuktan kapkara bir bulut yükseldi. Yağmurların ve fırtınaların Tanrısı Adad gürlemeye başladı kara bulutun içinden. Haberci ikiz şimşek Tanrıları Şullat ve Haniş ise bulutun önü sıra dere tepe aşarak geliyorlardı şehre doğru. Tanrı Ninurta gökyüzünü açmış, Tanrı Nergal ise gökyüzünün bütün sularını yeryüzüne döküyordu. Bir yandan da cehennem Tanrıları Annunakiler ise meşaleleriyle bütün ülkeyi tutuşturup yakmaya başlamışlardı. Adad’ın ölüm sessizliği gökyüzünü kaplamış her şey karanlıklar altında kalmıştı. Ve Tanrılar bir çömlek gibi paramparça ettiler ülkeyi.

İlk gün kudurmuş gibi esti fırtına ve Tanrıların devasa kolları Lanet’i insanların tepesine indirdiler ki göz gözü görmez oldu, kalabalıklar sular altında yitip gitti. Tufan öyle dehşetliydi ki yeryüzündeki bazı Tanrılar bile tapınaklarını terk edip Anu’nun göğüne sığınmışlar; orada yere çömelmiş köpekler gibi tortop olup birbirlerine sokulmuşlardı.
Tanrılar vahşetleriyle olduğu kadar pişmanlıklarıyla da ünlüdürler ki doğuran bir kadın gibi inliyordu insanların yaratıcılarından biri olan güzel sesli Belit-ili: “Ah! Tanrılar meclisine bu felaketi buyurduğum o gün balçığa dönüştürülmüş olsaydı. Nasıl oldu da bu katliama karar verebildim insanları yok etmek için. Getirmez olaydım dünyaya insanlarımı denizi balıklar gibi doldursunlar diye.”

En yüce Tanrılar da onunla beraber sızlanıyorlardı. Hepsi timsah gözyaşları döküyorlardı. Ama görebiliyordum ki üzülmelerinin tek sebebi insanların ölümü değildi. Tufan sırasında onlar da aç kalmış; susuzluktan dudakları kurumuştu. Bitkinleşmişler kendi yarattıkları tufanın kontrolünü kaybettikleri için kaygıya kapılmışlardı.

Boralar, şiddetli yağmurlar velhasılı Tufan altı gün ve yedi gece boyunca yeryüzünü kasıp kavurdu. Yedinci günün ağardığında durdu Fırtına, Tufan ve katliam. Dünya sessizliğe bürünmüştü. Suların yüzeyi balçığa dönüşmüş insan cesetleriyle kaplanmıştı.

Upanapişti bir hava deliği açınca serin bir esinti çarptı yüzlerimize. Upanapişti siz çöküp sessizce ağlamaya başladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Sonra ufka baktı. Yüz metre kadar ileride kara görünüyordu. Ülkenin en büyük dağı Nissir’in doruklarıydı bu. Gemi dağa oturmuştu. Altı gün boyunca gemiyi yolundan alıkoyacaktı Nissir dağı. Yedinci gün bir güvercin saldı Upanapişti. Güvercin konacak bir yer bulamayıp geri döndü bir süre sonra. Sonra bir kırlangıç saldı Upanapişti. Bir süre sonra kırlangıç da geri döndü. Sonunda beni saldı Upanapişti. Ben çıktığımda sular çekilmişti; yer insan cesetleri ve hayvan leşleriyle kaplıydı ki ben de en az Tanrılar kadar açtım. Balıklardan arta kalan gözleri yemeye koyuldum. Bu sırada kara olduğunu anlayabilsin diye gaklayarak haber verdim Upanapişti’ye. Neyse Nama kadar anlayışsız değildi Upanapişti ve beni lanetlemeden gemiden çıkmanın zamanının geldiğini anladı.

Tufandan sonra dünya yeniden eski haline gelecekti. 



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6172
2 Firari Fırtına 4240
3 Mustafa Ermişcan 3443
4 Hasan Tabak 3316
5 Nermin Gömleksizoğlu 3015
6 Uğur Kesim 2914
7 Sibel Kaya 2742
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2480
9 Enes Evci 2441
10 E.J.D.E.R *tY 2218

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:607 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com