Romanlar

Karganın Yolculuğu (Fragman 22)
Okunma: 18
Karga Kara - Mesaj Gönder


İnsan hiçbir şeydi. Başka varlıkların kendini dile getirebilmek için kullandıkları bir değişim yeri. Totem denen varlıklara mesken olan bedenlerdi sadece. Bir varlığa mesken olmayan insan ise ne o ne bu oluyordu yani hiçbir şey.

İşte bunu ilk anlayanlardan biri Ezop adındaki o köleydi. Fabl yazmıştı bu yüzden değişmez varlıkları kullanmıştı fikirlerini anlatmak için. Çünkü biliyordu insan ruhunun hayvanların hepsini barındırdığını yani aslında hiçbirini barındırmadığını. Çünkü her şey hiçbir şey demektir; her şeyden biraz hiçbir şeyden tamamen demektir. Bunun farkındaydı o bilge köle de.

Ezop masalarından pek çoğunda beni de anmıştı. Ne var ki bütün bilgeliğine rağmen o da beni kısmen anlamıştı. Onlarca masalında beni dile getirirken bazen ruhumu okumuş bazen de bana dair söylentilere takılıp kalmıştı.

Ama bu dünyaya masallarıyla bir şeyler söyleyen bilgelerden biriydi ve onu dinlemek için şölenlerde bulunanlardan biri olmak hep hoşuma gitmişti.

Bir masalında korkak bir askere ölümünü anımsatıyor bir başkasında sürüsünden ayrılıp aramıza katılan alakargayı kovanlardan oluyordum. Ama bir masalında ağzımdaki eti Tilkiye kaptıran bir ahmak olarak benden bahsedince elimdeki şarap maşrapasını yüzüne fırlatasım gelmişti de kendimi zor tutmuştum. Nankörlüğün sonunu anlattığı bir maslında da Apollon’a olan adağımı yerine getirmediğim için Hermes tarafından azarlandığımı anlatınca köşede içten içe gülmüştüm. Bilge Ezop benim Apollon olduğmu nereden bilsindi. Başka bir şölende de “Kimi insan vardır, bir yerde gizli altın buldum diye sevinir, o yüzden başına gelecek belayı düşünmez” deyip benim açlıktan çöreklenmiş bir yılana saldırıp yılan tarafından sokuluşumu anlatmıştı. Güya öleceğimi anlayınca "Güzel av avlamışım doğrusu!” diyordum bu masalda “Ben karnımı doyursun diyordum, o benim canımı aldı!" Halbuki asla çöreklenmiş bir yılana saldıracak kadar aptal olmamıştım. Ezop benim Tanrılara saygısızlığımdan da dem vurmuştu bir keresinde. Hikayede meğer bir gün hasta düşmüş de annemden Tanrılara dua etmesini istemiştim. Annem de bana "A oğul, hangi tanrıya dua edeyim? Sen etini aşırmadık tanrı mı bıraktın?" diye cevap vermişti. Oysa benim hiç annem olmamıştı; anne diyebileceğim şeyler olsa olsa hiçlik ve karanlıktı ki onlardan dilek dilenmezdi. Ama Tanrılardan et değilse de ışığı çalmışlığım vardı ki bugün altında olduğumuz güneş o zamanlardan kalmıştı.

Ne ki Ezop’un hakkımda söylediği doğru şeylerden biri benim ne herhangi bir kuş ne alakarga ne de saksağan olmadığımdı; ben hepsinden farklı has be has kargaydım, daha doğrusu kara karga, kuzgun. Diğerleri bana ancak öykünebilirlerdi. Fakat Ezop aslında döneminin insanın aklında olan imgemi kullanmıştı masallarında ki insanlar için hem geleceğin habercisi hem de gelecekteki kötülükler konusunda onları uyarmaya çalıştığım ve insanlar bazen bunu anlayabildiği için uğursuz sayılan bir kuştum. İnsanlar bu yüzden başka hiçbir kuşun veya alakargayla saksağanın değil benim uçuşumdan bir anlam çıkarmaya çalışırlardı. Beri yandan bazı insanlar buna inanmazdı çünkü kör bir karga varsa karga nasıl geleceği bilip de kendini kör olmaktan kurtaramazdı. Oysa böyle düşünenlerin bilmediği bazı olacaklara ne Tanrıların ne de başka varlıkların engele olamayacağıydı. Kader denen şey de önlenemez gelecekten başka bir şey değildi zaten.

Ezop bir masalında da benim bir eşeğin yarasını gagaladığımı resmetmişti ki ne yalan söyleyim aç olduğum vakit kolay yiyebileceğim derisiz bir yaraya da hayır demediğim vaki olmuştu bu acımasız dünyada.

Ezop tanıdığı dikkate değer insanlardandı kesinlikle ve onun masasında bilgece masallarını dinlemekten hep keyif aldım. Çünkü bilge esir Ezop çok önemli bir şeyi fark etmişti. Gerçek varlıkları. İnsanların hayvan dediği biz varlıklar simgelediğimiz şeyler sayesinde sonsuz varlıklardık. İnsanlar ise sadece bizim birer dönüşümümüz olduklarında; bizler onlara dönüştüğümüzde bizlerden birini simgelediklerinde gerçekten bir şey olabilirlerdi. Bu yüzden çoğu insan sadece isimsiz birer kabuk olarak ölüp gidiyordu.

Ama dönüşümlerin asıl doğasını anlayan bilge ondan yüzyıllar sonra yaşayacak olan Ovidius olacaktı.

Ovidius, babasının kötü oğluydu. Babası hukuk okumasını isterken; o bir kanunsuz daha da kötüsü bir şair olmuştu. Ama sadece bir şair değildi Ovid, dünyanın sırrını, Metamorfozlarını şiirinde bulan şairdi. Her şeyin doğumunun ve dünyanın asıl ilkesinin değişim ve dönüşüm olduğunu sezen bir bilgeydi de. Babasına da imparatora da yaranamayan şair sonunda sürgüne gönderildi. 



Karga Kara



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6182
2 Firari Fırtına 4249
3 Mustafa Ermişcan 3463
4 Hasan Tabak 3328
5 Nermin Gömleksizoğlu 3025
6 Uğur Kesim 2921
7 Sibel Kaya 2750
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2515
9 Enes Evci 2451
10 E.J.D.E.R *tY 2220

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1455 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com